Konu:BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:119
Tarih:13/06/2012


BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün gece geç saatlere kadar yorucu bir çalışma yaptık. Orada birtakım değerlendirmelerde bulunmuştuk. Üçüncü bölüme ilişkin daha teknik düzeyde bazı değerlendirmeler yapma fırsatımız olmadı tabii, daha çok Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştuk.

Şimdi, üçüncü bölümün geneli üzerinde söz almışken üçüncü bölümün içeriğine ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Daha önceki konuşmamda da belirttiğim üzere, son zamanlarda yurt içi tasarruf oranlarının artırılmasına ilişkin ardı ardına düzenlemeler önümüze geliyor. Dolayısıyla, bu, bir boyutuyla olumludur çünkü gerçekten Türkiye ekonomisinin yapısal sorunu ve yapısal problemi yurt içi tasarruf oranlarının düşük olmasıdır. Düşük olan yurt içi tasarruf oranları da ciddi anlamda cari işlemler açığı yaratmaktadır. Bu, Türkiye ekonomisinin yumuşak karnıdır ve dolayısıyla, Türkiye ekonomisini sağlıklı bir patikaya ulaştırabilmek için mutlaka yurt içi tasarrufların yükseltilmesi gerekmektedir ancak bu, aynı zamanda bir itiraftır çünkü yurt içi tasarrufların düşük oluşu ve dip yapışı AKP hükûmetleri döneminde olmuştur. Yaklaşık on yıllık bir hükûmet dönemi içerisinde yurt içi tasarrufların millî gelire oranı yüzde 18'lerden yüzde 13'lere düşmüştür ve bu, Türkiye'nin tarihsel olarak en düşük yurt içi tasarruf oranlarını ifade eder. 1970'li yıllarda, 1980'li yıllarda, ve 1990'lı yıllarda yurt içi tasarruf oranlarımız bunun çok çok daha üstündedir. Dolayısıyla, aslında AKP hükûmetlerinin getirmiş olduğu, yaratmış olduğu ve AKP hükûmetlerinin uyguladığı ekonomik politikaların derinleştirmiş olduğu bir sorunla karşı karşıyayız. Ardı ardına yurt içi tasarruf oranlarına ilişkin, onların artırılmasına ilişkin getirilen önerilerin itiraf boyutu da tamamen bununla ilgilidir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye ekonomisi yüzde 7 civarında bir büyüme potansiyeline sahip olabilir, doğru politikalar uygulanırsa eğer. Ancak bunun için yurt içi yatırım oranlarının yükseltilmesi gerekir. Ancak yurt içi yatırım oranları yükseltilirken de bunların yeni kırılganlık yaratmayacak bir biçimde

yurt dışı tasarruflarla değil, yurt içi tasarruflarla finanse edilmesi gerekir. Bunun en önemli ayaklarından biri de hiç kuşku yok ki kurumsal tasarruflardır. Kurumsal tasarruflar çok önemli bir noktada duruyor. Yasanın içeriğine baktığınız zaman, bu konuyla ilgili, kurumsal tasarrufların artırılmasına ilişkin olarak dört tane temel alanın tespit edildiğini görüyoruz. Bunlardan birisi sigortacılık, diğeri BES, bir diğeri kira sertifikası ve en son da bireysel katılım sermayesi yani "iş melekleri" olarak anılan kısımlar.

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Bu kadar önemli ve yurt içi tasarrufları artırmaya yönelik kanunsal düzenlemelerin yine bir torba yasayla önümüze getiriliyor oluşunu baştan eleştirmek isterim. Biz Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları yaparken ilk aşamada elli sekiz madde olan bu tasarıya daha sonra on üç tane madde eklenmiş ve sürekli olarak Genel Kurulda da verilen önergelerle içeriğine sürekli birtakım eklemeler yapıldığını görüyoruz.  Dolayısıyla daha bütüncül yaklaşılması gereken, bölük pörçük değil de daha analitik yaklaşılması gereken bu konunun, yine, bir torba yasa çerçevesi içerisinde kurban edildiğini görüyoruz.

İkincisi, çalışmalarımız esnasında, özellikle kira sertifikası konusundaki düşüncelerimizi olgunlaştırmaya çalışırken kamu bürokrasisinin bu konuyla ilgili kısımlarından ciddi anlamda bilgi alamadığımızı üzülerek söylemek isterim. Gerek Hazine Hukuk Müşavirliğinin gerekse Maliye Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğünün bu konuyla ilgili, özellikle kira sertifikasıyla ilgili hukuki altyapıya ilişkin düşüncelerinin ne olduğunu, defalarca talep etmiş olduğumuz hâlde, şu an itibarıyla bile, bu yasa Genel Kuruldan geçecekken bile henüz elimize ulaşmış değil. Dolayısıyla ilgili kurumların bu konuda ne düşündüğünü bilmek istiyoruz, öğrenmek istiyoruz ve öğrenemediğimizi söylemek istiyorum. Özellikle Plan ve Bütçe Komisyonu Sayın Başkanına bu konuyla ilgili teessüflerimizi de iletmek istiyoruz.

Yasanın, kurumsal yatırımları kurumsal tasarrufların artırılması için öngördüğü çerçeve içinde, sigortacılıkla ilgili olarak bir genel değerlendirme yapacak olursak şunu söyleyebiliriz: Türkiye'de yaklaşık 16 milyar liralık bir sigorta primi üretimi var ve bunun millî gelire oranı çok düşük, yüzde 2'ler civarında, hatta yüzde 2'lerin altında. Kişi başına prim üretimi de 116 dolar ve bu prim üretimiyle Türkiye dünyada 64'üncü ülke. Bu, aynı zamanda bir avantaj. Yani sigortacılık elbette bir kültürdür ve tek başına ekonomik düzenlemelerle, ulaşmak istediğimiz sonuçlara ulaşamayız, daha genel bir çerçevede bakmak gerekir. Ancak bunun bir avantaj olduğunu da görüyorum çünkü burada bakir bir alan var, dolayısıyla doğru düzenlemelerle burada ciddi bir ivme kazanmak mümkün olabilir. Ancak bu getirilen düzenlemenin, yani yurt içi tasarrufların sigorta boyutunun artırılmasına ilişkin getirilen düzenlemelerin sigortacılık sektöründe ne kadar bir tasarruf artışına neden olacağı ya da ne kadar bir kurumsal tasarrufa katkı yapacağına ilişkin yapmış olduğumuz sorgulamalarda bize verilen bilgiler, önümüzdeki üç yılda bunun sigorta prim üretiminin sadece 1 ya da 2 milyar dolarlık artışa neden olacağıdır, hatta ilgili bürokratlar "Hiç artış olmayabilir." de demişlerdir. Dolayısıyla sigorta ayağına ilişkin bu düzenlemenin yurt içi tasarruflarda ciddi bir artışa neden olacağını değerlendirmiyoruz.

Bu tasarının en can alıcı kısmı BES'le ilgili olan kısmıdır. BES'ler? Bireysel Emeklilik Sistemi'nde fon büyüklüğünün çok hızlı arttığını biliyoruz, 16 milyarın üzerine çıkmıştır ve 2,8 milyon katılımcı vardır. Özellikle burada yapılan, eksiklerine rağmen yapılan bazı düzenlemelerin olumlu olduğunu belirtmek gerekir. Önümüzdeki on yılda bunun millî gelire oranını yüzde 4'e çıkaracak bir alanımız söz konusudur, bundan sonra bu alana ilişkin teşviklerin, değerlendirmelerin ve bütüncül yasaların devam etmesi gerektiğine inanıyorum.

En fazla eleştirdiğimiz nokta, bu yasada ve kurumsal tasarruflar boyutuyla ilgili olarak, kira sertifikasına ilişkin getirilen düzenlemedir. Esasen, bu, hukuk sistemimizde yer alan sukuku icaranın farklı bir şekilde yansıtılmasıdır, yasanın içine alınmasıdır ve bununla ilgili düzenleme yapılırken bize söylenen şey, araç ve yatırımcı tabanı çeşitlendirildiğinden borçlanma maliyetinin 0,40 ya da 0,50 baz puan düşürülebileceğidir. Ancak son derece karmaşık olan ve hukuki altyapısına ilişkin tereddütlerimizin olduğu bu yasanın nasıl oluyor da borçlanma maliyetini düşürebildiğini çok olarak anlayabilmiş değiliz. Çok karışık ve bürokratik bir işlem maliyetinin söz konusu olduğu açıktır. Bu konuyla ilgili hukuki altyapıya ilişkin de bir zafiyetin olduğu açıktır. Öte yandan, bu şekilde ne kadar bir fon büyüklüğünün ya da yurt içi tasarruflara ne kadarlık bir katkının olacağına ilişkin yapmış olduğumuz sorgulamalarda elde ettiğimiz şey de şudur: Sadece 1 ya da 2 milyar dolarlık bir yatırımın Türkiye'ye gelebileceğini bu sistem üzerinden öngörüyoruz. Yaklaşık 5-6 milyar liralık eurobond ihracımız var bizim Hazine Müsteşarlığımız olarak yılda. Bunun küçük bir kısmının da buradan sağlanacağını değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak da yurt içi tasarruflara bu yasa üzerinden ciddi miktarda bir katkı gelmeyecektir.

Son olarak, "bireysel katılım sermayesi" ya da "iş melekleri" olarak denilen sistem de zaten sistemde var olan bir şeyin hukuki boyuta taşınmasından ibarettir, hukuki altyapısının oluşturulmasından ibarettir. Burada çok büyük bir alandan söz etmiyoruz, yaklaşık 170-200 milyon liralık bir yatırım alanından bahsediyoruz.

Sonuç itibarıyla, Türkiye ekonomisinin en önemli problemi cari işlemler açığıdır ve bu yapısal sorun yurt içi tasarrufların artırılmasıyla ilişkilidir. Yurt içi tasarrufların artırılmasının da daha böyle palyatif öneriler yerine, biraz daha genel ve biraz daha sisteme ve üretim yapısına ve Türkiye'nin 24 Ocak kararlarından beri kurgulaya geldiği üretim yapısına ve bunun ekonomik anlayışına radikal müdahalelerle ancak mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Bu tasarının bireysel yatırım üzerindeki etkisinin, daha doğrusu yurt içi tasarruflar üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağını değerlendiriyoruz, daha genel, daha bütüncül yasalarla yurt içi tasarrufların artırılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Herkese saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarı.