Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:26
Tarih:11/12/2014


2015 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Diyanet İşleri Başkanlığı, İnsan Hakları Kurumu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ülkemizin en değerli, en önemli kurumlarından birisidir. Sahip olduğu manevi sorumluluk, teşkilat kadrosu, yaptığı hizmetler vesilesiyle ülkemizde her türlü saygıya, ilgiye ve korunmaya muhtaç bir alan olarak görülmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Diyanet İşleri Başkanlığımızın her türlü ihtiyaçlarının yanında, taleplerini destekler mahiyette ve isteklerini karşılıksız olarak vermeye hazır olduk ve bundan sonra da hazır olmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Diyanet İşleri Başkanlığının şu anda uygulayageldiği bazı hususlarda rahatsızlığımızın da var olduğuna özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyoruz.

Ülkede sendikal faaliyetlerin yürürlükte olduğu bir dönemde, Hükûmetin, icra organının, siyasilerin, sendikaların kontrolüne girdiği bir alanda yandaş sendikaların verdiği malumatlarla Diyanet gibi güzide bir kurumda ehliyetin, adaletin, liyakatin esas alınması gerektiği hâlde yakın çevrenin, iş birlikçilerin, yandaşların veya kendilerine istikbale matuf birtakım katkıları olanların dikkate alınması Diyanetin üstlenmiş olduğu manevi sorumlulukla, onun hizmet anlayışıyla ve yüce Türk milletinin bu kuruma bakışıyla doğrudan alakasız olarak görülmekte ve tarafımızdan rahatsızlık olarak ifade edilmektedir.

Teşkilatın bugüne kadar uygulayageldiği mahkeme kararlarında tarafgir davrandığı ve bir anlamda, mahkeme kararlarını uygulamaya yanaşmadığı gözükmektedir.

Yine bunların yanında bir başka husus vardır ki Diyanet İşleri Başkanlığında yine liyakat ve adalet ilkelerinin hiçe sayıldığını gözler önüne sermektedir. Dışarıdan teşkilata getirilen sözleşmeli personel, merkezdekilerin işlevlerini kuşatmış ve onlara, deyim yerindeyse siyasi iktidarın taleplerini uygulattıran veya siyasi iktidarın doğrudan onlarla ilişki kurmasına vesile olan bir yapılanmaya doğru gitmiştir. Ama, bütün bunların yanında Diyanet İşleri Başkanlığında birtakım görevlilerimiz, birtakım sorumlulukları olanlar vardır ve bunlar bugün ilgiye, hizmete, desteğe de muhtaçtır. Nitekim, murakıplarımız il denetim elemanı olma haklarına sahip ve bu manada diğerlerinin almış olduğu 3.600 ek göstergeden yararlanmak isterken ve en azından merkezlerdeki şube müdürlerinin haklarına sahip olmayı isterken bugün bunlara bu hak maalesef verilmemiş ve verilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığını geçen sene bu kürsüden de uyarmıştım, rotasyon uygulamaları gerçek anlamda bir rahatsızlık sebebi olmaktadır. Parçalanan aileler, zamansız yapılan rotasyon uygulamaları personeli, deyim yerindeyse bırakın hayatından hatta ve hatta dininden bezdirir hâle getirmiştir. Bunu buradan rahatsızlık olarak gördüğümüzü ve şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Bir başka husus da burada çok önem arz etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımız AKP iktidara geldiği günde camileri hayır toplama kurumu olmaktan çıkaracağını vadettiği bir günden bu tarafa maalesef cerciliğin resmî makamları hâline getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, hem bu paraları toplamak durumunda kalan din görevlileri hem de camiye haraç ödemek gibi bir sorumlulukla gitmek durumunda kalan cemaatimiz bundan rahatsızlık duymaktadır. Kaldı ki bu toplanan paraların kimlere, nerelere, ne zaman verildiği ayrı bir sorulması gereken husustur. Bugüne kadar Diyanet Vakfıyla alakalı hususlarda da gündeme getirmem gerekirken, söz gelimi şurada ifade etmek istiyorum: Diyanet İşleri Başkanlığımızın veya Türkiye Diyanet Vakfının topladığı paralardan bugün herhangi bir bankada vadeli hesabı var mıdır, yok mudur, ilgililerin bunu burada açıklaması lazım. Şayet siz "Herhangi bir amaca matuf olarak bizim paralarımız vadeli hesapta var." diyorsanız, acilen toplanan ve belli amaca yönelik olarak toplanması gereken bu paraların niçin amacı dışında kullanıldığı hususunun izaha muhtaç olduğunu dikkatlerinize arz etmek istiyorum.

Arakan'da birtakım olaylar oluyor para toplanıyor, Irak'ta birtakım sıkıntılar yaşanıyor para toplanıyor, dünyanın her yerinde mazlum milletlere yardım adına para toplanıyor ama giden paraların toplananın yüzde kaçı olduğu ve kalanların hangi amaca matuf olarak nerelerde kullanıldığı hususu gerçekten ilgililer tarafından araştırılmaya ve gerçekten bu millet tarafından bilinmeye muhtaç hususlardır diye düşünüyorum.

Bir başka hususa daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı tarihinin hiçbir döneminde Diyanet çalışanlarının ve toplumda Diyanete ilgi ve saygı duyanların ortak ifadesi siyasallaşmamıştır. Soruyorum sizlere: Biz ehli diyanet miyiz yoksa ehli siyaset mi? Eğer siyasetse zaten AKP'nin siyasi temsilcileri burayı boş tutuyorlar, o zaman Diyanet çalışanlarını getirelim, şu boşlukları doldursun; burada edepleriyle, irfanlarıyla, bilgi ve birikimleriyle gelsin, bu milleti tenvir etsinler ama bir başka kurumun çatısı altında, caminin kubbesi altında siyaset yapmak durumunda kalanlar başkalarına kulluk etmek suretiyle Yüce Allah'a olan kulluk görevlerini sakata götürüyor ve bir manada da başkalarının aracı veya bir şekilde iletişim unsuru olduklarını kamuya ifade etmek durumunda kalıyorlar. Bunu da buradan yadırgadığımı özellikle vurgulamak istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığının sendikalara itibar ederek veya siyasi yandaşlığa yönelerek Diyanet çalışanlarına karşı uygulamış olduğu tarafgir tutumu da kınıyorum. Diyanette çalışanlar -adı üstünde, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığıdır- sadece ve sadece -hangi partiye oy verirse versin, hangi sendikanın üyesi olursa olsun- Müslümandır. Eğer Müslümanlar arasında bir tefrik yapılıyor, Müslümanlar arasında bir adalet ihmali söz konusu olabiliyorsa o zaman hangi amaçla orada dini ve Diyaneti temsil ettiklerini ilgililer buradan söylemeli ve insanlar buna da bir şekilde itibar etmelidir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının bir başka hususa daha özen göstermesi lazım. AKP içerisinde Türk olmayan, Türklükten rahatsızlık duyan veya bir şekilde Türk olduğunu söyleyemeyen zavallılar olabilir, Diyanet İşleri Başkanlığı da bundan dolayı rahatsızlık duyabilir ama biz Türk milleti olarak dinimizi kitaplardan okumaktan öte kulaktan duyarak ve hoca efendileri, imam efendileri, müftüleri dinleyerek öğrendik. Şimdi gelin görün ki bu görsel alanda bizim kendimize mahsus dinî ritüellerimiz, bizim kendimize mahsus dinî makamlarımız var. Bunu ısrarla da sordum, bugün Vahabiliğe mi, Selefiliğe mi veya adını bilmediğim bir başka hizbe özenti mi, yoksa Türk milletinden nefret duyup bir başkalarına benzeme arzusu mu bunun takdirini Diyanetçilere bırakıyorum. Ama Tayyar Altıkulaç, bizim Abdurrahman Gürses merhum, Aşıkkutlu merhum ve İsmail Biçer merhumun bize emanet etmiş olduğu bir Kur'an-ı Kerim okuma biçimi ve Müslüman camilerinde kıraat olunan uygulaması vardır. Hangi haklarla, hangi gerekçelerle bunlardan vazgeçiyoruz? Ve netice itibarıyla, her gün birbirini tutmayan bir Mekke imam özentisi, her gün birbirine benzemeyen bir Medine ezan özentisiyle bu milletin tarihî geleneklerini ve bugüne kadar insanlığa ve İslam'a yapmış olduğu medeni hizmetleri reddimiras olarak görmek bir Diyanete veya Diyanette çalışana yakışır mı, bunun da takdirlerini sizlere arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımızda Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri vardır. Bunlar, namazı bozacak meseleler, abdesti bozacak meseleler veya buna benzer dinin muamelatla ilgili hususlarında fetva veriyorlar. Ama, toplumsal ahlakı bozacak, hırsızlığı meşrulaştıracak, rüşveti mübah kılacak, bu milletin ve devletin dibini oyacak meselelere geldiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet alımı şeklinde fetvaları profesyonel fetvacılardan almakta ve onunla bu toplumun manevi yapısını inşa etme durumunda kalmaktadır. Ben utanıyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı, diyanetimizin, dinimizin en az kendi kurumsal kimliklerini korudukları kadar savunucuları olmak durumundadır ama gelin görün ki ikballeri ve istikballeri doğrultusunda kurumun kurumsal kimliğine sahip çıkanların bu topluma dinini öğretmek ve o dinin ilelebet yaşayabilmesi için savunuculuğunu yapmak gibi bir sorumlulukları var mıdır, yok mudur? Şayet "yoktur" derseniz bu, zaten kendimizi "reddetmek" demektir ama "var" derseniz o zaman size soruyorum: Bu toplumda Uludağ'ın eteklerinden birisi çıkıp "Bir beşere dokunmak ibadettir." derken, Diyanet İşleri Başkanlığı nerededir? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) - Konuş Hocam, konuş. Bravo!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Tekrar soruyorum: Uludağ'ın arkasındaki bunu yaparken Bolu Dağı'nın dibindeki bir milletvekili, hem de bu sıralarda milletvekili olmuş birisi...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hocam hiç yakışıyor mu? Çarpıtıyorsunuz hep ya.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - ...Allah'ın bütün vasıflarının toplandığı bir şahıs olarak bir beşeri gösterirken Diyanet İşleri Başkanlığı bunun neresindedir?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Onun açıklamasını yaptı. İyi niyetli değilsin, iyi niyetli olsan bunu söylemezsin.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Efendim, zırva tevil kabul etmez.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - O arkadaşlarımız onun açıklamasını yaptı Hocam. İyi niyetli olun biraz, art niyetlisiniz.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Zırva tevil kabul etmez. Lütfen... Lütfen... Diyanet İşleri Başkanlığı yapsın bunun savunmasını, siz değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Açıklamasını yaptı o arkadaşlarımız, onların haklarını ihlal etmeyin.

BAŞKAN - Lütfen, laf atmayın Sayın Tunç. Sayın Tunç...

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Başka bir şey daha söylemek istiyorum: Bakan olmuş, milletvekili olmuş birisinin...

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Kul hakkına giriyorsun Hocam, olmadı.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - ...Yüce kitabımız Kur'an'a hakaret etmesi, deyim yerindeyse vahyi ilahiye hakaret etmesi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından eleştiri konusu olmayacak da, bunu benim gibi bir garip bu Mecliste mi ifade edecek? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - O arkadaşlarımız açıklamayı yaptı. Hocam, o arkadaşlarımız buradan açıklamalarını yaptı.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Hocam, kul hakkına giriyorsun, kul hakkına. Kul hakkına giriyorsun şimdi.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakın, bakın, bu konuda...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Çok ayıp, çok. Dediğiniz çok ayıp.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Bakın, hayır, lütfen... Ayıp değil, rahatsızlık duymayın bundan.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Ayıp değil, şirk, şirk yapıyor.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu konulara sahip çıkması lazım gelir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Kul hakkına giriyorsun Hocam, kul hakkına giriyorsun. O arkadaşlarımızı dinlemediniz, açıklama yaptılar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Hangi kul hakkına giriyor?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Beyler, şunu ifade etmek istiyorum: Üç günlük dünya için ebedî olan ahireti göz ardı edebilecek bir din ve diyanet mensubu olduğunu da kabul etmiyorum. O zaman siyasi baskıların AKP iktidarı değiştikten sonra biteceğini ama yarın, Allah'ın huzurunda ebedî âlemde baş başa kalacağını idrak eden birilerinin, Allah adına, Allah'ın dinine sahip çıkması lazım geldiğini düşünüyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Böyle mi sahip çıkacaksın? İftira atarak.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Ne iftirası... Videosu bile var ya.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, vakıflar konusuna da bir iki cümleyle işaret etmek istiyorum.

Rahatsızlık duymanıza gerek yok, bakın ben kızmıyorum. Konuşmam heyecanımdan ve imanımın ikrarından başka bir şey değildir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - İftira atıyorsun Hocam, iftira.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Siz nasıl kabul ederseniz edin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - İftira atıyorsun. Böyle bir şey olmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Kul hakkına giriyorsun.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - İftira atmıyorum, basını dinleyin.

Değerli temsilciler, değerli vekiller, vakıflar konusuna da dikkatinizi çekmek istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Burada kul hakkı var ya, helallik alman lazım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyelim.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Vakıflar konusu da ülkemizin içler acısı bir durumu. Orada çalışan personelin de aynı şekilde rotasyondan, aileleri bölünmüş konumda, hizmet içerisindeki adaletten ve netice itibarıyla mahkeme kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan mağduriyetleri vardır. Ama bir başka husus daha vardır ki bir Türk insanı, bir evladı fatihan hayranı ve Osmanlının asrımızdaki temsilcisi olarak beni rahatsız ediyor.

ALEV DEDEGİL (İstanbul) - Hocam, bağırmayın ya!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Şimdi, bakın, kulaklarınızı rahatsız etmiş olabilir ama ne hikmetse "Rencide olur dide-i huffaş ziyadan" diye bir Ziya Paşa'nın sözü vardır. Hakikatin söylenmesi sizleri rahatsız etmesin. Burada hakikati aramak, burada tespitleri doğru yapmak durumundayız.

Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi'nde 1914 yılında yıkılan bir kilise çanını AKP iktidarı döneminde, 2010 yılında ihya eden AKP iktidarının, yüz elli sene sonra, daha doğrusu yüz sene sonra Moskova'dan 150 kilo çan getirip takmasına "Bu ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman'ın/Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!" demiştik.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Bu nasıl Müslümanlık Hocam?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Rahatsız olmayın, onu söyleyeceğim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Avrupa'ya yaptığımız camilere bak Hocam!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Bakın, rahatsız olmayın, onu söyleyeceğim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Dünyanın değişik yerlerine yaptığımız camilere bak, Almanya'da yaptığımız büyük camilere bak! Onlardan da mı rahatsızsın?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Daha bir hafta oldu Ohri'den geldim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Dünyada en büyük camileri yapıyoruz, onlardan bahsedin!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Bir dakika, bir dinler misiniz...

BAŞKAN - Sayın Tunç....

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Niye konuşuyorsunuz, niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Tunç, konuşmacıyı dinleyemiyorum, lütfen...

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Ohri'den geldim. Burada Ermeni kilisesinin çan kulesini inşa edenler Ohri'de ecdat mirası caminin minaresinin kırıklığından zül duymuyorsa ben ne yapayım size? (MHP sıralarından alkışlar) Gidin oraya bakın. Batı Trakya'da, Balkanlarda ecdat yadigârı eserlerin bir şekilde hâke yeksan olduğunu, Ohri Kalesi'nde ecdat emaneti mezarların haç ablukası altına alındığını gördüğümüzde bizim ne yapmamız lazım?

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri. Sayın Cumhurbaşkanımız Papa cenaplarını Türkiye'ye davet ederken "Katolik âleminin ruhani liderliği görevini üstlendiğiniz tarihten bu yana dünya barışı ve insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle belirtmeliyim. Çalışmalarınızın katkı ve etkilerini Birleşmiş Milletler himayesinde sürdüren Türkiye'nin de eş başkanlığını yürütmekte olduğu Medeniyetler İttifakı sürecinin hedeflerine erişmesi bakımından dua ediyorum. İnsanlık adına, İslam adına, medeniyet adına bir tek taşa bile tahammül edemeyen İspanya'yla eş başkan olanları medeniyet adına da, ittifak adına da kınıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Büyük Ortadoğu Projesi veya Medeniyetler İttifakı projesini uygulayanların ne hâle geldiğini görüyoruz. Size buradan hatırlatmak istiyorum ki, vatana sahip çıkmak devlete sahip çıkmak, devlete sahip çıkmak şerefe ve namusa sahip çıkmaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)