Konu:TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA İZİNSİZ İKAMET EDEN KİŞİLERİN GERİ KABULÜNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR
Yasama Yılı:4
Birleşim:108
Tarih:25/06/2014


TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA İZİNSİZ İKAMET EDEN KİŞİLERİN GERİ KABULÜNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Avrupa Birliği ile Türkiye arasında geri kabul anlaşmasını görüşüyoruz. Geri kabul anlaşmasıyla ilgili olarak Avrupa Birliği Bakanlığı güzel bir broşür bastırmış. O broşür renkli, güzel, her şeyi izah ediyor. İngilizlerin, Anglosaksonların kullandığı bir tabir vardır, "şeker kaplı" derler, şeker kaplı bir broşür. Acıyı şekerle kaplarlar, acıyı yuttuğunuz zaman şekerin tadı gelir, acıyı yutarken anlamazsınız. O broşür de öyle bir broşür. O broşürün neden doğruyu söylemediğini, bu anlaşmanın tümü üzerinde yapmış olduğu konuşmada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu uzun ve çok içerikli bir konuşmayla anlattı. Dinlediniz mi bilmiyorum, dinlemediniz sanıyorum, dinlemediniz herhâlde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Dinlemediler.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) - Dinlememiş olabilirsiniz ama benim size bir tavsiyem var, tutanaklardan bulup bir okuyun. Konuşurken belki yirmi dakika çok cazip gelmeyebilir ama içerik olarak bu anlaşmanın niçin Türkiye tarafından imzalanması gerektiğini, şu aşamada imzalanmaması gerektiğini, hangi yanlışları olduğunu, neleri düzeltmek lazım gelip ondan sonra imzalamak lazım geldiğini anlattı.

Şimdi, bakın arkadaşlar, biz burada Cumhuriyet Halk Partisi olarak yapmış olduğumuz konuşmalarda, kör muhalefet yapıp da sadece eleştirmek için konuşmuyoruz. Bu anlaşmanın yapılmasına da karşı değiliz -yanlış anlaşılmasın- doğru yapılması lazım geldiğini düşünüyoruz.

Hükûmet bunu takdim ederken çok yanlış bir şekilde takdim etti. Kalktı, dedi ki: "Bu anlaşmayı yapıyoruz, bunun karşılığında da üç sene içerisinde Avrupa Birliği bize vizeleri kaldıracak, halkımıza vize müjdesi veriyoruz." Halkımıza vize müjdesi vermiyor bu anlaşma, hiç alakası yok. Anlaşmanın maddelerini okuduğunuz zaman diyor ki: "Üç sene içerisinde eğer düzgün, benim istediğim gibi uyguladığınızı görürsem o zaman vize muafiyeti uygulayayım mı, vize rejimini yumuşatayım mı, o konuyu düşüneceğim, değerlendireceğim, gerekirse bunu oylayacağım." "Gerekirse bunu oylayacağım." dediği zaman, oylama basit oylama değil, nitelikli oylama, üçte 2 oylama gerekiyor.

Avrupa Birliği şimdiye kadar Türkiye'ye, Kıbrıs Türklerine, bizimle iltisaklı olan başka yerlere çok söz verdi. Bunlardan hangisinin yerine getirilmiş olduğunu şöyle bir hatırlamanızı istiyorum. Bu da: "Üç sene bunu bakalım doğru uyguluyor musunuz? Evet, üç sene sonra eğer iyi uyguluyorsanız o zaman biz de bir düşünürüz, size bir kolaylık yapmaya çalışırız." Bu kadar yumuşak, bu kadar bağlayıcı olmayan bir şey söylüyorlar ve biz buna karşılık geri kabul anlaşmasını imzalıyoruz.

Faruk Loğoğlu'nu belki dinlemediniz ama size şunu çok basit olarak ben söyleyeyim; nedir bu geri kabul anlaşması? Türkiye'den Batı'ya, Avrupa'ya ha bire insan geçiyor; yasa dışı, orada oturma izni olmayan insanlar Türkiye'ye geliyorlar, Türkiye'den oraya geçiyorlar. Bu insanları biz kabul etmek mecburiyetinde kalıyoruz bu geri kabul anlaşmasıyla. Eğer Batı Avrupa'nın, Avrupa Birliğinin herhangi bir şehrinde, herhangi bir memleketinde, herhangi bir ülkesinde yasa dışı oraya gitmiş olan bir şahıs yakalanırsa, bu şahsın da yakalandığı zaman Türkiye'den gitmiş olduğu yolunda bir kanaat yakalayanlarda belirirse, bunu ispat etmek mecburiyeti de olmaksızın -çünkü okuduğunuz zaman anlaşmayı görüyorsunuz, ispat da yok bunun içinde- bunu size gerisin geriye gönderiyor. 1 kişiyi göndersin, 3 kişiyi göndersin, 5 kişiyi göndersin, buna insanın itirazı olmayabilir ama, burada gene başka bir muhalefet partimiz adına konuşan bir değerli milletvekili dedi ki: "Her yıl Avrupa Birliğine 500 bin insan yasa dışı göç ediyor ve bu 500 bin yasa dışı insanın da yarıdan fazlası Türkiye'den geçiyor." Biz ayrıca, bazı ülkelerle, şu anda neden yapıldığına benim teknik düşüncemle anlam veremediğim, birtakım vize muafiyeti anlaşmaları yaptık. Dolayısıyla, bize gelen ve bizde kalmak için değil, Avrupa Birliğine gitmek için gelen birçok kimse de Türkiye'ye yasal olarak geliyor, oradan kalkıyor, Batı'ya geçiyor, Batı Avrupa'ya geçiyor. Batı Avrupa'da bunları yakalayacaklar, bunların hepsini Türkiye'ye postalayacaklar.

Türkiye'de zaten büyük bir göç sorunu var. Bu göç sorunu son dönemde Suriyeli göçmenler dolayısıyla büsbütün arttı. Şimdi Türkiye bir göçmen deposu hâline gelecek. Birçok insan kalkacak, buralara gelecek, burada bizim elimizde kalacak çünkü bizim de bunların birçoğuyla, kendi ülkeleriyle geri kabul anlaşmalarımız yok. Buna karşılık Avrupa Birliği bize vize kolaylığı uygulayıp uygulamayacağını iyi niyetle düşünecek, tezekkür edecek, gerekirse oylayacak.

Ama, Avrupa Birliğinin, esas itibarıyla, 1963'ten bugüne kadar süren Avrupa Birliği müzakereleri içerisinde vize muafiyetini çoktan uygulaması lazımdı. Kaldı ki bu geri kabul anlaşmasının yöntemi de, usulü de... Bu anlaşmayı yaptığınız zaman bununla beraber vize muafiyetinin de yürürlüğe girmesi lazım. O kadar da değil, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başladığı bütün ülkelerle vize düzenlemesini yapıyor, üye olmak amacıyla müzakereye başladığı bütün ülkelere vize muafiyeti tanıyor, bunun tek istisnası Türkiye. Ona karşılık da bu geri kabul anlaşmasını biz kabul etmiş gözüküyoruz. Bu son derece büyük bir hata.

Bu geri kabul anlaşması tek başına değil, geri kabul anlaşmasının bizim Meclisimizin onayına tabi olmayan bir de "yol haritası" diye bir belgesi var. Dışişleri Bakanı yol haritasının ne olduğunu anlatırken diyor ki: "Türkiye'nin çekincelerini içeren meşruhatlı yol haritası budur, buna göre düzenliyoruz." Türkiye'nin çekincelerini içeren bu meşruhatlı yol haritası anlaşma niteliğinde olmadığı için bir şey ifade etmiyor. Bu bir anlayış muhtırası, mutabakat muhtırası. Dolayısıyla, bağlayıcı bir tarafı çekinceler açısından gözükmüyor ama bunu okuduğunuz zaman bunun içerisinde bir talimatlar dizisi görüyorsunuz Avrupa Birliğinin Türkiye'ye dayattığı "Şunları yapacaksın, bunları yapacaksın." diye bir talimatlar dizisi görüyorsunuz. O mutabakat muhtırası bizim önümüze gelmiyor. Mutabakat muhtırası olduğu için yol haritasını biz onaylamak durumunda değiliz ama onu bir okumanızı tavsiye ederim. Onu okurken bilen arkadaşlarımın Lozan Antlaşması'nın hükümlerini de göz önüne alıp mesela "Ulusal azınlıkların ayrıseçi görmemesi." şeklinde bir talimat varken ulusal azınlığın ne demek olduğunu bir düşünmelerini tavsiye ediyorum. Lozan Anlaşması'nda olmayan azınlık kavramlarının, bu şekilde, resmî hayata Dışişleri Bakanının imzasından geçtiğini de gözden kaçırmamalarını tavsiye ediyorum.

Geri kabul anlaşmasını kabul edeceksiniz, uygulayacaksınız, bundan dolayı memleket büyük sıkıntıya girecek, onda hiçbir şüphe yok. Burada Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan Komisyon Başkanı arkadaşım, meslektaşım "24'üncü madde çok açık, eğer işimize gelmezse feshederiz." dedi. Tabii, kâğıt üzerinde feshedersiniz de feshettikten sonra Avrupa Birliğiyle müzakere sürecini tekrar sürdürme imkânınız olur mu? Olmazsa ne gibi baskılara maruz kalırsınız? Onları da iyi düşünün diye size tavsiye etmeyi düşünüyorum ben de.

Bu, 16 Aralık tarihinde imzalanmış. Bundan bir gün sonra, Sayın Başbakan, 17 Aralık tarihli Milliyet gazetesinde verdiği bir demeçte diyor ki: "Biz Avrupa'ya yük olmaya değil, yük almaya gidiyoruz." İşte, bu, bu anlaşmayı en güzel tarif eden cümle. Bizzat Başbakanın ağzından "Yük olmaya değil, yük almaya gidiyoruz." diyor.

Biz buralarda konuşuyoruz. Söylediğim gibi, Adana Milletvekili Loğoğlu çok açık ve çok sistematik bir şekilde bunun yanlışlarını gösteriyor; okumuyorsunuz, bakmıyorsunuz, dinlemiyorsunuz, bu anlaşmaları yapıyorsunuz. Avrupa Birliğinden bu anlaşmayla alacağınız yükün altından çok zor kalkacağınızı, bu yükün altına hepimizin de birlikte girmekte olduğumuzu burada ben bir kez daha söylüyorum; kayıtlara, tutanaklara geçiriyorum ve hepinizi bir kere daha düşünmeye, karşılığını alamayacağımı bildiğim hâlde bir kere daha düşünmeye davet ederek saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)