Konu:Hudut, Şümul, Miktar Ve Zamanı Hükûmetçe Takdir Ve Tespit Edilmek Üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Avrupa Birliğinin Orta Afrika Cumhuriyeti Ve Mali'de İcra Ettiği Harekât Ve Misyonlar Kapsamında Yurt Dışına Gönderilmesi Ve Hükûmet Tarafından Verilecek İzin Ve Belirlenecek Esaslar Çerçevesinde Bu Kuvvetlerin Kullanılması İçin Hükûmete Anayasa'nın 92'nci Maddesi Uyarınca Bir Yıl Süreyle İzin Verilmesine İlişkin Başbakanlık Tezkeresi (3/1624)
Yasama Yılı:5
Birleşim:17
Tarih:20/11/2014


Hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Avrupa Birliğinin Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali'de icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt dışına gönderilmesi ve Hükûmet tarafından verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Hükûmete Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1624)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk milletinin aziz milletvekilleri, Orta Afrika ve Mali'ye çıkarılmak istenen tezkereyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin dış politikasıyla alakalı olarak herkes her şeyi söyleyebilir, söylenmelidir ancak unutulmaması gereken bir husus, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Osmanlı İmparatorluğu gibi cihana nizam vermiş, insanlığa medeniyeti ikram etmiş, insanlığa insanlığın ne olduğunu öğretmiş bir devletin akabinde kurulmuş, aynı ruhu yaşayan, aynı değerlere sahip, aynı misyonu uygulamak durumunda olan bir devlettir. Bu çerçeveden bakıldığında Avrupa'da da söyleyeceğimiz, Afrika'da da söyleyeceğimiz, Orta Doğu'da da söyleyeceğimiz, Kafkaslarda, Balkanlarda ve dünyanın her yerinde söyleyeceğimiz her şey olmalıdır. Zira bu bizim asli görev ve sorumluluk alanımızdır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler, bu şuura sahip olduklarını hissetmeli, bu misyonu uygulamaya kararlı olduklarını bir şekilde bizlere de ifade etmelidirler. Eğer iradeyicüziyelerini sözüm ona bir külli iradeye ipotek ederler, kendi adlarına, kendi ruhuna, kendi milletine değil de, başkalarının adına, başkalarının misyonlarını icra etmek üzere bir görev ve sorumluluk alırlarsa hem rahmeti Rahman'a kavuşmuş ecdadı hem de onun ahfadı olan bu milleti rahatsız etmiş olurlar.

Değerli milletvekilleri, Afrika insanlık dramıdır. Afrika insanlığın yüz karasıdır. Afrika bir çekim alanı, Afrika bir mücadele alanı, Afrika bir paylaşım alanıdır. Afrikalı garip, Afrikalı mazlum, Afrikalı mağdurdur. Asırlardır Afrika'ya uygulanan misyonerlik faaliyetlerinin küresel güçlerin ve emperyalistlerin ileri karakolları olduğunu düşündüğümüzde, Batılıların insanlık adına, medeniyet adına, teknoloji adına Afrika'ya ne götürdüklerine bir bakın. Şu anda Afrika'da bir insanlık dramı yaşanıyorsa, Afrika'da katliamlar yaşanıyorsa, Afrika'da sadece ve sadece renkleri siyah olduğu için kobay konumuna düşürülmüş insanlık toprağa düşürülüyorsa bugün Afrika'ya adalet götürmek, bugün Afrika'ya medeniyet götürmek için bizden tezkere isteyenlerin ne kadar kendileriyle çelişkili ve ne kadar bizlerle ikili anlaşmalara muhalif davrandıklarına dikkatlerinizi çekmek isterim.

Bakınız, 1963 yılında Kenya Devlet Başkanı Jomo Kenyatta "Beyaz adam geldiğinde bizim topraklarımız, onların ise İncilleri vardı. Bize gözlerimizi kapayıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil, onların ellerinde topraklarımız kalmıştı." der.

Misyonerlik faaliyetlerinin, bugün birlikte ittifak kurduğumuz küresel güçlerin diyalog çalışmalarına rağmen hâlâ nasıl ileri karakol vazifesi gördüklerini ve Afrika'da yaşanan fitnenin arkasında onların nasıl olabileceğini bir şekilde düşünmenizi istiyorum. Evet, bugün Afrika'da medeniyet, bugün Afrika'da insanlık, bugün Afrika'da değerler toprağa düşmüş. Medeniyet adına, ileri teknoloji adına kullanılan tek şey, kardeşin kardeşi katlettiği silahlardan başka bir şey değildir. O zaman bu silahları oraya verenlerin, bu silahları oraya gönderenlerin Afrika'yla ilgili hesaplarının ne olduğuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Afrika bugün Çin'in, AB'nin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin aslan sofrasında pay ettikleri bir konuma düştüğü sürece, bizim göndereceğimiz vatan evladı askerlerimizin küresel çıkarlara mı hizmet ettiği yoksa ecdadın emanetine sahip çıkmanın şuuruyla bir millî mutluluk mu yaşayabileceğini de takdirlerinize sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Afrika'ya gönderilecek askerî birlikle alakalı bugüne kadar uygulayageldiğimiz uygulamalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Özellikle milletvekili sıfatını taşıyan sizleri, bu milletin yüreği olan askerleri bir şekilde Millet Meclisinden çıkacak kararlar doğrultusunda yeniden düşünmeye davet ediyorum. "Ecdadımızın heybeti marufi cihandır." diyenler, bugün ecdat emaneti askerlerimizin yurt dışında bir şekilde başlarına çuvalların geçirildiğini gördüğü zaman, bu devletin onları bile korumaktan acze düştüğünü gördüğünde en azından varsa vicdanlarının sızlaması ve onlara sahip çıkamadığı için başını bu yere sürtmesi lazım gelir.

Değerli milletvekilleri, bu milletin evladı askerler bize emanettir. Bu evlatlarını, bizim irademize ipotek olarak, yurt dışına gönderenler... Bu Meclisin, onların haklarını savunmasını, onların namusuna gölge düşürülmemesini, onların şereflerinin ayaklar altına alınmamasını da teminat altına alması lazım gelir. Devlet budur, devleti yönetmek de budur. Ama, gelin görün ki kimin peşine takılarak gittiğimiz, hangi insani değerleri kurtarmaya gayret ettiğimiz, hangi medeni çıkarları tesise muktedir olduğumuz belli olmayan bir uluslararası anlaşma var. Afganistan'a gönderdik, Orta Doğu'ya gönderdik, Afrika'ya gönderdik. Hangi yarayı iyileştirdik? Hangi problemi çözdük? Hangi insani değerlere yaşama fırsatı verdik? Birilerinin peşine takılarak gittiğimiz Afganistan, Müslüman insanların yaşadığı belde birbirine kurşun sıkan, birbirini toprağa gömen ama hepsi küresel güçlerin ortak aleti hâline gelen insanlar değil midir? Öyleyse, biz, kimin peşine takılarak küresel güçler uğruna asker gönderdiğimizi ve gönderdiğimiz askerlerin kimlere hizmet ettiğini çok iyi bilmek ve değerlendirmek durumundayız.

Suriye'ye kısa bir süre önce buradan tezkere çıkardık ve oradaki medeni değerlerimizi, İslam mimarisini ve Müslümanları koruma kararı aldık ve millet adına da buradan söz verdik. Ama, gelin görün ki milletin imanı, milletin ruhu, milletin iradesi 3,5 peşmergeye peşkeş çekildi ve PKK kıyafetleri bir şekilde peşmerge kıyafetiyle ters çevrilerek devlet statüsü kazanamamış, Birleşmiş Milletlere üye olamamış, henüz Türkiye'den başka da adam yerine konmamış bir Kuzey Irak kendi -sözüm ona- askerlerini bu Meclisin iradesinden kaynaklanan, alınan tezkere kararıyla "Kobani" denilen Ayn-el Arap'a göndermiş midir, göndermemiş midir? O zaman size buradan şunu ifade etmek istiyorum: Eğer bu milletin iradesi bizim namusumuz ve şerefimiz ise, bu milletin evladı askerlerimiz bizim namus ve şerefimiz ise, o zaman herkes, millet adına aldığı kararları bu şeref terazisinde tartmak ve ondan sonra da milletin huzuruna alnı açık, yüzü ak çıkabilirken Rabbinin huzuruna gittiğinde de yarın aynı durumu orada ikrar edebilmelidir.

Değerli milletvekilleri, şimdi soruyorum size: Ayn-el Arap'a giden askerler kim adına gitti, nereden gitti, neyi gerçekleştirdi? Şimdi tekrar soruyorum size: Ayn-el Arap'ta sivil halk var mıdır? Ayn-el Arap sonuç itibarıyla bugün hangi amaca hizmet etmektedir? Ülkenin stratejik çıkarları açısından Ayn-el Arap'ın Irak'ın batısı, Suriye'nin doğusu olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin tehdidi olarak karşımıza çıkar mı, çıkmaz mı?

Efendim, "Avrupa Birliği ikili anlaşmalarla kurulmuş ve Türkiye de bu anlaşmalara söz vermiş." Doğrudur. Türk milleti hiçbir zaman vaadinden dönmemiş, ölümü pahasına da olsa uluslararası anlaşmalara uymuş, gerektiğinde Kore'ye giderek binlerce vatan evladını da şehit vermiştir. Ancak bugün birlik tesis ettiğimiz, birlikte olmayı arzu ettiğimiz Avrupa Birliği, henüz bizi Avrupa Birliğine bile kabul etmemişken, onların güvenlik stratejileri ve savunma anlaşmaları doğrultusunda hangi yararı bize var ve biz onlardan nasıl böyle bir ittifak, nasıl böyle bir savunma birlikteliği tesis edebiliriz?

Değerli milletvekilleri, şunu unutmayın: Uluslararası ilişkiler pragmatist oluyorsa, uluslararası ilişkilerde çıkar ön plana çıkarılıyorsa o zaman hepimizin düşünmesi ve bizim bir şekilde kendi namusumuz ve şerefimizi bu manada korumamız lazım geldiğini hatırlatmak istiyorum. Ama gelin görün ki Afrika'ya gittik, Afrika'da birtakım çalışmalar yaptık, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine onların oylarını alarak gireceğimizi düşündük. Nitekim, bir önceki dönemde de böyle oldu.

Ama soruyorum size, burada devlet adına lütfen samimi bir şekilde söyler misiniz, istiyorsanız kapalı oturum yapın burada, söyleyin: Afrika'da Osmanlının şerefini korumak, Türkiye Cumhuriyeti devletini orada temsil etmek için mi, yoksa birtakım küresel projelerin Afrikalıya uyguladığı alçakça mezalimi teyit etmek için mi Sudan'ın bölünmesini, Somali'nin hançerlenmesine, Afrika'nın yüreğine hançer saplanmasına vesile mi oldu? Çin ile Amerika arasındaki ilişkilerde ortada kalan birisi durumundayken, Avrupa'nın asırları aşan misyonerlik faaliyetlerine orada doğrudan veya dolaylı olarak katkıda bulunurken hangi devleti temsil ettiğimizi ve hangi hükûmet adına oralarda icrai faaliyette bulunduğumuza lütfen bir bakın.

Değerli milletvekilleri, Afrika'ya giderken TİKA Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresiyken misyonunu değiştirdik; adına muhalif olarak Afrika'ya gittik ve netice itibarıyla Afrika'da, bugün, sizin "paralel" dediklerinizle iş birliği yaparak bir başka paralelizmi beraberinde getirdiniz mi, getirmediniz mi?

O zaman size buradan şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Devlet yönetilirken devlet adamlığı vasfı sadece günü kurtarmayı değil, asırları aşacak devleti ebet müddet felsefesinin sahibi olmayı gerektirir. Eğer günü kurtaracak, bugünün gerekçelerini yarın unutacaksak o zaman bu devlet bizim için zaaf, bu milletin kaderi bizim için karanlık olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Mali nüfus olarak küçük bir ülke ama bizim için ifade ettiği anlam önemlidir. Nüfusu 12 milyon olmuş, 15 milyon olmuş ne çıkar? Yüzölçümü Türkiye'nin 1,5 katına... Teknik bilgilere girmiyorum, benden önceki konuşmacı bunları size verdi. Ama bilinmesi gereken hadise şu: Afrika bizim için en az Batı kadar önemli ama gelin görün ki, şair diyor ki: "Küfri zülfün salalı rahneler imanımıza, kâfir ağlar bizim ahvali perişanımıza." Ben bugün Türkiye adına ve oralara hizmet götüren devlet yönetimi adına ve bu devletin şerefli askerleri adına, akıbetlerinin korunamayacağı, haklarının savunulamayacağı, küresel güçlere hizmet edeceği endişesiyle kaygılar taşıyorum.

Ama Türkiye sadece ve sadece Afrika'da değil, Avrupa'da da olmalıdır, Bosna-Hersek'te de olmalıdır, Batı Trakya'da da olmalıdır ama daha çok, şimdi Orta Doğu'da olmalıdır. Ama gelin görün, biz buradan tezkere çıkardık, soruyorum size: Elinizi şakağınıza mı koyarsınız, yoksa vicdanınıza mı; Filistin, Filistin, Filistin dedik, yattık ve kalktık, sonuçta Filistin'e Allah için ne katkı sağladık? Filistinlinin gözyaşı dindi mi? Filistin'e İsrail'in baskısı dindi mi? Filistin için İsrail'in yapılanma kararlarından vazgeçildi mi? Hayır. Suriye'yi gündeme getirdik, böldük, parçaladık; peki, Beşar Esad gitti mi? Hani, iş birliği yaptıklarımız neredeler?

Burada ona dikkatinizi çekmek istiyorum. Bizim iş birliği yaptıklarımızın bizimle ortak bir paydası yok. Unutmayın ki onlar, kendi dünyalarında Türk milletiyle alakalı olarak verdikleri kararı, siz o millete aidiyet hissetseniz de hissetmeseniz de vermişlerdir. "Bu vadedilmiş kutsal topraklar elbet bir gün silahsız Haçlı Seferleriyle geri alınacaktır." derken sene 1821'di. Sanıyor musunuz bu iki yüz yıllık karardan vazgeçildi? Siz sanıyor musunuz ki... 1915'te -hem de eski Başbakanlardan Şemsettin Günaltay'ın vermiş olduğu o bilgi, Zulmetten Nura kitabını okursanız göreceksiniz- bir müsteşrik aynen şöyle diyordu: "Türk milleti -tabii ki burada sözümün kime olduğunu siz çok iyi anlıyorsunuz, burası Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Millet Meclisidir, adını ağzına alamayanlar varsa onlar utansın, ben utanmıyorum- geldiği yere, Orta Asya'ya gitmedikçe, hilal yani İslam haçın altında sürünmedikçe bize bu dünyada rahat ve huzur yoktur." O zaman ben sizlere şunu kısaca arz etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti küresel bir gücün oyuncağı olmaktan çıkmalı ama küresel bir dünyada yaşadığının irade ve izanıyla, irfanıyla namusuna, sözüne elbet sahip çıkmalıdır. Ben öyle inanıyorum ki bu yüce Meclisin vereceği karar Türk milletinin onur ve itibarı açısından sadece ve sadece Orta Afrika'daki mazlum Orta Afrika Cumhuriyeti'ne ve masum Mali'ye değil, uluslararası taşeron durumunda olan bütün alçakları kahretmeye yetecek diyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)