Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:27
Tarih:12/12/2014


2015 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve sizlerin şahsında aziz milletimizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum. Bu vesileyle 2015 yılı bütçe görüşmelerinin başarılı geçmesini temenni ediyor, hazırlanan bütçenin ülkemize, milletimize, kurum ve kuruluşlarımıza hayırlı olmasını Cenab-ı Allah'tan diliyorum.

Konuşmamın başında, görüşleriyle, eleştirileriyle, uyarılarıyla bütçemizin oluşmasına katkıda bulunan, başta Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine, tüm uzmanlara, parti ayırt etmeksizin bütün milletvekillerimize teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki 2015 yılı bütçesi, 2002 yılı sonundan itibaren istikrarlı bir şekilde büyüyen Türkiye'nin daha da büyümesine, daha da kalkınmasına, daha müreffeh bir ülke hâline gelmesine vesile olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımın sorumluluk alanında olan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bütçelerini değerlendirmek üzere huzurlarınızdayım.

Öncelikle, bütünü milletvekillerimize görüş, öneri ve eleştirileri sebebiyle teşekkür ediyorum. Biliyorum ki her türlü eleştiri aynı zamanda bir tür katkıdır. Muhalefetten istifade etmek iktidar için bir eksiklik değil, bir kazanımdır; ülkemize hizmet etmek de sadece iktidar olmakla değil, aynı zamanda yapıcı muhalefet yapmakla da mümkündür. Bu yüzden, burada serdedilen her görüşü ülkeye hizmetin bir tezahürü olarak değerlendiriyorum.

Saygıdeğer konuşmacılar genel olarak basın özgürlüğünden bahsettiler. Aslına bakarsanız siyaset-medya, iktidar-medya, sermaye-medya ilişkileri bütün dünyada sorunlu bir alandır. Bizlerin bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde tesis etmemiz, demokrasinin güç kazanması için büyük bir gerekliliktir. Yalnız, bunun için sadece siyaset üzerine spotları çevirmek, sadece iktidara ayna tutmak yetmez; aynı zamanda medyayı da masaya yatırmak, basının durumunu da analiz etmek, muhalefet-medya ilişkisini de irdelemek gerekir. Ben bugün muhalefet partilerine ve milletvekillerine eleştiri getirmek yerine... Çünkü bu konuda genelde iktidar suçlanıyor ama bunun karşısında bir medya-iktidar ilişkisinden bahsediyorsak bir medya analizi yapmanın da gerekliliğine inandığımdan biraz bir medya eleştirisi de yapmak istiyorum.

Medya aracının kendisi demokrasinin parçası değildir. Basın veya medyanın yüklendiği misyon, oynadığı rol, taşıdığı anlam ve muhteva demokrasiyle ilgilidir. Demokratik olmayan ülkelerde de medya bulunuyor veya darbe dönemlerinde bizatihi medya antidemokratik bir rol oynayabiliyor.

Teknolojik gelişmeler, medya alanında baş döndürücü bir değişim ortaya koydu. Peki, zihniyet ve anlayış ilerledi mi, ne kadar değişti? Eskiden siyaset soğuk savaşın parametreleriyle yapılıyordu; silahların, ideolojik kutuplaşmaların, vesayetçi anlayışların gölgesinde yapılan siyaset büyük güven kaybetmişti ve ayakları üzerinde doğrulamıyordu. Siyaset kurumu son döneminde önemli mesafeler katetti ancak medya aynı parametrelerle hareket etmeyi sürdürüyor. Silahların gölgesinde manşet atan, darbelere ve vesayetçi anlayışlara alkış tutan, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat rejimlerinin bülteni gibi kendisini konumlandıran medya, 27 Nisan'da da, 17 Aralık'ta da bu görünümden kurtulamadı. Topyekûn savaş manşetleri atan, seçilmiş iktidarlara karşı seferberlik ilan eden, hükûmet kurup hükûmet yıkmayı asli fonksiyonu gören medya anlayışı, demokrasinin altını oyarken demokrasi nutukları atmaktan da geri durmadı. Postmodern darbelerde basının oynadığı rolü, bizzat o rolü oynayanlar yazdıkları kitaplarda itiraf ettiler ve özür dilediler. Yayıncılık ile siyaset mühendisliğini birbirine karıştıran anlayış, ülkenin kaderine yön vereceği yanılgısına kapıldı. Medya çalışanlarına karşı düzenlenen andıçlar, yalan haberler, itibar suikastları basının gözetiminde, bazen de suç ortaklığında gerçekleşti. "Tehlikenin farkında mısınız" manşetleri, "Genç subaylar rahatsız" manşetleri, "411 el kaosa kalktı" manşetleri, "Muhtar bile olamaz" manşetleri; tüm bunlar basın tarihine kara bir leke olarak geçti.

Değerli milletvekilleri, basın özgürlüğü ancak basın ahlakıyla birlikte bir anlam taşır. Basın ahlakının hiçe sayıldığı bir ortamda basın özgürlüğü gelişmez. Bakınız, Sayın Oktay Ekşi Basın Konseyinin uzun süre Başkanlığını yaptı ve Basın Konseyi "Basın Meslek İlkeleri" diye bazı düsturlar açıkladı. Nedir bunlar? Bazılarını okuyayım:

"1) Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.

2) Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

3) Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.

4) Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.

5) Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.

6) Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse 'suçlu' ilan edilemez.

7) Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.

8) Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır."

Acaba, bu düsturlara ne kadar riayet ediliyor? Basında itibar cellatlığı, yargısız infazlar, kişilik suikastları sıradan bir hâl almadı mı acaba? Kişisel hak ve özgürlükleri korumak, kişisel onur ve itibarı korumak, toplumsal fayda ve ulusal menfaatleri korumak basının ahlaki yükümlülüğüdür. Eğer siz bunları her gün ayaklar altına alıyorsanız; özgürlükten kastınız daha fazla küfür edebilmek, daha fazla yargısız infaz yapmak, daha fazla kişilik suikastı yapmaksa bu, basın özgürlüğü değildir. Basın özgürlüğünde kaçıncı sırada olunduğuna anlam kazandırmak için basın ahlakında kaçıncı sırada olunduğuna da bakmak gerekir, bu ikisi birlikte yürümek durumundadır. Eğer medya psikolojik harekâtların, algı operasyonlarının, siyaset mühendisliğinin parçası hâline gelirse orada demokrasinin asli unsuru olan bir basından söz edilemez. Medya yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz. Herkes kendi asli mecrasında demokratik rolünü oynamak durumundadır.

Çok açık söylüyorum: Biz, manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk. Ne basının tezviratlarından korkarız ne de basının yalan haberlerine aldırış ederiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kimseyi susturmak gibi de bir derdimiz açıkçası yok. Bugün, açın bakın, yandaş denilen gazetelerin sayısı kaç tane, her gün Hükûmeti yerden yere vuran gazeteler kaç tane?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - "Alo Fatih"i unutmadık.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - 10 binlerce lira maaş alan medya baronları için yatıp kalkıp gündem yapanlar, acaba niçin bin lira maaşla kayıt dışı çalıştırılıp kapıya konulan basın emekçilerinin meselelerini hiç gündeme taşımazlar? Yıllardır köşeleri tutmuşlar beyefendiler, çok büyük maaşlara çalışıyorlar; bir gazeteden başka bir gazeteye gitti diye kıyamet koparılıyor.

Basında bugün çok ciddi problemler var. Kayıt dışı çalıştırılanlar, 500 lira, bin lira, 2 bin liraya çalıştırılıp maaşları verilmeyen, kapıya konulan, sendikasız çalıştırılan insanlar... Bakın, foto muhabirleri, kameramanlar hangi haklara sahipler? Bu arkadaşlarımızın, aynı futbolcular gibi, belli bir yaştan sonra o işi yapmaları da çok kolay olmuyor.

Basında gerçekten ciddi birtakım sorunlar var ama diğer magazin haberler, onlar daha büyük basın özgürlüğünün parçası olarak gündeme getirilen konular.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Fatih çözer, "Alo Fatih" deyin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Başkanım uyarır mısınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Bununla ilgili yani bu basın emekçileriyle ilgili bir konuya geleceğim.

Sermayeye karşı, patronlarının menfaatlerine karşı tek bir kalem oynatamayanların basın özgürlüğü nutukları atması ne kadar sahicidir? Medya patronlarıyla ilgili gazetelerde, televizyonlarda tek bir cümle kurulabiliyor mu? Biraz önce dedim, bu, sorunlu bir alandır, bunun doğru tanımlanması ve gazeteciliğin haklarını gerçekten garanti altına almak gerekiyor.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) - "Alo Fatih" diyen kim Sayın Akdoğan, "Bu adam konuşmasın, bu adam çıkmasın." diyen kim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, medya, ne iktidarın sözcüsü olmalıdır ne muhalefetin sözcüsü olmalıdır, yalnızca milletin ve hakikatin sözcüsü olmalıdır.

Her sabah kalkıp Hükûmete nasıl zehir kusabilirim, savaş açabilirim diye işe başlayan bir anlayış, demokratik bir basın anlayışı olamaz. Medyanın tek bir tarafı vardır, o da millettir. Medya, özgürlükten yanadır, haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden taraftır ve öyle olmalıdır. Sorumlu yayıncılık basının temel karakteridir. Bugün Türkiye'nin ulusal çıkarlarını, birlik ve bütünlüğünü, millî güvenliğini tehdit eden uluslararası algı operasyonlarında, maalesef, yine medya kullanılıyor. Kendi ülkesinin çıkarını, geleceğini, menfaatini düşünmek sadece iktidarın görevi değildir. Bugün AK PARTİ'yi eleştirenler geçmiş dönemlerde medyanın başına gelenleri iyi düşünmelidir. Bugün bizim tek yaptığımız meşru müdafaadır, kalkıp kendimizi savunmaktır veya haksızlıkları eleştirmektir.

"Şimdi basın özgürlüğü öldü." diyenler eski dönemlerde basın mensuplarının başına gelenlere acaba nasıl tepki gösterdiler? Gazeteciler sürgün edildi, Türkiye'yi terk etti, işkence gördü, andıçlandı, karanlık örgütlerin hedefi oldu, faili meçhullere kurban gitti. İktidarlar medyaya söz geçiremediyse de medyanın sözünden çıkmadılar. Allah aşkına, bugün yazılamayan, konuşulamayan bir şey kaldı mı Türkiye'de? Herkes her şeyi yazıyor ve konuşuyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) - Sen öyle mi görüyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, iktidara geldiğimiz günden beri basın özgürlüğünün güçlendirilmesi, basın-yayın mensuplarının çalışma koşullarının düzeltilmesi için anayasal, yasal ve idari değişiklikler yaptık. Bilgi edinme hakkının anayasal teminata kavuşturulması, basın suçlarında daraltmaya gidilmesi, haber kaynaklarının korunması, yaptırım yetkilerinin kısıtlanması, yerel basının güçlendirilmesi, temsilde çoğulculuğun sağlanması, Ceza Kanunu'nda basın özgürlüğü lehine düzenlemelerin yapılması, farklı dillerde yayın imkânının genişletilmesi, yurt dışına gitmek isteyen basın mensuplarının hizmet damgalı pasaport kullanabilme imkânının sağlanması, Basın Kartı Yönetmeliği'nde gazeteciler lehine değişiklik yapılması, azınlıklara ait gazetelere resmî ilan yayınlayabilme imkânının sağlanması gibi düzenlemeler attığımız adımlardan bazıları.

Burada ben kurumlarla ilgili çok fazla konuşmak istemiyorum çünkü sürem bitiyor. Bu yüzden, gündeme getirilen konularda kısa kısa cevaplar vermek istiyorum.

Bu "Freedom House"la ilgili bir konu konuşuldu. Tabii, bu rapor tek taraflı, eksik bilgilendirmeyle hazırlanmış bir rapor, objektif değil, kaynakları da son derece belirsiz. Pozitif gelişmelerden söz etmemek için özel bir hassasiyet gösterilmiş.

Diğer bir konu: Ulaştırma Bakanımızla ilgili bir ifade geçmiş sanıyorum, Sayıştaya "Kanuna aykırı hareket edebiliriz, idare edin." gibi; bunu hem Sayıştay hem Bakanlık yalanlamış. Bakanımız ayrıca, bununla ilgili dava açacağını belirtti.

Bu, Atatürk'e hakaret meselesi bir kanalda yayınlanan... Bu, biz Plan ve Bütçede değerlendirme yaparken gündeme geldi, o zaman duydum ben ve şiddetle kınadım "Bu, kabul edilemez bir durumdur, mutlaka cezalandırılmalıdır." diye, Plan ve Bütçedeki arkadaşlarımız bilirler. Ve arkasından, RTÜK bununla ilgili cezalandırmayı da yaptı.

Şimdi, üye meselesi, CHP kontenjanından seçilen 2 Kurul üyesiyle ilgili mesele: Burada kurul üyelerinin kurul çalışmalarıyla ilgili dışarıya bilgi yansıtmasının, basına bilgi aktarmasının suç olduğundan hareketle bir televizyon kanalı hem Meclise şikâyette bulunmuş hem RTÜK'e hem de dava açmış. Bunun üzerine bir değerlendirme yapılıyor. Çok açık bir kanun var, diyor ki: "Üst Kurul toplantılarındaki müzakereler gizlidir ve açıklık kararı alınmadıkça -yani "açıktır da gizlilik kararı alınmadıkça" değil- müzakereler açıklanamaz...

Üst Kurul üyeleri ve Kurum personeli, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri ve medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve yayın hizmeti yapan gerçek ve tüzel kişilere ait her türlü sırları, görevlerinden ayrılmış olsalar bile açıklayamaz, kendilerinin veya başkalarının menfaatine kullanamaz...

Bu maddede belirtilen esaslara aykırı davranan Üst Kurul üyeleri görevlerinden çekilmiş sayılır. Bu husus Üst Kurul tarafından resen veya yapılacak müracaatın değerlendirilmesi sonucunda karara bağlanır ve gereği için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir."

Şimdi, burada açık bir kanun ihlali var, bunun üzerine şikâyet var. Burada CHP'nin üyelikten düşürülmesi gibi bir çaba yok arkadaşlar. Bunu Komisyona havale etmiş RTÜK. Öbür türlü resen bunların görevden alınması gerekiyor kanuna göre. Komisyona havale etmiş, "Komisyon incelesin." denmiş. Bu bir soruşturma da değil. Yani, burada kötü niyetli bir çaba söz konusu değil. Burada, dediğim gibi, bir şikâyet üzerine harekete geçilmiş...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sır ne Sayın Bakan, RTÜK'te sır olan konu ne?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - ...resen işletilmemiş, Komisyona verilmiş; bir soruşturma değil, bir inceleme. Değerli milletvekillerimiz, burada, CHP'den gelen üyeleri, CHP kontenjanından seçilen üyeleri düşürmek gibi bir derdimiz yok bizim, böyle bir çabamız da olmaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hayır, "sır" dediniz, onu merak ettim.BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Öyle bir kanun aykırılığı varsa ve düşerse yine CHP'nin önereceği isimler seçilir. Böyle bir çaba, arayış yok ama birileri bunu siyasi şova çevirmek isterse, başka bir amaç için kullanmak isterse bu doğru bir şey olmaz, bizim söylediğimiz budur. Burada başka bir çaba içerisinde falan da değiliz.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Bu konuda hiç iyi niyetli değilsiniz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Diğer konu: TRT yayınları. Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde Sayın Erdoğan'ın 41 etkinliği haber olmuş veya program yapılmış, Sayın İhsanoğlu'nun 47. Diğer genel başkanlar eklendiğinde Sayın Erdoğan'ın 41, diğer aday ve destek veren genel başkanların toplam 80. Bu yüzden... Ama biri az konuşur, anlatacak şeyi yoktur, yayın süresi az olur, o başka bir şey ama süre olarak böyle.

Anadolu Ajansı açısından bakarsak burada çok fazla ölçümü yok ama Parlamentodaki partilerin yaptıkları konuşmaları, çalışmaları ajans ne kadar yayınlamış diye bir ölçümleme yapıyor Parlamento servisi. Burada, 2013 yılında partilere dağılım şöyle, yukarıdan aşağıya sıralıyorum: CHP 1.586, MHP 908, AK PARTİ 892, BDP 639. 1 Ocak-30 Kasım arası -2014'te- CHP 1.352, MHP 692, AK PARTİ 645, HDP 435. Burada bu, tabii, Meclisteki partilerin faaliyetleri ve Anadolu Ajansında yayınlanması. Tabii, Hükûmet icraatları diye bakarsanız orada bütün bakanlıklar var, ayrıca sayı yükselebilir. Ben Meclis açısından söylüyorum.

Diğer bir konu: Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde TRT'nin 5 farklı kanalında toplam 24 değerlendirme raporu düzenlenerek YSK'ya iletilmiş. YSK, bu raporlardaki tespitler neticesinde TRT Haber kanalına 1 kez uyarı cezası vermiş, TRT Türk kanalına ise 1 kez uyarı, 6 kez yayın durdurma cezası vermiştir. Bu cezalarla TRT'ye toplam 25 program durdurma cezası verilmiştir. Yani, RTÜK bütün bu raporları hazırlamıştır, TRT de olsa, kim olursa olsun vermiştir. Cezayı da zaten YSK takdir ediyor.

Onun ötesinde, bu "Piyanist" filmiyle ilgili bir konu gündeme getirildi. Bu, filmin muhtevasıyla ilgili değil. Biliyorsunuz, Akıllı İşaretler var; "+18" sembolü olan yayınların belli bir saatten sonra yapılması gerekiyor. O işaretle daha erken bir saatte yapıldığı için burada bir ceza verilmiş.

Diğer konu bu ihalelerle ilgili. Biliyorsunuz, mahkeme süreci daha tamamlanmadı, Danıştay incelemesi de hâlâ devam ediyor. Bunlar tamamlandıktan sonra bu konu tekrar değerlendirilecek.

Yine, bir televizyon programında haber özetleri yapılırken Deniz Gezmiş'le ilgili bir yazı dizisi, sanıyorum, aktarılmış ve bir gazetenin satın alınmasının teşvik edilmesiyle ilgili bir değerlendirme yapılmış. Bu, gizli reklama girdiği için, yani diğer isimler geçtiği için değil gizli reklam, "Bu gazeteyi alın." vesaire gibi bir şey yapıldığı için geçmiş.

Diğer bir konu: Sayın Murat Karakaya, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü. Burada bir değişikliğe gittik. Bu arkadaşımız bizim arkadaşımız, çok değerli ve çalışkan bir arkadaşımız, Başbakanlık Müşavirliğine getirildi. Kamu Diplomasisi Koordinatörü olan arkadaşımız da Genel Müdür yapıldı.

Murat Bey'le biz bu görev değişikliğinden çok önce görüştük bu düzenlemeyi yapacağımızı ama devam eden projeleri vardı. Erzurum'da bir çalıştay yapıyoruz, basın çalıştayı -biraz önce dedim ya basın emekçilerinin meselesi, biraz sonra tekrar geleceğim- oraya gitmesi gerekiyordu. Sonra da Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası bir etkinlik vardı; kendi başlattığı için ben ona gitmesinin daha doğru olacağını düşündüm. "Bunları tamamlayalım, değişikliği ondan sonra yaparız." dedik ve döndükten sonra değişiklik yapıldı. O toplantıya normalde ben katılacaktım. Bir gün önce, Kuzey Kıbrıs'taki törenler sebebiyle Sayın Arınç, orayla ilgili olduğundan, oradaydı. Aynı gün iki tane Başbakan Yardımcısı olmasın diye, daha önce bu konularla da ilgili olduğu için ben istirham ettim Bülent Bey'den siz katılır mısınız benim yerime diye. O benim yerime katıldı, Genel Müdürümüz de katıldı. Onun dışında, bu konunun söylenen şeyle hiçbir ilgisi, alakası yoktur.

Diğer bir mesele: Bu toplantılardan, bu görüşmelerden bir semere elde edelim yani birlikte çalışılabilecek çok konu var. Bunlardan bir tanesi, bu Basın Kanunu'dur. Basın Kanunu uygulanmıyor. Kayıt dışılıktan bahsettim, sarı Basın Kanunu ve Basın Kanunu çerçevesinde basın emekçileri çalıştırılmak yerine başka türlü çalıştırılıyor ve burada hak kayıpları oluyor. Bunu nasıl daha etkin hâle getirebiliriz diye 3 çalıştay yapıyoruz. 2 tanesini yaptık. Ben Genel Müdüre talimat verdim, Oktay Bey'i dinleyin, onun daha önce bu konuda düşünceleri var ve onu da katalım çalışmaya diye. Bu ay içerisinde son çalıştayı yapacağız. Basın-yayın kökenli milletvekillerimizden istirhamım odur ki onlar da katkıda bulunsunlar, çalıştaya katılsınlar. Bu konuda hep birlikte gerçekten basın emekçilerinin haklarını korumaya dönük ortak bir düzenleme yapalım.

İkincisi: Bu YSK cezaları, işte, konuşuluyor. Kimisi "RTÜK ceza versin, niye vermiyor?" diyor, kimisi "Çok ceza verdi." diyor. Bu seçim dönemlerinde özel televizyon kanallarına -işte, şunu şu kadar yayınladı, bu kadar yayınladı- sürekli cezalar verilmesini, ben kişisel olarak doğru bulmuyorum. Burada kamu yayıncılığı yapanların kriterleri bellidir -eşitlik, adalet vesaire- ama özel sektöre burada bu kadar müdahale edilmesini ben doğru bulmuyorum. Bu konuda eğer siz de "Ya, bu ceza kıskacından kurtaralım televizyonları." diyorsanız burada ortak bir çalışma yapılabilir -Anayasa'ysa Anayasa, yasalarsa yasalar- değişiklik yapılabilir.

Diğer bir konu, İnternet yasasıyla ilgili bir düzenleme var, Genel Kurulda bekliyor. Bu konuda da ortak bir çalışma yapılabilir diye düşünüyorum ben.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Bakan, sizin süreniz doldu, ne kadar ekleyeyim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Diğer bakanlarımızdan beş dakika alayım.

BAŞKAN - Tamam, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YALÇIN AKDOĞAN (Devamla) - Bitiriyorum gerçi, bir iki dakika...

Son bir cümle -diğer bakanlarımızın süresinden almayayım- şimdi "Hükûmet kuş mu?" diye bir şey dedi bir arkadaşımız. Şimdi, arkadaşlar, Hükûmet kuş değil ama koyun da değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Burada hiçbir vatandaşımızı, tek bir vatandaşımızı, hiçbir kesimi hiçbir örgüte biz ezdirmeyiz. Bunun adı ne olursa olsun, mağdur kim olursa olsun. Bu yüzden, kamu düzeni ve güvenliği konusunda ne yapılması gerekiyorsa bu yapılacaktır demokrasi ve hukuk içerisinde, geri adım atmadan.

Ayrıca, çelik çomak oyunu oynanmıyor yani bir sürü insan hayatını kaybetti. Burada konu cansa, insanların hayatını kaybetmesiyse burada daha ciddi olmak gerekir diye düşünüyorum ben. "Bu molotofun cezası daha fazla, birileri gidip bomba mı kulansın? Bomba kullanacaklar." falan gibi birtakım laflar ediliyor ve bu sıralarda ben bunu çok duyuyorum. Şimdi, bu, bir espriyse böyle bir espri olmaz; bir teşvik veya bir tehditse bu da yanlıştır ve biz bu tür tehditlere de pabuç bırakmayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, aslında söylenecek çok şey var. Ben bütün eleştiriler, görüşler öneriler için bütün milletvekillerimize teşekkür ediyorum. 2015 bütçemizin ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)