Konu:İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:5
Birleşim:11
Tarih:06/11/2014


İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İstanbul'da Tahkim Merkezi Kurulmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimizi sunmak üzere huzurunuzdayız. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve televizyonlarda bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyoruz.

Yine, sözlerimin başında, geçtiğimiz günlerde vatanımızın çeşitli bölgelerinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyoruz, yakınlarına da başsağlığı diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi tahkim, hukuki uyuşmazlıkların devlet yargısı dışında tarafların seçeceği hakem veya hakemlerce sonuca ulaştırılmasıdır. Hukuk sistemimiz tahkime yabancı değildir, 1850'li yıllarda başlayan ilk tahkim denemeleri söz konusudur. Bugün de mevzuatımızda hukuk mahkemeleri, milletlerarası tahkim ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kanunlarında tahkime ilişkin hükümler ve kurumlar yer almaktadır.

Ancak ülkemizde tahkim ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru çok sınırlıdır. Ülkemizde tahkim sayısının 150 ile 200 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak uyuşmazlık ister yerli ister yabancı orijinli olsun, öncelikli tercihimiz devlet yargısında çözüme kavuşturulmasıdır. Bunun yanı sıra, yargıdaki yükün azaltılması adına bazı uyuşmazlıkların çözümü için de yeni müesseseler oluşturulmasını da ön görmekteyiz. Bu nedenle, acilen yargının şu anda maalesef içinden geçmekte olduğu güven erozyonuna son verip adil ve süratle işleyen bir yargı sisteminin tesis edilmesi gerekmektedir. Nitekim, ulusal yargıları sorunsuz işleyen ülkelerde alternatif uyuşmazlık yöntemlerine fazla rağbet edilmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu genel çerçeveyi çizdikten sonra, tasarının daha da olgunlaşması ve kurulacak tahkim merkezinin daha iyi işlemesi adına, eksik gördüğümüz bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Tasarıda, İstanbul'da bağımsız ve özerk yapıya sahip, uluslararası alanda rekabet edebilecek kurumsal bir tahkim merkezinin oluşturulması amaçlandığı ifade edilmiştir ancak tasarı, bu özellikleri karşılamaktan uzaktır. Zira, bu tür kurumsal yapıların oluşumunda ve işleyişinde Hükûmetin, yürütmenin etkisi olmaması gerekir. Oysa tahkim merkezinin genel kurulunu oluşturan birleşenlere baktığımızda kuruluşların tamamı; kamu, kamu kuruluşu ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından oluşmaktadır. Tasarıyla sadece merkezin kurumsal yapısı oluşturulmakta, uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak maddi kurallara yer verilmemektedir. Her ne kadar tahkim, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri konular üzerinde olsa da kamu düzeni, genel ahlaka aykırılıklar gibi hangi konuların kapsam dışında olduğu belirtilmelidir. Bu hâliyle tasarıda bir boşluk söz konusudur. İşleyişe ilişkin maddi kuralların tahkim merkezinde yapılacağı ifadesi merkeze düzenleyici hükümler yetkisi vermektedir. Yönetmelik bile çıkarma yetkisine sahip olmayacak merkeze neredeyse yasa yapma yetkisi verilmektedir. Bu eksikliğin giderilmesi için en azından tahkim yeri Türkiye'de ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun, iç tahkimde de Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, tahkim yeri yurt dışında ise Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde New York Sözleşmesi'yle Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un emredici hükümlerinin uygulanacağına dair atıfta bulunulmasını önermekteyiz.

Tasarının 6'ncı maddesinde, genel kurulda temsil edilecek kuruluş üyelerinin belirlenmesinde barolara ayrımcı, eşit olmayan bir seçim yöntemi öngörülmüştür. Bunun düzeltilmesini talep etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının dayanağı, hepinizin bildiği üzere, 2009 yılında açıklanan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı'dır. Bu plan, Dokuzuncu Kalkınma Planı'nda da yer almış ve İstanbul'da bir tahkim merkezinin kurulması da öncelikler arasında yer almıştır. Konu İstanbul olursa, tahkim merkezi olursa ve İstanbul finans merkezi olursa, müsaadenizle, hem ülkemizin sosyoekonomik göstergeleri hem de İstanbul hakkında birkaç söz söylememiz gerekiyor. Tesadüftür ki Sayın Başbakan bugün "Yapısal Dönüşüm Programı" adı altında bir programı da kamuoyuyla paylaştı.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle bu programın içindeki konular yeni değildir, Onuncu Kalkınma Planı'nda yazılmış, plana girmiş ve Hükûmet Programı'nda tekrar edilen konulardır yani kamuoyuna yeni bir yapısal reform programına ilişkin takdimi yanlıştır ve içeriğine baktığımız zaman da şu anda içinden geçmekte olduğumuz ekonomik sıkıntılara deva olacak, çare olacak bir derinliğe de sahip değildir. Bunu bir iyi niyet temennisi olarak görüyoruz veyahut da zaman zaman uluslararası kuruluşlara yazılan iyi niyet mektupları vardır; Sayın Başbakanın açıklamış olduğu bu tedbirler manzumesini uluslararası kuruluşlara, IMF'ye veyahut da Dünya Bankasına yazılması planlanan, tasarlanan bir iyi niyet mektubu olarak görüyoruz.

Bugün aslında, Türk ekonomisinin çok can alıcı sorunları var, çok kısa vadede konuşulması gereken konuları var. Örneğin, Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Sözleşmesi'ni imzalamak üzereler. Bu, bizi çok yakından ilgilendiriyor. İlgili bakanın ifadesine göre, yılda 3 milyar dolar zararımıza olacak bir gelişme ve sayın bakan diyor ki: "Gümrük Birliğini askıya alırız." Bu, çok vahim bir gelişmedir. Keşke, böyle bir toplantıda bu konu dile getirilseydi.

Yine, Avrupa Birliğinin Rusya'ya uygulamış olduğu tedbirler var, bizi yakından ilgilendiriyor. Umutlandık, "Tekstil ileri gider, gıda sektöründe ihracat yaparız." diye ama şu andaki rakamlar bu beklentinin gerçekleşmediğini bize göstermektedir.

Sayın Başbakan bu konuşmasında bize göre, sadece kitabı yarısına kadar okumuştur ekonomi bölümünde, kitabın yarısını okumamıştır. Kitabın okunmayan bölümünde ne, var birkaç cümleyle ben size bunları arz edeyim. Bir kere, öteki Türkiye'de, gerçek Türkiye'de yoksullukla mücadelenin ve yoksulluğun azaltılmadığını görüyoruz. Ermenek'te, bu hepimizin yüreklerini dağlayan kazada çok dramatik olaylar yaşadık, acılar yaşadık. Ama, Türkiye'ye yansıyan bir resim oldu değerli arkadaşlarım. Yaşlı bir amcamız, yaşlı bir Anadolu kadını ve yanında torunları var. Üstlerinden başlarından Türkiye'ye bir yoksulluk resmi verdiler. Ayaklarında hâlâ kara lastik ve torunlarında hâlâ naylon ayakkabı. 1950'li yılların Türkiye'nin yoksulluk manzarası. Karaman neresi? Anadolu'nun orta yeri, başbakan memleketi, bakan memleketi. Bu yoksulluk manzarası sadece Karaman'da yok, Mardin'de var, Urfa'da var, Van'da var, Giresun'da var, Kastamonu'da var, hülasa kırsal kesimin yoğun olduğu her bölgede bu yoksulluk resmini görüyoruz. Gelirimizi, ürettiğimiz katma değeri maalesef adil paylaşma konusunda ileriye gidemedik, bu gelir dağılımı arasındaki farkı ortadan kaldıramadık.

Başka ne var bu kitapta? Borçlanma mevzusu var. Hem kişisel bazda hem de kurumsal bazda artık borçlanmamız çevrilemez durumda. Kredi borçları ve vatandaşlarımızın diğer kişisel borçları artık taşınamayacak noktada.

Tasarruf oranımız, son on yılın en düşük noktasında, yüzde 13, yüzde 14 seviyesinde. Beğenmediğiniz koalisyon hükûmetleri döneminde Türkiye'nin tasarruf oranı yüzde 24, yüzde 25 civarındaydı. Çok düşük bir oran. Nasıl yatırım yapacak bu ülke? Borçlanması lazım, borçlandığınız zaman da maliyetleri artıyor. Büyüme hedeflerimizi revize ettik, küçülttük; 2014-2015 hedeflerini küçülttük, 3,2'ye ve 4'e çektik.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bırakın işsizliği 4'e, 5'e indirmesini, şu andaki seviyesini korumak için bile her yıl yüzde 6 seviyesinde büyüme göstermesi lazım. Yüzde 6 seviyesinde büyüyemezseniz işsizlik oranınızı yüzde 9'lardan, yüzde 10'lardan aşağı indiremezsiniz ama biz kendi elimizle ekonomik büyüme hedefimizi yüzde 3'lere çekiyoruz. Bu, 80 milyonluk bir ülkenin büyüme hedefi olamaz ama uygulanan politika ve maalesef, yanlış tercihler bizi bu noktaya getirmiş durumda.

Büyümemiz... Yıllardır, bu kompozisyonu değiştiremedik. Nedir? İthalata dayalı, iç tüketime dayalı bir büyüme kompozisyonumuz var. Üreten ve istihdam yaratan bir büyüme içeriğine maalesef bunu kavuşturamadık.

İşsizlik: Resmî rakamlar şu anda 9-9,5 seviyesinde ama bu resmî rakamlar Türkiye'de gerçek işsizliği yansıtmıyor. Alternatif işsizlik hesaplamaları var, arkadaşlarımız bilirler. Alternatif işsizlik hesaplamalarına göre Türkiye'de işsiz sayısı 5,5 milyon arkadaşlar. Bunun da oransal rakamı yüzde 16, yüzde17'dir.

Şimdi, yeni bir unsurla tanıştık, yeni bir aktörle tanıştık. Kim? Suriye'den gelen sığınmacılar, Afrika'dan gelen insanlar. Anket yapmışlar, bunların dörtte 3'ü istihdam piyasasına girmek istiyor, çalışmak istiyor. 2 milyon kişi, dörtte 3'ü 1 milyon 750 yapar. Hadi 750'yi bırakalım, 1 milyon kişi, 5,5 milyon insanımıza ilave 1 milyon insan daha iş gücü piyasasına giriyor. Demek ki bu işsizlik oranınız yüzde 20'lerden aşağı değil ve gençler de, yüksekokulu bitirmiş, varımızı yoğumuzu yatırdığımız, "Bir okulu bitirsin, iş sahibi olsun." dediğimiz yavrularımız kapı kapı geziyor, almış olduğu diplomanın iş gücü piyasasında karşılığı yok, sanayide karşılığı yok.

Sanayiyi ihmal etmişiz. Büyümenin motoru sanayi. 2013 yılında imalat sanayindeki büyüme 3,7'dir, 2014'ün aynı çeyreğinde yüzde 2'ye düşmüştür yani hangi parametreye bakarsak bakalım, arkadaşlar, bir geri gidişi görüyoruz. Biz, kendi içimize kapanık yaşayamayız. Küresel rekabete dikkat etmemiz lazım, o parametrelere dikkat etmemiz lazım, onların diliyle konuşmamız lazım. Nedir Türkiye'nin, Türk ekonomisinin küresel rekabetteki yeri? 144 ülke var, 45'inciyiz. Önümüzde 100 ülke var. Üstümüzde kim var? Polonya var, Litvanya var, Letonya var. Bu mu bu kadar potansiyeli olan bir ülkenin uluslararası rekabetteki yeri?

Onun için, Sayın Başbakanın bugün açıkladığı bu programlar, ancak Hükûmet içi bir dokümandır yani şu birkaç önemli bölümünü arz etmeye çalıştığım devasa ekonomik sorunlarımıza çare değildir.

Arkadaşlar, gerçekçi olalım, ekonomi hamasetle yürümez. Bakın, FED, varlık alımlarına son verdi, faizleri yükseltecek. Bu, gelişmekte olan ülke ekonomilerini vuracak, vurmak üzere. Herkes can kulağıyla "Ne tedbir alabiliriz." diye bunu şey yapıyor. Hatta bazı ekonomistler, Sayın Başbakanın bu programı açıklamasını, öne çekmesini bununla bağlantı kuruyorlar. Bu programın takvimi belki daha sonra açıklanacaktı ama bu FED kararları dolayısıyla piyasaların herhangi bir tsunamiye uğramaması için bu kararların öncelikle açıklandığına dair yorumlar da söz konusu. Onun için ayaklarımızın yere basması lazım, gerçekleri vatandaşımızdan gizlemeden alınacak tedbirleri bütün açıklığıyla kamuoyuyla paylaşmamız lazım.

Evet, birkaç cümle de İstanbul'un sosyoekonomik görünümüyle ilgili ifade etmem gerekirse şunları söyleyebilirim: Büyük Atatürk'ün ifadesiyle "İstanbul, Türk vatanının süsü, Türk tarihinin zenginliği." Gerçekten hepimizin iftihar ettiği vatanımızın aziz bir parçası, ekonomimizin, ticaretimizin kalbi, sanayimizin kalbi. Ülkemize gelen doğrudan yatırımların yarıdan fazlası İstanbul'da, 40'a yakın ülkeden 17 bin civarında yabancı sermayeli şirket bulunuyor, 41 bankanın genel müdürlüğü İstanbul'da, 2010 yılı verilerine göre Türkiye'deki toplam mevduatın yüzde 41'i, toplam kredinin de yüzde 35'i İstanbul'da. Yani bu değerlere daha birçok değerler eklenebilir, zamanınızı fazla almak istemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu İstanbul'un güzel avantajları yanında dezavantajları var, sıkıntıları var. Ne var? İstanbulluları canından bezdiren trafik sorunu hâlâ devam ediyor. Büyük projelere iyi niyetle başlandı, bitirilmek isteniyor ama hâlâ devam ediyor. İstanbul'a her yıl 350 bin-400 bin kişilik yeni bir nüfus ekleniyor, bir Kırşehir, bir Kastamonu ekleniyor. Bu kadar gelişmeye alt yapıyı yetiştirmek çok zor. Onun için, İstanbul'un mutlaka ve mutlaka bir metropol planına ihtiyacı var. Deprem, -Allah korusun, çok acılar yaşadık- zaman zaman seslendiriliyor ama şu anda hâlâ hasarlı binaların stokunu elden geçiremedik. Kentsel Dönüşüm Projesi'ni modern siteler, havuzlu villalar yapmakta görüyoruz. Bir an önce bu Kentsel Dönüşüm Projelerinin bitmesi lazım. Beykoz'da, Sarıyer'de, Ümraniye'de hâlâ tapu sorunları söz konusu. Bunların çözülmesi lazım.

Güvenlik sorunu en önemli sorunlardan biri. 6-7 Ekimde yaşadık. Suçsuz günahsız insanların hayatlarını kaybettiği, mallarının, araçlarının tahrip edildiği bir metropol manzarasını görmek hepimizi üzüyor. İstanbul kentinin güvenliği önümüzdeki günlerde daha da önem arz edecek. Onun için, bu konunun da altını dikkatli bir şekilde çizmemiz gerekiyor.

Sonra, göç konusu: Mutlaka bir şekilde hem İstanbul özelinde hem de Türkiye genelinde yönetimin bunu dikkatli bir şekilde önüne koyması lazım.

Ayrıca imar yetkisinin şehir rantları oluşturmaya ve kamu kaynaklarını peşkeş çekmeye fırsat verecek şekilde kullanılması önlenmelidir.

Sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler: Arkadaşlar, bu, çok insani bir şeydir. Bunu, siyasi partilerin mahallî temsilcilerine, belediye hizmetlerinin, görevlilerinin insafına ve himmetine terk etmememiz lazım, bundan kurtarmamız lazım. İnsan onuruna yaraşır çağdaş bir sosyal yardım politikasını mutlaka hayata geçirmemiz lazım.

Yine İstanbul için ve ülkemizin başka vilayetleri için yabancı ve sığınmacılar konusu önemli bir konudur. Şehirlerimizin asayiş ve güvenliğini bozmadan insani görevlerimizi de yerine getirecek şekilde bu konuyu bir disiplin altına almamız gerekiyor.

Evet, sürem bir hayli ilerlemiş farkında olmadan. Onun için notlarımın hepsini sizlerle paylaşamayacağım.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, İstanbul finans merkezi olma hadisesinde geldiğimiz nokta şu: Bu strateji ortaya çıktığı zaman 71 tane eylem planı ilan edildi. Bu 71 tane eylem planından bugün kâğıt üzerinde sadece 36 tanesi gerçekleşmiştir. Dokuzuncu Kalkınma Planı'nı aldık, dört yıllık dönem yetmedi. Şimdi, Onuncu Kalkınma Planı'nı aldık, dört yıl daha süre veriyoruz. İstanbul Finans Merkezi... Ve uluslararası endekslerde İstanbul'un ticari merkezler sıralamasındaki yeri geridir ve diğer bütün değerlendirmelerde bu finans merkezi olma konusundaki dinamiklerinin yeterli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Demek ki hem İstanbul kent yönetimi, Büyükşehir Belediyesi hem de merkezî AK PARTİ iktidarı İstanbul'u finans merkezi yapma konusunda yeterli performans gösterememiştir, bu tablo onu gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, on iki yıldır AK PARTİ iktidarı merkezî Hükümette, ülkeyi yönetiyor; 1994 yılından bu tarafa Büyükşehir Belediyesi aynı siyasi kadronun elinde. Bugüne kadar harcamış olduğu, yönetmiş olduğu parasal büyüklük -konsolide bütçe itibarıyla söylüyorum- 120 milyar dolar. Buna merkezî bütçeden yapılan aktarımlar yok, ilçe belediyelerinin ödenekleri yok ve büyük projelere merkezî bütçeden yapılan yardımlar yok; 120 milyar dolar. 120 milyar dolar harcayan bir kent yönetiminin şu anda İstanbul'da getirdiği tablo bize budur.

Ve uluslararası İstanbul finans merkezi, uluslararası projelere talip olmanız için birçok şartı yerine getirmeniz lazım ama bunların temel bir anahtar kavramı var; güvenlik.

1) Ülkeniz güvenli olacak,

2) Uluslararası organizasyonu talep ettiğiniz kent güvenli olacak.

Tokyo Olimpiyatları bunun en bariz misali. Tokyo Olimpiyatları İstanbul'un tarihinde olimpiyatı almaya en yakın olduğu bir dönemdir. Nükleer sızıntının olduğu, bizim 19,2 milyar dolarımıza karşılık 4 milyar para ayıran Tokyo'ya sadece ve sadece güvenli olduğu için 2020 Olimpiyatları'nı verdiler. Önümüzdeki dönemde de hem ülkemizin bütünü itibarıyla hem de İstanbul itibarıyla güvenlik kavramı önemli. Ne güvenlik? Asayiş, emniyet güvenliği, hukuk güvenliği ve istikrarı önemli. Eğer siz devlet eliyle bir banka batırmaya kalkarsanız hiçbir uluslararası organizasyonda sizin haddiniz, hesabınız, sözünüz olmaz; sizi müebbeden hapse mahkûm ederler. Bu kesin bir şey. Bunun gibi, ülkedeki hukuk güvenliğini yok edecek bir tasarruf sizi küresel rekabette sınıfta bırakır. Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi olarak diyoruz ki: Ey Hükûmet, ey Büyükşehir; ülkemizin güvenliğini sağlayın, sınırlarımızın güvenliğini sağlayın, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlayın, başka da bir şey yapmayın; seçime gidiyor ülke, seçime gidene kadar hiçbir şeye elinizi sürmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) - Devletin çarkının rutin dönmesi için ne lazımsa onu yapın, başka hiçbir şeye karışmayın. 2015 Temmuzunda kim geliyorsa bu ülkenin yeni vizyonunu onlar yapsın.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)