Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:5
Birleşim:36
Tarih:21/12/2014


2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlar, uzun bütçe müzakerelerinin artık sonlarına yaklaştık. Görüşmeler sırasında bize birçok rakam verildi. Muhalefet birçok konuda eleştirilerde bulundu. Fakat, verilen rakamlarda hep görülen "Kişi başına düşen millî gelir arttı.", "Türkiye'nin refahı yükseldi.", "Türkiye'de büyüme var." Şimdi, buna baktığınız zaman, bu böyle mi? Bunu, esasında -burada benden önce 14'üncü maddede konuşan Adana Milletvekili Sayın Özgümüş'ün dediği gibi rakamlarla oynamak kolay- rakamlara değil de insanlara sormak lazım. Bizi televizyonlarında dinleyen memurlar, işçiler, çiftçiler, emekliler, hatta işsizler kendi kendilerine sorsunlar: Hakikaten refahımız arttı mı, paramız arttı mı? Çarşıya, pazara gittiğimiz zaman geçen sene cebimizde olan parayla bu sene daha mı fazla alıyoruz daha mı az alıyoruz? Bana soracak olursanız, bu artışı ben kendi cebimde görmüyorum. Eğer bir artış varsa bu birilerinin cebine gidiyor anlaşıldığı kadarıyla fakat o, gelir dağılımının adaletsizliği dolayısıyla çok küçük bir zümrenin cebine gidiyor, asıl büyük toplumun cebine girmiyor.

Bütçe görüşmelerine ağırlığını vuran benim açımdan, ben dinlerken, şu oldu: Geçtiğimiz yıl içerisinde çok gereksiz israflarda bulunuldu. Ben Sayın Maliye Bakanının titiz bir Bakan, iyi bir bürokrat, iyi bir teknisyen olduğunu biliyorum, bu israfları içine sindirmediğini de tahmin ediyorum ama halkın şimdiden "kaçak saray" adını verdiği, bir dolmuş durağını çağrıştıracak şekilde "Beştepe Cumhurbaşkanlığı Tesisleri" diye adlandırılan saraya ne gerek vardı? Bu sarayın açıklanan resmî fiyatı 1 milyar 377 milyon Türk lirası. Bu korkunç bir rakam arkadaşlar. 890 Türk lirası bugün Türkiye'de asgari ücret. Ha, neymiş? İtibarımıza katkıda bulunuyormuş. Eski Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti'yle özdeşleşmiş, Çankaya ismini taşıyan mekânın itibar açısından bir sıkıntısı mı vardı?

Şimdi itibarla ilgili sizlere küçük bir hikâye anlatayım. Ben çok eskilerde Moskova'dayken orada bir Brezilya Büyükelçisi vardı. Bu Brezilya Büyükelçisi zamanında kendi memleketinde Genel Sekreterlik yapmış, Dışişleri Bakanlığı yapmış saygın yaşlı bir adamdı. Bize bir hikâye anlattı Büyükelçiliğe bir yemeğe geldiğinde. Ben o zaman Büyükelçi değildim. Dedi ki: "Sizin, Brezilya'da Fuat Carım adında bir Büyükelçiniz vardı. Bu Fuat Carım İstiklal Savaşı'na girmiş, Birinci Mecliste Milletvekilliği yapmış, Türkiye Dışişleri Bakanlığında Müsteşarlık yapmış, son görevi de Brezilya Rio de Janeiro'da -o zamanki başkent olan- bir diplomat. Bu Fuat Carım Brezilya'dayken verdiği yemeklere genç parlak diplomatları çağırır, onlarla dünya meselelerini konuşur, felsefi konuları tartışı. Büyükelçiliğin oldukça şatafatlı ortamında bu konuşmalar bizim çok hoşumuza giderdi. Ben Türkiye'ye bir resmî ziyaret yaptığımda Bakan sıfatıyla, sorayım dedim Fuat Bey ne olmuş? Dedim ki Fuat Carım vardı, biliyor musunuz? Dediler ki biliyoruz, emekli oldu köşesine çekildi, evinde oturuyor. Telefonla bağlattırdım, kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim, beni yemeğe davet etti. Kalktım bir gece onun evine yemeğe gittim; dört gün kalıyordum Türkiye'de, bir gece evine gittim. Tunus Caddesi'nde bir apartmanın çekme katında oturuyordu, asansör de yoktu, 5 kat çıktık, kapıyı kendisi açtı, beni içeriye aldı. Evinde çalışanı yoktu, evde de yalnızdı. Masasının üzerine temiz beyaz bir kâğıt örtü sermişti. Kendi yaptığı yemekleri yedik. Orada oturduk ve dünya meselelerinden konuştuk, dünya meselelerinden bahsettik. O sıralarda Nasır Mısır'da yeni bir girişim içindeydi. Bana Nasır'ı anlattı. Orta Doğu'ya bunun nasıl yansıyacağını anlattı. Brezilya'yı bunun neden ilgilendirmesi gerektiğini anlattı. Türkiye'yi anlattı, Türkiye'nin geleceğini anlattı. Bazı felsefi konuları da konuştuk. Ben evden ayrıldığımda gece yarısını geçmişti. Ve kendi kendime dedim ki: Sen ne mutlu bir insansın, böyle bir insan sana bir gecesini ayırıyor, seni evinde ağırlıyor, kendi yaptığı yemeği sana ikram ediyor. Fuat Carım o kâğıt serdiği masanın üzerinde, Rio de Janeiro Büyükelçiliğindeki şatafatlı salonlardaki rahatlığındaydı hiçbir kompleks duymadan benimle eşite eşit konuştu." İşte arkadaşlar, itibar bu. Ne saraya gerek var, ne büyük binalara gerek var, ne altın yaldıza gerek var, itibar bu. Onun için boşu boşuna bu masarifin içerisine girmenin bir anlamı yok.

Çankaya'da Büyük Millet Meclisi Başkanının konutunu yenilediler. Büyük Millet Meclisi Başkanının çok güzel bir konutu vardı arkadaşlar. Türkiye'nin en büyük mimarlarından İsmet Şerif Vanlı'nın yaptığı mücevher gibi güzel bir bina vardı orada, onu yıktılar, yerine Karagöz dekoru gibi, hakikaten Karagöz dekoru gibi, Karagöz hayal perdelerini düşünün, o, Karagöz paşa konakları filan vardır Karagöz dekorunda, ona benzeyen ucube bir bina yaptılar. O bina da dışarıdan görülsün diye etrafındaki yüzlerce ağacı kestiler. Sayın Bakana sordum ne kadar bunun masrafı diye dün ama onun cevabı gelmedi. Kaça mal oldu acaba o bina? Böyle bir binaya gerek var mıydı? Gerek olmadığını şuradan da anlıyoruz: Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek kasım ayında verdiği bir söyleşide "Ben orada oturmayacağım." diyor. Peki, arkadaşlar, niye bu masrafı yapıyoruz?

Cumhurbaşkanına Başbakana alınan uçağı tahsis ettiler. Bu uçak... Var Türkiye'nin uçakları ama gidip tefriş edilmek için San Antonio'ya gitti, Fransa'dan alıyorsunuz Airbus'tan, Teksas'a gönderiyorsunuz tefriş ettiriyorsunuz. Bu arada güvenliği de düşünmek lazım, biz çok yakın bir geçmişte bir dinleme skandalı yaşadık, hepimiz biliyoruz. O zamanki Dışişleri Bakanının -şimdiki Başbakanın- makamında devletin üst kademesinin konuştuğu, konuşulmaması gereken, sadece gizli değil hiçbir şekilde konuşulmaması gereken acayip konular dinlenip dışarıya yansıdı. Şimdi, bu uçağı Teksas'ta donattırıyorsunuz. Bu uçağın içerisinde Başbakanın elini yıkadığı, abdest aldığı suyu tahlil ederler arkadaşlar. Teknoloji artık böyle, molekül yerleştirir, siz farkına varmadan, ne konuşuluyor, ne görüşülüyor herkes alır. Bunlar düşünülüyor mu yapılırken ve bu masrafı yapmaya değiyor mu?

Şimdi, bütün bunları düşünmemiz lazım ve Türkiye'de artık israfı kesmemiz lazım. O saraya, Beştepe'deki insanların "kaçak saray" dediği saraya gelenlerin orada itibar aradıklarını, itibar gördüklerini hiç düşünmeyin. Ben size bir meslek bilgisi vereyim Dışişleri Bakanlığının bir mensubu olarak. Seyahat eden devlet yetkililerine, büyüklerine her zaman bilgi notları verilir. O bilgi notlarının içerisinde, hiçbir şüpheniz olmasın ki, Türkiye'de asgari gelirin 890 lira olduğu, o sarayın maliyetinin Hükûmet tarafından 1 milyar 377 milyon TL olarak açıklandığı ama daha büyük olabileceği yolunda da tartışmalar bulunduğu, ciddi tartışmalara yol açtığı, tepkilere sebep olduğu yazılıdır. Oraya gelenler onun şaşaasından, itibarından etkilenmez; oraya gelenler o bilgi notunun içindekilerin merakı içinde sağına, soluna bakar, "Allah Allah, demek ki buymuş yaptıkları bina." derler. Bunları yapmakla itibarımıza itibar katmıyoruz, itibarımızı zedeliyoruz. Onun için, biz bütçemizde, bundan sonraki bütçelerimizde refahın adil dağılımına çalışalım. Eğer gelirimiz artıyorsa eğer kişi başına düşen payımız artıyorsa bunu belli bir zümreye değil halkımıza yaymaya çalışalım.

Ben soruşturma komisyonu üyesi olduğum için burada dile getirmek istediğim başka konular olmakla beraber onlara değinemiyorum, değinmiyorum. Etik açıdan değinmiyorum ama başka konular da var arkadaşlar. Bütçeyi görüşürken bütçeyi sadece teknik açıdan değil insani açıdan ele alalım, insanlarımızın mutlu ve müreffeh olmalarına çalışalım. 890 lirayla çalışan insanın yanında, onu dahi bulamayıp çalışamayan, işsiz olan, demin arkadaşlarımızın söylediği gibi, her fırsatta, her yerde, her alanda iş arayan insanlarımızın derdine çare bulmaya çalışalım ve memleketimizi kimin yönettiğini, nasıl yönettiğini de açıkça görelim. Geçenlerde Avrupa Birliğiyle ilgili olarak çok garip bir ikilem yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanı "Avrupa Birliğine girmek diye bir derdimiz yok, aklınızı kendinize saklayın." diyor. Bundan beş gün önce Başbakan, "Avrupa Birliği hedefimiz devam ediyor, bizim için çok önemlidir. Avrupa Türkiye'siz, Türkiye Avrupa'sız olmaz." diyor. Şimdi, yönetim kimin elinde? Kim yetkili? Kimin söylediğine bakacağız? Avrupalılar kimin söylediğine bakacak, bir de buna çare bulmamız lazım.

Bu düşüncelerle, bu pazar sabahı hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)