Konu:Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında
Yasama Yılı:4
Birleşim:105
Tarih:18/06/2014


ÇANAKKALE SAVAŞLARI GELİBOLU TARİHİ ALAN BAŞKANLIĞI KURULMASI HAKKINDA
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yer önemli bir yer, güzel bir şehir, güzel bir konu ve çok önemli bir kanun tasarısı. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı... Bölgeyi iyi bilirim, geçmişte de çok güzel düzenlemeler yapıldı. Sayın Bakanın icraatlarından bildiğim kadarıyla, 100'üncü yıl anma programları çerçevesinde Türkiye'nin imajını da daha iyi hâle getirmek adına büyük kapsamlı bir program hazırlamaya çalışıyorlar. El birliğiyle bir daire başkanlığı şeklinde, işlerin daha iyi yürümesi, kaynakların daha iyi değerlendirilmesi adına bunu yaptıklarını düşünüyorum ve diliyorum, umuyorum, kanunda suistimale açık bir madde bulunmasın çünkü kanunun içerisinde Sayıştay denetiminden buranın çıkartılmasına ben anlam veremedim. Mutlaka bunu birinin denetlemesi lazım.

İkincisi: Çanakkale'de bölge olarak konuya bakmak lazım. Çanakkale tabii ki sadece Gelibolu'dan ibaret değil; Çanakkale Türkiye'nin vitrini, medarıiftiharı. Çanakkale Saros Körfezi'yle, Gelibolu'suyla, Gökçeada'sıyla, Bozcaada'sıyla, Assos'uyla, Neandria'sıyla çok önemli bir tarih ve kültür şehri. Bizim yakın tarihimiz açısından da her Türk'ün, her Türk vatandaşının, çocuğunun elinden tutup oraya götürüp bu ülkenin nelere mal olduğunu, bedelinin ne olduğunu, kimliğini, kişiliğini kazanması açısından oraları göstermesi bir ebeveynin, yetişkinin en başta gelen görevidir.

Tabii, Çanakkale deyince, Çanakkale Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk'ün dünya tarihine çıktığı o "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum." diye verdiği emirle dünya harp okullarında ders olarak okutulan, dünyanın en donanımlı ordularının, en güçlü ordularının, en modern silahlarının, gemilerinin, maddenin mana karşısında yenildiği bir yer. O inancın, o imanın, o Çanakkale ruhunun ne olduğunu yine Mustafa Kemal anlatıyor. Ne diyor? "Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok, okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, kelimeişehadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor, ölüyor, öldürüyor. İşte, bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur."

Sayın Bakan, bu bölgede bu ruhu temsil ettiremezseniz, ayakta tutamazsanız, oraları ne yaparsanız yapın hiçbir anlamı yoktur. Ahmet Tüfekçi diyor ki:

"Ey Çanakkale, sen topraksan suyun kandır,

Toprak, sen vatansan sebep bundandır.

Ey ömür, bitmişsen hayatın baharında,

Bilsin ki cihan, dünya kokmayanlar orada yatanlardır,

Çok kısasın şehidimin Çanakkale yaşında,

Uzun olur ancak Türkün vatan yaşında.

Ey tarih, seni yazdıran da var, yazan da,

Geçmişte yazıldın, yazılacaksın daha,

Yalnız, Çanakkale'de yazılanlar yazılamaz bir daha.

Ruhların düğününde inlerken yer gök,

Tekbir sesleriyle dualar orada bir başka.

Yoğrulan hamura bir bak, unu toprak, suyu kandı,

Ergenekon'dan gelenlere son vatandı,

Onu silmeye gelenlerin gömüldüğü bu yerde

Türklükle İslam'ın öpüştüğü andı,

Ey Çanakkale, bağrında yatanlar

Esareti zincir yapıp milletlere takanlara Türk'ün kim olduğunu anlatanlardı."

diye ifade ediyor.

Bu anlam, bu mana, oralarda siyasi propaganda, Türk'ün o manevi kıblesi şeklinde, millî kıblesi şeklinde değerlendirdiğimiz o madde ile mananın birleştiği, Türklükle İslam'ın öpüştüğü, orada ölenlerin gayelerinin, amaçlarının ne olduğunun anlamının mutlaka orada belirtilmesi gerekmektedir.

Gelibolu'da Abidelerde Türk Bayrağı dalgalanır. Karşı sahilden, karşı yakadan görünür o bayrak. "Bayrak", "vatan", "şehit", "Mehmetçik" bu kavramlar tabii ki eğitimle, öğretimle olur. Öğretimi okullarımız maalesef veremiyor, eğitimle de böyle gösteremiyoruz. Son on yıldır eğitim politikası olmayan AKP hükûmetleri polis gücünde yüzde 88 bir artış yapmıştır, öğretmen gücünde ise yüzde 24'lük düşüş yapmıştır. Dolayısıyla, eğitimi tekdirle yapma gibi bir metot seçmiştir. Bu şekilde "bayrak" kavramını onun yüreklerine gergef gergef nakşedemezseniz, işte çıkar, o bayrağı indirir orada soytarı. Orada o bayrak için yediği kurşunlara rağmen siperlere Türk Bayrağını diken Mehmetçik dururken, Diyarbakır'da Mehmetçik seyreder sadece. Bununla sorumlu olan komutan, yönetici, siyasetçi, herkes, kimisi ona "bir bez parçası" der, kimisi anlamsız, "Süreci bozmasın." der, bizim yüreklerimizi dağladığı gibi, Adıyaman Besni'deki Nuri Bey'in de yüreğini dağlar, bana çektiği mesajda ağlar. Çünkü o bayrak Siirtlinin, Hakkârilinin, Vanlının, Erzurumlunun, hepimizin. Bu değerleri, bu kavramları bilemezsek, kıymetini bilemezsek, işte gider Musul'da da bayrağımızı indirirler, biz otururuz ve susarız kendi kimliğimizi değerlerimizi koruyamazsak. Almanlar Almanya'dan gelip, Irak'ta operasyon yapıp bu eşkıyaların elinden adamlarını almışken, 3 tane İsrailli kendi vatandaşının kaçırılmasına karşı operasyon yapmışken biz vatandaşımızdan bu bilgileri dahi gizleyen, "Musul'la ilgili haberler yapmayın." diyen bir yönetime sahibiz. Biz eğer kendi yüreğimizi, kendi güvenimizi, kendi inancımızı ortaya koyamazsak hep maskara oluruz.

Barış, savaşa hazırlıkla olur. Yarın kan dökmeye hazır olmayanlar yarınki barışı da elde edemezler. Gardını alacaksın, çekilecek karşıdaki. Ancak, Mehmetçik'i ezdik, polisi sürdük, insanları zorla emekli ettik, hapishanelere tıktık; ne komutan bir şey yapabiliyor ne gazeteci yazabiliyor ne millete gerçekleri gösterebiliyoruz.

Sayın Bakanım, kanununuzu destekliyoruz. Lütfen bundaki eksiklikleri düzenleyiniz. Birileri, sizden sonra gelenler, bunu kötüye alet etmesinler, şahsi çıkarlar peşine düşmesinler, Napolyonculuk yapmasınlar.

Bu anlamda, yasanın milletimize hayırlı olmasını diliyor, "evet" oyu vereceğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)