Konu:İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:4
Birleşim:125
Tarih:24/07/2014


İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 73'üncü maddede aynen şöyle bir hüküm var iş yoğunluğu fazla olan mahkemelerle ilişkin olarak fazla mesai ücreti ödenmesine ilişkin. Buradan rahmetle anıyorum, Ferit Mevlüt Aslanoğlu'yla şubat ayı içerisinde burada Meclis araştırma önergesi vermiştik. O araştırma önergesi de adliye çalışanlarına ilişkin ciddi anlamda düzeltmeler talep edilmesine dair bir araştırma önergesiydi. Bu araştırma önergesi AKP'nin oylarıyla reddedildi ama ben en çok MHP'ye şaşırdım. MHP'yi burada kınıyorum. MHP de o zaman reddetti. Yani bunu kabul etmemiz mümkün değil. Öncelikle bunu ifade etmek istiyorum. MHP Grubunun bu tarzını hiç beğenmediğimi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, eğer, burada, Anayasa'nın 10'uncu maddesinde belirtilen bir eşitlik ilkesi varsa, hiçbir sınıfa, kişiye veya gruba imtiyaz tanınmaması gerekir ilkesi uyarınca burada da fazla mesai ücreti vereceksek eğer, mahkemelerde "iş yoğunluğu" diye bir gerekçe göstermeden bütün mahkemelerdekilere bu şekildeki fazla mesai ücretinden dolayı ek ücret vermemiz gerekir diye düşünüyoruz. Neden dolayı? Çünkü mahkemelerde bu şekilde bir ayrımı yapmak, hele de daha önceden bu şekilde direnilmesini, Adalet Bakanlığının Maliye Bakanlığına topu atmasını, adliye çalışanlarına fazla mesai ücreti vermemesini daha önce de eleştiri konusu yapmıştık ve gelinen noktada ne yazık ki bu taleplerimiz, o tarihte vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesiyle kabul edilemedi.

Değerli arkadaşlarım, yasama, yürütme ve yargı olarak üç ana başlık altında toplanan kuvvetler ayrılığı ilkesinde, ne yazık ki, yargı başlığında üç tane sacayağını, avukatı, savcıyı ve hâkimi görüyoruz. Adliye çalışanları hep bugüne kadar göz ardı edildi, bir yetim evlat muamelesi yapıldı. Bunları kabul etmek mümkün değil.

Aslında, adliyenin mutfak çalışmasında mutfağın esas kahramanları adliye çalışanları. Kimlerdir bunlar? Mübaşirleri nasıl unutabiliriz değerli arkadaşlarım? Hep baştan beri diyoruz: Bunları genel idare hizmetleri sınıfına alalım. Yardımcı hizmetler sınıfından bir türlü bu tarafa doğru almıyoruz. Yazı işleri müdürleri var, mübaşirler var, diğer teknik hizmetlerde çalışanlar var, şoförler var yani adliye, yargı başlı başına bir anlamda ihmal ediliyor. Adliye sarayları yapmakla, muhteşem binalar yapmakla adliye çalışanlarının sorunlarını göz ardı etmek mümkün değil değerli arkadaşlarım. O nedenle bu şekildeki bir tablo içerisinde adliye çalışanlarını göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyoruz.

Başka sorunları yok mu? Tabii, başka sorunları da var. Örneğin promosyona ilişkin sorunları var adliye çalışanlarının. Hâkim ve savcılar ciddi anlamda diğer çalışanlardan memur olarak yüksek para aldıkları için promosyonlardan da ciddi anlamda yararlanıyorlar. Bu nedenle hâkim ve savcılar ve memurlar arasındaki eşitsizliği de gidermemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, adliye çalışanları 4483 sayılı Yasa anlamında devlet memurlarına tanınan zırhtan, korumadan ne yazık ki yoksun durumdalar. Özlük hakları bakımından 657 sayılı Yasa'ya tabi olmalarına rağmen yargılama usulleri bakımından hâkim ve savcıların tabi olduğu yargılama usullerine tabiler. Onlarla ilgili bütün şikâyetler... Nasıl hâkim, savcıyı şikâyet ettiğiniz zaman hemen, bir an evvel hiçbir koruma zırhına gerek kalmadan, herhangi bir makamdan soruşturma izni alınmadan haklarında soruşturma açılıyor, memurlar hakkında da ne yazık ki böyle koruma tedbirleri yoktur. O memurlar hakkında da herhangi bir şikâyette bulunduğunuz zaman direkt üzerlerine gidiliyor, her türlü tedbir uygulanıyor değerli arkadaşlarım. Bunları da kabul etmek mümkün değildir, bunların hakkında da gerekli düzeltmelerin yapılması gerekir. Daha önce de ifade ettiğim gibi o tarihte yapmış olduğumuz Meclis araştırma önergesi reddedilmemiş olsaydı, o tarihte ona "evet" oyu verilmiş olsaydı belki de bugün bu koşullar daha da olumlu olabilirdi diye düşünüyorum.

Şimdi, getirilen yasayla bir anlamda bir iyileştirme var ama bu iyileştirme tek başına yeterli değil. Neden yeterli değil? Çünkü mahkemelere ilişkin fazla mesai ücreti konusunda Maliye Bakanlığına topu atıyoruz, Adalet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı arasındaki bir istişareye topu atıyoruz. Bunun ölçüsü nedir? Hangi ölçüye göre, hangi objektif kritere göre hangi mahkemenin nasıl fazla çalıştığını belirleyeceğiz değerli arkadaşlarım? Eğer bunu aşmak istiyorsak, mahkemeler arasındaki bu eşitsizliği ortadan kaldırmak istiyorsak bir genel kural koyalım, fazla çalışma ücretine ilişkin diyelim ki: Mahkemeler şu saatte fazla çalışıyor, bunlara fazla mesai verelim. Değerli arkadaşlarım, bütün devlet memurlarını bir araya aldığınız zaman, değerlendirdiğiniz zaman adliyelere de bakın -yirmi beş yılı aşkın süre adliyelerde görev yaptım ben- "saat beş" diye bir tanım yoktur. Burada hukukçu arkadaşlarımız var hem iktidar grubunda hem muhalefet grubunda. "Saat beş" diye bir kavram yoktur değerli arkadaşlarım. Bir adliye çalışanı gece saat ikide, sabaha karşı dörtte otopside olduğu zaman "Mesai saatinde geleceğim." diye bir savunmayı, bir iddiayı ortaya koyamaz. Sabaha karşı üç buçukta çağırırlar, derler ki: "Otopsiye gel." Hele ki hafta sonları keşifler yapılacağı zaman "Vay efendim ben mesai saatine uyacağım." diye bir şey söz konusu olamaz değerli arkadaşlarım.

O nedenle, adliye çalışanları ilk andan itibaren, cumhuriyetin kurulduğu yıllardan bu tarafa doğru, özellikle de son on iki, on üç yılda ciddi anlamda hem özlük hakları bakımından hem diğer haklar bakımından geride kalmış, bir anlamda ihmal edilmiş, istismar edilmiş 50 bin kişilik kocaman bir grubu oluşturuyor değerli arkadaşlarım. 50 bin kişi ne demektir? Aileleriyle beraber belki 100-150 bin kişiye hitap ediyor. Bu getirilen bir anlamda iyileştirme olsa da asla yeterli değildir, kabul etmek mümkün değildir.

Bu çekincelerimizi bir kere daha yüce heyetinizle paylaşıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)