Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:26
Tarih:11/12/2014


2015 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz 2015 merkezî yönetim bütçesinin milletimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Cenabıhakk'tan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdiki Cumhurbaşkanının selefini defalarca eleştirmiş, bu eleştirilerimi Cumhurbaşkanlığı bütçesi hakkında yaptığım konuşma ve kamuoyuyla paylaştığım şahsına hitaben yazılmış açık mektupta dile getirmiş bir milletvekiliyim. Yedi yıllık Cumhurbaşkanlığı boyunca "Abdullah Gül Kardeşim" hitabına sadakatin ötesine geçemeyen sabık Cumhurbaşkanından daha kötüsü olamayacağına inanmıştım, bugün ise yanıldığını anlamış bir milletvekili olarak huzurlarınızdayım.

Değerli milletvekilleri, görevinden ayrıldıktan sonra Suudi El Hayat gazetesine bir röportaj veren önceki Cumhurbaşkanı Gül "Hapis de yattınız, muhalefette de bulundunuz, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde de yaşadınız, hangisi daha zordu?" şeklindeki bir soruya "Cumhurbaşkanlığı Köşkü en zoruydu. Herkesi temsil ediyorsunuz, bunun farkında olursanız Cumhurbaşkanlığı en zorudur; farkında olmazsanız kolaydır." yanıtını vermişti. Selefi Gül'ün tarafsız Cumhurbaşkanlığının zorluğuyla ilgili uyarılarını dikkate alan Sayın Erdoğan bu zorluğu kendi usulünce ortadan kaldırmıştır yani tarafsız olmayı denemek yerine AKP Genel Başkanı gibi davranmaya devam ederek. Anayasa'nın 103'üncü maddesi gereğince, tarafsız olacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş olmayı ise belli ki önemsiz bir teferruat olarak görmüştür.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine rağmen, kendini değiştirme gereği duymamıştır. Eğer ettiği yemin ve geldiği makam onu değiştirmemişse, eskisi gibi olmak azim ve kararındaysa bize düşen de onu eskisi gibi görmeye devam etmek olmalıdır. Bir an olsun hatırımızdan çıkartmamalıyız ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmadan önce neyse yine odur. Yani, yine kutuplaştırıcı, yine ayrımcı, yine mezhepçi, yine ötekileştirici, yine kişisel çıkarları için millî çıkarları hiçe sayan, yine dini değerleri kullanmaktan çekinmeyen, yine ne yargı bağımsızlığını ne de basın özgürlüğünü önemseyen, yine her eleştiriyi nefsine yapılmış bir saldırıymış gibi kibriyle boğmak isteyen kişidir.

Feleğin işine bakın ki "Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim." diyen insan, "Gerekirse papaz cübbesi bile giyerim." diyen insan, "Ben Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanıyım." diyen insan, Orta Doğu'yu kan gölüne çeviren ABD askerleri için "Kahraman Amerikan askerlerinin ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum." diyen insan, "Terör örgütüyle hiçbir zaman görüşmedik, görüşmeyiz de. Bunu söylemek şerefsizliktir." deyip de çözüm ortaklığı yapan insan, ülkenin itibarını ayakkabı kutularına sığdıran ve "Sıfırla oğlum." repliğiyle hafızalarımızda kalacak olan insan Cumhurbaşkanı olmuş, biz de bütçesi üzerine konuşuyoruz.

Feleğin işine bakın ki kendini Türk tarihine ait hissetmeyen biri, büyük Türk milleti ve tarihi huzurunda namusu ve şerefi üzerine yemin ederek Cumhurbaşkanı olmuş da bütçesi konuşuluyor.

Hepimiz biliyoruz ki, bu şartlar altında, köşkte veya sarayda oturması da, bütçesinin yüzde 50 veya yüzde 100 artırılması da, Sayıştay raporları Meclise gelmediği için bu bütçenin nereye gideceğini bilemeyecek oluşumuz da artık sadece bir teferruattır.

Sayın milletvekilleri, kamuda israfın önlenmesi için Hükûmetin etekleri tutuşmuşken, kamu kurumlarının ödeneklerinde ancak yüzde 4-4,5 civarında bir artış öngörülmüşken, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin önceki yılla kıyaslandığında neredeyse ikiye katlanmış olmasının nedeni, bu bütçenin Cumhurbaşkanlığı makamı için değil, o makamda oturan zat için yapılmış olmasıdır. Amaçlanan, Cumhurbaşkanlığının ihtiyaçlarının karşılanması değil, Cumhurbaşkanının ihtiraslarının tatminidir. Bu ihtirasların en bilindik tatmin mecrasının da miting alanları olduğu malumunuzdur.

Üzerinde konuşmakta olduğumuz şey, gerçekte, Sayın Erdoğan'ın 2015 yılı için kendisine hazırlamış olduğu seçim bütçesidir. "Tarafsızlık" gibi bir derdi olmayan Sayın Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanlığı makamında ciğerlerine doldurduğu nefesi AKP'nin yelkenlerini şişirmek için kullanmak istemesi kimseyi şaşırtmayacaktır. Başbakanlık makamını emanet ettiği kişinin bu durumu sindirebilmesi ise öncelikle onun hazım kapasitesini göstermesi bakımından anlamlı olacaktır.

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanına yönelteceğimiz şu sorunun yanıtını aramak her birimiz için siyasi bir vecibe addedilmelidir: "Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığındaki tarzınız doğru ise, Başbakanlığınız dönemindeki Cumhurbaşkanının sizin şimdi davranmakta olduğunuz gibi davranmasına neden izin vermediniz? Başbakanlığınızın doğru örnek olduğunu düşünüyorsanız, neden şimdiki Başbakanın da öyle davranmasına izin vermiyorsunuz?" Cumhurbaşkanının bu sorulara vereceği yanıtın "Halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı." vurgusunu taşıyacağı artık herkesin malumudur. Herkesin malumu olmayan şey ise, bu vurgunun gerçekte ne anlatmak istediği ve asli muhatabının kim olduğudur. Muhatabına had bildiren bir mesaj taşıyan bu ifadeler, aslında Cumhurbaşkanının değil, Başbakanın durumunu vurgular niteliktedir. "Ben halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanıyım." demek, gerçekte, "Sen sadece benim tarafımdan seçilmiş Başbakansın" demektir. Muhatabının haddini bildiği ise, partisinin istişare toplantısında, Sayın Erdoğan'dan bahsederken "Devlet Başkanı" demesinden bellidir. "O hâlde sen necisin?" sorusuysa konumunu muhafaza ettiği sürece Sayın Davutoğlu'nun peşini bırakmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, kendisi bundan utanç payı mı yoksa övünç payı mı çıkarır bilmem ama şimdiki Cumhurbaşkanından söz ederken saray merakına değinmezsek Sayın Recep Tayyip Erdoğan portresi tamamlanmış sayılmayacaktır. Bilindiği gibi, ısınma turlarını Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarında tamamlayan Sayın Erdoğan, Ankara'da şanına layık bir Osmanlı sarayı bulamayınca kendisine 1,5 milyarlık bin odadan fazla bir saray yaptırmıştır. Bu sarayın, yolsuzluk dâhil, maliyeti kadar, yapının hukuksuzluğu da çok tartışılmıştır. Başbakanlığının ilk yıllarında Üsküdar'da oturduğu evin kaçak olduğunu kendisi söyleyen birinin, ister gecekondu isterse saray olsun, konutunun hukuka uygunluğunu dert etmeyeceği belliydi.

Yapım işindeki usulsüzlük ve yolsuzluk söylentilerine gelince, bu söylentileri sonlandırmakta yani sıfırlamakta güçlük çekmeyeceklerine inanmak için artık yeterince tecrübeye sahibiz. Engels "İnsan kulübede başka sarayda başka düşünür." demişti. Belli ki bu tespit Sayın Erdoğan için geçerli değilmiş. O, gecekonduda da, sarayda da zihniyetini yaşatmayı iyi biliyor.

"Zihniyet" demişken, bu saray düşkünlüğünün Sayın Erdoğan'ın şahsından çok, mensup olduğu zihniyetten kaynaklandığı unutulmasın. Bilindiği gibi kendilerinden önceki Cumhurbaşkanı da Dolmabahçe Sarayı'ndaki beğendiği eşyaları Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne taşıtmak istemiş, bir süre de bunu tartışmıştık. Şimdiki Cumhurbaşkanı sadece bu zihniyetin müşahhas bir timsalidir. Ama hakkını da yemeyelim, mensup olduğu zihniyeti öyle bir azimle hayata geçirmektedir ki Topkapı Sarayı'nda oturup Gülhane'yi kupon arazi olarak görmediği için ne kadar şükretsek yeridir.

Değerli milletvekilleri, hepsi de birbiriyle bağlantılı olan yolsuzluklar, yargıyı yürütmenin emrine sokmak için yapılan hukuksuzluklar, teröristbaşının çözüm ortaklığında yürütülen çözülme süreci, sınırlarımızı cehenneme çeviren dış politika, kindar nesil yetiştirmek uğruna geleceğimizi öğüten Millî Eğitim politikaları, sadece usulsüzce değil, arsızca da yaratılan iktidar zenginleri ve onlara kurdurulan havuz medyaları ve daha niceleri Sayın Recep Tayyip Erdoğan iktidarının eseridir ve bu iktidar devam etmektedir.

O, bütün bunları "Yeni Türkiye" adı altında sahiplenmekte ve kendisine bir gurur payı çıkartmaktadır. Gerçekte başını döndüren şey, her şartta kendisine biat eden kitlenin varlığıdır. Dinî söylemi, önceki uygulamaların kişilerde yarattığı kin duygusunu ve maddi çıkarı harmanlayarak evde zor tuttuğunu söylediği kitleyi oluşturmuştur.

Toplumsal cehaleti hem üretmesi hem de örgütleyebilmesi, evet, üstesinden gelinmiş bir iştir, ne var ki övünülecek bir iş değildir. Belli sayıda bir seçmen kitlesinin onun söylediklerini her şartta onaylıyor oluşu onu "Git Ali'ye söyle, Muaviye'nin erkek deveye dişi deve diyen on binlerce adamı var." sözünü söyleyen kişiden daha doğru bir insan yapmaz.

Unutmasın ki bu sözleri barındıran anekdot övünme payı çıkartılabilecek bir duruma örnek olsun diye anlatılmaz diyor, bu vesileyle yüce Meclisi bir kere daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)