Konu:MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından 31/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından PYD terör örgütüne destek olmaları amacıyla Suriye'nin Ayn El Arap ilçesine gönderilen peşmergelerin 29/10/2014 tarihinde Türkiye üzerinden geçirilmeleriyle ilgili genel görüşme açılmasına ilişkin önergesinin, Genel Kurulun 4 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
Yasama Yılı:5
Birleşim:9
Tarih:04/11/2014


MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından 31/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından PYD terör örgütüne destek olmaları amacıyla Suriye'nin Ayn El Arap ilçesine gönderilen peşmergelerin 29/10/2014 tarihinde Türkiye üzerinden geçirilmeleriyle ilgili genel görüşme açılmasına ilişkin önergesinin, Genel Kurulun 4 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, gene, önemli bir konuyu konuşuyoruz, gene, bir Meclis araştırması yapalım diyoruz. Lehte konuşanlar da aleyhte konuşanlar da bu konuların bu Meclis tarafından oturulup konuşulmasını tavsiye ediyorlar, telkin ediyorlar, talep ediyorlar. Hiçbir zaman böyle bir şey yapmıyoruz. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinin mensupları olarak, seçilmiş milletvekilleri olarak âdeta seyirci konumunda koltuklarımızda oturuyor, olanı biteni seyrediyoruz.

Bakın, Hükûmet, kısa bir süre önce, bizzat Cumhurbaşkanının ağzından bir siyaset açıkladı, bu siyasette dedi ki: "PYD, PKK'nın uzantısıdır ve bir terör örgütüdür. Bizim PYD'ye yardım etmemiz söz konusu değildir. Kimseyi geçirmeyiz, silah vermeyiz." Şimdi, bu tartışılır, doğrudur yanlıştır, oraya girmiyorum ama Başbakanın beyanı bu. Bu beyanın hemen arkasından, baktık, tam da 29 Ekim günü âdeta alternatif bir geçit resmi yapar gibi, gayet muntazam bir geçişle Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi peşmergeleri Türkiye'den Kobani'ye geçiş yaptılar. Şimdi, Başbakan bir açıklama daha yaptı, dedi ki: "Bunu Amerikalılara ben tavsiye ettim." Bu nasıl bir politika arkadaşlar? Bunları biz niye burada oluşturmuyoruz? Bir yandan "Geçemez, terör örgütüdür, ona yardım etmeyiz." diyor, öbür yandan "Ben tavsiye ettim." diyor. "Geçemez." dediğinden bir gün sonra, "Geçemez." dediği birlikler geçiyor.

Şimdi, bu olay Başvekil Ahmet Davutoğlu tarafından şöyle takdim ediliyor, diyor ki: "Türk askerinin Suriye'ye gitmesini isteyenler var. Biz bunlara engel olmak için, Türk askerini Suriye'ye göndermemek için çok kurnazca bir manevra yaptık ve bunu gerçekleştirdik." Hangi manevra, hangi kurnazca hareket? Arkadaşlar, bu, halkımızın, bizlerin zekâsıyla, aklıyla, hafızasıyla, algısıyla alay etmekten başka bir anlam ifade ediyor mu? Ben askerin Suriye'ye gitmesini isteyen kimseyi bilmiyorum, Cumhurbaşkanı ile Başvekilin dışında. Bunu Amerika istemiyor, PYD istemiyor, Özgür Suriye Ordusu istemiyor, bölge istemiyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin istediğine dair bir bilgi yok ama Başvekil Davutoğlu'nun beyanları var; hem televizyonlarda hem gazetelerde "Eğer Suriye'ye karşı bir kara harekâtı yapılırsa biz buna katılırız." diyor, bunların hepsi kayıtlarda. Suriye'ye askerin gitmesini isteyenler varmış, onu engellemek için böyle bir manevra yapılmış. Yapılan işin ne olduğunu şu Mecliste görüşmek lazım, yapılan işin niye yapıldığını şu Mecliste görüşmek lazım.

Şimdi, bakıyorsunuz, bu peşmerge birlikleri geçerken çok büyük gösteriler yapılıyor o bölgede ve "Yaşasın Obama!" diye bağırmalar, haykırışlar çıkıyor. Bunlar, insanları, bizleri, hepimizi üzüyor. Niye, "Yaşasın Obama!"? Ne demek "Yaşasın Obama!" Üzüyor ama bunun iyi bir analizini yapmak lazım. Niye "Yaşasın Obama!" diye bağırıyor bu insanlar? Çünkü, Hükûmet, bundan çok uzun olmayan bir zaman önce "Kürt sorununu çözmek için bir süreç başlatıyorum." dedi. Bu sürecin o zamandan itibaren biz içinin boş olduğunu gördük. Yok, bunun içerisinde ne yaptığı, ne yapmak istediği, nereye gittiği belli değil. İki ileri, bir geri. Ne söylediği birbirini tutuyor ne o eylemi tutuyor ne hareketi birbirini tutuyor ne politikası birbirini tutuyor. Böyle bir noktaya geldiğiniz zaman bakıyorsunuz ki insanlar artık ümitlerini kaybediyorlar. Siz, hem doğudakini hem batıdakini kandırarak hiçbir yere gidemezsiniz. "Süreç getiriyoruz, çözüm getiriyoruz." diyoruz, hiçbir çözüm yok ortada, hiçbir şey yok. Oradaki insanlar eğer "Yaşasın Obama!" diye bağırıyorsa bunun suçunu bir parça da kendinizde aramanız lazım. Demek ki bu insanlar sizden ümidi kesmiş arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinden ümidini kesmiş, başka memleketlerden, okyanus ötesi, taa oralardan, kendisine de hiçbir hayrı dokunmayacak memleketlerden medet umuyor, "Yaşasın Obama!" diye bağırıyor. Ne kadar acı bir şey bu, ne kadar acı bir şey bu... Ve buna sebebiyet veren Hükûmet, hâlâ bir sürü lakırdıyla işi geçiştirmeye çalışıyor, birçok zikzaklar içerisinde hükûmet oluşturmaya çalışıyor.

Bakın, bizzat İçişleri Bakanının, bir de Başvekilin Başbakanlığa yeni atamış olduğu bir danışmanın açık beyanları var itiraf mahiyetinde: "Doğuda ve güneydoğuda büyük bir alan kaybedilmiştir, kontrol elden çıkmıştır." Bundan daha vahim bir şey olabilir mi arkadaşlar? Kendi vatandaşınızın derdine çare olamıyorsunuz, memleketin çok önemli ana sorunlarından bir tanesini çözmek için hiçbir şey yapmıyorsunuz, yapmış gibi gözüküyorsunuz, hem çözüm getireceğinizi söylediğiniz insanları hem onun dışında bölgedeki insanları kandırıyorsunuz, bu insanları birbirine düşürüyorsunuz. Türkiye büyük bir bölünme içerisine girdi, herkes birbirine karşı. Böyle bir yönetim olabilir mi?

Ondan sonra, bakıyorsunuz, Sayın Başvekil çıkıyor, birtakım beyanlarda bulunuyor. Ne diyor? Kendi partisinden istifa etmiş olan bir sayın milletvekilinin istifa mektubundan parçalar alıyor, söylüyor, alıntılar veriyor, diyor ki: "Ben bu istifa mektubunun altına imzamı atarım." Ondan sonra, memleketin hâline bakıyorsunuz, memleketin durumu hiç parlak değil. Bir başıbozukluk ve idaresizlik içerisinde ülke debeleniyor. Ekonomi krize sürükleniyor, bunu herkes söylüyor, çok kötü günler bekliyor ekonomide bizi. İşsizlik artıyor, üretim azalıyor. İnsanlar kâh toprak altında kalarak kâh yükseklerden düşerek kâh yollara savrularak kâh denizde boğularak, grup grup, kitle hâlinde ölüyor. Cumhurbaşkanı "Ülkemizden kimseyi geçirmem." diyor, bunlar daha televizyonlarda yayınlanırken alternatif geçit resmi şeklinde, bando mızıkayla yabancı birlikler Türkiye'den geçiyor. Bütün bunların başında, bunların yönetiminden sorumlu olan Başvekil de kalkıyor, diyor ki: "Sayın muhalefet milletvekilinin istifa mektubunun altına imzamı atarım."

Şimdi, arkadaşlar, Başvekilin bilmesi lazım gelen bir şey var: Bir istifa mektubunun altına imza atması şart, atması lazım ama onun bunun istifa mektubu değil bu, kendi şahsi istifa mektubunun altına imzasını atması lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Belki böylelikle memlekete yaptığı yapacağı tek iyiliği yapmış olur, bir isim bırakır, istifa etmiş bir insan olarak isim bırakır. Başarı kazanmış bir insan değil ama istifa da bizde âdet olmadığı için, hiç olmazsa "Yapamadı, istifa etti." Derler. Ama, başka partilerin iç işlerinden kendisine siyasi prim çıkartacak yerde, şu memlekete bir çekidüzen vermesi lazım, şu memleketin durumuna bir bakması lazım.

Şimdi, tekrar araştırma konusuna gelirsek, bakın, Hükûmetin başarısızlığı artık herkes tarafından kabul ediliyor, ülkede de dışarıda da. Bu başarısızlık sadece Hükûmeti mesul etmiyor arkadaşlar. Adalet ve Kalkınma Partisine, ben milletvekili olduğumdan bu yana, ne zaman bu Mecliste bir konuşma yapsam, dikkat etmişinizdir, hiçbir saygısızlık yapmadım, çünkü bu büyük bir kitle partisidir. Bunun içerisinde çok saygın bireyler var, sizler, milletvekilleri varsınız, hepimiz bu memlekete faydalı olmak için, hepimiz bu memlekete katkıda bulunmak için uğraşıyoruz ama bu başarısızlık, bu derbederlik, bu savrukluk, bu ilkesizlik, bu yönetimsizlik herkesi, hepinizi töhmet altında bırakıyor. Sizler bu töhmetin altında kalıyorsunuz çünkü bunu kimse Hükûmete fatura etmiyor, Adalet ve Kalkınma Partisine fatura ediliyor bu. Sorun arkadaşlar, sizden şimdiye kadar çok rica ettim, her zaman söyledim, yapalım bir açık toplantı, yapalım bir kapalı toplantı, bütün bu konuları sorun, kendiniz de sorun, biz de soralım. Hükûmetleri sıygaya çekmek lazım.

Bakın, Demokrat Parti Hükûmeti sırasında -Demokrat Parti ile Adalet ve Kalkınma Partisinin fazla bir ilgisi olmamakla beraber, Başbakan ikide birde dönüp Menderes'e atıfta bulunuyor, Cumhurbaşkanı ikide birde dönüp Menderes'e atıfta bulunuyor- Menderes'in zamanında Demokrat Parti grubu kendi hükûmetini grup toplantısında sorguya çekmiş, Dışişleri Bakanından başlayarak teker teker bakanları istifa ettirtmiş, Başbakanı da istifaya zorlamıştı. Başbakan daha sonra şahsına güvenoyu isteyip yeni bir hükûmetten göreve gitti. İstifa ettirirsiniz ettirmezsiniz, sizin bileceğiniz iş, hiç kimsenin iç işine de karışmayız, kimsenin istifa mektubunun altına da imza koymayı düşünmeyiz ama sizlerin bunu sormanızı istiyorum, sizlerin bunu sormanız gerekiyor. Sizler bu memleketin çok büyük bir siyasi oluşumunun çok değerli ve vasıflı mensuplarısınız, bunları sormadan geçmeyin. "Niye böyle oluyor?" diye bir sormak lazım. Bakın, egemenliğimizin söz konusu olduğu bölgede bizim egemenliğimiz geçmiyor, Amerika'nın egemenliği geçiyor; iki telefonla, olmayacak işler oluyor, olmayacak denilen işler oluyor ama bunu kimse kalkıp sormuyor etmiyor.

Bütün bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesine olumlu oy vereceğimizi söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)