Konu:İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:4
Birleşim:120
Tarih:19/07/2014


İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşmekte olduğumuz torba yasanın ikinci bölümünün geneli üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabii, bu yasaların bir içsel tutarlılığı olmadığı için ve sistematiği de olmadığı için bu tür yasaların geneli üzerine konuşmak son derece zor. Yan yana getirebildiğimiz yasa sayısı benim ölçebildiğim kadarıyla, sayabildiğim kadarıyla 50'yi geçti, belki çok daha fazladır. Dolayısıyla, birbiriyle ilgili olmayan bütün yasalar bir araya getirildiği için ve bunun da bir sistematiği olmadığı için sistematik olarak geneli üzerinde konuşmak çok mümkün olmuyor. Bu da AKP'nin yasa yapma tekniğinin bize kazandırdığı yeni bir durumdur diye düşünüyorum. İleride Türk siyasi hayatını yazanlar, Parlamentoya ilişkin araştırma yapan araştırmacılar bu konuyla ilgili değerlendirmeleri de herhâlde özel bir yere koyacaklar diye düşünmekteyim.

Ben ikinci bölümün geneli üzerine söz aldım, dolayısıyla 26'ncı maddeden 50'nci maddeye kadar gidiyor. Kuşkusuz, buradaki maddelerin hepsi olumsuz maddeler değil, olumlu maddeler de var. Gerek Komisyon görüşmeleri esnasında gerekse Genel Kurulda Cumhuriyet Halk Partisi olumlu düzenlemelerin hepsinin yanında oldu, hatta olumlu düzenlemeler için de daha olumluya götürebilmek için de birçok önerge verdik. Dolayısıyla, her şeyden önce, Cumhuriyet Halk Partisi bütün bu olumluluklara karşıymış gibi bir gösterge, böyle bir görünüm ve böyle bir bakış açısıyla konuya yaklaşmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kayıtlara geçmesi açısından onu da belirtmek isterim. Biz bu bölümde de olumlu olarak gördüğümüz bütün maddelere ve bütün önergelere destek verdiğimizi belirtmek isteriz. Ancak burada bu yasa görüşmeleri birtakım yanlış algılarla ya da yanlış yönlendirmelerle gidiyor. Dolayısıyla, bu yanlış yönlendirmeleri de burada düzeltme gereği duyuyoruz.

Bunlardan birincisi taşeron işçiliğine ilişkindir. Öyle bir hava var ki, hem Sayın Canikli hem de Komisyon Başkanı yasanın görüşmelerine başlarken yapmış olduğu değerlendirmelerde sanki Türkiye'de taşeron işçiliği sona erecekmiş gibi, özellikle kamuda bu düzenlemelerle taşeron işçiliğinden vazgeçilecek ve böyle bir çalışma yöntemi ve modeli olmayacakmış gibi bir hava yansıttılar. Esasen kamuoyunda da böyle bir hava var ve AKP'nin algı üretme ve algı yönetme makinesi burada da çalışıyor. Dolayısıyla, kamuoyunda sanki bu yasayla beraber taşeron işçiliğine kamuda son verilecekmiş gibi bir algı var. Oysa gerçek hiç böyle değil. Gerçeğin böyle olmadığını Sayın Bakan da biliyor ve Sayın Bakan da aslında belirtiyor. Buradaki Sayın Bakana, hem Çalışma Bakanı hem de Komisyon çalışmalarında bize eşlik eden, Hükûmeti temsil eden sayın bakanlara biz defaatle sorduk: "Siz taşeron işçiliğine karşı mısınız, taşeron işçiliğinin yanında mısınız?" Her seferinde taşeron işçiliğe karşı olmadıklarını belirttiler.

Bu yasa, aslında taşeron işçiliğini kamuda kaldırmak bir yana, taşeron çalışma yöntemini meşrulaştırarak daha da derinleştiriyor. Böyle bir yorum yapsak herhâlde yanılmayız çünkü daha önceki uygulamalara ek olarak, kamuda hangi işlerin asıl, hangi işlerin yardımcı işler olarak yapılabileceği ve hangi işlerin ne şekilde tanımlanacağı yetkisi Bakanlar Kuruluna verildiği için bir sabah uyandığımızda Bakanlar Kurulu, kamuda yapılan bir iş aslında asıl iş olduğu hâlde "Ben bunu yardımcı iş olarak kabul ediyorum." diyebilir ve böylece aslında kamuda, kamu görevlileriyle yürütülmesi gereken bir iş, bir hizmet alımı sözleşmesiyle taşeron işçiliğe verilebilir. Burada Bakanlar Kuruluna çok geniş bir yetki tanınıyor. Taşeronda çalışan bazı işçilerin ya da taşeron işçiliğinin bazı alanları iyileştiriliyor, bu doğru ancak bu iyileştirilme ile bu madde hükümleri bir arada değerlendirildiğinde sistemin daha da meşrulaştığı ve Türkiye'de taşeron çalıştırma yönteminin daha da derinleştiğini görebiliriz.

Peki, neden? Şimdi, Sayın Bakan buraya çıktığında dedi ki: "Taşeron işçiliği bizim mevzuatımızda yeni bir durum değildir, 1936 yılından beri vardır." Evet, doğru, mevzuatımızda 1936 yılından beri var, aynı zamanda taşeron işçiliği AKP'den önce de vardı, dolayısıyla AKP iktidara geldiğinde Türkiye'de 153 bin kamuda çalışan taşeron işçi vardı. Dolayısıyla, meselenin bir boyutu aslında AKP'yi aşan bir boyuttur. Meselenin bir boyutu, tamamen 1980'lerden beri dünyayı kasıp kavuran bir iktisat sisteminin, bir ideolojik hegemonyanın yarattığı bir sonuçtur. Hepimiz biliyoruz, bunun adı neoklasik iktisattır, neoklasik ideolojidir. Özellikle, bu çerçevede, neoklasik iktisadın yaratmış olduğu çerçevede, devletin işlevi sorgulanır hâle geldikçe, devletin işlevi değiştikçe, devlet içinde atipik istihdam biçimleri ortaya çıkmaya başladıkça, Türkiye'de de 1980'li yılların başından beri taşeron işçiliğinin kamuda giderek yaygınlaşmaya başladığını gördük.

Ancak meselenin AKP'yle ilgili olan bir boyutu var, dolayısıyla onu da belirtmek gerekir. Türkiye'de 153 bin olan kamuda çalışan taşeron işçisi AKP hükûmetleri dönemi boyunca 700 bine ulaşmışsa, o zaman AKP hükûmetlerine özgü bir durumla karşı karşıya kaldığımızı da belirtmemiz gerekir. Nedir bu? AKP, Türkiye'de taşeronluğu yaygınlaştırarak 2 şey yapmaya çalışıyor. Birincisi, bunu bir siyaset ediş biçimi olarak kullanmak istiyor. Çünkü, taşeron işçiliği üzerinde kamuda kalan birtakım kamusal kaynakların aslında özel sektöre, kendine bağlı bir sermayedar sınıf yaratmak üzere kullanıldığı bir mekanizmayı inşa ediyor AKP, kendine bağlı bir sermayedar yaratmaya çalışıyor; bir kaynak transferi, kamudan özel sektöre bir rant transferi, bir servet transferiyle bunu yapmaya çalışıyor.

İkinci bir boyutu da burada çalışan işçilere ilişkindir. Hem bir sermaye transferi yaratmak suretiyle kendine bağlı bir sermaye sınıfı kurmak isterken, öte yandan da burada çalışan taşeron işçiler üzerinde siyasal baskı uygulamak suretiyle onların oy verme davranışlarını kendilerine dönük bir oy verme davranışı biçimine dönüştürmeye çalışıyor. Dolayısıyla, AKP'nin taşeron sistemine karşı çıkması söz konusu olamaz; zihniyeti gereği, siyaset ediş biçimi gereği, siyasete baktığı yer açısından bu böyledir. Dolayısıyla, bunun ne kadar böyle olduğunu hem Türkiye'de taşeron işçilerin AKP dönemi boyunca artan sayısında görüyoruz hem de taşeron işçiliğine ilişkin verilen mahkeme kararlarının uygulanmamasında görüyoruz.

Sayın Bakan -dünden beri, bu yasa görüşmeleri başladığından beri- bu yasa görüşmelerinin başında kürsüye çıktı ve dedi ki: "Taşeron sistemi bir emek sömürüsüdür, taşeron sisteminin yaygınlaştırılması bir emek sömürüsüdür."

Sayın Bakanım, size hitap ediyorum, dinliyor musunuz? Sayın Bakanım, size soruyorum, size soruyorum... Ben soru-cevap kısmında da sormuştum ama buna cevap vermeyi tercih etmediniz, şimdi belki cevap verebilirsiniz. Dediniz ki: "Taşeron sisteminin yaygınlaştırılması bir sömürüdür." Şimdi, ben de size şunu soruyorum: İktidara geldiğinizde, kamuda 153 bin olan taşeron işçi sayısı -yine, sizin açıklamalarınıza göre- 700 binin üzerine çıktı. Neredeyse, kamuda taşeronla işçi çalıştırmak bir ana sözleşme biçimine dönüştü, bir atipik istihdam biçimi bir ana sözleşme biçimine dönüştü.

Şimdi, eğer taşeron sisteminin bu kadar yaygınlaşması bir sömürüyse, sizin iktidarınız döneminde, devriiktidarınız döneminde bu kadar çok yaygınlaşıyor ise bu sömürünün nedeni siz misiniz değil misiniz? Kim var, kim sömürüyor? Ve sizin Hükûmetiniz bu sömürünün yanında mı karşısında mı? Eğer buna karşı çıkıyorsanız, o zaman, taşeron işçiliğin sayısının bu kadar artıyor olmasını, kamuda bu kadar yürütülür olmasını neye bağlıyorsunuz? Lütfen, bu sorularımızın cevabını da verebilirseniz çok memnun oluruz.

Tasarının içinde ya da teklifin içinde, bizim asla kabul etmeyeceğimiz unsurlar da var, bunu maddeler geldiğinde arkadaşlarım anlatıyorlar, biz de her seferinde söylüyoruz ama geneli üzerinde konuştuğumuz için bunları mutlaka belirtelim.

Bakınız, Anayasa'ya açıkça aykırı olduğu belli olan hükümler var. Bunu Komisyon aşamasında söyledik. Aslında, AKP'nin kendisi de bu maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu bal gibi biliyor ama Anayasa Mahkemesinin kararları geriye yürümediğinden, Anayasa Mahkemesi karar verene kadar geçen süre içerisinde AKP yapmak istediklerini yapacak. Bunlardan biri, biliyorsunuz, özelleştirmeyle ilgili, özelleştirmeyle ilgili verilen yargı kararlarının uygulanmamasına ilişkin. Bunlardan biri kamu görevlilerine ilişkin, kamu görevlilerinin terfi ve tayinlerinde bunlara ilişkin verilmiş olan kararların, mahkeme kararlarının iki yıl boyunca uygulanamaması ve bunlara ilişkin, bunları uygulamayacak olan kamu görevlileri hakkında da cezai işlem yapılamayacağına ilişkin. Bunlardan biri Mera Kanunu'na ilişkin, çok açıktır ve başka birtakım düzenlemeler de var. Dolayısıyla, bu düzenlemelerin Anayasa'ya açıkça aykırı olduğu açıktır. Biz bu düzenlemelere şiddetli şekilde muhalefet edeceğiz ve bu sistemden, bu torba yasadan ayıklanması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kadar çok tartışmamıza ve konuşmamıza da gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLİM SARI (Devamla) - Aslında tasarı olarak gelen, Soma'ya ilişkin olumlu düzenlemeleri içeren, belki vergi düzenlemeleri, bir iki yer düzeltilmek suretiyle bu düzenlemelerin hepsini zaten muhalefet olarak kabul ediyoruz. Hâlâ şansınız var, bunları ayıralım, hemen görüşelim, bu gece bitirelim ama bu diğer düzenlemelere şiddetle karşıyız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)