Konu:Genel Kurulun 24 Haziran 2014 Salı Günkü Birleşiminde Sözlü Soruların Görüşülmemesine, Bu Birleşimde 381 Ve 489 Sıra Sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının Görüşmelerinin Tamamlanmasına Kadar Çalışmalarını Sürdürmesine İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:107
Tarih:24/06/2014


GENEL KURULUN 24 HAZİRAN 2014 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SÖZLÜ SORULARIN GÖRÜŞÜLMEMESİNE, BU BİRLEŞİMDE 381 VE 489 SIRA SAYILI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORLARININ GÖRÜŞMELERİNİN TAMAMLANMASINA KADAR ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRMESİNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirilen Danışma Kurulu kararıyla, bugün soruların sorulmaması ve iki tane Meclis araştırması komisyonu raporunun müzakere edilmesi istenilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yüzlerce soru soruyoruz ve bu sorulara bakanlar olarak Hükûmet üyeleri doğru dürüst cevap vermiyorlar, hep yanlış cevap veriyorlar, hep gerçekleri inkâr ediyorlar.

Ayrıca, İç Tüzük'ümüzde haftada iki gün, çarşamba ve salı günleri soruların cevaplandırılması öngörüldüğü hâlde, bugüne kadar -bu Meclisin çalışması üç sene oldu- daha çarşamba günü soruların cevaplandırıldığı bir gün olmadı. Şimdi, böyle bir Meclis olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük'ü fiilen işlemez hâldedir.

Değerli milletvekilleri, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi fonksiyonunu kaybetmiştir, bence yapması gereken şeyleri yapmamaktadır, Anayasa askıya alınmıştır.

Bakın, 17 Aralık ve 25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk olayları nedeniyle, evvela Tayyip Erdoğan "Bana darbe yapıldı." dedi. Peki, sana darbe yapıldıysa Tayyip Bey, bu senin grubun, 17 Aralıkta ve 25 Aralıkta yapılan yolsuzluk ve hırsızlıklarla ilgili, "Bunlar yolsuzluktur, hırsızlıktır." diye niye soruşturma önergesini verdi? Demek ki siz de bunun bir darbe değil, bir yolsuzluk ve hırsızlık olduğunu kabul ettiniz, bunu yapan bakanların da suçlu olduğunu kabul ettiniz. Arkasından 3 bakan istifa etti, 1 bakanı da azlettirdiniz. Yani bir bakanın azledilmesi çok önemli bir olay. Daha önce, bakanlar azledildiği zaman Yüce Divana gitti ve Yüce Divanda yargılandı.

Şimdi, 5 Mayısta, aşağı yukarı iki ay önce, soruşturma komisyonu kurulması kabul edildi. Şimdi, AKP, iki aya yakın bir zaman geçmiş, soruşturma komisyonuna üye vermiyor. Ya arkadaşlar, Anayasa'nın 100'üncü maddesine göre soruşturma komisyonunun en geç iki ay içinde -yani göreve başladığı tarihten- görevini yapması, bitirmesi ve bitirmediği takdirde de iki ay ek süre istiyor. E, şimdi, bunun amacı nedir? Hırsızlık ve yolsuzluk yapmakla itham edilen kişilerin uzun zaman hırsızlık ve yolsuzluk ithamı altında kalmaması ve bunlarla ilgili iddiaların en seri şekilde araştırılarak ortaya çıkması ve bunlar suç işlemişlerse ceza görmesi, eğer masum ise aklanması gerekir ama AKP vermiyor. Meclis Başkanı, burada gündem belirlerken, her gün sunuşlarda "Ey Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, bakın, bu AKP kendisi bakanlarının yolsuzluk ve hırsızlık yaptığı yolunda soruşturma önergesi verdi, bu soruşturma önergesi soruşturma komisyonu kurulmak suretiyle kabul edildi ama işi oyalıyor, iki ay geçmesine rağmen bunu bildirmiyor." demesi lazım ki bu halk da bilsin. E, halk bilmeyince...

Şimdi, Cemil Çiçek aslında Meclis Başkanı değil, AKP'nin yolsuzluklarını ve hırsızlıklarını örtmeye çalışan tam bir görevli, oraya gelmiş. Onun için, böyle bir Meclis... Anayasa açıkça ihlal ediliyor. Anayasa'yı ihlal eden bir Meclisin fonksiyonu da kalmamış demektir.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Meclis Başkanına hakaret ediyor, siz de duyuyorsunuz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, her gün birtakım yalanlarla karşı karşıyayız. 2011 yılında Tayyip Erdoğan dedi ki: "Benim evime böcek koymuşlar, büroma böcek koymuşlar." 2011 yılında bu böcek meselesi araştırıldı fakat bir şey yoktu, kapatıldı. Fakat, ne zaman ki 17 Aralık ve 25 Aralıkta hırsızlık ve yolsuzluk ortaya çıkınca "Efendim, bana darbe yapıldı, paralel devlet var." dedi, şimdi de bunları tekrar, yine çıkarıyor ortaya. Aslında ortada bir şey yok. Zaten, olsaydı, o zaman savcı bunun hakkında gerekli soruşturmayı yapardı. Ama, arkadaşlar, sıkıştığı zaman gündemi değiştirmek için "Vay efendim, benim telefonlarımı dinlediler, ailemi dinlediler..." Ya, kimsenin senin telefonunu falan dinlediği yok. Fakat, her gün muhakkak bir yalan atıyor ortaya.

Şimdi, mahkemeler incelemiş, bunun suçsuz olduğuna dair, bu kişilerin tutuklanmasını gerektirecek bir durum yok, bunları tahliye etmiş. "Vay efendim, sen nasıl tahliye edersin?" Ya, Tayyip Erdoğan, sen hâkim misin? Hâkimsen hâkimlerin görevine son ver, de ki: "Kararları ben vereceğim arkadaş. Hâkimler görevinden çekilsin." Böyle bir şey olmaz sayın milletvekilleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) - O, tahliye değil, adli kontrol; sen de bilmiyorsun bunu.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bir memlekette Başbakanlık makamında oturan kişinin o Başbakanlık makamının gerektirdiği sorumluluk ve dürüstlükte hareket etmesi lazım.

İdari karar veriliyor, Atatürk Orman Çiftliğinde kendisi için yaptırdığı sarayın hukuka aykırı olduğuna dair bir karar veriliyor, yürütmenin durdurmasına karar veriliyor, Tayyip Erdoğan diyor ki: "Ben kararı tanımam ya! Yiğitlerse gelsinler, yıksınlar!" Bunu kime söylüyor biliyor musunuz? Bu Meclise diyor. Diyor ki: "Ey Meclis, ben seni tanımıyorum. Bak, yargı kararını da tanımıyorum.." Ya Tayyip, sen eğer yargı kararını tanımıyorsan ben seni hiç tanımam.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ya Başkan, bu nasıl konuşma, böyle bir konuşma olabilir mi? Niye uyarmıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Devamla) - Çünkü, arkadaşlar, yargı Anayasa'dan kaynaklanan bir güç. Eğer bir kişi Anayasa'yı tanımıyorsa biz de onu tanımıyoruz. Bugün Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı meşruluğunu kaybetmiştir çünkü "Ben yargı kararını tanımıyorum." diyor arkadaş. Yargı kararını tanımayan insan Başbakanlık makamında oturur mu?

Şimdi, getirmişsiniz... Bakın, geçen hafta burada bir kanun çıktı. Bekir Bozdağ Adalet Bakanı olarak, 17 Aralık ve 25 Aralıkta, mahkemelerin dinleme kararları üzerine tespit edilmiş yolsuzluk iddialarıyla ilgili belgelerin ortadan kaldırılması ve soruşturmayı kapatmak için tuttu, İzmir Başsavcılığına ve Adana Başsavcılığına telefon etti. "Git, o belgeleri ortadan kaldır, soruşturma evraklarını ortadan kaldır, savcıyı da değiştir." dedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Orada mıydın sen?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ondan sonra da onunla ilgili fezleke geldi Meclise. Meclis Başkanı, tabii, Meclis Başkanı değil ki Meclis Başkanı demek için bin şahit lazım. Bunları tutuyor, iade ediyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkan, niye uyarmıyorsunuz? Temiz bir dille konuşsun!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, bir memlekette bir Meclis, yargı kararlarını uygulamayan bir yürütme gücüne karşı eğer sessiz kalıyorsa orada artık, Meclisin hükmi şahsiyeti yok. Dolayısıyla onları uygulamadı ve geri gönderdi. Hâlâ da şimdi... Kanun getirildi, Ceza Kanunu'nda değişiklik yaptınız. Efendim, dediniz ki: "Soruşturma aşamasında yargıya müdahale etmekten dolayı ceza kesilmez." Şimdi de yine bir torba kanunla bir hüküm getiriyorsunuz: "Efendim, mahkeme kararlarını uygulamayacağız, idari yargının kararlarını uygulamayacağız." Peki, bu neyin anlamıdır beyler? Eğer bir memlekette mahkeme kararlarını uygulamıyorsanız bu kadar hâkim ve savcıya niye maaş ödüyorsunuz? Niye bu vatandaşlar mahkemeye dava açıyorlar, davada o kadar masraf ediyorlar, avukat tutuyorlar? Bunlar Türkiye'nin geleceğini karartan ve körelten durumlardır.

Şimdi, önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanlığı seçiminde eğer Tayyip Erdoğan aday olursa yüzde 99 değil, yüzde 100 istifa etmesi lazımdır. Çünkü Cumhurbaşkanı... Sizin çıkardığınız kanun, okuyun çıkardığınız kanunu. Bu kanunda diyor ki: "Tüzel kişiler Cumhurbaşkanı adayına yardımda bulunamaz." Tayyip Erdoğan devletin uçağını kullanıyor, devletin bürosunu kullanıyor, devletin arabasını kullanıyor. Bu, açıkça Anayasa'yı ve yasayı ihlaldir. Dolayısıyla, istifa etmediği takdirde, Yüksek Seçim Kurulu da... Zaten, maalesef, hâkimler, Tayyip Erdoğan karşısında yargı görevinin gerektirdiği tarafsızlık ve kişiliği göstermiyorlar, göstermek durumunda kalırlarsa Tayyip Erdoğan'ın istifa etme zorunluluğu ortadadır. Benim şahsi kanaatime göre, Tayyip Erdoğan aday olamaz, aday olabilmesi için mal bildiriminde bulunması lazım. Tabii, çok devasa serveti var; bu servetin içinde yurt dışında olanları var, bunların hepsini beyan edemez. Beyan etse bunlar hemen ortaya çıkar ve bunu da kendisi biliyor ve Mal Bildirimi Kanunu'na muhalefetten dolayı kendisi de yüzde yüz mahkûm olacaktır. Tabii, bunları biliyor. Göreceğiz tabii zaman içinde.

AHMET YENİ (Samsun) - Boş hayaller kurma.

KAMER GENÇ (Devamla) - Benim hayalim mayalim değil.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sen mi garipsin?

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, AKP'liler, bugün bu memlekette yapılan yolsuzlukların, hukuksuzlukların baş sorumlusu sizsiniz, Hükûmetiniz. Yarın, çocuklarınız size yapılacak saldırılara cevap veremezler, toplum içinde utanç içinde gezerler.

AHMET YENİ (Samsun) - Sen kendini düşün!

KAMER GENÇ (Devamla) - Yahu, memleket elden gitmiş; efendim, Musul Konsolosluğu birileri tarafından işgal edilmiş, o Musul Konsolosluğunu işgal eden kişilere silah veren sizsiniz, sizin Hükûmetiniz.

AHMET YENİ (Samsun) - Hâlâ yalan konuşuyorsun, yalan!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bugün 80 küsur Türk vatandaşı on beş gündür tutukludur, tutsaktır fakat kimse kendi vatandaşlarına sahip çıkmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunlar gerçekten utanç verici şeyler. Aslında, sizin...

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bu kişiler niye sırtlarını dönmüşler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sana ne!

BAŞKAN - Onu bilemem efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben çıkınca niye sırtlarını döndüler?

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Genç...

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunların biraz utanmaları lazım.

BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen...

Teşekkür ediyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) - Niye sırtlarını dönmüşler? Sizin müdahale etmeniz lazım.