Konu:2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:25
Tarih:10/12/2014


2015 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ATİLA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı merkezî bütçesinin tümü üzerine aleyhte şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, şu an 1.150 odalı sarayında oturmakta olan Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı makamını devralmadan sadece bir gün önce partisinin kongresinde Genel Başkanlığı Sayın Davutoğlu'na devretmiş ve akabinde de onu Başbakan olarak atamıştır.

Önce Erdoğan'ın dış politika danışmanı, ardından da Dışişleri Bakanı olan Sayın Davutoğlu, cumhuriyet tarihinin en başarısız ve en istenmeyen sonuçlar doğuran dış politika uygulamalarının mimarıdır. Bunu anlamak için "Bosna'da bizi seviyorlar, Filistin'de bizi alkışlıyorlar, Mora'da bize teşekkür ediyorlar, Arakan'da bize dua ediyorlar." retoriğinin ötesine geçip sınırlarımızdaki cehennemi ve sınırlarımızın içindeki milyonlarca mülteciyi görmemiz kafidir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Sayın Başkan, çok gürültü var.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen ya oturun ya kulislere çıkın. Uğultudan dinleyemiyoruz.

ATİLA KAYA (Devamla) - Kendisinden sonraki Dış Politika Başdanışmanı Sayın Davutoğlu'nun Türk dış politikasını getirdiği durumu "değerli yalnızlık" ifadesiyle nitelemiştir. Bu ifadedeki "yalnızlık" nitelemesinin bir gerçekliğe geldiği, "değerli" nitelemesinin ise sadece bir züğürt tesellisi olduğu malumunuzdur. Bizler anladık ki onun hayal dünyasında "stratejik derinlik" olarak adlandırdığı şey bir kör kuyuymuş meğer.

Şimdi, yeni Dışişleri Bakanının işi hem zor hem de çok kolaydır. Çok zordur çünkü yerlerde sürünen bir Dışişlerinin sorunlarıyla boğuşmak ve yerden kaldırmak durumundadır.

BAŞKAN - Ayaktaki arkadaşlar, rica ediyorum, lütfen yerlerinize oturun.

ATİLA KAYA (Devamla) - Çok kolaydır çünkü çıta o kadar yerlerdedir ki en ufak bir olumlu değişiklik bile başarı olarak algılanacaktır.

Sayın milletvekilleri, ilk siyasi tecrübesinin Türkiye'ye maliyetini hatırlatmaya çalıştığım Sayın Davutoğlu'nun Başbakanlığıyla ilgili sorulması gereken ilk soru şudur: Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanı, iktidarı boyunca "Her istediklerini verdim." dediği ama bakanlarına yönelik yolsuzluk soruşturmaları açılınca da yok etmek istediği paralel yapının amansız düşmanı, ayakkabı kutularının koruyucusu, yürütmenin ebedî başı, ülkesi bölgesel güç ama kendisi dünya lideri olan 1.150 odalı saraydaki milletin adamı Başbakanlık koltuğunu emanet etmek için neden böylesine başarısız bir bakanı seçmiştir? Belli ki, Sayın Davutoğlu selefi tarafından mutemet görülmüştür. Peki, bu mutemedin itimadına emanet edilen nedir? Hâl ve uygulamalarıyla, ilan etmekten çekinmedikleri şekliyle yolsuzluk soruşturmalarının kapatılması, üniter yapının imhası pahasına teröristbaşıyla yapılan pazarlıkların sürdürülmesi, "paralel devlet yapılanması" olarak adlandırdıkları eski iş birlikçilerinin ortadan kaldırılması ve bunların hepsiyle ilgi içerisinde yargının yürütmenin emrinde bir yapıya dönüştürülmesi.

Değerli milletvekilleri, parti genel başkanlığı ve Başbakanlık koltuklarını emanet etmek için başarısız bir bakanın seçilmesinin sırrı onun "Aldım kabul ettim." dediği yeni Türkiye'yi devam ettirme iradesinde aranmalıdır. Bir yandan bir zanlıya "Önüne yatarım." diyen İçişleri Bakanını, "bakara makara" diyerek yüce dinimizle alay etmesi yolsuzluk iddialarının bile önüne geçen bir bakanını, kolundaki saat zamanı değil de tıynetini gösteren bir bakanını, "Ben ne yaptıysam Başbakanın talimatıyla yaptım." diyen bir bakanını Yüce Divanda hesap vermekten kurtarmaya çalışırken, diğer taraftan kendisini hâkim yerine koyan, haddi olmadığı hâlde "Mahkeme kararına gerek yok, kırın kapıyı alın adamı." diyen, haddi asayişi sağlamak olduğundaysa "Bölgede alan hâkimiyetini zaman zaman kaybettik." diyebilen bir İçişleri Bakanının, parti çıkarları için yasaları yapıp bozdukları eleştirisinin yapılabileceğini itiraf eden bir Adalet Bakanının, "Süreci en iyi okuyan Öcalan'dır." diyen bir Başbakan Yardımcısının, özellikle Cumhuriyet Bayramı'mıza denk getirilen ikinci Habur rezaletini sahiplenme yarışını "Benim haberim var, ben askerin bakanıyım." diyerek katılan Millî Savunma Bakanının, 3 askerimizin kahpece şehit edildiği olayın ardından "Teröristin de bir gururu, onuru olur." diyen Ekonomi Bakanının Kabinesinde bulunması Sayın Ahmet Davutoğlu'nun da "yeni Türkiye" kavramından selefinden farklı bir şey anlamadığının göstergeleridir.

Değerli milletvekilleri, karşımızda yeni bir Başbakan vardır ama yeni bir iktidar yoktur, yeni bir zihniyet ve yeni hedefler yoktur. Bizler yeni şeyler umabilecek durumda değiliz, yine kişisel çıkarlar ve hırslar uğruna millî çıkarlar ve hedefler yok sayılacaktır. Yine, dış politikayı iç politikanın aracı hâline getirenler yüzünden dış politikanın sonuçlarının dışta kalmayacağını en acı tecrübelerle öğrenmeye devam edeceğiz. Filistin'i, Suriye'yi, Mısır'ı kendi iç işi gibi gördüklerini söyleyenlerin kendi iç işlerini görmekten âciz ve gafil olduklarını isyan provaları ve sözde özerklik ilanlarında bir kez daha göreceğiz. Yandaşlara peşkeş çekilen imkânların arsız ağızlarda millete yönelik galiz küfürlere dönüştüğüne tanık olmaya devam edeceğiz. Süregelen iktidarda hiçbir şey değişmeyeceği için hukuk katledilmeye ve memleket sıfırlanmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, Başbakanın selefi tarafından tercih edilmesindeki hikmet bellidir. Sayın Davutoğlu, Tayyip Erdoğan'ın yeni Türkiye'sini yönetsin diye seçilmemiştir. Zira, sınırları yolsuzluklarla, hukuksuzluklarla ve teröristlerle yapılan pazarlıklarla çizilen yeni Türkiye'nin mimarı iktidarını devretmiş değildir. Bunu en iyi bilen kişi Sayın Davutoğlu olduğu için de kendisini Osmanlının kuruluşundaki bir devlet adamıyla değil bir müderrisle özdeşleştirmiş ve "21'inci yüzyılın Davud el-Kayserî'si benim." demiştir.

Değerli milletvekilleri, çiçeği burnunda Başbakanın söylemine dikkat ederseniz bir kavramın özellikle öne çıkartıldığını görürsünüz. Teröristlerle yapılan pazarlıklar tutmadığında bir anda Başbakanın aklına geliveren bu kavram "kamu düzeni"dir. Sanki, bir ülkedeki yönetimin başkaca bir işi varmış gibi Başbakan kamu düzeni kavramını yeni keşfetmiştir. Yıllardır yollar kesilirken, teröristler sözde asayiş kontrolü yaparken, bayraklar indirilip Atatürk büstleri ve okullar yakılırken, çözüm ortaklığına yakıştırdıkları terör örgütü kendi mahkemelerini kurup vergi adı altında halktan haraç toplarken akıllarına gelmeyen kamu düzeni kavramı nedense akıllarına yeni gelir olmuştur. Bununla birlikte, Sayın Başbakan, akademik titrine yakışmayacak bir şekilde kavramı sadece güvenlik alanıyla ilgiliymiş gibi kullanmaktadır. Hukuk terminolojisine aşina olanlar bilirler ki onun sandığından çok daha genel bir kavram olan kamu düzeni güvenliği de kapsamakla birlikte, onun ötesinde, kamu yararı, kamu vicdanı ve genel ahlakla ilgilidir. Yani, ayakkabı kutularındaki paralar da, yatak odalarındaki para kasaları da, kollardaki 700 bin liralık saatler de, rüşveti meşrulaştıran fetvalar da, arsız iktidar zenginlerinin millete sövmeleri de, havuz medyaları da, kendine "milletin adamı" diyenlerin 1.150 odalı saraylarda oturmaları da en az güvenliği tehdit eden hâller kadar kamu düzenine zarar vermektedir.

İdeolojik saplantının ve körlüğün bir profesörü sıradan bir militanla eşitlediği noktada bulunan Sayın Davutoğlu rüyalarında Hegel'le konuştuğunu söylemiştir. Hegel tarih felsefesinin önemli bir kavramı olan "aklın hilesi" konusunda belli ki Sayın Davutoğlu'nu uyarmamış. Yoksa Osmanlının ihyasına hizmet ettiğini zannederken cumhuriyetin imhasına hizmet eder duruma hiç düşer miydi?

Değerli milletvekilleri, buradan Sayın Başbakana bir hatırlatmada bulunarak sözlerimi bitirmek istiyorum. Sayın Başbakan, devlet imkânlarını yandaşlarına peşkeş çeken, devlet makamlarını kendi ashabına dağıtan, kendi çıkarlarına uygun yasa yapan, devletin gücünü kendinden olmayanların hak ve hukuklarını elinden almak için kullanan, lüks ve ihtişam içinde saraylarda hüküm süren yönetimlerin, sultanların, yöneticilerin akıbetini tarihten bir kere daha öğrenin, safınızı ve konumunuzu ona göre belirleyin diyor, yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)