Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:5
Birleşim:37
Tarih:22/12/2014


2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında Hükûmetimiz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2015 yılı bütçemiz, milletimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olsun diyorum.

Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanlığımız olmak üzere tüm ekonomi yönetimlerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.

Hem komisyon aşamasında hem de Genel Kurul aşamasında bütçede çok emeği olan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve üyelerine de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Burada, Genel Kurul salonunda gerçekleştirdiğimiz bu uzun maratonda çok sayıda konuşmacıyı hep beraber dinledik, izledik. Bu kürsüde dile getirilen tüm yapıcı görüş ve düşünceler için de ayrıca teşekkürlerimi sunduğumu belirtmek istiyorum.

Sözlerimin yine hemen başında, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu'nun selamlarını Genel Kurulumuza iletmek istiyorum. Kendisi, Makedonya'ya yapacağı bir program sebebiyle bugün maalesef aramızda olamadı. En derin saygılarını, hürmetlerini benden sizlere iletmemi istedi; bunu da sözlerimin başında iletmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarı döneminde bugüne kadar 12 bütçe hazırladık ve bunların hepsini çok şükür başarıyla uyguladık. Bugün 13'üncü bütçemizin görüşmelerinin son günündeyiz. Böylesine uzun bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından bizlere tevdi edilmiş olması hiç kuşkusuz büyük bir onurdur ancak bu onurun çok büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini de biz gayet iyi biliyoruz. On iki yıl boyunca bu sorumluluğun gereğini yerine getirmenin gayreti içerisinde olduk. Hazırladığımız tüm bütçelerde belirlediğimiz hedeflere titizlikle bağlı kaldık. Tüm dünyada ekonomik ve finansal krizin yoğun olarak hissedildiği 2009 yılında Hükûmetimizin zamanlı ve çok iyi tespit edilmiş önlemlerini yürürlüğe koyduk ve böylece birçok ülkede görülen istihdam kayıplarının ve ekonomik daralmanın önüne geçmiş olduk.

Cumhurbaşkanımız, Değerli Kurucu Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın dirayetli yönetimiyle kamu maliyesinde çok temel, sağlam bir duruş sergiledik ve yine onun liderliğinde gerçekleştirmiş olduğumuz siyasi istikrarla birlikte ekonomimizdeki tüm aktörlerin üretim ve yatırım kararlarının sağlıklı bir biçimde alınabilmesini sağladık. Diğer taraftan, başta özelleştirme olmak üzere, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi alanlarda yapısal reformlarımızı zamanlıca gerçekleştirdik ve bütün bunların sonunda sağlam bir kamu maliyesi ve sağlam bir bankacılık sistemi bizi 2008-2009 krizinin türbülansından korudu.

Bazen cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadarki geçtiğimiz dönemi değerlendirirken, gerçekleştirirken, hangi yılları hangi yıllarla mukayese edeceğimizi hesap ederken şuna çok dikkat etmemiz gerekiyor: Bu 2008-2009 yılında başlayan ve bugün hâlâ tüm dünyayı etkilemeye devam eden kriz, 1920'lerden bu yana dünyanın gördüğü en büyük finansal ve ekonomik krizdir. Bu krizin tüm ülkelere maliyeti İkinci Dünya Savaşı'nın maliyetinden daha yüksektir. Böylesine bir kriz ortamında Türkiye ekonomisinin büyümeye ve istihdam üretmeye devam etmekte olduğunu ben özellikle vurgulamak istiyorum. Normal şartlarda değiliz, olağanüstü şartlarda dünya ekonomisi ve biz böylesine bir dönemde Türkiye ekonomisini büyütmeye devam ediyoruz.

Bakın, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındayız ve çok şükür, oldukça sakin, yüzlerde genelde gülümsemenin olduğu, herkesin koltuklarında rahatça oturduğu bir oturum yapmaktayız. Oysa 2008 yılından bugüne şöyle bir dünyaya baktığımızda, pek çok ülkenin parlamentosunda çok zorlu mücadeleler verildi, çok zorlu oturumlar yapıldı ve bu parlamentolarda, pek çok ülkenin parlamentosunda vergi artışları tartışıldı, işten memur çıkartmalar, adam çıkartmalar parlamentolarda onaylanarak geçti. Hemen yanı başımızdaki komşularımızdan tutun pek çok ülkede nasıl olur da emekli maaşları azaltılır, nasıl olur da memur maaşları azaltılır, bunların tartışması yapıldı ve gerçekten siyaset kurumu pek çok ülkede ciddi şekilde örselendi, yıprandı. Hamdolsun, Türkiye'de biz bunların hiçbirisini yaşamadık, topyekûn kalkınmaya devam ettik ve bu kalkınmanın olumlu sonuçlarını da geniş toplum kesimleri üzerinde görmeye devam ettik.

Dünya Bankası tarafından yapılan sınıflandırmaya göre, Türkiye uzun bir süre düşük orta gelirli ülke grubunda yer almıştı. Oysa Türkiye, 2004 yılından bu yana artık üst orta gelir grubuna yükseldi ve inşallah birkaç yıla kadar da yüksek gelir ülke grubuna resmen girmiş olacağız. Kişi başına düşen millî gelirimiz yaklaşık 10.800 dolara çıktı ama satın alma gücü paritesine göre hesap ettiğimizde, 18.800 doları aşan bir millî gelirimiz söz konusu. İşte, bu şekilde hesap ettiğimizde, Avrupa Birliği ortalamasının 2013 yılı itibarıyla yüzde 53'üne ulaşmış durumdayız. Oysa 2002 yılında Türkiye'nin kişi başına düşen millî geliri, Avrupa ortalamasının yüzde 36'sındaydı. Yani, on iki yıllık dönemde yüzde 36'dan yüzde 53'e yükseldik ve aradaki makası, farkı daralttık. İnşallah bu fark daralmaya devam edecek diyoruz.

Yine, önümüzdeki döneme şöyle bir baktığımızda, bu bütçemizde de her yılki bütçemizde olduğu gibi yine insanı ön plana koyduk ve bütçe harcamalarımızın yüzde 18,5'ini eğitime ve yine yüzde 17,1'ini de sağlığa ayırmış durumdayız. Yani, bütçemizin harcama kompozisyonu nasıl diye baktığımızda, harcamalar içerisinde 1 numarada eğitim var, 2 numarada da sağlık var ve birbirine çok yakın rakamlar. 2002 bütçesinde nasılmış diye dönüp baktığımızda, 2002'de sadece yüzde 9,4'lük bir eğitimi görüyoruz ve yüzde 11,5'luk bir sağlık harcaması olduğunu görüyoruz. Yani, bütçedeki payını neredeyse oransal olarak 2'ye katlamış, nominal olarak zaten çok çok daha yüksek rakamlara ulaşmış eğitim ve sağlık harcamamız söz konusu.

Türkiye'de, hamdolsun, yoksulluk ve gelir dağılımı göstergelerimiz de hızla iyileşiyor. Dünyada şu anda 1 milyar insan 1 doların altında günlük bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Dünya nüfusu, biliyorsunuz, geçen yıl 7 milyarı geçti, bunların 1 milyarı günde 1 doların altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Bizim böyle bir nüfusumuz kalmadı. Hatta 2,15'lik bareme baktığımızda yine Dünya Bankasının, öyle bir nüfusumuz da kalmadı. 4,3 dolarlık bareme baktığımızda, 2002 yılında halkımızın yüzde 30'u 4,3 dolar günlük bir gelirin altında yaşarken, bugün itibarıyla bu 2,06'ya düşmüş durumda, yüzde 2,06. Ve inşallah hedeflenmiş sosyal politikalarımızı daha da rafine ederek bu oranı biz önümüzdeki yıllarda sıfırlamayı hedeflemekteyiz.

Yine, OECD ülkelerine baktığımızda, Türkiye, gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke oldu. Zaten OECD ülkelerinin çoğunda gelir dağılımı hızla bozulmakta ve sadece 5 ülkenin gelir dağılımı düzelmiş durumda ama bu ülkelerin başında da Türkiye geliyor. Belki mutlak değer olarak bulunduğumuz nokta çok da tatmin edici değil ama düzelme hızı, yani gelir dağılımındaki düzelme hızında OECD içerisinde 1 numarayız.

Yine, Dünya Bankasının son açıkladığı raporda, Türkiye'de son on yılda orta sınıfın tam 2 kat arttığı görülüyor. Yani, Dünya Bankası standartlarına göre hesap edilmiş orta sınıf yüzde 22'den yüzde 44'e büyümüş durumda. Orta sınıfın, orta direğin güçlenmesinin, genişlemesinin çok önemli olduğunu burada özellikle ifade etmek istiyorum. Orta sınıfın yükselmesi demek, demokrasimizin derinleşmesi demek; orta sınıfın yükselmesi demek, cumhuriyetimizin güçlenmesi demek; orta sınıfın yükselmesi demek, siyasi meşruiyet zemininin Türkiye'de güçlenmesi demek.

Ve biz bütün bu dönem boyunca dışlanmışları kucakladık; etnik kökenleri nedeniyle dışlanmışları kucakladık, mezhep aidiyetleri nedeniyle dışlanmışları kucakladık, sosyoekonomik durumları nedeniyle dışlanmışları kucakladık. Ve çok şükür, çok geniş kesimlerin ve geniş toplum kitlelerinin desteklediği ve her seçimde tekrar tekrar gösterdiği bir desteğe kavuştuk ve bunu da her seçimde halkımızın gösterdiği teveccühle görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu gelişmeleri şöyle bir biraz daha somut rakamlara dökerek incelediğimizde nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılmakta yani, ekonomi politikalarımızın sosyal sonuçları, halkımızın yaşam standartları üzerindeki sonuçları.

Bakın, yıl 2002, Türkiye'de satılan otomobil adedi 90.615, 2013'te sayı 664.655. 2002'de traktör üretimi 10.652, geçen yıl traktör üretimimiz 40.509. 2002'de 1 milyon 88 bin tane buzdolabı satılmış, 2013'te 1 milyon 879 bin buzdolabı satılmış. 2002'de satılan bulaşık makinesi sayısı 282 bin -buraya özellikle dikkatinizi çekiyorum- geçen yıl satılan 1 milyon 513 bin. Yani, bir zamanlar lüks olarak görülen bugün artık geniş kitlelerin, vatandaşlarımızın kolayca ulaşıp evine alabileceği bir beyaz eşya hâline gelmiş.

2006 yılında -bu söyleyeceğim rakamlar için 2002 rakamları elimizde sıhhatli olmadığı için 2006'yı baz alıyorum- bilgisayar sahipliği yüzde 20, 2013'te yüzde 49. Otomobil sahipliği 2006'da yüzde 29, 2013'te yüzde 38. Bütün bu rakamlar halkımızın artık çok daha farklı yaşam standartlarına daha kolay ulaştığını bize göstermekte.

Yine, düşük gelirli vatandaşlarımızın satın alma gücüne şöyle bir bakalım. Net asgari ücretle 2002'de ne alabiliyormuş, 2014'ün Kasım ayında net asgari ücretle ne alabiliyorsunuz? 181 kilo ekmek alınabiliyormuş 2002'nin Aralığında, 2014 Kasımda 265 kiloluk ekmek alınabiliyor. 181 kilodan, 265 kiloya. 180 kilo makarna alınabiliyormuş, şimdi 313 kilo makarna alınabiliyor. 1.370 adet yumurta alınabiliyormuş, şu anda 2.539 adet yumurta alınabiliyor. 2002'de bir asgari ücret sadece 5 adet gömlek satın alabiliyormuş, bugün bu sayı 15'e çıkmış.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Hangi marka gömlek?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Doğal gaza bakıyoruz, tüp ücretine bakıyoruz, hepsinde aynı rakamları görüyoruz.

Yine, en düşük memur maaşına gelelim. En düşük memur maaşıyla 56 kilo çay alınabiliyormuş, bugün 114 kilo çay alınabiliyor. En düşük memur maaşıyla 1.047 metreküp doğal gaz alınabiliyormuş, bugün 1.737 metreküp doğal gaz alınabiliyor. Tüpe bakıyoruz, tüp gaza, 12 kiloluk 19 adet tüp gaz alınabiliyormuş, şu anda 31 adet tüp gaz alınabilmekte. Çok şükür, bu rakamlar nereden nereye geldiğimizi bize somut şekilde göstermekte.

Yine, bir başka önemli çalışma: Türkiye İstatistik Kurumu, ilk defa 2003 yılında vatandaşımızın devlet hizmetlerinden memnuniyetini ölçmeye başladı. Bunu o dönemde çok tartıştık "Böyle bir şey yapılsın mı, yapılmasın mı?" diye. Şimdiye kadar da yapılmamış bir çalışma çünkü devlet ilk defa açık, izlenebilir bir şekilde kendi performansını vatandaşa soruyor ve bunun sonuçlarını da kamuoyuna ilan ediyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) - 17-25 Aralıktan sonra nasıl Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bakın, 2003 yılında ilk defa bu ölçüm yapılıyor, 2003'te. Sağlık hizmetlerinden memnuniyet yüzde 39,5; 2013'te yüzde 74,7'ye çıkmış. Sosyal güvenlikten memnuniyet yüzde 40,2'ymiş, yüzde 69,6'ya çıkmış. Asayişte yüzde 57'den yüzde 79'a çıkmış. Eğitimde yüzde 48'den yüzde 69'a çıkmış. Adli hizmetlerde de yüzde 45'ten yüzde 52'ye çıkmış. Bu, tabii, iyi bir performans değil, bunun farkındayız. Onun için de hep ne diyoruz? "Yargı reformu" diyoruz ve yargı reformu konusunda mutlaka gerekenleri yapmamız gerektiğini de hep vurguluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçilerimizle ilgili tabloya şöyle bir bakacak olursak... Sayın Hamzaçebi'nin verdiği rakamları arkadaşlarımız şöyle bir kontrol ettiler, Değerli Tarım Bakanımız en son rakamları bana iletti. Sayın Hamzaçebi'nin -eğer yanlış not almadıysak- şöyle bir ifadesi var, dedi ki: "2002'de 4 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınabiliyordu, şimdi ancak 6 kilo buğdayla 1 litre mazot alınıyor." Yani şu anda 6 kilo buğdayla 1 litre mazot alındığının ifadesi var Sayın Hamzaçebi'nin sözlerinde. Oysa, bugün, bakıyoruz, 2014'ün Kasımında buğday piyasalarındaki ortalama fiyat, 1 ton buğday 864 lira.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Makarnalık buğday o, makarnalık, ekmeklik değil.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Hayır efendim, hayır, öyle değil o. O rakamlar yanlış.

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar...

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Yine bakıyoruz bu yılın ortalamasına, mazot 4 lira 3 kuruş.

Ben, sadece...

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - O rakamlar doğru değil.

BAŞKAN - Sayın Belen, siz yeteri kadar laf attınız bugün, yapmayın, kotanız doldu bence. Rica edeceğim sizden. Yapmayın ya!

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Sayın Başkan, Tarım Bakanı yanlış bilgi veriyor.

BAŞKAN - Ne olur yani? Bunun ne faydası oluyor ki oradan laf atınca?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Ama yanlış bilgi veriyor.

BAŞKAN - Yapmayın... Rica edeceğim ya, sonuna geldik şu işin, tadında bırakın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Şimdi, şöyle: Sayın Hamzaçebi teftiş kökenli olduğu için, yani rakamları böyle bir başkasının kontrol etmesine de alışık olduğu için, özellikle ondan da cesaret alıp bunları şöyle bir kontrol edelim dedik.

Bakın, 864 lira buğdayın tonu, mazotun da kasım ortalama fiyatı 4,03 lira, pompa fiyatı. Böldüğümüz zaman 4,66 buluyoruz yani 4,66 kilo buğdayla 1 kilo mazot alınabiliyor. İfade 6 kiloydu, önce bunu bir düzeltelim.

Yine, 2002 Kasıma dönelim, 2002 Kasım ayında TMO'nun buğday alım fiyatı 1 ton 230 lira, mazot 1 lira 23 kuruş, onu da hesap ediyoruz 5,34 çıkıyor, yani 4 değil 5,34. Yani 2002 Kasımda 5,34 kilo buğdayla 1 litre mazot alınabilirken bu yıl kasımda 4,66 kiloyla 1 litre mazot alınıyor. Yani burada az da olsa bir iyileşme var, bir bozulma yok, bunu burada ifade edeyim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Tarım Bakanı yanlış bilgiler veriyor Sayın Başbakan Yardımcım.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Rakamları dans ettiriyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Öte yandan baktığımızda Ziraat Bankamız ve tarım kredi kooperatifleri tarafından çiftçilerimize ve tarımsal üreticilere ne yapmışız? Bakın, biliyorsunuz, Halk Bankası, Ziraat Bankası faizleri "yüzde 46-yüzde 59" bandındaydı 2002'de. Şu anda Ziraat Bankasının tarım kredileri yüzde sıfır ile yüzde 8,25 arasında değişiyor ve şu anda Ziraat Bankası toplam, tam 21 milyar liralık kredi kullandırmış durumda çiftçimize, eski parayla 21 katrilyon. Ve bunun da sübvansiyonuyla ilgili 2015 bütçemizde 1 milyar 300 milyon, eski parayla 1 katrilyon 300 trilyonluk bir ödenek var. 590 bin üreticimiz şu anda bu Ziraat Bankasının tarım kredilerinden faydalanmakta.

Geliyoruz Halk Bankasına, Halk Bankasında şu anda esnafımızın 12 milyarlık hesabı var, yani 12 milyarlık bakiye var, Halk Bankasının esnafımıza kullandırmış olduğu kredi. Sayı orada 124 bin ve 2015 bütçemizde de 600 milyon liralık sübvansiyon koyduk. Çünkü Halk Bankası esnafımıza kredi kullandırırken yüzde 4 ila yüzde 5, iki baremde faiz uygulaması yapıyor, enflasyonun dahi altında.

Bir de Kredi Garanti Fonu uygulamamız var biliyorsunuz, orada da şu anda KOBİ'lerimize 3,8 milyarlık ayrıca kredi garantisi, kefalet sağlamış durumdayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu olumlu tabloyu Türkiye'de istihdam alanında da güzel sonuçlar olarak görüyoruz. Bakın, krizin en derin noktasına, 2009 Ocak ayına baktığımızda ve elimizdeki en son Eylül 2014 istihdam verilerine baktığımızda, Türkiye'de çalışan toplam kişi sayısı 5 milyon 638 bin kişi artmış. Avrupa Birliğinde, Amerika'daki istihdam rakamlarına da baktığınızda, gerçekten tek başına bu kadar yüksek bir istihdam artışı şu anda dünyada yok. Çalışan sayısına göre orantıladığımızda da dünyada en hızlı istihdamın arttığı birkaç ülkeden biri olduk. Son on iki aya dahi baktığımızda, 1 milyon 229 binlik bir istihdam artışını orada yine görmekteyiz.

Başta kadınlarımız olmak üzere iş gücüne katılım oranı Türkiye'de hızla artmakta. 2008'de iş gücüne katılım oranımız toplamda yüzde 44,1 iken Eylül 2014'te yüzde 50,7'ye çıkmış durumda. Yani, bu kadar kısa zamanda iş gücüne katılım oranının 6 puan artması, yine, dünyada şöyle bir yakın ekonomi tarihine baktığımızda pek vaki bir durum değil. İstihdam oranına baktığımızda da yüzde 40'tan yüzde 45,3'e çıkmış bir istihdam oranı söz konusu.

Yine, 2015 bütçesine baktığımızda, 2015 bütçesinde 32,9 milyarlık bizim sosyal yardım harcamamız var yani eski parayla 32 katrilyon 900 trilyonluk bir harcama. Burada ağırlıklı olarak faiz harcamalarından elde ettiğimiz tasarrufu aslında biz sosyal harcamalara yönlendirmiş durumdayız. Başta engelli vatandaşlarımız olmak üzere pek çok toplum kesimine yaygın bir şekilde ulaşan bir kaynak bu.

Yine, nereye, nasıl harcıyoruz diye baktığımızda birkaç örnek vereyim sadece. Engellilerin evde bakımı, engelli ve engelli yakını aylıkları, 65 yaş üstüne verilen aylıklar, engellilerin istihdamı, koruyucu aile programları, kadın konukevleri gibi çok geniş bir alan burada söz konusu.

BAŞKAN - Arkadaki arkadaşlar, ya oturun ya kulise çıkın. Bakın, sizin uğultunuzdan konuşmayı takip edemiyoruz, lütfen... (CHP sıralarından alkışlar) Yani yapmayın bu türlü şeyleri. Sayın bakanlarla makamlarında görüşün ya da kuliste.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bölgelerimizin kalkınma hızlarının artması ve birbirine yakınsaması için kamu yatırımlarını çok önemsiyoruz. Ulaştırma yapısına önem veriyoruz. Yine, sağlık gibi, eğitim gibi alanlarda altyapının güçlenmesine önem veriyoruz. Üçüncü havaalanını yapıyoruz, üçüncü köprüyü yapıyoruz, İzmir-İstanbul otoyolu gibi büyük projeleri gerçekleştiriyoruz.

Burada, yine, tartışmalarda, bütçemizde kamu yatırımlarına ayrılan payın yeterli olmadığı ifade edildi. Bu aslında bizim de katıldığımız bir tespit ama şunu hatırlamalıyız ki biz artık kamu yatırımlarını sadece bütçe kaynaklarımızla yapmıyoruz, etkin bir şekilde kamu-özel ortaklığı projeleri uygulamaktayız. Hatta Türkiye'deki uygulamalar pek çok dünya ülkesine şu anda örnek teşkil etmekte ve biz G20 çalışmalarımız çerçevesinde, biliyorsunuz, Dönem Başkanı olduğumuz G20'de de altyapı yatırımlarını temel bir öncelik alanı olarak ilan ettik, üç önemli öncelikten birisi olarak kamu yatırımlarını ilan ettik. Ve Dünya Bankasından bir çalışma istedik, dedik ki: "Kamu-özel ortaklığı projeleri için siz standart şablonlar oluşturun, standartlar oluşturun ki o standartlara uygun hazırlanan projelerin finansmanı da yine dünya finans kanallarından daha kolay yapılabilsin." Ve şu anda bu çalışma devam ediyor. İnşallah önümüzdeki yıl kendi Dönem Başkanlığımızda bu çalışmanın neticesini de tüm G20 ülkeleriyle paylaşacağız ve sadece kendi altyapımız için değil, pek çok ülkenin altyapısında daha çok kamu-özel ortaklığı modeli oluşması için özel bir çaba ortaya koyacağız.

Yine, son dönemde yatırımlardan bahsederken, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık hizmet binaları ve devlet ricaline millete hizmet için tahsis edilen ulaşım imkânları üzerinden yapılan tartışmalara da kısaca değinmek istiyorum.

Gerek Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık binaları gerekse hava ulaşımında kullanılan araçlar her şeyden önce şahıslara değil bu hizmet makamlarına tahsis edilmiştir. Milletimizin oylarıyla bu görevlere gelen devlet ricali görevde kaldıkları süre içerisinde bu imkânları devlete ve millete hizmet yolunda kullanacak, anayasal çerçevede demokratik seçimlerle görevden ayrıldıklarında yerlerine gelenlere emaneti teslim edeceklerdir. Tüm bu imkânların gerçek sahibi sadece millettir, emanetin kime verileceğine de yine sadece aziz milletimiz karar verecektir. Milletimizin ve devletimizin itibarını temsil eden hizmet binaları ve araçlar üzerinden tamamen art niyetli polemikler yapılmasının hiç kimseye faydası yoktur. Bugüne kadar, başta yargı kurumları, bakanlıklar ve birçok kamu binaları için büyük yatırımlar yapılmıştır ve devletimizin birçok birimi hizmetin gereğine yakışır imkânlara kavuşturulmuştur. Nasıl 2002'nin şartlarındaki bir hastaneyle bugünkü şartlar çok farklıysa, okullarımızın durumuyla bugünkü okullarımızın durumu çok farklıysa, yollarımızın durumunun 2002'deki şartlarıyla bugünkü şartları nasıl farklıysa, nasıl 18 bin kilometrelik duble yola Türkiye kavuştuysa, yine, havalimanlarına şöyle bir baktığımızda -bir 2002'nin Esenboğa Havalimanı'na bakın, bir bugünkü limana bakın- nasıl şartlar, fiziki imkânlar çok farklılaştıysa, yine Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık hizmet binalarındaki iyileşmeler de Türkiye'nin kalkınmasının, gelişmesinin doğal sonucudur. Türkiye büyümektedir, ülkemiz dünyada hak ettiği yeri hızla alırken temsil ve hizmet imkânlarının da aynı şekilde büyümesinden ve milletimize layık standartlara ulaşmasından da kimse rahatsız olmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şöyle bir dünya ekonomisine bakacak olursak, gerçekten küresel kriz sonrasında hâlâ tam bir toparlanmadan söz edemiyoruz. Büyüme eğilimi devam etmekle birlikte, henüz geneli kapsayan dengeli ve sürdürülebilir bir toparlanma sağlanamamış durumda. Kriz sürecinde biriken sorunlardan kaynaklanan kırılganlıklar ekonomik büyümenin önünde engel oluşturmakta. Finansal piyasalara ilişkin riskler geçen yıla göre azalmış olsa da önümüzdeki döneme ilişkin belirsizlikler varlığını sürdürmekte. Küresel büyüme ve dünya ticaretindeki artış kriz öncesi dönemin altında seyretmekte ve son bir yıllık dönemdeki gerçekleşmeler beklentinin de altında kalmakta. Ekonomik aktivitenin toparlanma süreci bölgeler ve ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermekte. Amerikan ekonomisi nispeten hızlı toparlanırken avro bölgesi ve Japonya ekonomilerindeki büyüme düzensiz ve yavaş seyretmekte. Amerika'da konut ve istihdam piyasalarındaki iyileşmeyle birlikte iç talep güçlü ama avro bölgesinde -ki bizim ticaret ve yatırım bağlarımızın, finans bağlarımızın en kuvvetli olduğu bölge Avrupa- yavaş, kırılgan ve ülkeden ülkeye değişen bir büyüme yapısı görülmekte. Finans sektöründeki kırılganlıklar devam etmekte ve reel sektörde istenen toparlanma henüz sağlanamamış durumda. Bölgenin enflasyon oranında da sert düşüşler var ve deflasyon riski bugün itibarıyla artmış durumda. Yine Japonya'da yüksek kamu borcu, deflasyon riski ve zayıf büyüme yapısal bir sorun olarak durmakta.

Gelişmekte olan ülke ekonomilerine bakıyoruz, genel olarak bir yavaşlama eğilimi var ve 2009 krizinden sonra küresel büyümeyi sürükleyen gelişmekte olan ülkeler önümüzdeki dönemde eskisi kadar hızlı büyümeyecek. Küresel talebin ılımlı seyri, Çin ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması ve doların değer kazanması nedeniyle emtia fiyatları gerilemekte, özellikle petrol fiyatları arz artışı ve zayıf talebe bağlı olarak son dönemde de önemli ölçüde düşüş göstermiş durumda.

İşte, böyle bir durumda, böyle bir ortamda Türkiye'nin önümüzdeki dönemde neler yapacağı son derece kritik. Bakın, hemen yanı başımızdaki Suriye'de bir iç savaş var ve bu iç savaş evreler değiştirerek devam etmekte. Hemen sınırımızın 50-100 metre ötesinden tutun da, Suriye'nin derinlerine kadar çok ciddi bir güvenlik riski söz konusu. Irak'ta siyasi istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil ve şu anda Irak topraklarının neredeyse üçte 1'i bir terör örgütünün işgali altında. Öbür taraftan, hemen kuzeyimize bakıyoruz, Rusya ve Ukrayna arasındaki problemler ve gerginlik Ukrayna ekonomisi üzerinde son derece olumsuz etkiler göstermişti, Ukrayna ekonomisi bu sene yüzde 6-7 daralacak. Rusya'da ise -hepinizin takip ettiği- finansal kriz Rus ekonomisinin en az iki yıl boyunca ciddi bir resesyonun içine düştüğünü bizlere göstermekte. Yani, jeopolitik ortam maalesef son derece negatif.

Öte yandan, bakıyoruz, Avrupa'da ekonomide ciddi bir zayıflık söz konusu, bir toparlanma söz konusu değil. Amerikan Merkez Bankasının parasal sıkılaştırmaya başlaması ve faiz artımına geçmesi yine Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkilemekte. Bütün bunlara rağmen, bütün bu saydığım şartlarda Türkiye büyümeye devam ediyor. Bu sebeplerden bir tanesi dahi, jeopolitik konumlar, tek başına Türkiye'yi bir resesyona düşürebilirdi. Suriye'deki iç savaş Türkiye'yi bir resesyona düşürebilirdi. Irak'taki bu son tablo Türkiye'yi resesyona düşürebilirdi. Bunların her birisi tek başına Türk ekonomisini bir durgunluğa, eksi büyümeye itebilecek güçte gelişmeler. Bunları mutlaka dikkate almamız gerekiyor. Biz bunlara rağmen büyümeye devam ediyoruz.

Bakın, 2014 için gelişmekte olan ülkelerin büyüme beklentileri: Latin Amerika'nın tümüne bakıyoruz, büyüme bu yıl yüzde 1,3; bütün Latin Amerika ülkelerini topluyoruz, ağırlıklı ortalamasını hesap ediyoruz, yüzde 1,3. Orta ve Doğu Avrupa'ya bakıyoruz, büyüme yüzde 2,5. Çin ve Hindistan'ı çıkarıyoruz, geri kalan Asya'ya bakıyoruz, büyüme yüzde 2,7. Türkiye'nin bu yıl yüzde 3,3; gelecek yıl ise yüzde 4 büyümesini bekliyoruz. İçinde bulunduğumuz küresel ekonomik konjonktür ve jeopolitik şartlar dikkate alındığında, gerçekten, Türkiye'nin büyümesi ve istihdam üretmeye devam etmesi başlı başına önemli bir başarı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Orta Vadeli Program'ımızı 8 Ekim 2014 tarihinde kamuoyuyla paylaştık. 2015-2017 dönemini kapsayan bu Orta Vadeli Program'ımıza baktığımızda, burada temel öncelikler nedir? 1) Enflasyonun düşmesi. 2) Cari açığın düşmesi. 3) Yapısal reformlara hız vermek yoluyla büyüme potansiyelimizin artması.

Bununla alakalı, bu program döneminde hedeflerimiz ne? Büyümenin gelecek yıl 4, 2016'da ve 2017'de yüzde 5 olmasını bekliyoruz. 2015-2017 döneminde ortalama istihdam artışının yıllık yaklaşık yüzde 2,2 olmasını bekliyoruz ve dönem sonunda işsizliğin yüzde 9,1'e düşmesini bekliyoruz. Enflasyonun gelecek yıl yüzde 6,1; 2016 ve 2017 yıllarında ise yüzde 5 olmasını hedefliyoruz. Yine, Orta Vadeli Program'da cari açığımızdaki düşüşün devam etmesini bekliyoruz. Geçen sene yüzde 7,9 olan cari açık bu sene yüzde 5'e doğru inecek ve gelecek yıl eğer petrol fiyatları düşük olmaya devam ederse yüzde 4 civarında bir cari açığı gelecek sene görmemiz de mümkün.

Bunları elde etmek için bütçedeki sıkı duruşumuzu devam ettiriyoruz. Bakın, bütçe açığımız 2014 yılı için, bu yıl için, bu yıl şu anda uygulamakta olduğumuz bütçede millî gelirin yüzde 1,9'u olarak hedefleniyordu; yüzde 1,9 açık verecek şekilde biz bu yılın bütçesini yaptık. Ama şu gün itibarıyla bakıyoruz ki inşallah yüzde 1,4'le bitireceğiz yani millî gelirimizin yüzde yarımı kadar daha düşük bir bütçe açığıyla bu yılı kapatacağız.

Şu anda görüşmekte olduğumuz 2015 bütçemizin açık hedefi yüzde 1,1. Bakın, dünyada şu anda bütçe açığını yüzde 1'e indirebilmiş ülke sayısını belki iki elin parmaklarıyla ancak sayarsınız. Bunu, hamdolsun, bugün burada, bu yüce Meclis çatısı altında gerçekleştirdiğimiz ve oylayacağımız bütçede hedefliyoruz. Ve 2017 için, Orta Vadeli Program'ımızda açıkladık, 2017'nin bütçe açık hedefi yüzde 0,3. Yani, neredeyse 2017'de denk bütçeye yürüyoruz. Bunlar gerçekten, kamu maliyesinde ne kadar sıkı durduğumuzu gösteren çok çok önemli rakamlar.

Ben şunu da buradan, bu kürsüden yine açıkça ifade etmek istiyorum ki: İnşallah, hep beraber, Allah kısmet ederse göreceğiz ki 2015 yılı, 2014 yılına göre her açıdan daha iyi bir yıl olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2015 yılının büyümesi 2014'e göre daha yüksek bir büyüme olacak. 2015'te cari açık 2014'e göre daha düşük bir cari açık olacak. 2015'te enflasyon 2014'e göre daha düşük olacak ve 2015 yılı seçimin olduğu bir yıl, asla seçim ekonomisi olmayacak. Zaten, yüzde 1,9 hedeflemişiz, yüzde 1,4'lük bütçe açığıyla kapatıyoruz, gelecek yıl yüzde 1,1'lik bir bütçe açığı hedefliyoruz. Sadece bu parametrelere bakan hiç kimse tutup da 2015 yılının bir seçim ekonomisi yılı olduğunu zaten iddia edemez. Bütün bunun teknik şartları da bunu bize göstermekte.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 62'nci Hükûmetimiz, önümüzdeki dönemde Onuncu Kalkınma Planı'nın daha etkin uygulanmasını sağlayacak olan Öncelikli Dönüşüm Programları'nın hayata geçirilmesi konusunda kararlı. Öncelikli Dönüşüm Programı dediğimiz, Türkiye'nin şiddetle ihtiyaç duyduğu yapısal reformlar ve bunları somut eylem planlarına döktük. Yani, 25 ayrı alanda 1.350 eylemle biz bu reformları gerçekleştireceğiz, bunu açıkladık. Sayın Başbakanımız ilk grubu kasım ayında açıkladı, ikinci grubu geçtiğimiz hafta açıkladı. İlk grupta tam 417 eylemi açıklamış olduk, ikinci grupta 425 tane eylem açıklamış olduk ve en sonunda geri kalanların da açıklanmasıyla beraber sayı yaklaşık 1.350 olacak. Bu 1.350 eylemin her birisinin karşısında bir tarih var ve sorumlu kuruluş belli.

Ben şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki bizim, kendi on iki yıllık iktidar dönemimizdeki en kapsamlı ve en iddialı yapısal reform programını biz bugünlerde ortaya koymaktayız. Âdeta, şimdiye kadar kendi yaptıklarımızın da ötesinde bir performansı ortaya koyacak şekilde ve Türkiye'nin gerçek anlamda sürdürülebilir ve daha yüksek büyüme oranlarına kavuşmasını sağlayacak reformları önümüzdeki dönemde kararlılıkla gerçekleştireceğiz.

Peki, burada neler var? Hangi alanlarda Türkiye'nin daha iyi reformlarla yola devam etmesi gerekiyor?

1) Üretimde verimliliğin artırılması: Yani, ekonomimizdeki yapıyı daha verimli hâle getirebilmek. Daha verimli hâle getirmek ne demek? Daha az kaynakla daha yüksek bir üretim yani bir bakıma ülkenin toplam faktör verimliliğini artırmak.

2) İthalata olan bağımlığın azaltılması: Bu klasik ithal ikamesi değil. Türkiye'nin pek çok sektörde rekabet gücünü artırarak kendi ürünleriyle kendi iç piyasasına hâkim olması ve böylece ithalat yoluna başvurmak zorunda kalmaması.

3) Yurt içi tasarrufların artırılması ve israfın önlenmesi: Tasarruf oranlarımızın artırılmasını çok önemsiyoruz ve bununla ilgili de yeni programlar başlattık. Örneğin, yeni başlattığımız, geçen sene başında uygulamaya koyduğumuz Bireysel Emeklilik Sistemi'nde şu anda vatandaş sayımız 5 milyonu geçti, toplanan fon da 37 milyar liraya ulaştı, eski parayla 37 katrilyon. Gerçekten, bu yeni sistem ülkenin tasarruf oranlarına şimdiden katkıda bulunmaya başladı. Orta, uzun vadede çok daha güzel sonuçlar alacağımızı bekliyoruz.

4) İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olması: Finans sektörü son derece önemli. Bir ülkenin kalkınmasının sıhhatli bir şekilde finanse edilmesi o ülkenin kalkınma performansını doğrudan belirleyen bir konu ve İstanbul'un sadece Türkiye için değil, bütün içinde bulunduğumuz coğrafya için bir finans merkezi hâline gelmesini çok önemsiyoruz ve ülkemizin büyümesini tetikleyecek önemli bir konu olarak görüyoruz.

5) Kamu harcamalarının rasyonelleştirilmesi: Doğru mali disiplini sağladık, daha da güçlendiriyoruz ama harcama kompozisyonumuzun gözden geçirilmesi, harcamalarımızın daha etkin yapılması da bir ihtiyaç yani "İyiyi çok daha iyiye nasıl götürürüz?"ün şu anda çabası içindeyiz.

6) Kamu gelirlerinin kalitesinin artırılması: Yani bütçe gelirlerimizin kompozisyonu ve gelir kompozisyonunun daha verimli, daha yüksek bir ekonomik yapıya, daha yüksek bir büyüme hızına nasıl bizi ulaştıracağı.

7) İş ve yatırım ortamının geliştirilmesi: Yerli-yabancı ayırt etmeden, Türkiye'nin yatırımcılar için, iş yapmak isteyenler için daha kolay bir ülke hâline gelmesi, iş yapmanın daha kolay olduğu bir ülke hâline gelmesi.

8) İş gücü piyasasının etkinleştirilmesi: Yani, buradan daha çok verimi nasıl elde ederiz? İnsan bizim en önemli kaynağımız, daha iyi yetiştirerek ve eğitim sistemimiz ile iş gücü piyasamız arasındaki bağları kuvvetlendirerek çalışan insanlarımızın daha yüksek katma değer üretmesini nasıl sağlayabiliriz?

9) Kayıt dışı ekonominin azaltılması: Yani ülkemizde daha kayıtlı bir yapıya geçilmesi.

10) İstatistiki bilgi altyapısı: Doğru bilgiye sahip olmak, doğru bilgiyle daha doğru kararlar alabilmek, bu konudaki elde ettiğimiz başarıları daha da çoğaltmak.

11) Öncelikli teknoloji alanlarında ticarileşme: Yani araştırmayı, geliştirmeyi, teknolojiyi daha iyi bir rekabet gücü olarak nasıl kullanabiliriz, daha yüksek katma değerli üretimde bunu nasıl kullanabiliriz, bunları çalışacağımız alanlar.

13) Yerli kaynaklara dayalı enerji: Yani, enerjide ithalata bağımlılığımızı azaltmak, yenilenebilir yerli kaynaklarla Türkiye'nin kendi enerji kaynaklarını daha çok kullanması, büyüyen, gelişen bir ekonomi olarak, şiddetle enerjiye ihtiyaç duyan bir ekonomi olarak bu enerjinin daha çok kendi kaynaklarımızla karşılanması.

15) Tarımda su kullanımının etkinleştirilmesi: Küresel ısınma ve çölleşme karşısında su kaynaklarını, sahip olduğumuz suyun her bir damlasını israf etmeden, daha etkin, tarımda nasıl kullanabiliriz? Bununla ilgili çok önemli bir çalışma alanı.

16) Sağlık endüstrilerinde yapısal dönüşüm: Sağlığa artık bir endüstri olarak bakıp ilacıyla, sağlık hizmetleriyle dünya standartlarında ve bu alanlarda ihracat yapacak bir alana nasıl gelebiliriz? Yani, 17'nci alanımız olan sağlık turizminin geliştirilmesine nasıl katkı verebiliriz?

18) Taşımacılıktan lojistiğe dönüşüm: Türkiye'nin sahip olduğu coğrafya, eşi benzeri olmayan, paha biçilmeyen bir coğrafya. Tam kavşak noktasındayız, kıtaların, denizlerin, kültürlerin buluştuğu noktadayız. İşte bunu, sadece basit bir taşımacılıktan stratejik, lojistik yönetimine nasıl çevirebiliriz. Bunu çalışacağımız çok önemli bir alan.

19) Temel ve mesleki becerileri geliştirme: Yani, insanımızın günün ekonomik şartlarına uygun niteliklere ulaşmasını sağlamak için neler yapmalıyız? Dünya değişiyor, ekonomik yapımız değişiyor. Genç nüfusumuzu ve büyüyen nüfusumuzu yeni ekonomik yapımıza nasıl adapte edebiliriz? Bununla ilgili çok önemli bir çalışma alanı.

20) Nitelikli insan gücü için çekim merkezi olmak: Yani, dünyanın neresinden gelirse gelsin, eğer nitelikliyse, katma değer üretiyorsa ve Türkiye'nin ekonomisine, sosyal hayatına destek verecekse kapılarımızı açık tutabilmek.

21) Sağlıklı yaşam ve hareketlilik: Toplumumuzun daha sağlıklı ve daha hareketli olmasını nasıl sağlayabiliriz, Hükûmet olarak neler yapmalıyız?

22) Ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması: Aile bizim kültürümüzün temeli. Bir siyasi parti muhafazakâr bir siyasi parti olduğunu söylüyorsa muhafazakârlığın uluslararası tanımında mutlaka aile vardır, ahlâk vardır, dinî değerler vardır, kültür vardır ve bunların hepsini dinamik nüfus yapısıyla beraber nasıl daha iyiye götürebiliriz?

23) Yerelde kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi: Yani, Türkiye'nin tüm sathında, kurumlarımızın, yerel yönetimlerden tutun, ta en küçük birimlere kadar kapasitesinin güçlendirilmesi, daha verimli çalışmasının sağlanması. Bunların her birinin altında bileşenler var, her birinin altında 50, 60, 80, 100 tane eylem var.

24) Rekabetçiliği ve sosyal uyumu geliştiren kentsel dönüşüm: Bakın, sadece "Bir kentsel dönüşüm." demiyoruz, "Rekabetçiliği ve sosyal uyumu geliştiren bir kentsel dönüşüm." diyoruz. Burada, kentsel dönüşüme bir nitelik getiriyoruz. Yani, sadece hızlı bir şekilde gecekondudan apartmanlara dönüş değil, bunu yaparken daha rafine, daha dikkatli nasıl politikalar uygulayabiliriz, bunun altyapısını şimdiden kuruyoruz.

25) Ve sonuncu kalemimiz de, kalkınma için uluslararası iş birliği altyapımızın gelişmesi: Türkiye, geçen yıl 3,3 milyar dolarlık dış yardımıyla dünyada artık yükselen bir donör ülke. Geçen yılki insani yardımlarımıza bakacak olursak dünyada 3'üncü sıraya yükseldik. Dünyada nominal rakam olarak en çok insani yardım yapan 3'üncü ülkeyiz, millî gelire oranla hesap ettiğimizde de 1'inci ülkeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Burada da komşuluk kültürümüzle hareket ediyoruz. Biz ne diyoruz? "Komşusu açken kendisi tok uyuyan bizden değildir." Ama, komşuluk kavramı değişti, dünyanın neresinde olursa olsun, eğer insanlar sıkıntı çekiyorsa, yardıma ihtiyacı varsa ve biz bundan haberdarsak orada vebal başlıyor, sorumluluk başlıyor ve biz bu anlayışla hareket ediyoruz ve tabii ki kaynaklarımız nispetinde elimizden gelenin azamisini yapmaya çalışıyoruz.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Türkiye uluslararası kuruluşlarla olan ilişkisini de çok farklı bir evreye soktu. Bakın, ilk defa, Uluslararası Para Fonunda, yönetilen ve kredi alan bir ülke kategorisinden kredi veren ve yöneten ülke kategorisine geçtik. Hazine Müsteşarımız Sayın Çanakcı, 1 Kasım itibarıyla artık Uluslararası Para Fonunun Yönetim Kuruluna yani İcra Direktörleri Heyetine resmen girdi ve şu anda, karar alıcı heyetin üyesi.

Öte yandan, bakıyoruz, Dünya Bankasında yeni yaptığımız Ülke Grubu Anlaşması'yla beraber, 2014-2016 yılları arasında İcra Direktörlüğü Vekilliği ve 2020-2024 yılları arasında da İcra Direktörü görevini üstlenmiş durumdayız. Bunun anlaşmasını imzaladık çünkü her iki kuruluşta da hissemiz neredeyse 2'ye katlandı. "Artık, büyüyen bir ekonomi olarak yönetimde de söz sahibi olmak istiyoruz." dedik, çalıştık, uğraştık ve çok şükür bunları aldık. Şimdi, Dünya Bankasında da, aynı Uluslararası Para Fonunda olduğu gibi, 2020-2024 yılları arasında dört yıl bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşımız orada, yönetimde artık oturacak.

G20'nin Dönem Başkanlığına seçildik. Bakın, bu böyle sırayla üstlenilen bir rol değil, seçimle oluyor ve mutabakatla seçiliyor yani 19 ülke, artı Avrupa Birliği, G20'nin tüm üyelerinin tam yüzde 100 oyunu almak gerekiyor ki Dönem Başkanlığını üstlenebilelim. Biz bu seçimlerde başarılı olduk ve bu Başkanlığı seçimle elde ettik. Başkanlığımız boyunca gerçekten çok önemli bir sınav vereceğiz. Türkiye'nin şu son on iki yıllık başarılarını ve dünyadaki ekonomik gelişmeleri ne kadar yakından izlediğimizi ve bu gelişmelere yön verecek bilgi, tecrübe ve kapasiteye sahip olduğumuzu da inşallah, o masanın başında, o 20 ekonominin başında oturarak göstermiş olacağız. G20 demek dünya nüfusunun üçte 2'si demek. G20 demek dünya ticaretinin yüzde 75'i demek. G20 demek dünya ekonomisinin yani gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 85'i demek. Gerçekten, temsil gücü çok ağır bir yapıdan bahsediyoruz ve bunun Başkanlığından bahsediyoruz ve gündemi biz belirliyoruz, Başkanın kabul etmediği hiçbir konu gündeme girmiyor ve bizim gündemde olmasını istediğimiz ne kadar konu varsa, çok şükür hepsi kabul edildi çünkü o da 20 ülkenin onayıyla ve mutabakatıyla yapılıyor ve şu anda, o gündemi, aralık ayında yapılan müsteşarlar, merkez bankaları başkan yardımcıları ve "şerpa"lar toplantılarında bunların hepsini belirlemiş ve kesinleştirmiş olduk.

Dünya ekonomisinin daha hızlı büyümesini nasıl sağlayacağımızı masaya yatırıyoruz. Yatırımların, özellikle altyapı yatırımlarının çoğalması için, pek çok ülkenin büyümesine destek vermesi için neler yapmamız gerekiyor, bunu masaya yatırıyoruz. İstihdamın, özellikle kadın ve genç istihdamının artması için neler yapmamız gerekiyor, masaya yatırıyoruz. Sağlam bir finans sistemi için, daha dengeli bir finans yapısı için neler yapmamız lazım, küresel bankacılıkla ilgili ne tür düzenlemeler yapmamız lazım, bunların uygulaması bu dönemde çok çok önemli olacak. Çok taraflı ticaret sisteminin güçlendirilmesi, Dünya Ticaret Örgütü, ister TTIP ister TPP gibi geniş bölgelerdeki yeni ticaret anlaşmalarının etkinliğini yine masaya yatırıyoruz. Kalkınma, enerji, iklim değişikliği, uluslararası vergilendirme gibi temel küresel ekonomiyle ilgili tartışma alanları burada, Türkiye'de görüşülecek. İlk defa bir enerji bakanları toplantısı yapıyoruz. Çalışma bakanlarımız toplanıyor, ticaret bakanlarımız toplanıyor, turizm bakanlarımız toplanıyor. Yine, tarım ve gıdadan sorumlu bakanlarımızın toplanması için girişimde bulunduk, çalışıyoruz ve olacağını tahmin ediyoruz. Dışişleri bakanlarımız toplanıyor. Bu 19 ülke artı Avrupa Birliğinin Liderler Zirvesi'ni 2015'te 15-16 Kasımda Antalya'da Türkiye'de yapıyoruz ve 2004'teki NATO Zirvesi'nden bu yana ev sahipliği yaptığımız en önemli uluslararası organizasyonun çok şükür, alnımızın akıyla, başarılı bir şekilde gerçekleştirileceğine inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu politikalarda biz hep insanı ön plana koyuyoruz. G20 masasında da "Önce insan." dedik ve "Gelişmekte olan az gelirli ülkelerin sorunlarını da biz masada görüşmek istiyoruz." dedik. "Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinin sorunlarını da bu masaya getireceğiz." dedik. "Her gündem, her başlık altında KOBİ'lerin bu masada tartışılması gerekiyor." dedik ve bunların hepsi geniş bir kabul gördü.

Türkiye, sadece o masa etrafındaki 20 ülkenin sorunlarını konuşmayacak; dünyada en ücra köşede kalmış ve en az gelişmiş ülkelerin sorunlarını da G20 masasına taşıyacak. Bizim kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yaklaşımla insan odaklı anlayışımızın G20'ye taşınması da ilk defa Türkiye'nin Dönem Başkanlığında gerçekleşiyor.

Yine, istihdam dediğimizde, girişimcilik dediğimizde, araştırma-geliştirme dediğimizde KOBİ'ler son derece önemli. Türkiye'de şu anda ihracatın yüzde 61'ini KOBİ'ler yapıyor, istihdamın yüzde 75'i KOBİ'lerde. Bu sadece Türkiye'de değil, Almanya gibi, İtalya gibi gelişmiş ülkelerde dahi böyle fakat KOBİ gündemi G20'de şimdiye kadar yoktu. Sadece büyük şirketler orada biraz etkindi ve büyük şirketlerde çalışanların sendikalarının bir etkinliği vardı. Biz KOBİ gündemini koyuyoruz ortaya ve Uluslararası Ticaret Odasıyla beraber de küresel bir KOBİ forumu kuruyoruz ilk defa ve bunun merkezinin de İstanbul'da olmasını istiyoruz. Sadece G20 Dönem Başkanlığımızda değil, dünya KOBİ'lerin sesini kalıcı olarak duyuracak yapının, yeni kurumun da inşallah, İstanbul merkezli kurulmasını hedefliyoruz. Dünya Ticaret Örgütüyle de mutabakata vardık; hem Başkan hem Genel Sekreter geçtiğimiz haftalarda Türkiye'deydi, onlar da fikri çok çok beğendiler ve beraberce Türkiye'nin de kurucusu olduğu bu yapıyı inşallah oluşturuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şeyh Edebali'nin öğüdü doğrultusunda "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." ilkesi her alanda ve her anlamda Türkiye'de hayata geçiriliyor. Milletimizle kurduğumuz irtibat ve gönül bağı sayesinde milletimizin refah düzeyi artarken devletimiz daha da güçlendi, devletimiz itibar kazandı, bölgesinde ve dünyada daha etkin bir konuma yükseldi. Milletin tamamını kucaklayan, tamamının sesine kulak veren, 77 milyonu eşit, beraber, kardeş gören bir anlayışla devlet, milletin hizmetkârı hâline geldi.

On iki yıl içinde, her alanda çok büyük reformlar gerçekleştirdik. Demokratikleşmede çok önemli adımlar attık. Demokrasi ile ekonomiyi beraberce yükseltmek için büyük bir gayret içinde olduk. Biliyoruz ki ileri bir demokrasi olmadan ileri, gelişmiş bir ekonomi olamaz ama aynı zamanda, hızla kalkınan bir tablo o ülkede yoksa o ülkedeki demokrasinin ilerlemesi konusunda da sorunlar ortaya çıkabilir. Yani, ekonomi ile demokrasiyi böyle, beraberce yüceltmek, yükseltmek bizim temel politikamız oldu bu dönemde. Her iki alanda da eş zamanlı bir yükseliş yaşandı Türkiye'de. Ekonomik başarılarımız demokrasimizi destekledi, demokratik adımlarımız ekonomimizi yükseltti.

Başta Avrupa Birliği üyeliği olmak üzere, dış politikadaki aktif tutumumuzla hem Türkiye'yi büyüttük hem dünyada hakkı savunan bir ülke olarak takdirleri topladık.

On iki yıl boyunca demokratikleşme alanında ekonomide, sosyal yaşamda ve dış politikada gerçekleştirdiğimiz adımlar, âdeta hayal gibi görünen, gerçekleşmesine imkân ve ihtimal tanınmayan reformlardı. Şu anda, Türkiye, terör meselesini çözerken sadece gençleri yaşatmakla, annelerinin gözyaşını dindirmekle kalmıyor, ekonomik anlamda da çok büyük bir kaynağı Türkiye'ye, milletimize yeniden kazandırmaktayız. Türkiye, çözüm süreciyle millet olarak topyekûn kazanmaya çalışırken birileri de maalesef Vandalizmi teşvik ediyor, terörün devam etmesinden nemalanmaya çalışıyor. Bunların hepsinin farkındayız. Kararlılığımızdan da asla bir adım geri atmayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir hususu, gerek sizlere gerekse aziz milletimize bir kez daha açık açık ve altını çizerek vurgulamak istiyorum. Yolsuzluklar konusunda Hükûmetimiz, göreve başladığı ilk günlerden itibaren çok ciddi bir hassasiyet içinde olmuştur. Şeffaflık ve hesap verebilirlik temel ilkelerimiz olmuştur. AK PARTİ iktidarı, yolsuzlukla mücadeleyi, yasaklarla mücadeleyi, yoksullukla mücadeleyi en temel ve en acil hedefleri olarak belirlemiş ve bu 3Y'nin üzerine kararlılıkla gitmiştir. AK PARTİ Hükûmetlerinin en belirgin vasfı hiç kuşkusuz güven olmuştur, hizmet olmuştur.

Eğer Hükûmetimiz yolsuzluklara karşı gerçekten büyük bir hassasiyet içinde olmasaydı, Türkiye'de refahın bu kadar artması kesinlikle mümkün olamazdı. Eğer AK PARTİ iktidarı yolsuzluklara karşı son derece dikkatli olmasaydı, var olan 347 bin adet dersliğe on iki yılda 234 bin adet derslik eklenemezdi. Yolsuzluklara müsamahanın olduğu bir Türkiye'de Marmaray yapılamazdı, hızlı tren hatları inşa edilemezdi, hem ülkemizde hem ta Somali'de, ta Myanmar'da, Filistin'de, Suriye'de, Afganistan'da, Afrika'da yoksulların elinden tutulamazdı. Yolsuzlukların üstü örtülseydi Merkez Bankasının rezervi 28 milyar dolardan 132 milyar dolara yani bu tarihî seviyelere yükselemezdi, 23 milyar dolar olan IMF'e olan borç sıfıra inemezdi, hazinenin borçlanma faizi yüzde 63'ten yüzde 8'lere inemezdi. Eğer yolsuzlukların üstü kapatılsaydı, kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 74'ten yüzde 33'e inmezdi, inemezdi. Eğer Türkiye'de yolsuzluklara göz yumulsaydı, AK PARTİ bugüne kadar girdiği bütün seçimlerden zaferle çıkamaz, milletin güvenini kazanamaz, milletin bu kadar yoğunlukta teveccühüne mazhar olamazdı.

Bakın, geçen yıl 20 Aralık tarihinde, yine bu kürsüden sizlere ifade ettiğim bazı sözlerimi aynen kelime kelime paylaşmak istiyorum. Tarih 20 Aralık yani 17 Aralıktan üç gün sonra, yine bu kürsüde, o zaman Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlık döneminde, uygun görmeleriyle sizlere hitap etmiştim. O günkü ifadelerimi aynen tekrar ediyorum, tırnak açıyorum:

"Ancak burada şunu da milletimizin özellikle bilmesini istiyorum: Seçimlere sadece üç buçuk ay kala bu olaylar gerçekleşti. Ancak, şöyle bir zamanlamasına baktığınızda, muhtevasına baktığınızda, yöntemine baktığınızda medyada işleniş ve servis tarzına baktığınızda burada, maalesef bir siyaset mühendisliği görüntüsü vardır ve eğer böyleyse bu oyun yeni Türkiye'ye, büyük Türkiye'ye yönelik bir oyundur. Bu oyun doğrudan doğruya Türkiye'yi, doğrudan doğruya Türkiye siyasetini, doğrudan doğruya Türkiye'nin büyük ideallerini hedef almaktadır." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu Meclis tutanaklarından, deşifrelerden okuyorum kendi sözlerimi. "Bu oyun millî iradeye kastetmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, iktidardan ve muhalefetten beklenen, bu olanlar karşısında ilkeli, prensipli bir tutum sergilemektir. Milletin aleyhine olan hiç kimsenin, hiçbir örgütün, hiçbir siyasi partinin lehine olamaz -buraları dikkatle dinlemenizi özellikle rica ediyorum- millet esastır. Biz hiçbir yolsuzluğu örtmeyiz, hiçbir yolsuzluğa duyarsız kalmayız ama büyüyen Türkiye'ye yönelik hiçbir girişim, hiçbir oyun karşısında da seyirci kalmayız, kalamayız. Biz on bir yıl boyunca -o gün on bir yıldı çünkü- her türlü çeteyle, her türlü illegal örgütle, her türlü yolsuzlukla mücadele ettik ve bu mücadelemizi cesaretle verdik. Bundan sonra da mücadelemiz devam edecek." Tırnağı kapatıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, işte, daha sonra ortaya çıkan belgeler -Sayın Cumhurbaşkanımıza "dönemin Başbakanı" ifadesi kullanılıyormuş, onları gördük daha sonraki belgelerde- bu ilk teşhislerimizin ne kadar doğru olduğunu aynen gösterdi.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sayın Bakan, şu anda yukarıda 4 tane bakan oylanıyor. Yani, bari bunları okumayın burada.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bugün, neredeyse tam bir yıl geçti ve aynen gösterdi. "Dönemin Başbakanı" dedikleri Başbakan, dönemin tuzağını gördü ve millet de bu oyunu gördü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletimiz bu tuzağı ters yüz etti, 30 Martta ve 10 Ağustosta da en iyi hakem olan sandıkta, gereken en güzel cevabı verdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tuzak kuranların millet nezdinde hiçbir itibarları olmadığını da gördük, yaşıyoruz. Koalisyon çabaları da, kapı kapı AK PARTİ aleyhtarlığı da, din istismarı da kimseye itibar getirmedi, bunu da yaşadık, 30 Martta yaşadık, daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 10 Ağustosta yaşadık. Yani, farklı kombinasyonlar, permütasyonlar, koalisyon çabaları da yine kimseye itibar getirmedi. Millet bu operasyonu yapanlara hem de onların arkasına takılanlara şunu söyledi: "Biz bu Hükûmetten memnunuz, iktidar partisinden memnunuz. Bu Hükûmetin bizim irademizi temsil ettiğini ve bize hizmet ettiğini eserlerinden biliyoruz. Öyle, operasyonlarla, tuzaklarla biz millî iradeyi çiğnetmeyiz." (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, bu millet, o "dönemin Başbakanı" diyen ve o günlerde sahte dokümanları hazırlayanlara şu cevabı da verdi: "Biz o Başbakanı alırız, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı da yaparız." (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millet, ferasetiyle en büyük hakemdir. Milletimiz sergilenen oyunları çok net bir şekilde görüyor, izliyor. Milletimizin gönül penceresi açık. Milletimiz gerçekten pek çok olay karşısında çok sıhhatli analiz yapabiliyor, doğruyu ve eğriyi çok iyi ayırt edebiliyor. Sizlerin ve milletimizin şunu çok iyi bilmesini istiyoruz ki her türlü saldırıya karşı göğüs gererek Türkiye'yi büyütmeye devam edeceğiz, demokrasimizi ilerletmeye devam edeceğiz. Kim ne derse desin, çocuklarımıza, gençlerimize artık üzerinde operasyon yapılamayan bir Türkiye emanet etmek için aynı heyecanla, aynı gayretle çalışmaya devam edeceğiz.

Kim ne derse desin, çözüm sürecini kararlılıkla devam ettireceğiz. Çözümsüzlükten nemalananları halkımız, milletimiz gayet iyi anladı, gördü. Bakın, etnik kökeni ne olursa olsun, mensup olduğu din, ait olduğu, aidiyet duyduğu mezhep ne olursa olsun, 77 milyonun tümü bunu gördü, çözümsüzlükten nemalananları gördü, terörden nemalananları gördü, gençlerin kanından beslenenleri gördü milletimizin sağduyusu son derece kuvvetli ve işte bunun içindir ki ölümlerden, kandan ve gözyaşından beslenenlere karşı mücadele etmeye, gençleri yaşatmak için çırpınmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yıkanlara karşı duracağız, inşa etmeye devam edeceğiz. İstikrarla, güvenle, daha güçlü bir kardeşlikle Türkiye'yi yüceltmeye devam edeceğiz. Demokrasiyi daha da derinleştirmeye devam edeceğiz.

Devletimiz 77 milyonun tümünü aynı samimiyetle kucaklıyor, kucaklamaya devam edecek. Aktif dış politikası, itibarı artan bir Türkiye'nin, kirli çıkarları zedelenen bazı çevreleri rahatsız ettiğini biliyoruz. Türkiye'nin güçlenmesini, büyümesini, tüm dünyada sözü dinlenen itibarlı bir ülke olmasını kıskananlar olduğunu biliyoruz. Kim ne derse desin biz dünya genelinde hakkı savunmaya devam edeceğiz, doğruyu savunmaya devam edeceğiz.

2023'e, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100'üncü yıl dönümüne şurada artık sadece dokuz yıl kaldı. Bu dokuz yıl içinde daha çok çalışarak 2 trilyon dolarlık millî gelire, 25 bin dolarlı kişi başı millî gelire ve 500 milyar dolarlık ihracat hedefine inşallah hep beraber ulaşacağız. Bizim, kendi denizaltısını üreten, kendi savaş uçaklarını imal eden, kendi ürettiği uyduları kendisi uzaya fırlatabilen bir Türkiye inşası hayalimiz var. Bu hayali gerçekleştirmeye başladık, somut adımlarla bu hayali gerçekleştiriyor ve hedeflerimize basamak basamak ulaşıyoruz. Yatırımın önündeki engelleri tek tek kaldırıyoruz, Türkiye'yi yatırımlar için daha uygun hâle getirip, daha cazip bir ülke hâline getirip, küresel bir yatırım üssü hâline getirmeyi planlıyoruz. Son on iki yıllık icraatımız, son on iki yılda ortaya koyduklarımız bu gelecek hayallerimizin aslında iddialı ama bir o kadar da gerçekçi hedefler olduğunu bize göstermekte. Hayal etmek güzeldir, hayal ulaşılamayanı da düşünmek demektir, ulaşılmazı da dikkate almak demektir. Biz, çok şükür bugüne kadar Türkiye için hayal ettiklerimizi tek tek gerçekleştirdik ve bundan sonraki dönemde de hedeflerimize inşallah hep beraber ulaşacağız. Türkiye'yi bu hedeflerinden, bu hayallerinden uzaklaştırmaya çalışanlar oldu, olacak ama bunlar bize kararlılığımızdan asla geri adım attırmayacak. Türkiye'nin gerçekten toplumuyla, ekonomisiyle, dünyadaki görünürlülüğüyle ve etkinliğiyle hangi noktadan hangi noktaya getirdiğimizi hepimiz çok açık görüyoruz.

Bugün, bakın, Türk Hava Yolları 108 ülkeye uçuş yapıyor artık İstanbul'dan. Dünyada en çok ülkeye uçuş yapan havayolu hâline geldi. İstanbul, dünyada New York'tan sonra en çok başkonsolosluğun olduğu şehir hâline geldi. Bugün, Türkiye dünyanın en büyük 7'nci tarım ülkesi hâline geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Babacan, süreniz doldu. Ek sürenizi veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bugün, Türkiye dünyanın 7'ci büyük tarım ülkesi oldu, 6'ncı büyük turizm ülkesi oldu.

Yedi coğrafi bölgenin hep beraber refah içinde büyüdüğü, şehirlerimizin daha da güzelleştiği, altyapı sorunlarının çözüldüğü, sosyal politikaların daha da güçlenip yaygınlaştığı bir Türkiye'ye doğru hızla ilerlemekteyiz. Türkiye her şeyin en iyisini hak ediyor. Türkiye en iyiye, en güzele ulaşmak için her türlü imkâna sahip. Bizim kaynaklarımız, başta insan kaynaklarımız olmak üzere gelişmemizi ve büyümemizi, ilerlememizi sağlayacak kadar güçlü. Türkiye genç nüfusuyla, eşsiz coğrafyasıyla daha iyi ve her sene daha iyi olan eğitimli nüfusuyla dünyada çok önemli bir ekonomik güç oldu, oluyor. Bir olarak, beraber olarak Türkiye'yi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri konumuna yükselteceğiz. Milletimizin güveni bizimle, milletimizin duası bizimle. Bu yolda milletimizle yürümeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, tekrar, 2015 bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Burada, 17 Ekim tarihinden bu yana bütçe çalışmalarına çok yoğun bir şekilde katılan Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımıza, üyelerine; Genel Kurulda, başlangıç ve bitiş günlerini de sayarsak on üç gün boyunca geceli gündüzlü çalışarak, sabah akşam demeden, hafta sonu demeden, uykularından fedakârlık ederek çalışmalara katılan, destek veren, yapıcı eleştirileriyle, yapıcı görüşleriyle bütçe çalışmalarına ışık tutan tüm milletvekillerine tekrar hepinizin huzurunda buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Emekleriniz, katkılarınız için teşekkür ediyorum.

2015 yılı bütçemizin ülkemize, memleketimize, devletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)