Konu:Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:5
Birleşim:10
Tarih:05/11/2014


Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2'nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor ki üniversite öğretim elemanlarının, üniversitelerin, akademisyenlerin haklarının gözetilmesi sadedinde böylesi bir yararlı kanuna vesile olan herkese şükranlarımı arz etmek isterim. Zira bugüne kadar üniversitelerimiz kendisinden beklenenlerin aksine hep üvey evlat muamelesi görmüş, hatta pek çok üniversite hocasının yetiştirdiği kimseler en azından saygı noktasında üniversite hocalarına gereken ilgiyi gösterememe gibi bir acziyeti yaşamışlardır. Dolayısıyla şu anda üniversite öğretim üyelerinin haklarının teslimi, toplum içerisindeki saygınlığının artırılmasına vesile olacak ekonomik durumlarının gözetilmesi ve bu sadette maaşlarına küçük de olsa bir katkının veriliyor olması onlar adına belki de bir kazanım olabilir. Fakat ben buradan şunu ifade etmek istiyorum ki bugün içinde bulunduğumuz şartlarda üniversite öğretim üyelerine verilen bu ekonomik destek onların taşıdığı unvanla, onların yaptığı çalışmayla ve onların bugüne kadar ülkemize, öğretim elemanlarına ve öğrencilere yaptıkları hizmetle mütenasip değildir diye düşünüyorum.

Bir kere şunu açık olarak ifade etmemiz lazım gelir ki pek çok üniversite hocasının yetiştirmiş olduğu talebe bugün ülkeyi yöneten bürokratların hocaları konumundadır. Çok basit bir örnek vereyim: Üniversite hocasının yetiştirdiği talebe VIP'den geçer ama üniversite hocası hava alanında kuyruğa girer, sıraya girer ve kaderini bekler. En azından İstanbul'da iki ayrı hat arasında, iç hatlar, dış hatlar arasında elinde kitap yüklü çantasını -şayet yanında başka bir taşıyıcısı yoksa- taşımak gibi bir kaderi de paylaşır. Bu doğru bir davranış olmasa gerektir diye düşünüyorum. Eğer üniversite hocalarıyla ilgili olarak, akademisyenlerle ilgili olarak bir katkı olsun, onların problemlerine bir çözüm üretelim, onları toplum içerisinde başı dik, onurlu bir hâle getirelim istiyor isek "Kemâlât kem âlât ile olmaz." hükmünden yararlanalım. Yani çürük şeylerden bir sanat eseri, bir biblo yapamazsınız. Pek çok tabloda "Rütbetül-ilmi aler rüteb" diye yazdığını görürsünüz. Yani insanlık arenasında rütbelerin en yükseğinin ilim olduğu ifade edilir. Şerefli ecdadımızın Osmanlı Devleti'ni yönetenlerin ilim erbabına ne kadar katkı ve hizmette sınır tanımadığını ama en önemlisi saygıda kusur etmeyecek bir konumda olduğunu hatırladığımızda sadece bugünün zevahirini kurtarmak için değil, en azından Allah rızası ve şerefli ecdadın emanetine saygı noktasında onlara ilgi göstermemiz ve onlara saygı göstermemiz lazım geldiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimizi düşünürken sadece ve sadece profesörleri, sadece ve sadece akademisyenleri değil, onu bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Talebesiyle, araştırma görevlisiyle, öğretim görevlileriyle, öğretim üyeleriyle üniversite bir bütündür. Öğrencisi olmayan öğretim üyesi birikimini kiminle paylaşacak veya öğretim üyesi olmadıktan sonra bu ilim erbabını kim bu toplumun hizmetine kazandıracak? Takdirlerinize arz olunur. Dolayısıyla bir bütün olarak düşündüğümüzde talebesiyle hocasıyla kendi aralarında ahlaki değerlere saygılı, insani değerlere saygılı, toplumsal değerlere saygılı bir bütün oluşturabildiğimiz zaman üniversite hocasına vereceğimiz değerler bir anlam ifade eder.

Şimdi, bu çalışmalarla 726 liralık bir ücret veya 800 liralık bir taltif, siz nasıl verirseniz verin, "Ülkemizin ekonomik şartları ancak bu kadarına el veriyor. Ama ne yapalım? Başkasına da gücümüz yetmiyor." derseniz başka alanlara yapılan israflardan veya lüks içerisinde debelenenlerin kırıntılarından bu ilim erbabının onurunu korumak Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili sıfatını taşıyanların onuru ve şerefi olmalıdır ama gelin, görün ki "Ne yapalım, kıt kanaat, imkânsızlık, zor şartlar." diyerek ülkemizin uluslararası arenada gücünü ispat edecek, Türk milletine kefen biçmeye çalışanlara da haddini bildirecek ilim erbabı, herhâlde kendisini ayakta tutacak bir güçle ayakta durabilir.

Şimdi, teşvik veriyoruz. Uluslararası arenada başarı sağlamış, ulusal kriterlere göre kendisini yenilemiş veya yaptığı çalışmalarla temayüz etmiş... Bunlar güzel şeyler, teşvik olması bakımından da güzel ama ben bir şeyi hatırlatayım: Niye 2015'ten sonra bunu devreye sokalım? Bakalım bir, üniversite hocalarımız bunu daha önce yapmışlar mı, yapmamışlar mı? Gelin, 2014'ü de değerlendirelim ve 2015'in başında bu kurul gelsin, geçmişte üniversitenin en azından bir röntgenini çeksin, onların ne içinde bulunduklarını, neyle meşgul olduklarını göstersinler.

Değerli milletvekilleri, üniversite hocasının derse girerek akıbetini kurtarmaya, bir şekilde çoluğunun çocuğunun maişetini temin etmeye mahkûm olması üniversitelerde arzu edilen başarıyı temine yeterli değildir. Dolayısıyla, biz üniversitelerimizi bir araştırma kurumu hâline getirmek, Türk milletinin geleceğini, onların ürettiği projelerle şekillendirmek durumundayız.

Şimdi, bakınız, üniversitelerimize bir sürü üniversite sayısı eklendi, Türkiye'nin her yerine üniversite... Sizden Allah rızası için şunu istiyorum: Popülizmden vazgeçin, istismarı yere gömün. Bu hâl devam ettiği sürece, masum Türk milletinin akıbetini kurtarmak değil, onları çizdiğiniz flu, pembe tablolarla avutmak ve sonunda insanlık arenasında onları başkalarına diz çöken bir konuma getirmekten başka bir katkınız olmaz.

100'ün üzerinde üniversite var, 100'ün üzerinde ilahiyat fakültesi var. Allah aşkına, akademisyen var mı? Araştırma görevlisi var mı? Derslikler var mı? Bu hocalar nerede bu talebelere ders veriyor veya talebesi yok, okulda hoca kiminle birlikte birikimlerini paylaşıyor?

Sadece bir örnek arz edeyim size. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden bahsedildi şimdi. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin kurulduğu sene ve şu anda Ankara'daki yerleşkelerine bir bakın. Rektörü nerede? Tıp fakültesi nerede? Edebiyat fakültesi nerede? Bu insanlar nerede eğitim görüyor, nerede bilim alıyor? Bir örnek daha vereyim. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Ankara'da Atatürk İlkokulu ve Ortaokulunda. Sit alanı içerisinde olan bu okulda çivi çakamazsınız, tablo asamazsınız, masa, sandalye koyamazsınız. Arkadaş, yarımı elleme, bütünü bölme, gel Allah aşkına ekmek yiyelim. Böyle bir eğitim anlayışı olur mu?

Bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu popülizm ülkeyi bitiriyor. Burada ilim Allah'ı öğretmek, ilim hakkı öğretmek, ilim doğruyu öğretmek, ilim vebali öğretmek, ilim saygıyı öğretmek, ilim insana insani değerleri öğretmek lazım gelir. "Gelin, şu 4+4'ü, adam gibi bir kanun çıkaralım da bu milletin geleceğini kurtaralım." dediğimiz zaman burada bizi dikkate almadınız. Şimdi soruyorum: İmam-hatip okullarında Allah aşkına dersleri kim veriyor? Arzuladığınız müfredat programı var mı ve bu programı uygulayabiliyor musunuz? Din derslerini kim veriyor? Bu -sizin arzuladığınız- fakülteler veya okullar bu milletin ihtiyacına cevap veriyor mu?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)