Konu:KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:2
Birleşim:120
Tarih:14/06/2012


KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT ATA (Batman) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 11'inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz bu önergemizi Komisyon tartışmaları sırasında da verdik, tabii ki reddedildi. Burada da katılmadığını beyan etti hem Komisyon hem Hükûmet. Tabii, neye "hayır" diyoruz? 12 Eylül 2010 referandumunda halkoyuna sunmuş olduğunuz pozitif ayrımcılık ilkesini pratikte uygulamayacağımızı beyan ediyoruz ve bu önergeye "hayır" diyoruz.

Evet, çok iyi bir toplum mühendisliği yaptı iktidar. Toplumun en büyük ihtiyacı özgürlüktü, haktı, demokrasiydi, eşitlikti ve siz bunu tespit ettiniz, kitlelere "demokrasi, özgürlük ve insan hakları" dediniz ama daha sonra "Elimizdeki bu, bunu kabul edeceksiniz." dediniz. Bu "Yetmez ama evet." anlayışı bizi ta bu noktaya getirdi. İşte, bugün 5 denetçiden 1'i kadın için, 1'i çocuk için görevlendirildi. Bu, tabii ki şu durumda bizim "hayır" diyeceğimiz bir şey değil ama yarın öbür gün bunun kurumsal anlamda sıkıntıları ne olacaktır? Biz 1 başdenetçi, 5 ayrı denetçi öngörüyoruz kurumsal olarak. Bunlardan 1'i sadece kadınla ilgilenecek, 1'i sadece çocukla ilgilenecek, diğer 3'ü Türkiye'deki bütün sorun alanlarıyla ilgilenecek.

Biz özde genel amaçlı bir ombudsmanlık kurumu öngörüyoruz ama Kamu Denetçiliği Kurumunun görevini yapabileceği özel amaçlı iki alan belirliyoruz. Niye? Çünkü kadın örgütleri bunu istiyor, çocuk örgütleri bunu istiyor ama en önemlisi, biz, uyum yasaları çerçevesinde bu ombudsmanlık kurumunu getiriyoruz. Avrupa Birliği önünde "Biz bu kurumu kurmadık." dememek için getirdik, dedik ki: "5 denetçiden 1'i kadınla, 1'i çocukla ilgilenecek."

Bu, ileride ciddi problem alanlarını beraberinde getirecek. Kaldı ki 5 kişi bu alanla ilgilenecek yerde sadece 1'ine hasretmiş oluyoruz. Verdiğimiz önerge kabul edilir edilmez bilmiyoruz ama biz "Başombudsmanlık için önerilecek 3 aday içerisinden en az 1'i kadın olsun." diyoruz.

Yine "Denetçiler arasında da önerilecek 3 katı kadar aday içerisinden en az üçte 1'i kadın olsun." diyoruz, reddedilen budur.

Şu anda 3'ünden 1'i kadın olacak mı olmayacak mı bilmiyoruz ama Hükûmetin genel politikası budur, yine, dostlar alışverişte görsün, muhtemelen 1'i kadın olacak. O kadın da sadece kadın sorunlarıyla ilgilenecek, toplumun geneline dair bir kadın bakış açısı, genelinde yaşanan sorun alanlarına dair bir kadın bakış açısı yansımayacak.

Kadına yine -eğer o da kadın üye olursa denetçi olarak- "Sen sadece kadın sorunuyla ilgilen, diğerlerini akil erkekler hallederler. Bu konuda sorumluluklarını yerine getirirler." diyoruz.

Buna karşı, muhalefete "Sessiz olalım, bu konuda muhalefet etmeyelim ve kabul edelim." Niye? "Çünkü bu kadarını öngörüyoruz -isterseniz olur isterseniz olmaz- Bizim buradaki sandalye sayımız bütün yasaları tek başına çıkaracak sayıdadır. Yine, bu yasalar hazırlanırken, yasa tasarıları hazırlanırken toplumsal ihtiyaçlar ya da beklentiler göze alınmadan biz istediğimiz gibi yasa tasarılarını buraya getirir, kamuoyunda bizim üzerimizde baskı oluşturacak unsurları da işte böyle tolere ederiz." diyorsunuz.

Biz de "Buna karşı sessiz kalmayacağız." diyoruz. Nasıl ki Türkiye neyi yaşadı sizinle? 12 Eylül referandumunda, 2010 referandumunda temel hak ve özgürlükleri referanduma sunan bir ülke gerçeği olma özünü yaşadı. Temel hak ve özgürlükleri, hükûmet etmenin gereğidir, sizler halka sunarsınız, "Senin özgürlük alanlarını genişleteceğim, sen de buna onay ver." demezsiniz. Ama ne oldu? Yargıda, askerî vesayette iktidar alanındaki paylaşım, buradaki kavga temel hak ve özgürlükler üzerinden aklanmaya çalışıldı. Bunlar kamuoyunun gözü önüne sunuldu, kamuoyunun desteği alınmaya çalışıldı ama arka planında işte dün yaşadığımız gibi, önceki gün yaşadığımız gibi asıl o iktidar kavgasının yansımaları oldu. Geçmişte daha çok, paşalar atandığında ülke gündemine bomba gibi düşerdi; şimdi yargıçlar atandığında, yerleri değiştirildiğinde ülke gündemine bomba gibi düşüyor. İşte aradaki fark tam da bu.

Peki, bu süreç böyle devam mı edecek? Devam etmeyecek. Türkiye'nin bu konuda bugüne kadar sessiz kalmayan devrimci, demokrat, sol, sosyalist, liberal, inanan, inanmayan tüm güçleri, ama eşitlikten, özgürlükten ve insan haklarından yana olan tüm güçleri buna "hayır" demeye devam edecek.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akat.