Konu:Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri
Yasama Yılı:5
Birleşim:40
Tarih:08/01/2015


Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin başında İstanbul'daki hain saldırıda şehit olan polis memurumuzu rahmetle anıyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. İnşallah bu olaylar sona erer diyorum.

Dünden beri, iki gündür yaşanan ilginç bir olay var: Yakalanan bir terörist var; otopsi masasında, otopside, iki gündür otopsideki kişinin kimliğini tespit edemedik. Bugün, Sayın İçişleri Bakanı lütfettiler "Kimliğini tespit ettik..." Fransa'daki olayda poşularla saldırı yapılıyor, kim oldukları belli değil, dün akşam. Bir baktık ki bugün sabah çarşaf çarşaf kimlerin yaptığı ortaya çıktı ama bizim Sayın İçişleri Bakanımız, kırk sekiz saat sonra, ne olduğu belli olmayan bir kimlik tespiti ortaya koydu. Gerçekten doğru mudur, değil midir, onu merak ediyorum. Önce onu paylaşmak istiyorum.

Onun arkasından -daha önceki konuşmalarımda da söylemiştim- Artvin Cerattepe'de verilmiş olan bir iptal kararı var; tüm Türkiye'ye, tüm Artvin'e, tüm çevre mücadelesine hayırlı uğurlu olsun diyorum, Artvin'e uzanan elleri kıracak olan bir hukuk mücadelesidir. Bu mücadelede emeği olanları kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, milletvekilinin görevi denetim görevidir. Denetim görevinden daha önemli bir görev yoktur. Denetim görevi yapıyorken kendisine atfedilmiş olan bazı görevler vardır, bu görevleri yerine getirebilir. Bunlardan bir tanesi, örneğin yazılı soru sorabilir, sözlü soru sorabilir, Meclis araştırması önergesi verebilir.

Ben aslında konuşmamı başka bir bağlamda yapacaktım ama dün Sayın Meclis Başkanından bana bir yazı geldi değerli arkadaşlar. Meclis Başkanına bir soru sordum. Meclis Başkanına sorduğum soruda, cumhuriyetin bütün değerlerine hakaret eden Kadir Mısıroğlu diye çok değerli bir zat var, bir vatan kahramanı var! Bu, Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret etmeyi kendisine görev addetmiş, küfürler, galiz küfürler yağdıran bir vatandaş bu vatandaş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Meczup, meczup!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Evet, aynen öyle, meczup.

Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının İnternet sitesine girdiğiniz zaman, hiçbir şey olmadan, okullarda öğrenciler rahatlıkla bu meczubun demiş olduğu sözlere erişebiliyorlar değerli arkadaşlarım.

Sayın Nabi Avcı'ya dört tane soru sordum. Şimdi, bu sorular İç Tüzük'ün hangi maddesine aykırıdır sayın milletvekillerinin takdirine sunuyorum. Dedim ki: "Sayın Bakan, Bakanlığınıza bağlı okulların kullandığı akıllı tahtalardaki filtre neden vardır; hangi amaç için kullanılmaktadır, ne gibi videolar engellenmektedir?" Birinci sorum bu. İkinci sorum: "Kadir Mısıroğlu denen şahsın Atatürk ve cumhuriyetin değerlerine hakaret eden videoları Bakanlığınızın filtresine neden takılmamaktadır? Atatürk ve cumhuriyet değerlerine hakaret eden videoya filtre uygulamayan program ve filtre uygulanmakta mıdır?" Üç: "Konuyla ilgili bir inceleme başlatmayı düşünüyor musunuz?" Dört: Atatürk'e ve cumhuriyete hakaret eden bu şahsa ilişkin benzer hakaret içeren videoların kaldırılması yönünde bir direktifiniz olacak mıdır?" diye dört tane soru sordum.

Şimdi, bu değerli Meclis Başkanımız -ki bu Meclis Başkanımıza ben milletvekilliğimin ilk günlerinde resmî yazı yazmıştım çünkü tutuklu milletvekilleri konusundaki vurdumduymaz tavrından dolayı seni Meclis Başkanı olarak tanımıyorum demiştim, ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı- bana bir yazı yazmış değerli arkadaşlarım. Yazıda diyor ki: "Bu yazmış olduğun, sorduğun soruların 2 ile 4'üncü maddeleri İç Tüzük'ün amir hükümlerine uymamaktadır."

Şu Cemil Çiçek'e buradan sesleniyorum: Bu nasıl uymuyor? Yani, bu Kadir Mısıroğlu'na ilişkin sorular yorum soruları değil. "Bunu engelleyecek misin, engellemeyecek misin?" diye sorular soruyorum Bakana, bu, Meclis Başkanından geçmiyor.

Ben, buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına sesleniyorum: Lütfen, görevinizi objektif kurallar içerisinde yapınız Sayın Başkan. Bunun gereğini lütfen yapınız. Bu şekildeki sorularımıza İç Tüzük'ü bahane ederek subjektif değerlendirmeler içerisinde bulunmayınız. Öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

Bunun dışında birkaç şey daha söyleyeceğim değerli arkadaşlarım. Buraya gelmeden evvel, Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baktım darbe nedir diye. 17 ve 25 Aralıkla ilişkin olarak en çok kullandığınız kelimelerden bir tanesi, savunduğunuz kelimelerden bir tanesi darbe. Türk Dil Kurumunun darbe tanımlaması şöyle -bu, daha sonradan değiştirilmiş, buna bir şey de eklenmiş- diyor ki: "Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirmek veya rejimi değiştirmek darbedir."

Değerli arkadaşlarım, darbenin ne olduğunu bilmeniz için 12 Eylül 1980'de Artvin'de olmanızı isterdim. Darbe nedir, nasıl darbe yapılıyor diye bir gelip görseydiniz. 12 Eylül 1980'de, sabahtan kapılara dayandılar, insanları böyle yaka paça aldılar, Artvin Öğretmen Okuluna indirdiler; soğuk sulara sokarak, elektrik vererek, işkence yaparak ve o insanları aileleri belki bir yıl sonra görerek, belki bir buçuk yıl sonra görerek ancak birbirleriyle karşılaştılar. Darbenin ne olduğunu görebilmek için, 12 Eylül 1980'de askerî darbenin nasıl yapıldığını, Kenan Evren'in darbesinin nasıl yapıldığını görmeniz lazım sayın milletvekilleri.

Darbe şu değildir: Burada bu tanımlamalar varken, böyle bir baskı ve işkence varken birilerinin yaptığı gibi "Babacığım, paraları sıfırladın mı?" lafı değildir değerli arkadaşlarım. Bu nedenle, bu darbeyi iyi ayırt etmek lazım. Hırsızlık ile darbe arasındaki ince çizgiyi eğer ayırt ederseniz 17 ve 25 Aralığın ne olduğunu iyi tanımlarsınız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, o nedenle söylüyoruz ki sizlerin çocukları ile bizlerin çocukları arasında bir fark var. Sizlerin çocuklarının, sizlerin evlerinde para sayma makineleri var, dolarlar var, eurolar var; bizim evlerimizde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafları var, başka bir şey yok.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)