Konu:Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Yasama Yılı:5
Birleşim:43
Tarih:15/01/2015


Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sıra sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Konuya geçmeden önce, dün Cizre'de polis tarafından başından vurularak katledilen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan'ın faillerinin derhâl bulunmasını talep ediyoruz. Ailesine başsağlığı diliyorum ve kendisine Allah rahmet eylesin.

Bundan iki yıl önce 9 Ocakta Paris'te katledilen 3 can, 3 özgürlük çiçeği Leyla, Sakine, Fidan'ı saygıyla anıyorum ve onlara Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum. Bu 3 Kürt kadının şahsında bütün Kürtlere "Ey Kürtler, siz nerede olursanız olun özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, kardeşlikten, insanlıktan, barıştan söz ederseniz size yaşam hakkını tanımayız..." Evet, ne yazık ki iki yıldan beri failleri yakalanmadı, katilleri yargılanmadı, adaletin önüne çıkarılmadı. Neden hâlâ katiller bulunmadı, merak ediyoruz. Acıyla, üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki eğer failleri bulunsaydı bugün Paris'in göbeğinde 17 kişi kesinlikle ölmeyecekti. Başka bir deyişle, bu saldırı sadece Kürt halkına yönelik değildir, Türkiye halklarının eşitliğine, özgürlüğüne, barışa, kardeşliğe duyulan özleme sıkılan kurşundur ve demokrasiyi savunanlara gözdağıdır. Susanlar, iş birlikçiler, suç işleyenler, tetik çekenler hâlen sessizliklerini koruyorlar ya da korunuyorlar. Bu sorumluluğun... Türk ve Fransız istihbaratçılarının marifeti olduğu artık kuşku götürmüyor. Sorunun açığa çıkarılmasını talep ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, Türkiye'de 12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesi ve sonrasında çok acılı günler yaşadığımız bilinmektedir. Türkiye'nin Kürdistan bölgesi 1978'den bu yana, 1987-2000 yılları arasında OHAL'le, bu hâlle, sıkıyönetimle susturulmaya çalışıldı. Neden? Bu temelde baktığımızda ve mayınların tarihini de değerlendirdiğimizde, mayınların döşenme zaman aralığına dikkat çekmek istiyorum. İlk aralığın İkinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasına denk gelmesi, akabinde Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirilecek olan şiddet eksenli devlet politikalarının merkezî konuma geldiği sürece rastlanması manidardır. Bu açıdan, ulusal sorunların demokratik çözüm yerine şiddet ekseninde ele alınması var olan sorunları derinleştirmiş, mayın sorunu da bu durumdan payına düşeni almıştır.

Türkiye'de 1950-1955,1984-1994 yılları arasında toprağa bir milyonun üzerinde mayın döşendi. Yine, aynı dönemde güvenlik gerekçesiyle Kürdistan bölgesinde bulunan güvenlik tesislerinin etrafına da 39 bin mayın döşenmiştir. Mayınlar, savaş koşulları ve sınır güvenliği gerekçe gösterilerek üretilmiş ise de barış dönemlerinde ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü, kurulduğu ve döşendiği yerlerde imha edilmediği sürece yetmiş beş yıl su ve benzeri dış etkilerden etkilenmemektedir. Daha doğrusu, aktif hareket hâlindedir ve bu süreç içerisinde patlaması sonucunda da yine değişik tahribatları yaptığı bilinmektedir.

Tabii ki, bu mayınların patlamasında en çok zarar görenler çocuklardır, yaşlılardır ve diğer canlılardır, burada askerler de vardır. Çünkü, ellerinde herhangi bir harita yok, bir yön yok. Bu açıdan, girdikleri yerlerde de mutlaka basılan toprakta veya bulunan alanlarda bu mayınların patlaması sonucunda insanlar yaşamını yitirmektedir.

Barış hâlindeyken kara mayınlarının öldürdüğü ya da sakatladığı sivil insan sayısı, savaşlarda ölen ya da yaralanan asker sayısından daha fazladır.

1994 yılında köye dönüş yasası çıkarıldı ama zorunlu göçe tabi olan bu insanların büyük bir çoğunluğu köylerine dönemediler çünkü boşaltılmış olan köylerin büyük bölümünün etrafı mayınlarla döşenmişti. Köylerine dönen insanlarımız yaşamlarını mayınlar ve ortalığa saçılmış patlamamış mühimmatlarla sürdürmek durumunda kalmışlardır.

Türkiye'de mayın sorunu, verimli toprakların kullanılmaması, kaçakçılık gibi konuları gündeme getirerek ertelenmek istenmektedir.

Mayınlı arazilerin yıllarca kullanılmaması ve tarıma elverişli olduğu ortadadır. Temizlenen mayınlı arazilerin öncelikle bölgede ikamet eden topraksız çiftçilere ve hak sahiplerine verilmeleri gerekir. Yoksa, yandaşlarına peşkeş çekmek gibi bir niyetleri varsa şimdiden uyarıyoruz.

Türkiye'de hâlâ insanlar mayından ölmekte ya da sakat kalmaktadır. 2012 yılından bu yana, son yirmi altı yılda, Türkiye'de mayın nedeniyle 1.296 kişi öldü, 5.091 kişi ise hâlen yaralı hâlde ve engelli bir durumdadır.

2014 yılı ilk on bir ayında ise 19 kişi kara mayınları nedeniyle yaşamını yitirdi. Türkiye'de mayınlardan ötürü hayatını kaybeden siviller hakkında herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Fakat mayınlarla ilgili bu istatistiklerin bir rakamı değil, bir yaşamı işaret ettiğini vurgulamak istiyorum.

Mayından etkilenmiş bölgelerin yakınlarında kurulacak olan mağdur desteği tesisleri de dâhil olmak üzere rehabilitasyon merkezlerine erişimin geliştirilmesini ve mağdurlara ilişkin olarak kapsamlı ve verimli bir tesisin kurulmasını talep ediyoruz. Bu nedenle, kara mayını nedeniyle engelli olan mayın mağdurlarının hem Uluslararası Engelli Hakları Sözleşmesi hem de Mayın Yasağı Sözleşmesi çerçevesinde hakları verilmelidir. Çözüme yönelik iradesizliğin bizlere getirisi ve götürüsü ise savaş döneminden daha fazla sayıda insanı barış döneminde mayınlar yüzünden kaybettiğimiz gerçeğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ottawa Sözleşmesi gereği Türkiye'nin 1 Mart 2014'e kadar ülke topraklarına döşeli olan mayınları temizlemesi gerekiyorken, mayın temizleme süreci oldukça yavaş işlemektedir. Türkiye -mayın temizlemeyi uzatması- kara mayınlarından askerî ve güvenlik amaçlı faydalanmaya devam etmektedir. Türkiye'nin Suriye sınırında yaşanan mayın vakaları son on yılın en yüksek seviyesine ulaştığı bir gerçektir.

Suriye savaş koşullarında barınamayan insanların sınırı geçerken bir de mayınlı arazilere takıldıkları, mayınlarla mücadele ettikleri bir kader olmamalıdır. Sınır boyunca 1.300 kilometre alanın 1957-1998 yılları arasında 615.419 antipersonel mayını döşendiği söylenmektedir.

Rojava'dan savaştan kaçan insanların bu bölgeye sığındığı tespit edilmiş, kesin sayısı olmamakla birlikte tahminen 2 binin üstünde sivilin bu mayınlı bölgede çaresiz kaldığı İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından tespit edilmiştir. Bu siviller hem araçları hem de hayvanlarıyla burada zorlu bir yaşam mücadelesi vermektedirler. Bazıları hâlen Çanakçı köyünün yakınındaki mayınlı arazide yaşamlarını idame ettirmektedirler. Ayrıca işin ilginç tarafı, mayınlarla ilgili uyarı levhalarının olmaması ayrıca manidardır.

Türkiye'nin, Kobani'den kaçan sığınmacılara ilişkin izlediği politika nedeniyle birçok kişi mayınlardan ötürü sakatlandı ve birçok kişi de yaşamını yitirmiştir. Rojava devrimi başladığından beri, devrimi boğmaya çalışan bölgesel ve küresel güçler, sivil insanlara yönelik katliamlarına devam etmektedirler. Özellikle Türkiye'nin, Rojava devrimine karşı takınmış olduğu hasmane tutum sivillere karşı katliam yapan El Kaide bağlantılı El Nusra ve DAİŞ çetelerine verdiği destek somut bir biçimde görülmektedir.

Kamışlı sınır hattında 18 Kasım 2013 günü özel harekât timleri Nusaybin'in Yeni Yol köyü mevkisinde bulunan mayınlı alanı geçerek İpek Yolu'na gelen 3 Rojavalı yurttaşı askerî zırhlı araçlarla ateş ederek katletmişlerdir.

Sivil insanların bu denli keyfî öldürüldüğü başka bir sınır yoktur. Öldürülen insanların Kürt olmalarından dolayı soruşturma yok, araştırma yok, inceleme yok, mahkeme yok, adalet yok, yok.

Bu şekilde Kürt sorununun çözümüne yönelik gereken barış dili hiçbir etnik ve inanç gurubunu ötekileştirmemelidir. Barış ve demokrasi için gereken ortam sağlanmalıdır. Barışın dili içte ve dışta ötekileştirici olmamalıdır. Türkiye, Orta Doğu'daki politikasının alt emperyal anlayışına son vermelidir. Önüne açılan fırsatları kaçırmamalı, kapsamlı demokratikleşme adımlarını zaman geçmeden atmalıdır.

Görüldüğü gibi son dönemde bölgesel ve uluslararası gelişmeler, AK PARTİ iktidarının üç yıldır sürdürmekte olduğu iç ve dış politikanın ciddi bir fiyaskoyla sonuçlandığı gün gibi açıktır. Bu lejyon ve paramiliter güçlere gereken lojistik kolaylık sağlanmıştır. Bu çetelere yönelik politik yaklaşım Orta Doğu'da fiilen Rojava devrimiyle boşa çıkarılmıştır. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklar, bu vahşete ve şiddete karşı özgür ve demokratik bir mücadele sonucunda bu başarıyı sağlayabilmiştir.

Farklılıkların Rojava kantonlarında eşit, özgür ve çoğulcu, demokratik açıdan temsil edildiği herkes tarafından görülüp takdir edilirken Türkiye başka bir gözle değerlendirmeye çalışmaktadır.

Türkiye'de askerlik yapan hiçbir yurttaşımız kendi can güvenliğinden emin değildir. Askere alınan yurttaşlara askerlik şubelerinde yapılan muayeneler sonucunda beden ve ruh sağlığı elverişlidir." raporu verilmekte ancak askerlik koşullarının yol açtığı psikolojik değişimlerden dolayı olumsuz durumlar yaşanmaktadır.

Son olarak, Ceylanpınar'da Boztepe karakolunda 2 arkadaşını vurduktan sonra intihar eden askerin durumu nedir?

Zorunlu askerlik görevi yapılırken karşılaşılan büyük sorunlardan biri de, özellikle son yıllarda artan şüpheli asker ölümleridir. Son on iki yılda 1.036 askerin şüpheli bir şekilde intihar ettiği açıklanmıştır. 2014 Kasım ayından itibaren 27 şüpheli asker ölüm vakası bulunmaktadır.

Devletin yapması gereken insanları zorla askere almak değildir, halkın taleplerine cevap verip vicdani ret hakkını güvence altına alması gerekmektedir. Hiç kimse iradesinin dışında zorunlu askerliğe tabi tutulmamalıdır.

Yapılan düzenlemede şüpheli asker ölümlerinin avukatlık ücretlerinin Bakanlık tarafından karşılanmasını tabii ki olumlu karşılıyoruz ancak bu yeterli değildir.

Devletin ve Millî Savunma Bakanlığının şüpheli asker ölümleri ve asker intiharlarını önlemek amacıyla ciddi ve kapsamlı bir çalışma yürütmesi gerekmekte ve gerekli bütün çalışmaları en kısa sürede hayata geçirmesi gerekmektedir. Ayrıca, zorunlu askerlik görevi sırasında sakat kalan askerlere ücretsiz sağlık hizmeti, tazminat ve aylık gibi bazı katkılar sunması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki, burada, mayın temizleme konusunda istenilen sekiz yıllık ek sürede kara mayınlarının temizlenmesi için detaylı bir takvim ve program da ortada yoktur. Ellerinde ayrıca bir harita bile söz konusu değildir.

Şimdi, çalışmanın nasıl yapılacağı, hangi tarihlerde, nerede, nasıl, niçin ve ne biçimde gerçekleştirileceği için bir tahmin, ellerinde bir program, bir plan da olmadığı ortadadır.

Türkiye'nin iç kesimlerinde mayın temizleme çalışmaları için herhangi bir takvimleri de bulunmamaktadır çünkü kitapçıkta böyle bir şey yok.

Peki, bu mayınları temizleme işinde daha önce değişik zamanlarda ihaleler yapıldı ama bu ihalelerde sonuca ulaşılmadı. Neden? Çünkü orada, o tarıma elverişli olan arazileri birilerine peşkeş çekmek için mutlaka bir planlama yapılmıştı. Ama bu planlama başarıya ulaşmadı çünkü o dönemlerde bu planlamanın, bu politik yaklaşımın, evdeki hesabın çarşıdakine uymadığı bir gerçektir.

Mayınlı arazilerin bulunduğu yerler de en kısa sürede işaretlenmeli, sivillerin ve canlıların bu alanlara girişinin engellenmesi gerekirken, hem Suriye sınırında hem Irak sınırında hem İran sınırında özellikle Kürtlerin yoğun olduğu bir alanda böyle bir işarete rastlamak mümkün değildir. Oysaki siz kendi vatandaşlarınıza karşı böyle nasıl acımasız davranabiliyorsunuz? Nasıl olur da bu alanları işaretlemeden... Zaman zaman duyuyoruz, "Askerler mayına bastı." ama başka televizyonlarda veya radyolarda yetkililerin verdiği demeç başka bir şekilde ifade edilmektedir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçilmeli, doğruyu söylemek gerekir, objektif olmak gerekir.

Mayınlı arazilerin bulunduğu yerlerde buna benzer alanların temizlenmesi eğer gerekiyorsa öncelikle bu konuda profesyonel olan elemanların alınması gerekir ama görünen odur ki böyle bir çalışma da yok. Çünkü bu mayınlardan dolayı en çok zarar görenlerin başında çocuklar gelmektedir. Dolayısıyla, mayınlı bölgelerde eğitim alanları olan okullarda özellikle öğretmenler bu konuda görevlendirilmeli ve öğretmenler de hem çevreyi aydınlatmalı hem de öğrencileri bu konuda bilinçlendirmelidirler. Böylesi alanlarda dikkatli bir şekilde davranmalarını öneriyoruz.

Bu açıdan değerlendirdiğimizde görünen odur ki, ne askerî sorumluların ne de İçişleri Bakanlığı sorumlularının ya da o çevrede bulunan kişilerin böyle bir amaçları, böyle bir kaygıları da olmadığı gün gibi açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısal sorunlarından birinin de zorunlu askerlik olduğunu defalarca burada dile getirdik. Devletin vatandaşına bu konuda eziyet yapmaması gerekir çünkü devlet vatandaşına sorumludur, vatandaşını korumak zorundadır. Ama görünen odur ki devlet her zaman kendisini korumuştur, vatandaşını hiçbir zaman koruma tedbiri almamıştır.

Bu açıdan, Türkiye de Avrupa Birliği Konseyi üyesi olmasına rağmen vicdani ret konusunda hâlen tereddüt içerisindedir. Bırakın, eğer askere gitmek istemiyorsa insani açıdan ona gereken hukuki hakkı ne ise o hak tanınmalıdır. Zorlayarak askere götürmenin ne faydası vardır? Onun için, bu, askerde psikolojik travmaları yaşayanların çoğunun neden intihar ettiğini hâlen açıklamakta zorlanıyorsunuz. Hâlen bu konuda Savunma Bakanlığının böyle bir, konuyla ilgili bir açıklaması yok. Çünkü neden? Birçok alanda... İşte geçen gün gördük, Nusaybin alanındaki Boztepe köyündeki yapılan bu intihar sonucunda birileri kendine bunu malzeme yapmaya çalıştı ve birçok alandan da basına, diğer kesime başka çeşit lanse edilmeye çalışıldı. Yani burada bazı şeyleri saklamanın bir anlamı yoktur. Çünkü mademki böyle bir yasa çıkarılıyor; bu yasanın vatandaşına, özellikle vatandaşına öncelik tanıması ve vatandaşının rahat yaşayabilmesi için bu konuda yardımcı olması gerekirken engel çıkarmanın da bir faydası yoktur.

Gidin, bakın, doğu ve güneydoğuda, tabiri caizse, her evde bir sakat insan vardır, engelli insan vardır. Neden? Çünkü bir günde bu sınırlar çizilmiştir; sabahleyin kalktığında bir kardeş sınırın öbür tarafında, bir kardeş sınırın bu tarafında kalmıştır. Onun için, gidiş gelişlerinde, döşenen o mayınlar sonucunda birçok insan şu anda engelli durumdadır; ya gözü yok ya ayakları yok ya kolu yok. Yani her yönüyle bir insan vücudunun parçalarının o sınırlarda kaldığını ifade etmek istiyorum.

Bu nedenle, eğer yapılacaksa bu yasayla, bu millî sıfatın "millî mayın temizleme"... Buna "Mayın temizleme kurumu" da denilebilir, illa da bir "millî" katarak mı yapacaksınız? Ben ona anlam veremiyorum. Millî savunma, millî eğitim, millî... Bu mayına da bir "millî" eklenmek isteniyor. Yani artık bu şoven duygularınızdan vazgeçin. Objektif olarak, gerçek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - ...olarak neyi ifade etmek istiyorsanız açık ve net olarak ifade etmekte fayda gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)