Konu:Ak Parti Grubunun, Genel Kurulun Çalışma Saatlerinin Yeniden Düzenlenmesine; 2 Ekim 2014 Perşembe Günkü Birleşiminde Türkiye'nin Ulusal Güvenliğine Yönelik Terör Tehdidi Ve Her Türlü Güvenlik Riskine Karşı Gerekli Tedbirleri Almak, Irak Ve Suriye'deki Tüm Terörist Örgütlerden Ülkemize Yönelebilecek Saldırıları Bertaraf Etmek Amacıyla Anayasa'nın 92'nci Maddesi Uyarınca Hükûmete Bir Yıl Süreyle İzin Verilmesine İlişkin Başbakanlık Tezkeresinin Görüşmelerinin Tamamlanmasına Kadar Çalışmalarını Sürdürmesine; 14 Ekim 2014 Salı Günkü Birleşiminde Bir Saat Sözlü Soruların Görüşülmesini Müteakip Diğer Denetim Konularının Görüşülmemesine İlişkin
Yasama Yılı:5
Birleşim:2
Tarih:02/10/2014


AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli tedbirleri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca Hükûmete bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 14 Ekim 2014 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yeni yasama yılının Türkiye Büyük Millet Meclisine ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, tüm milletvekillerimizin ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı'nı şimdiden kutluyor, kendilerine sağlıklı ve mutlu bir gelecek diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihî günlerinden birisini yaşayacak, bir tezkereyi görüşeceğiz.

Şunu ifade etmeliyim ki Türkiye'nin komşularıyla, özellikle de Suriye'yle yaşamış olduğu sorunlarda, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin yürütmekte olduğu "komşularla sıfır sorun" politikasının çok büyük rolü vardır. Maalesef, bu politika Türkiye'yi bugün komşusuz bırakmıştır ve dış politikada bir açmazın içine sürüklemiştir. Dış politikada, Avrupa Birliğine tam üye, demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye hedefi yerine, mezhepsel bir anlayışla İslam dünyasının liderliğine oynama ve bu anlayış çerçevesinde komşu ülkelerin yönetimlerine müdahale etme, onları devirme çabası, Türkiye'yi çok büyük sorunların içine sokmuştur. Bugün görüşeceğimiz tezkerenin gerisinde yatan temel neden budur. AKP'nin komşu ülkelere, Suriye'ye yönelik olarak bu ülkenin yönetimine müdahale etme, onu devirme çabasıdır. Bunu dün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın bu kürsüden Başbakan sıfatıyla yaptığı konuşmada kullanmış olduğu bir cümle çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Erdoğan'ın dün kullandığı cümle şudur: "Şam yönetiminin derhâl uzaklaştırılması önceliğimiz olmaya devam edecektir." Tezkerenin özeti buradadır. Şam yönetiminin derhâl görevden uzaklaştırılması Erdoğan'ın ve Davutoğlu'nun öncelikli hedefidir. Hiç kimse başka bir şey aramasın. Tezkere metni burada. 2007 yılından bu yana her yıl Irak için getirilen bir tezkere vardır burada, her seferinde yenilendi; 2012 yılından bu yana da Suriye ile ilgili gelen bir tezkere vardır, 2013'te yenilendi, şimdi iki tezkere birleştirildi, her iki ülkeden Türkiye'ye yönelen tehdit aynıdır gerekçesiyle birleştirildi ve tek bir metne dönüştürüldü. Tezkere metni burada. Toplam 12 paragraftan oluşuyor. İlk 2 paragraf genel değerlendirme, son paragraf Türkiye Büyük Millet Meclisinden istenen yetkiyi tarif ediyor. Geri kalan 9 paragrafın 1 paragrafı Irak'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapıyor; Irak'ın toprak bütünlüğü, onun millî birliğinin korunması, istikranın korunması Türkiye'nin öncelikli hedefidir değerlendirmesi yapılıyor. Kalan 8 paragrafın 7'sinde Suriye'deki Esad rejimi eleştiriliyor. Hedef Esad, Esad yönetimi. Esad'la Cumhuriyet Halk Partisinin bir alıp veremediği yok. Esad, demokratik olmayan, halkına baskı uygulayan, zulüm uygulayan bir devlet başkanıdır. Tezkerede IŞİD sadece bir yerde geçiyor. Bir yerde bir kelimeyle PKK geçiyor, bir kelimeyle de IŞİD geçiyor. Sokağa çıkalım, bütün dünyayı dolaşalım, televizyonlara bakalım, her yerde IŞİD teröründen bahsediliyor. IŞİD'in kafa kesen, vahşi, insanlık dışı uygulamalarından herkes rahatsız, bütün kamuoyu rahatsız. Buna gerçekten "Dur." demek gerekiyor. Türkiye'nin uluslararası koalisyonda yer alarak IŞİD'in bu terörüne son vermesi lazım, bertaraf etmesi lazım. Modern dünyadaki bu koalisyonda elbette Türkiye Cumhuriyeti de yer almak zorundadır ama Sayın Erdoğan'ın dün ifade ettiği "Şam yönetiminin derhal uzaklaştırılması bizim öncelikli hedefimizdir." cümlesi doğrultusunda hazırlanmış olan bu tezkere IŞİD'le mücadeleyi değil, emperyal yayılmacı hedeflerle, Suriye'de Türkiye'nin işgalci bir politikasının olacağını bize anlatmaktadır. Bunun gerçeği budur. Hiç kimse başka bir şey aramasın değerli arkadaşlar.

IŞİD neden bu duruma geldi? Türkiye Suriye'nin iç işlerine müdahale etmiştir, Suriye'de açıkça taraf olmuştur, Suriye'deki rejim muhaliflerinin yanında yer almıştır, onları silah, mühimmat ve lojistik yönden desteklemiştir. Suriye'deki rejim karşıtı örgütlerin, oluşumların, silahlı güçlerin Türkiye'de kampları vardır. Bu insanlar, bu birlikler, kuvvetler Türkiye'de eğitilmekte, Suriye'ye gidip savaşmakta, geri gelmektedir. Türkiye bunlara silah desteği yapmıştır, mühimmat desteği yapmıştır. Oraya giden silah dolu tırlar yakalanmıştır, bu tırların aranması engellenmiştir ve Türkiye'nin vermiş olduğu silahlar IŞİD'in eline geçmiştir. Bu iddianın aksi bugüne kadar Hükûmet tarafından kanıtlanabilmiş değildir. Şimdi, Hükûmet IŞİD'den şikâyet ediyor görünüyor. IŞİD'e asker sevkiyatı Türkiye üzerinden yapılıyor.

Daha bir hafta önce beni Trabzon'dan bir büyüğüm aradı, tanımadığım bir ağabeyim. "Benim torunum Almanya'dan Trabzon'a uçakla geldi, onu buradan aldılar, daha evine bile uğramadan, Suriye'ye, IŞİD'e götürdüler." dedi. İstanbul'da camilerde, IŞİD'in hedefi doğrultusunda hayatını kaybedenler için gıyabi cenaze namazları kılınmaktadır.

Sayın Davutoğlu, dün diyor ki: "Sayın Kılıçdaroğlu, bugün sınavdan geçecek." Sayın Davutoğlu, siz, IŞİD için demiyor muydunuz ki: "Bunlar öfkeli, dışlanmış gruplardır. Yani, öfkeli ve dışlanmış gruba ne yapmak lazım? Bunlara anlayışla yaklaşmak lazım." Siz, bu anlayışı ortaya koydunuz; bizim sınava gireceğimizden söz ediyorsunuz. Biz, bu sınavın bir benzerini 1 Mart 2003 tarihinde burada onurla verdik, alnımızın akıyla verdik bu sınavı. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu yine tarihe onurla geçecektir. Biz, bu mücadeleyle, bu tutumumuzla onur duyacağız.

Sayın Davutoğlu'nun, Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin emperyal, yayılmacı, İslam dünyasının liderliğine oynama uğruna Türkiye'yi ateşe sürüklemesine izin vermek istemiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Niyet tamamen budur, tamamen budur. Erdoğan, suçüstü yakalanmıştır.

Dünkü konuşmasıyla "Şam yönetiminin derhâl uzaklaştırılması bizim hedefimizdir." diyor. Nerede bu tezkerede IŞİD, nerede? Suriye'deki rejimin meşruiyetini kaybettiğini tartışıyorsunuz. "Irak'ın toprak bütünlüğü, ulusal bütünlüğü, istikrarı bizim için önemlidir." diyorsunuz, aynı cümleyi, Suriye için söyleyemiyorsunuz. Suriye'nin toprak bütünlüğü, istikrarı, ulusal bütünlüğü, Türkiye için önemli değil mi arkadaşlar? "Kitlesel göç." diyorsunuz gerekçeye. Elbette göç önemli. Peki, bugüne kadar Suriye'den Türkiye'ye 1,5 milyon insan geldi; bu, neden bir müdahale nedeni olmadı o zaman, madem "Şimdi." diyorsunuz?

"Süleyman Şah Karakolu'na, oradaki Saygı Karakolu'na yapılacak saldırı." diyerek millî duygulara oynayamazsınız; bunu kimse yutmayacak. Sayın Arınç öyle söyledi, dedi ki: "Süleyman Şah'a saldırı yakınlaştı, tehlike var." Sayın Erdoğan, dün akşam Türkiye Büyük Millet Meclisinde dedi ki: "Nereden çıktı? Yok böyle bir şey." Esase, Süleyman Şah'ı buraya niye yazıyorsunuz? Orası, Türkiye Cumhuriyeti toprağıdır. Oraya bir saldırı vukuunda hiç tezkereye gerek yok, Türk Silahlı Kuvvetleri gider, oraya müdahale eder. Genelkurmay Başkanı Sayın Necdet Özel bugün bunu söyledi. Bu, tezkerenin gerekçesi olamaz, kimseyi kandıramazsınız. Samimiyseniz, getirin, IŞİD terörünü hedef alan gerekçenizi buraya koyun, bununla sınırlayın.

Bakın, o reddedilen 1 Mart tezkeresinde bile o zamanki Hükûmet daha onurlu bir duruş sergilemişti, demişti ki: "Şu kadar -62 bin- Amerikan askeri, şu kadar uçak, şu kadar helikopter ve Irak'ın kuzeyinde olacak." Burada bölge ayrımı yok, silah ayrımı yok, yabancı silahlı kuvvet ayrımı yok. Yabancı silahlı kuvvetler Türkiye'ye gelecek, konuşlanacak, gidecek. Türkiye'nin nerede duracağı belli değil. Türkiye'yi maceraya sürüklemeye, Mehmetçik'in kanı üzerinden bu ülkeyi felakete sürüklemeye hakkınız yoktur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)