Konu:Ak Parti Grubunun, Genel Kurulun Çalışma Gün Ve Saatleri İle Gündemdeki Sıralamanın Yeniden Düzenlenmesine Ve 5 Ve 12 Ağustos 2014 Salı Günkü Birleşimlerinde Sözlü Sorular İle Diğer Denetim Konularının Görüşülmeyerek Gündemin "kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmında Yer Alan İşlerin Görüşülmesine; 6 Ve 13 Ağustos 2014 Çarşamba Günkü Birleşimlerinde Sözlü Soruların Görüşülmemesine İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:22/07/2014


AK PARTİ GRUBUNUN, GENEL KURULUN ÇALIŞMA GÜN VE SAATLERİ İLE GÜNDEMDEKİ SIRALAMANIN YENİDEN DÜZENLENMESİNE VE 5 VE 12 AĞUSTOS 2014 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMLERİNDE SÖZLÜ SORULAR İLE DİĞER DENETİM KONULARININ GÖRÜŞÜLMEYEREK GÜNDEMİN "KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER" KISMINDA YER ALAN İŞLERİN GÖRÜŞÜLMESİNE; 6 VE 13 AĞUSTOS 2014 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMLERİNDE SÖZLÜ SORULARIN GÖRÜŞÜLMEMESİNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun Meclis gündemini yeniden düzenleyen bu önerisi vesilesiyle Hükûmetin dış politikası konusunda, zamanın izin verdiği ölçüde bir değerlendirme yapmak istiyorum.

İsrail'in Gazze'ye saldırısı nedeniyle Türkiye-İsrail ilişkileri iç siyasetimizin temel gündem maddesi hâline gelmiştir. Sayın Başbakan İsrail'e karşı sert açıklamalar yapıyor ama sadece açıklama yapıyor, miting meydanlarında konuşuyor, televizyon ekranlarında konuşuyor, başka bir şey yapmıyor, yapamıyor. Maalesef Sayın Erdoğan Hükûmetinin, Sayın Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu konuda yapabileceği herhangi bir şey yok, atabileceği herhangi bir adım yok. Türkiye Cumhuriyeti, dış politikasında tarihinin en zayıf dönemini yaşamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bundan üzüntü duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, siyaset samimiyet üzerine yapılır. Siyaset yapmak, gerçekleri çarpıtmak demek değildir; siyaset yapmak, yalan söylemek değildir; siyaset yapmak, rakiplerine tuzak kurmak ve onların gerçeklerini saptırmak değildir, rakiplerine çamur atmak değildir. Siyasette ister hayal vadedin ister umutsuzluk vadedin, doğrulardan ve gerçeklerden hareket etmek zorundasınız. Eğer doğrulardan, gerçeklerden hareket etmiyorsanız siz samimiyet üzerine siyaset yapmıyorsunuz demektir. Böylesi bir siyasetin vatandaş nezdinde de hiçbir inandırıcılığı olmaz.

Değerli milletvekilleri, bunları söyleme ihtiyacını şu nedenle duydum: Geçen hafta, 16 Temmuzu 17 Temmuza bağlayan gece İsrail'in Gazze'ye saldırısı nedeniyle oturduğum yerden söz alarak İsrail'in bu saldırısını kınadım ve Türkiye Büyük Millet Meclisini, 4 siyasi parti grubunu İsrail'in Gazze saldırısını kınaması için ortak bir bildiri yayınlamaya davet ettim. Tüm siyasi partiler bu önerime destek verdiler, oturumu yöneten Meclis Başkan Vekili ara verdi, arkada toplandık ve bu bildirinin ertesi gün yayınlanması konusunda hep birlikte karar verdik. Ertesi gün, ben Genel Başkan Yardımcımız Sayın Faruk Loğoğlu'ndan Meclisin yayınlayacağı bildiriye esas olmak, daha doğrusu, o çalışmada dikkate alınmak üzere bir taslak metin hazırlamasını rica ettim. Sayın Loğoğlu -eksik olmasın, kendisine çok teşekkür ediyorum- bir taslak metni süratle hazırlayıp bana saat yarım sularında gönderdi ve ben bunu 3 siyasi parti grubunun grup başkan vekillerine ilettim, kendilerini de telefonla aradım "Bir taslak metni size gönderiyorum." dedim. Genel Kurul açıldı 17 Temmuz günü, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Nurettin Canikli kendilerinin de hazırladığı bir taslak metni getirdiler -Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi de vardı- ve dedik ki: "Bu metinleri Sayın Faruk Loğoğlu alsın, konsolide etsin, bir araya getirsin, grupların görüşlerini yansıtan bir metni ortaya koyalım." Örneğin, bizim metnimize ilişkin olarak Sayın Canikli "Şu bir iki cümle olmasa iyi olur." dedi, ben de Sayın Canikli'nin metnine "Bu çok uzun olmuş, bir Meclisin metninde bu kadar uzun anlatılması doğru değildir." dedim ve hep birlikte bu görüşü ortaya koyduk, paylaştık, Sayın Faruk Loğoğlu metni bu görüşler ışığında hazırladı, getirdi ve 4 siyasi parti bu metni imzaladık, yayınladık. Türkiye Büyük Millet Meclisinin İsrail'in Gazze'ye saldırısı konusunda böylesi bir ortak iradeyi göstermesi gerçekten önemli olmuştur, güzel bir katkı olmuştur.

Fakat 19 Temmuz 2014 tarihinde Sayın Erdoğan Ordu mitinginde bir konuşma yapıyor. Önce Türkiye Büyük Millet Meclisini bu ortak tutumu nedeniyle kutluyor, sonra diyor ki: "Ama Cumhuriyet Halk Partisi oraya bir metin getirdi, metinde İsrail'in meşru savunma hakkı var. Biz bunu çıkarttık."

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Allah, Allah!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, siyaset samimiyet üzerine yapılır. Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yayınlayacağı metne hazırlık olmak üzere bir taslak metin getirdim ve taslak metinde de "İsrail'in meşru savunma hakkı var." diyerek, İsrail'i masum göstermeye veya onun bu hareketini meşru göstermeye çalışan hiçbir ifade yer almamaktadır, bunu şiddetle reddederim. Sayın Erdoğan gerçekleri saptırıyor, çarpıtıyor.

Merak ettim, Sayın Canikli'yi aradım. "Sayın Canikli, biz böyle bir şey konuşmadık, 'Bu metni alın yayınlayın.' da demedik, böyle bir şey de yok." "Ben, Sayın Başbakana sadece sizin metninizi gönderdim, kendim başka herhangi bir yorum yapmadım." Öyle anlaşılıyor ki Sayın Başbakan, bu yorumu kendi kendine, bizim metnimizden hareketle yapmış.

Ben, şimdi, Sayın Loğoğlu'nun o taslak metninin ilgili cümlesini okuyorum sizlere, sizlerin bilgisine, takdirine sunuyorum. Taslak metin bu, sonra Meclis farklı bir metin yayınladı. İlgili bölümü okuyorum, metin şu: "Karadan, havadan ve denizden ağır bombardıman altında tutulan Gazze'de, can kaybı ve yaralı sayısının yükselmesini derin üzüntüyle ve kaygıyla karşılıyor, kadın ve çocuklar başta olmak üzere masum sivillerin öldürülmelerini ise tüm insanlığı yaralayan kabul edilmez ve affedilmez bir insanlık suçu olarak görüyoruz. İsrail'in meşru savunma hakkı, hiçbir surette toplu cezalandırma eylemi için bir gerekçe sayılamaz. Orantısız güç kullanılmasının, meşru savunma hakkı tanım ve uygulamasında yeri yoktur."

Diyeceksiniz ki: "Burada bir 'meşru savunma' lafı var." Ben, size, Sayın Başbakanın son günlerdeki üç cümlesini söyleyeceğim. Birincisi 19 Temmuz 2014. "Maalesef, İsrail aynı zulmüne, aynı orantısız güç kullanımına devam ediyor." 20 Temmuz, TGRT Haber: "İsrail, orantısız güç kullanmak suretiyle çoluk çocuk demeden, deniz kenarındaki çocukları öldürecek kadar bir ihanet içindedir." Ve yine, 21 Temmuzda TRT Haber'de diyor ki: "İsrail, orantısız güç kullanmaya devam ediyor." Yani, Başbakan diyor ki orantılı güç kullanabilir, yani daha az öldürürse olur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - "Orantısız güç" ile "meşru savunma" aynı şey mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bizim söylediğimizle Sayın Erdoğan'ın söylediği arasında içerik olarak fark yoktur. Bu, yakışmıyor. Siyaset, çarpıtma üzerine yapılmaz.

Ben size bir örnek vereceğim, Sayın Erdoğan'ın ikiyüzlü siyasetine örnek vereceğim, bu, bir ikiyüzlü siyasettir: Yıl 99... Bugün Sayın Başbakan grup konuşmasında, 1948'den başlayarak İsrail'in Filistin'e karşı nasıl saldırı ve katliam yaptığını tarihler vererek anlatıyor: "2002'de Cenin'de katliam yaptı, 2009'da Gazze'de katliam gerçekleştirdi, kana doymadı." diyor. 2009'da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Türkiye Büyük Millet Meclisine bir öneri getiriyor. Sayın Onur Öymen, 6 Ocak 2009 tarihli Genel Kurulda konuşuyor: "Gelin, İsrail'i kınayalım. Bir ortak bildiri taslağını da ben iktidar partisi grubuna verdim ama iktidar partisi grubu bunu kabul etmedi." diyor. Başbakan şikâyet ediyor şimdi, "İsrail katliam gerçekleştirdi." Peki, bu katliama karşı Cumhuriyet Halk Partisinin "Gelin, ortak irade gösterelim, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bir bildiri yayınlayalım." önerisini niye geri çeviriyorsunuz? Bu, ikiyüzlü siyaset değil midir değerli milletvekilleri?

Devam ediyorum. Bugün diyor ki Sayın Başbakan: "Onlar..." Muhalefeti kastediyor, çatı adayı kastediyor, herkesi kastediyor. "...İsrail'e karşı nöbet tutacak bir hükûmet istiyorlar." Sayın Başbakan, İsrail'e karşı nöbeti Kürecik'te siz tutuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) - Hâlâ orada mısınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - 10 Şubat 2012'de ABD-İsrail ortak tatbikatında, Kürecik üssüyle İsrail'deki eş üssün karşılıklı çalışabilirliği test ediliyor. NATO'ya geçmiş değil, Amerikan tesisi daha.

Zaman kalmadı, çok süratle tamamlayacağım. Ben, Sayın Başbakan'a bir sözünü hatırlatacağım. Tarih 12 Eylül 2011: "Er veya geç Gazze'ye gideceğim." Tarih 15 Nisan 2013: "Mayıs sonu Gazze'deyim." Amerika Dışişleri Bakanı Kerry: "Erdoğan Gazze'ye gitmemeli." Başbakan "Gazze'ye gideceğim. Kerry'nin açıklaması şık olmadı. Haziranda gideceğim." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Başbakan Gazze'ye gidemedi ama bu yıl Gebze'ye gitti, onu biliyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)