Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:5
Birleşim:29
Tarih:14/12/2014


2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK bütçesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlar, iyi pazarlar dilerim.

Şimdi, bir ekonomik değerlendirme yapmak gerekirse şunu söylemek gerekir en baştan: Sayın Hükûmet ve Sayın Hükûmetin bakanları hep bir algı operasyonundan bahsediyor ya, aslında algı operasyonunun en büyüklerinden birisi ekonominin kendisinde. Çünkü buraya gelen sayın bakanlar, iktidar partisine mensup milletvekillerimiz bu kürsülere geldiklerinde, ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunduklarında son derece güzel bir tablo çiziyorlar, çok tozpembe bir tablo çiziyorlar ama ekonomideki gerçekler bunlar değil. Burada açık bir algı operasyonunun olduğunu belirtmek isterim.

Peki, ne gerçekler? Şimdi, dilerseniz bu gerçeklerden birkaç tane örnek vereyim size:

Şimdi birincisi, Sayın Bakanım ve değerli milletvekilleri; dünyada Türkiye ekonomisine ilişkin bir Türk mucizesi yoktur. Buraya gelen sayın bakanlar, geçmiş yıl bütçelerinde de bunu söylediler ama gerçek bu değil. Bakın, cumhuriyet kurulduğundan 2002 yılına kadar devletin resmî rakamları üzerinden Türkiye'nin büyümelerini toplayıp o yıla bölseniz yüzde 5 rakamını bulursunuz. Bakınız, bunun içinde savaşlar var, krizler var, çok partili hükûmetler var yani istikrarsız hükûmetler var, ekonomi yüzde 5 büyümüş.

Şimdi siz istikrarınızla övünüyorsunuz, istikrarlı bir Hükûmet olduğunuzu söylüyorsunuz, büyük büyüme mucizeleri gerçekleştirdiğinizi söylüyorsunuz ama 2003 yılından bugüne kadar Türkiye'nin büyüme ortalamaları yüzde 4,7; 4,8. Dolayısıyla, tarihsel olarak Türkiye ekonomisinin büyümesinden daha az büyüme gerçekleştirmişiz. Bunlar devletin resmî rakamları.

İkincisi: Büyüme oranlarımız düşüyor arkadaşlar. Bakınız, Türkiye, krizden sonraki birkaç büyüme yılını dışarıda bırakırsak son üç yılda ortalama yüzde 3,3 büyümüş.

Yani bir yandan tarihsel ortalamalarımızın altında büyüyen bir ekonomi var son dönemde; ikincisi, son dönemde büyüme oranlarında da potansiyelimizin çok çok aşağıya indiği bir durumla karşı karşıyayız. Üstelik Türkiye'nin, gelişmekte olan ülkelerle, kendileriyle karşılaştırılabilecek diğer ülkelerle karşılaştırıldığında da performansının düştüğünü görüyoruz, ayrıştığını görüyoruz.

Bakınız, bir rakam vereyim: 2003-2007 döneminde -yani küresel likiditenin bol olduğu dönem- Türkiye ekonomisi 6,9 büyümüş. Gelişmekte olan ülkeler, Türkiye'ye benzeyen ülkeler kaç büyümüş? Yüzde 7,6. Yani neredeyse Türkiye, gelişmekte olan ülkelere yakın büyümüş. Ancak, krizden sonraya baktığımız zaman -2008-2013- Türkiye'nin büyümesi yüzde 3,3'e düşmüş. Gelişmekte olan ülkelerin büyümesi de düşmüş 5,4'e ama Türkiye'nin büyümesi, gelişmekte olan ülkelerin büyümesinden daha fazla düşmüş. Bu, Türkiye hızla ayrışmaktadır gelişmekte olan ülkelerden yani Türkiye'ye özgü bir yapısal ekonomik problem olduğu anlamına gelmektedir. Bunları belirleyelim.

OVP hedefleri gerçekçi değil. Sanki dünyada hiçbir şey değişmiyormuş gibi, geçen senelerdeki OVP'lerde olduğu gibi bu seneki OVP de 4, 5, 5 büyüme hedeflerini koyuyor: 4, 5, 5. Önceki OVP'ye bakıyorsunuz, 4, 5, 5. Dünyada hiçbir şey değişmedi, dünyada hiçbir şey yok, her şey aynı. Biz bu OVP hedeflerini koyabilmek için gerçeklikle bağı kopmuş OVP hedefleri koyuyoruz. Dolayısıyla, büyümeye ilişkin iyi bir tablo yok.

Buna bağlı olarak arkadaşlar, işsizlik rakamları artıyor. Bu, gayet normal. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede, genç nüfusun olduğu bir ülkede, her yıl 500 bin, 600 bin insanın istihdam havuzuna girdiği bir ülkede işsizliği sabit tutabilmek için bile ekonominin en az 4,5-5 büyümesi lazım. Şimdi, büyüme oranlarımız yüzde 3'lere inince işsizlik oranlarımız da artıyor. Geçen senenin sonbaharından itibaren, 2012'nin sonbaharından itibaren bir trend değişikliği oldu işsizlikte, işsizlik yeniden çift haneli rakamlara doğru gidiyor. Benim iddiam, bu sene işsizliği çift haneli rakamlarla bitireceğimiz ve bundan sonraki birkaç sene de işsizliğin çift haneli rakamlara takılı kalacağıdır. Çünkü önümüzde ekonomin sıfır ile 3 arası büyüyeceği birkaç yıl var. Türkiye ekonomisinin buna hazırlıklı olması lazım. Tozpembe hayalleri bir tarafa bırakıp, ekonominin bu gerçeklerini görüp ona göre tedbir almak lazım.

Enflasyon, bu Hükûmetin en başarısız olduğu alandır. Yüzde 5 enflasyon hedefine bugün hiç kimse inanmıyor, geçmiş dönemde inanılmadığı gibi. Merkez Bankasının kendisi bile koyduğu hedeflere inanmıyor ama ısrarla ve inatla yüzde 5 enflasyon hedefini gerçeklikle bağı kopmuş bir biçimde bu toplumun önüne getiriyorsunuz, sunuyorsunuz. Bugün enflasyon neredeyse çift haneli rakamlara yakındır. Petrol fiyatlarının düşmüş olması bile bunu değiştirmeyecek. Önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon hedeflerini tutturmak imkânsızdır. Daha bugünden bunu bu kürsüden söylemek mümkündür. Enflasyon hedeflerinin tutmayışı tek başına Merkez Bankasının sorunu değildir, Hükûmet ve Merkez Bankası enflasyonu ortak belirler. Dolayısıyla, hedeflerde bir sapma varsa bunun yükü Merkez Bankasına atılamaz. Bu, Hükûmetin ve Merkez Bankasının ortak ve açık başarısızlığıdır.

Cari işlemler açığı... Cari işlemler açığında kısmi bir iyileşme var gibi görünüyor ama arkadaşlar, cari işlemler açığının millî gelire oranında yüzde 5 rakamı bile Türkiye gibi ülkeler için çok yüksektir çünkü Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir, Türkiye kırılganlıkları olan bir ülkedir. Bakınız, önümüzdeki bir yılda 230 milyar doların üzerinde bir dış finansmana ihtiyaç var bu ekonomide. 175-180 milyar dolar borcun vadesi geliyor, bir yıldan kısa vadeli. Bunu nasıl ödeyeceğiz? Ya cebimizden çıkartıp ödeyeceğiz ya yeniden borçlanarak ödeyeceğiz. Artı, 50 milyar dolar civarında bir cari işlemler açığı veriyoruz, bunu da finanse etmek zorundayız ve giderek pastanın küçüldüğü bir yerde, ödünç verilebilir fonların daraldığı bir yerde, millî gelirinin yüzde 25'inin üzerinde bir dış finansmanı bulmak zorunda olan bir ekonomiden bahsediyoruz. Bu ekonominin bu tablosu, Türkiye ekonomisini kırılgan yapmaktadır.

Şimdi, böyle bir tablo varken bu bütçenin nasıl tasarlanmasını beklersiniz değerli arkadaşlar, nasıl bir bütçe olmalı? Türkiye'nin önünde, büyüme oranlarının düştüğü, işsizlik oranlarının arttığı, dış kırılganlıkların yüksek kaldığı, hayat pahalılığının yani enflasyonun yüksek olduğu bir tablo varsa o zaman siz bütçeyi nasıl tasarlayacaksınız? Bu bütçenin, bu konjonktürü, bu sorunları görmesi, anlaması ve ona göre kendini dizayn etmesi gerekirdi, Hükûmetin buna bakarak bütçeyi buna göre düzenlemesi gerekirdi. Yani, bu bütçe, büyüme dostu bir bütçe olmalıydı; yani, bu bütçe, istihdam dostu bir bütçe olmalıydı; yani, bu bütçenin geniş toplumsal kesimlerin, işçilerin, emeklilerin, memurların ekonomide üretilen mal ve hizmetlere talep yaratmasına uygun bir biçimde, onların gelirlerini artıran, onlara daha fazla satın alma gücü veren bir bütçe olması gerekirdi; yani, genişletici bir bütçe olması gerekirdi ancak önümüzdeki bütçenin böyle olmadığını görüyoruz. Bu bütçe, tam tersi, daraltıcı bir bütçe çünkü bu bütçede gelir kalemlerindeki artış hızı, gider kalemlerindeki artış hızından fazla. Yani, giderler enflasyonun altında, gelirler ise enflasyon artı büyüme kadar artırılmış.

O hâlde sormak gerekiyor: Ekonomide böyle bir tablo varken ve bunu herkes görüyorken, bunu muhalefet partisi milletvekilleri görüyorken iktidar partisi milletvekilleri ya da bu bütçeyi hazırlayan sayın bakanlar görmüyor mu, onlar bunun farkında değil mi? Evet, farkındalar, görmüyor olduğunu söylemek safdillilik olur, farkındalar, onlar da bu ekonomik gerçekliğin farkındalar.

Peki, neden, niçin bütçe böyle dizayn edildi? Niçin bütçede yatırım harcamaları düşüyor bir sonraki sene? Niçin devlet daha az yatırım harcaması yapacak? Niçin bu ülkede kamu çalışanları enflasyon artı büyümenin altında bir zamla, yüzde 8,6'yla yani personel harcamalarındaki artışın enflasyon artı büyümenin altında tutulduğu bir bütçe var önümüzde? Çünkü, Hükûmet şunu yapmaya çalışıyor, diyor ki: "Bizim önümüzdeki bir yılda 230 milyar dolar dış finansmana ihtiyacımız var. Pasta da giderek küçülüyor, ödünç verilebilir fonlar da giderek küçülüyor, o zaman ne yapacağız? O zaman bir tercih yapacağız, diyeceğiz ki yabancı sermayeye, Türkiye'ye para getirenlere, Türkiye'ye para getirmeye devam etsinler diye sermayeyi kediye yüklemeyin demek için, Türkiye'ye para getirmeye devam edin demek için -yabancılara sinyal veriyoruz biz aslında, yabancı sermayeye sinyal veriyoruz- ey yabancı sermaye, Türkiye'ye para getirmeye devam edin. Kırılganlıklarımız çok yüksek ve kırılganlıklarımızın yüksek olduğu bir yerde bir de kamudan kırılganlık yaratmayacağız. Kamuyu kısacağız, kamuyu sıkacağız, bir fazla yaratacağız, borcumuzun millî gelire oranını aşağıya çekeceğiz ve biz daha az riskli bir ülke olacağız."

Yani, tersinden baktığımız zaman, aslında, Türkiye'deki kırılganlıkların ve risklerin itirafıdır. Türkiye artık istikrar programları uygulayan bir ekonomi olamaz. 2001'de, 2005'te, 2006'da bunlar anlamlıydı ama 2014 yılına geldiğimiz bu noktada bunlar anlamlı değil. Türkiye, kendi yapısal sorunlarını merkezine alan bütçeler bulmalı, yapısal sorunları için kaynak yaratacak bütçeler oluşturmalıdır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)