Konu:Chp Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi Tarafından, Çocuk İşçiliği Sorununun Tüm Boyutlarıyla Araştırılarak Çözüm Yollarının Belirlenmesi Amacıyla 20/11/2014 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin, Genel Kurulun 20 Kasım 2014 Perşembe Günkü Birleşiminde Sunuşlarda Okunmasına Ve Ön Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:5
Birleşim:17
Tarih:20/11/2014


CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi tarafından, çocuk işçiliği sorununun tüm boyutlarıyla araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 20/11/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 20 Kasım 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin kabul edildiği 20 Nisan 1989 tarihinden bu yana geçen 25'inci yıl. Dünya Çocuk Hakları Günü'nün 25'inci yılındayız.

Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların haklarını üye ülkelere bildiren, üye ülkelerin de buna uygun düzenlemeler yapmasını isteyen bir sözleşmedir. Ancak, böyle olduğu hâlde, hâlen, dünyada, çocuk haklarını ihlal eden çok sayıda ülke vardır. Özellikle gelişmekte olan, az gelişmiş veya gelişmemiş olan ülkelerde çocuk hakkı ihlalleri olağanüstü ölçülerdedir.

Çocuk hakkı ihlali deyince karşımıza çıkan en önemli olgu çocuk işçiliğidir. Bugün çocuk işçiliği özellikte gelişmekte olan, gelişmemiş, az gelişmiş ülkelerin ortak sorunudur ve çocuk işçiliğinin en temel nedeni de yoksulluktur. Yoksulluk, çocukları maalesef çalışmaya yöneltmektedir. Aileler, o çocukların ebeveynleri çocukların eğitim hakkını bir kenara bırakarak, onların okullarını bir kenara bırakarak çocuklarının çalışmasını istemektedir. UNICEF yani Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Acil Yardım Fonu çocuk işçiliğini çocuğun bir şekilde kendisine zarar veren bir işi üstlenmesi olarak almaktadır ve çocuk işçiliği çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimi açısından, çocukluğunu yaşaması açısından, onun eğitimi açısından, sağlığı açısından kendisine zarar veren bir uygulamadır.

Yine çocuk işçiliği maalesef ya ücretsiz işçilik olarak ya da çok düşük maliyetli, düşük ücretli bir işçilik olarak ortaya çıktığından sömürüye açık bir alandır. Dünyada en çok sömürülen kesim, emekçi kesim çocuk işçilerdir. Bu bütün ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin sorunudur, Türkiye'nin de sorunudur. Çalışan çocuklar bugün ülkemizin önemli bir meselesidir. Bu çocuklar okula gidemiyor, kaydoldukları okullara yeterli şekilde devam edemiyorlar, sağlık haklarından yararlanamıyorlar, hasta oluyorlar, doktora gitme imkânları yok, tedavi olma olanakları yok ve her şeyden önemlisi bu çocuklar çocukluklarını yaşayamıyorlar. Çocukluklarını yaşayamayan ve bu nedenle fiziksel, zihinsel gelişimlerini tamamlayamayan; kültürel, sosyal, eğitsel gelişimlerini tamamlayamayan, sosyal gelişmenin dışında kalan çocuklarımız vardır. Bu çok önemli, çok acil bir sorundur.

Değerli milletvekilleri, çocuk işçiliği sorunu dediğimiz zaman, Türkiye'de TÜİK'in yaptığı istatistiklere bakmayı öneriyorum. TÜİK'in rakamları güvenilir rakamlar değildir diyemeyeceğim. İstatistik yöntemine ilişkin biraz sonra birtakım değerlendirmeler yapacağım ama eğer bir rakama dayanacaksak önce TÜİK'in rakamlarından hareket etmemiz gerekir.

TÜİK çeşitli yıllarda çalışan çocuklara yönelik olarak istatistikler yayınlamaktadır. En son istatistiği 2012 Ekim-Kasım-Aralık ayı itibarıyla hanehalkı iş gücü anketiyle birlikte yaptığı çalışma sonucunda yayınlamıştır. Bu rakamlara göre Türkiye'de 15 milyon çocuk vardır ve 893 bin çocuğumuz çalışmaktadır. "Çocuk" deyince, hangi yaş grubundakilerin "çocuk" olduğunu, bunların hangi yaş grubunda olduğunu da ortaya koymak gerekir.

Birleşmiş Milletler "çocuk"u "18 yaşın altındaki kişiler" olarak tanımlar, 18'in yaşın altındaki herkes çocuktur. İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) biraz daha farklı bir tanımı benimsemiştir. ILO 15 yaşın altında olup çalışan çocukları, gerek kendi hayatını kazanmak için gerekse ailesine yardımda bulunmak için çalışan çocukları "çocuk" olarak tanımlar ve ILO'ya göre de 15-24 yaş arasındaki diğer çocuklar veya gençler "genç işçi" tanımına girmektedir. Türkiye'de TÜİK'in istatistiklerinde esas alının yaş grubu 18 yaşın altındaki yaş grubudur yani 17 ve altındaki yaş grubu. En alt dilimde de 6 yaşındaki çocuk grubu yer almaktadır.

18 yaşın altında olduğu hâlde çalışan çocuğun sayısı 893 bindir. Bu istatistiğin, çocuk işçilerin -ki mevsimlik işçiler var bunların içerisinde önemli ölçüde- mevsimlik işçilerin kendi memleketlerine döndükleri dönemde yapıldığını dikkate alırsak, yani 2012'nin Ekim-Kasım-Aralık ayları, kış dönemi, sonbahar-kış döneminde yapıldığını dikkate alırsak bu istatistikte ortaya çıkan rakamın gerçekçi olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Gerçekte çocuk işçi sayısı 893 binin çok çok üzerindedir. TÜİK bu istatistiği yaz aylarında yapsaydı karşımıza belki 2 milyon kişilik bir rakam çıkacaktı.

Buradan TÜİK'e bir öneride bulunmak istiyorum: Bir dahaki dönemde yapılacak istatistiği lütfen yaz aylarında yapın, bu çocukların mevsimlik olarak çalışmak için gittikleri yerlerde yapın, Karadeniz'de yapın, Akdeniz'de yapın, Ege Bölgesi'nde yapın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapın, oradan ne kadar çocuk bir başka bölgeye çalışmaya gitmiştir...

Yine TÜİK'in rakamlarına göre, bu çalışan çocuklarımızın yarısı, yüzde 50,2'si okula devam edemiyor yani her 2 çocuktan 1'i, çalışan her 2 çocuktan 1'i okula devam edemiyor, okula gidemiyor. Bu konuda çok acıklı öyküler var. Bir tanesini zamanın izin verdiği ölçüde size sunmaya çalışacağım.

Yine bu çocuklarımızın neredeyse yarıya yakını, yüzde 44'ü tarım sektöründe çalışmaktadır ve bunun da önemli bir kesimi mevsimlik tarım işçisidir. Bu çocuklar aileleriyle birlikte bir kentten başka bir kente göç etmekte ve orada insanlıktan yoksun şartlar içerisinde hayatlarını kazanmak ya da ailelerine yardımda bulunmak için çalışmaktadır. Bu tam bir sömürü düzenidir. Çocuğun küçücük bedeni üzerinden bu kadar büyük bir sömürüyü, çocuğun küçücük bedenini bu kadar büyük bir yükün altına sokmayı son derece yanlış buluyorum. Bunu düzeltmeyi bu Parlamentonun bir sorumluluğu olarak görüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuda çalışma yapan dernekler var, çok güzel çalışmalar var. Hayata Destek İnsani Yardım Derneğinin çok güzel bir raporu var. Bu çalışmayı yaptığı için bu derneğimizi de kutluyorum. Çok güzel tespitler var. Bakın, ben biraz önce eğitimle ilgili birtakım istatistikler verdim. Bu derneğin 2014 yılında yaptığı çalışmanın çocuk bulgularını kapsayan ön raporuna göre, 12-15 yaş dilimindeki çocukların üçte 1'i okula gitmiyor. Çok önemli bir şey, bütün çağdaşları, o çocukların yaşıtları okula giderken bu çocuklar okula gitmiyor ya da okula devam edemiyor. Eğitim hakları yok. "Yasalar önünde herkes eşittir." şeklinde bir tanımın olması bir şey ifade etmiyor. Herkes yasalara göre eşit ama bu çocuklar okula gitmiyor, gidemiyor. Okula devam etmeme, gidememe oranı yaş oranı yükseldikçe artıyor. 16-18 yaş grubunda bulunan çocukların yüzde 71'i okula devam edemiyor. 18 yaşın üzeri fecaat, yüzde 90'ı okula gidemiyor, devam edemiyor. Bu çocuklar eğitim hakkından yoksun durumdalar.

Bakın, bu derneğin raporunda yer alan birkaç hikâyeyi, -belki birkaçını okuyamayacağım- bir tanesini sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Reyhan isimli bir çocuğumuzun hikâyesi, kendi ağzından, isim tabii ki gerçek isim değil, bir başka isimle rapora alınmış çocuğumuzun ve ailesinin üzülmemesi açısından.

Reyhan: Reyhan, 13 yaşında, doğduğundan beri mevsimlik tarım işçiliği yapan ailesiyle birlikte göçüyor. Küçükken havale geçirmiş olan Reyhan, 10 yaşından beri Urfa Virahşehir'deki evine hiç dönmemiş. İlkokula başlamış fakat düzenli gidememiş. Babası, "Çocuklar okuyorlardı, hepsini okuldan çıkardım. Ben orada kalsam benim gelirim yok, çocukları orada besleyip okula gönderecek bir maaşım yok." Okula düzenli gidemedikleri için de devletten eğitim yardımı alamıyorlar. Reyhan'ın kardeşi var, Adile. 11 yaşında. O, göç ettikleri yerlerde küçük çocuklara annelik yaparak zamanını geçiriyor. O da okula gidemiyor. Reyhan ve kardeşi Adile, Ordu'da Uzunisa köyünde bir kampta yaşıyorlar fındık toplamaya gittikleri dönemde ve orada gerçekten son derece zor şartlar içerisinde yaşıyorlar.

Zaman izin vermiyor, daha fazla anlatamayacağım. Bu önergemizle çocuk işçiliğinin nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının bulunmasını istiyoruz. Desteğinizi istiyorum. Gelin, bu önergeyi kabul edelim. Bu, hepimizin ortak sorunudur. Bunu hep birlikte çözelim arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)