Konu:Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, (2/1800) Esas Numaralı Millî Eğitim Temel Kanunununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Önergesi (4/218)
Yasama Yılı:5
Birleşim:18
Tarih:25/11/2014


Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, (2/1800) esas numaralı Millî Eğitim Temel Kanunununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/218)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de sözlerimin başında büyük öğretmen, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bütün öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutluyorum. İnşallah, önümüzdeki günlerde sıkıntıların yaşanmadığı, sadece 24 Kasımlarda da hatırlatılmayan bir öğretmen kitlesini selamlamak istiyorum sözlerimin başında.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sadece 24 Kasımlarda hatırlanan, hamasetle anılan öğretmenlerin ötesinde bir gerçeği, realiteyi de ortaya koymak istiyorum. Demin Namık Havutça çok güzel şekilde anlattı. Bakın, bir öğretmen gerçeği var Türkiye'de, 119 bin civarında bir açık ve bunun yanında 330 bin atama bekleyen öğretmen ve aynı zamanda da daha dün açıklanmış 15 bin atama. Bununla öğretmenlerin sorunlarını halledebilir miyiz diye bir anlamda kendi iç vicdanımızda sorgulamalıyız diye düşünüyorum.

Bunun haricinde, öğretmenlerle alakalı ciddi sorun var. Millî Eğitim Bakanının geçen gün burada yapmış olduğu açıklamada, ben buradan bakarak kendisine demiştim, bir açıklama yaptınız Sayın Bakan, oradan bakınca biz saf gibi mi gözüküyoruz diye. Burada özellikle şu ilk atanan müdürlerle alakalı, ilk defa yeniden görevlendirme, mülakat sınavlarıyla alakalı olarak çok ciddi bir sorun var Türkiye'de. Benim bölgemde de sorun var, Artvin'de de sorun var.

Değerli arkadaşlar, Artvin'de hangi okula kimin müdür atandığını berber biliyor, o öğretmenler, o müdürler bilmiyorlar, berberden öğreniyorlar kimin nereye atandığını, çok ayrıntılarıyla biliyorum. Diyeceksiniz ki: Olabilir mi? Oluyor işte ne yazık ki.

Bakana dedim ki: Sayın Bakanım, bakın, sadece belli bir sendikal örgütlenme içerisinde yer alan -açıkça söyleyelim- EĞİTİM-BİR-SEN'e üye olan öğretmenler atanıyor. "Hayır, bunun bir mantığı var." dedi. Aynen şöyle söyledi, 4 Kasım 2014'te şurada yapmış olduğu konuşmada Bakan diyor ki: "Şimdi, gerçekten, atanan yöneticilerin içerisinde sendikal dağılımlarına baktığımız zaman, EĞİTİM-BİR-SEN'in üyelerinin çok büyük bir çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Ama gelinen noktada atamalarla bunu karşılaştırdığınız zaman, kıyas uygulaması yaptığımız zaman öyle bir tabloyu görmüyoruz değerli arkadaşlarım." Bugün Türkiye'de global olarak rakamlara baktığımız zaman, 250 bin civarında EĞİTİM-BİR-SEN üyesi var. 200 bin civarında TÜRK EĞİTİM-SEN'e üye olan öğretmen arkadaşımız var, 115 bin civarında EĞİTİM SEN'e üye olan arkadaşımız var, 43 bin civarında Eğitim-İş'e üye olan öğretmen arkadaşımız var, 25 bin civarında da AKTİF EĞİTİM-SEN'e üye olan arkadaşımız var. Şimdi, bu tabloya baktığınız zaman, Millî Eğitim Bakanının dediği denkleme göre matematik problemi sıfır. Eğer Millî Eğitim Bakanı matematikten sınava giriyor olsa sınıfta kalır yani onu o öğretmenler kesin sınıfta bırakırlar. Demek ki bu denklem bir anlamda doğru değil çünkü sınavın nasıl yapıldığını biliyoruz, kimlerin nasıl sorular sordurduğunu da biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Allah rahmet etsin, Ahmet Taner Kışlalı'nın bir sözü vardı: "Millî Eğitim Bakanlığı bu ülkede millî ihanet bakanlığına dönüştüğü için Türkiye'de laik eğitim sistemi ve çağdaş cumhuriyetin ilkeleri bir anda gözardı edildi." O nedenle, gelinen tabloda, atamaların nasıl yapıldığını biliyoruz, kadrolaşmanın nereye götürülmek istendiğini biliyoruz ve nereye götürülmek istendiğini bir anlamda iyi değerlendiriyoruz.

Sayın Bakana Ocak 2014 tarihinde bir soru sordum değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, yaklaşık bir yıl önce, "Öğretmenlerin maaşları ve iyileştirmeleriyle alakalı ciddi bir problem var, bu ciddi tabloyu nasıl gidereceksiniz." diye bir soru sordum. Değerli arkadaşlarım, bakın, bugün öğretmen maaşlarını bir anlamda Avrupa ülkeleriyle kıyasladığınız zaman ciddi anlamda uçurum olduğunu görüyorsunuz. 1.000 dolar ile 900 dolar arasında maaş alan bir öğretmen kitlesi var ama Avrupa ülkelerinde, hani hep model olarak gösterdiğimiz, çağdaşlaşmaya ilişkin örnek gösterdiğimiz Amerika'da, Avrupa Birliği ülkelerinde 2 bin dolar, 3 bin dolar; daha yüksek rakamlara çıkıyor. Avusturya'da... 4 bin dolarlara çıkıyor. Siz, yoksulluk sınırının ötesinde, açlık sınırıyla yan yana getirmiş olduğunuz bir öğretmen kitlesini sadece 24 Kasımlarda anlatarak tabloyu bir pembe tablo olarak Türkiye'nin önüne koyamazsınız değerli arkadaşlarım. Bakın, Millî Eğitim Bakanına bundan on bir ay evvel soru sordum. Sayın Bakan sorulan soruları ciddiye almıyor. Dedim ki: "Sayın Bakan, bakın, böyle bir tablo var. Öğretmenlerin diğer ülkelerle arasındaki bu maaş uçurumlarını nasıl gidereceksiniz?" Bir yıl oldu yanıt yok. Biz de bir laf vardır "Sükût ikrardan gelir." diye. Sanıklar susma haklarını kullanırlar ama bakanlar susma haklarını kullanamazlar değerli arkadaşlarım, bakanlar buna yanıt vermek zorundadırlar. Şimdi, hem göstergelerine ilişkin ciddi problemler var hem de biraz önce ifade ettiğim gibi atamalarına ilişkin ciddi sorunlar var. Adaleti, hak ve nasafeti, hakkaniyeti eğer Bakanlığınızda sağlayamazsanız, öğretmenlerin çocuklara bu kavramları öğretmesini beklemek iyimserlik değil midir değerli milletvekili arkadaşlarım? O nedenle, gelinen noktada ciddi anlamda bir problem vardır.

Ben burada Millî Eğitim Temel Kanunu'na Andımız'ın yeniden koyulmasına ilişkin bir konuşma yapacağıma bin yıl deseler inanmazdım. "Andımız'ın çocuklara öğretilmesini geri çekeceğiz." diye, daha sonra da Atatürk'ün parlamentosunda "Bunu yeniden koyalım." diye bir kanun teklifini bana bundan üç yıl evvel deselerdi güler geçerdim. Türkiye'yi ne hâle getirdiniz, yazıklar olsun, başka bir şey demiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)