Konu:Chp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:4
Birleşim:132
Tarih:13/08/2014


CHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; pazar günü seçimle halkın toplamının yaklaşık üçte 1'inin oyunu alarak yani -katılım yüzde 72- yüzde 72'nin 51,8'inin oyunu alarak Çankaya'ya çıkmak isteyen Hükûmetin başındaki kişi, Recep Tayyip Erdoğan hakkında biz bir Meclis soruşturması önergesi vermiştik. Dolayısıyla biz diyoruz ki gelin bunu görüşelim, Çankaya'ya çıkmadan önce bu konu bir netleşsin ki şaibeyle, defoyla oraya -"billboard"larda "Milli irade, millî güç" diyorsunuz ya- o şekilde gitmesin.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 17 ve 25 Aralık soruşturmasında 4 bakan hakkında sizlerin de oylarıyla Meclis soruşturması açılması kararı verildi. Bu bakanlarla ilgili olarak daha önce Millî İstihbarat Teşkilatı Başbakana nisan ayında rapor veriyor. Bu, Rıza Sarraf ve ekibiyle rüşvet ilişkisi içinde oldukları, bunların ortaya çıkması hâlinde Hükûmetin zora düşeceği noktasında rapor vermesine rağmen, Hükûmetin başındaki kişi, Anayasa'nın 112'nci maddesine göre bakanların görevlerini Anayasa'ya ve kanunlara uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemekle görevli olan Başbakan gereğini yapmayarak bu olayı bekletiyor. Dolayısıyla, bilgisi dâhilinde bazı işlerin yapıldığının da bir göstergesidir. Bu nedenle, bizim Türk Ceza Kanunu'muza göre, bu eylemi, kamu görevlisinin görevi sırasında işlediği suçları yetkili mercilere bildirmeme aynı zamanda suçluyu kayırma suçunu oluşturmaktadır.

Bu kişileri görevden azletti Başbakan fakat kendisi hakkında da ciddi iddialar var. Bu bakanlardan bir tanesi, Çevre ve Şehircilik Bakanı istifa ederken dedi ki: "Ben bu imar planlarının büyük bir bölümünü Sayın Başbakanın talimatıyla yaptım. İstifa ediyorum, ancak millet ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın da istifa etmesi gerektiğine inanıyorum." Ve siz, Erdoğan Bayraktar hakkında, oylarınızla Türk Ceza Kanunu'nun 255'inci maddesinde yazılı nüfuz ticareti, yine 257'nci maddesinde yazılı görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı Meclis soruşturması açılmasına karar verdiniz. Bu mantıkla giderseniz... Bakan diyor ki: "Ben ne yaptıysam Başbakanın talimatıyla yaptım, onun bilgisi dâhilinde yaptım." Siz bu bakanı gönderdiğinize göre, Meclis soruşturması açılmasına karar verdiğinize göre Başbakan hakkında da bu iddialarla ilgili olarak bir Meclis soruşturması komisyonu kurulması gerekmektedir. Dolayısıyla, bu şaibelerle, bu yükle Çankaya'ya çıksa da Türkiye Cumhuriyeti adına devleti temsil eden bir makamda bulunan kişi hepimizi sıkıntıya sokar, sizleri de sıkıntıya sokar.

Değerli arkadaşlar, 25 Aralıkta, biliyorsunuz, Başbakanın oğlu olmaktan başka hiçbir sıfatı olmayan -dikkatinizi çekiyorum, herhangi birinizin oğlu, kızı, kardeşi gibi sıradan bir vatandaş olan, hiçbir sıfatı olmayan- Bilal Erdoğan'ın evine, mahkeme kararıyla, arama, el koyma, yakalama, gözaltı kararıyla polisler gidiyor. Başbakanlık koruma ekibi gelen polislere karşı silah çekiyor. O zamanki Başbakanlık Müsteşarı, şimdiki İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın talimatıyla "Yaklaşanı vurun." deniyor ve mahkeme kararı uygulanmıyor. Dikkatinizi çekiyorum, sıradan bir vatandaş, Bilal Erdoğan'ın hiçbir sıfatı yoktur Başbakanın oğlu olmaktan başka. Bu neye benzer biliyor musunuz? Herhangi bir mafya reisinin ya da bir aşiret ağasının evine mahkeme kararıyla gidiyor polis, aşiret ağası ya da mafya lideri diyor ki: "Yaklaşanı vurun." Bu eşkıyalıktır, bunun bundan hiçbir farkı yoktur. Aynı eylem yapıldı bu ülkede ve hukuk yerle bir edildi. Sonra, hemen operasyon, biliyorsunuz, bu polisler apar topar görevden alındı. Bir karikatür gördüm geçen gün. Hırsız arkasında çuvalla para taşıyor, polis diyor ki: "Kanun namına teslim ol." Silah çekiyor. Arkadan hükûmet "Kaldır elini, rozetini ver, silahını bırak." diyor. Bu karikatür tam da bu olayı anlatıyor. Yani 17 ve 25 Aralıkta aslında ne oldu? "Darbe" falan diyorsunuz ya, aslında Hükûmet yargıya darbe yaptı. Bu kadar açıktır, Hükûmetin yargıya darbesini gördük bu Hükûmet döneminde.

Değerli arkadaşlar, o sabah, 17 Aralık günü Başbakanınız çaresiz bir hâlde oğlunu arıyor. "Evde misin oğlum?" 17 Aralık, saat sabah 08.02. "Evet babacığım."

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Ya, bunları tekrardan...

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - "Şimdi diyorum ki: Senin evinde ne var ne yok, sen bunları bir çıkar." İşte, efendim, "Muammer Bey'in oğlu, Zafer'in oğlu, Erdoğan'ın oğlu falan, bunlar gözaltına alınmış. Senin evinde ne var ne yok, bir çıkar."

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Yahu, hukuki olarak hiçbir delili, mesnedi olmayan şeyleri burada tekrardan niye konuşuyorsunuz ya?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bunlar eğer yoksa, bunlar yoksa Başbakan niye "Benimle ilgili de, Cumhurbaşkanıyla ilgili de, Genelkurmay Başkanıyla ilgili de şantaj kasetleri var bunların elinde." diyor? Bunlar yoksa niye bunu diyor?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Şantaj kaseti ayrı bir şey, montaj ayrı bir şey, üretilmiş bilgi ayrı bir şey ya.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bunlar yoksa niye TÜBİTAK'tan montaj şeyi alıyorsunuz arkadaşlar?

Evet, diyor ki: "Senin evinde ne var ne yok?" "Bende ne olabilir ki baba? Senin paran var kasada." "İşte onu diyorum, onu diyorum. Ben şimdi kardeşini gönderiyorum. O bilgiler onda var." falan filan... Efendim, "Amcanla konuş." "Ne yapalım bunları, nereye koyalım?" "İşte Ziya enişten, bilmem, Burak ağabeyin hemen şey yapın. Tamam, hadi yapın sizinkiler falan. Saat 10.00'a kadar zamanınız var." Bu konuşmalarla bir başbakan yani ülkenin Başbakanı güçlü lider midir yoksa -bu konuşmalardan psikolojisini anlayın- ne hâldedir, ne panik hâldedir, siz görün. Bu şaibelerle bir insan Çankaya'ya çıksa bile... Ki çıkacaktır, hakkıdır, dediğim gibi, halkın üçte 1'i de olsa katılımın yüzde 51,8'i oy vermiştir, ancak bu şaibelerle çıkmasın.

Bu konularda, arkadaşlar, bunlar hakikaten var mıdır yok mudur, bunlar montaj mıdır, bir soruşturma komisyonu kurulsun; uluslararası kuruluşlardan, bilim insanlarından, bu "tape"ler gitsin, incelensin var mıdır yok mudur.

"Efendim, bunlar yasa dışı dinlemedir." falan... Arkadaşlar, bu neye benzer biliyor musunuz? Adam cinayet işlemiş, arabanın arkasına koymuş gidiyor. Polis yolda durduruyor, arama emri yok. "Aç bagajı." Açıyor, cesedi orada. "Ya, benim arama kararım yok, ben seni bırakacağım." Bu, bu mantığa benzer. Dolayısıyla, burada bu iddialar varsa bunların soruşturulması lazım. Bunu soruşturacak olan makam da bu yüce Meclistir. Başbakan ve bakanlar suç işleyebilir, bunu soruşturacak yer de bu yüce Meclistir.

Yine, bu konuşmasında -basına yansıdı yine, biliyorsunuz- efendim, "İkisini de boşaltın, ikisini de boşaltın." diyor. "Siz kaçta geliyorsunuz?" Devam ediyor. İşte, "10 milyon avro alabiliriz." demiş Tunç. Kimse bu Tunç? "Halledin şimdi." diyor. Yine, efendim, işte "Buna bu kadar para verdim, 730 bin dolar, 300 bin lira falan." "Açık konuşma." "Konuşmayayım mı babacığım?" Devam ediyor bu konuşmalar. "Büyük ölçüde sıfırladık." "Sıfırlayabildiniz mi?" "Hayır babacığım, sıfırlayamadık, daha henüz 30 milyon avro gibi bir miktar daha var, şey yapamadık, eritemedik. Bu şey aklına geldi Beratların, Ahmet Çalık'ın alacağı ekstra bir 25 milyon dolar kalmış, 'Onu oraya verip o para gelince onu şey yaparız.' diyorlar, "Üstüyle de Şehrizar'dan daire alabiliriz.'" Tabii, mal beyanında, aday olurken açıkladı, dairesi mairesi yokmuş. Bu daireler kimin adınadır, yarın birileri bu haram paranın üzerine konar mı, onu da bilmiyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle, bu çok ciddi iddialar olan, suçluyu kayırma, efendim, yine görevi kötüye kullanma, yine bu milyar dolarlar, eurolardan bahsediliyor. Bunlar 3628 sayılı Kanun'a göre haksız edinilen bir mal varlığıdır. Bu konuların araştırılması lazım.

Yine, oğlu Bilal Erdoğan'ın başında olduğu, sizin birçok milletvekilinizin, belediye başkanının da mütevelli heyetinde olduğu -ki o da Anayasa'ya aykırıdır, onu da söyleyeyim; kamu yararına kurulan bir vakıf, Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararı; Anayasa'ya göre, kamu yararına kurulan vakıfların mütevelli heyetinde milletvekilleri görev alamazlar, buna rağmen sürdürüyorsunuz, Anayasa'yı da takmıyorsunuz, kanunu da takmıyorsunuz- bu TÜRGEV'e Royal Protocol'den, Suud Kraliyetinin ofisinden gelen, biliyorsunuz, 100 milyon dolar bir para var. Bütün bu iddialar ortada dururken, efendim, işte, yok, "güçlü irade", "millî irade" falan filan diyerek yukarıya çıkıyor beyefendi ama bu "güçlü irade", "millî irade" dediğiniz irade ne yazık ki bayağı bir şaibeli ve bayağı bir defolu irade diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)