Konu:HDP GRUBUNUN, GRUP BAŞKAN VEKİLİ IĞDIR MİLLETVEKİLİ PERVİN BULDAN TARAFINDAN, SURİYE'DE BAŞTA ROJAVA HALKINA KARŞI OLMAK ÜZERE HALKLARA KARŞI VAHŞET UYGULAMALARI İLE BİLİNEN IŞİD VE EL NUSRA ÖRGÜTLERİNİN ÜLKEMİZ GENÇLERİNİ SURİYE'DEKİ SAVAŞA SÜRÜKLEMELERİ İÇİN YAPTIKLARI FAALİYETLERİNİN ARAŞTIRILMASI AMACIYLA 14/4/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 11 HAZİRAN 2014 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
Yasama Yılı:4
Birleşim:101
Tarih:11/06/2014


HDP GRUBUNUN, GRUP BAŞKAN VEKİLİ IĞDIR MİLLETVEKİLİ PERVİN BULDAN TARAFINDAN, SURİYE'DE BAŞTA ROJAVA HALKINA KARŞI OLMAK ÜZERE HALKLARA KARŞI VAHŞET UYGULAMALARI İLE BİLİNEN IŞİD VE EL NUSRA ÖRGÜTLERİNİN ÜLKEMİZ GENÇLERİNİ SURİYE'DEKİ SAVAŞA SÜRÜKLEMELERİ İÇİN YAPTIKLARI FAALİYETLERİNİN ARAŞTIRILMASI AMACIYLA 14/4/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 11 HAZİRAN 2014 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün son derece önemli bir durumla karşı karşıyayız. Önemli derken son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız. Suriye politikası neticesinde Hükûmetin açmış olduğu yoldan bölgeye gelen terör örgütlerinden El Kaide bağlantılı, "Irak-Şam İslam Devleti" adlı radikal terör örgütü Musul'a el koydu. Musul'a el koyması demek Suriye'yle birlikte Irak'ın da toprak bütünlüğünün ciddi bir tehlikeye girmiş olması demek. Şimdi, gelen haberlere göre bunlar Beyci'ye doğru ilerliyorlarmış. "Beyci" dediğimiz yer Irak'taki Kerkük-Ceyhan Boru Hattı'nın da içinde bulunduğu yer. Dolayısıyla Kerkük-Ceyhan Boru Hattı da çok yakın zamanda bu IŞİD'in eline geçmiş olacak.

Bu yeni bir gelişme değil bu gelişmeyi Hükûmet nasıl takip etti, ne kadar takip etti, onu bilmiyorum. Ben isterdim ki bugün bu kadar önemli bir gündemle karşı karşıya olduğumuz zaman Meclisimiz dolu olsun ve Hükûmet gelsin, burada, öngörüsü nedir, ne yapmak istiyor, ne düşünüyor, onları gelip bize anlatsın. Dışişleri Bakanı New York'taymış. New York'ta Güvenlik Konseyi üyeliğimiz için oy toplamaya çalışıyor, ümitsiz bir işin peşinde. Türkiye, ne yazık ki, daha önce de burada söylediğimiz gibi, bu defa Güvenlik Konseyine seçilemeyecek, seçilme ihtimali yok. Ama, Dışişleri Bakanının ciddi bir şekilde sorumluluğunu üstlenip buraya gelmesi lazım. Bu sorumluluk başta Hükûmete düşen bir sorumluluk çünkü Suriye politikası ve Orta Doğu politikası bu bölgeyi bu noktaya getirdi.

Bakın, Dışişleri Bakanı buraya her geldiğinde bir şey söylüyordu, diyordu ki: "Bizden önce -'bizden' derken kendisini kastediyor, 'benden önce' demesi lazım çünkü kendisinden önceki Dışişleri bakanları da 'bizden önce' dediği kısma giriyor- Türkiye'nin dış politikası 'bekle gör' şeklinde gidiyordu. Hiçbir şeye karışmıyorduk, görüşmüyorduk, 'neme lazım' diyorduk veyahut da tepkisel davranıyorduk." Hâlbuki böyle değil, hiç de böyle değildi, Türkiye, bu bölgede bir istikrar oluşturucu olarak görev yapıyordu, hiç kimsenin karşısında denge unsuru olmaya çalışmıyordu, hiç kimsenin karşı ağırlığını teşkil etmiyordu ama bu bölgede istikrar yapıyordu. Bakın, ne kadar başarılıymış ve ne kadar etkiliymiş çünkü Türkiye o istikrarlı ve dengeli politikasını sürdürdüğü sürece bu bölgede bu gibi şeyler olmuyordu. Bu bölge, bugün çivisi çıkmış olan bu bölge insanların kaçtığı, demin konuşan değerli hatibin belirttiği gibi, Türkmenlerin, Kürtlerin, diğer etnik gruplara mensup olan insanların fellik fellik kaçıştığı Musul sakindi, Suriye sakindi ve bugün bu durumda değildik ama maalesef, Hükûmetin yapmış olduğu yanlış politika bugün bizleri bu korkunç vaziyetle karşı karşıya getirdi. Şimdi ne yapılacak diye düşünüyorsunuz? Bakın, göreceksiniz önümüzdeki dönemde, kısa dönemde -bu bir kehanet değil- bu bölgede yeniden bir koalisyon oluşacak ve yeniden bu bölgede dış güçler buraya hâkim olmaya, burayı düzeltmeye çalışacaklar. Bunun başka çaresi de yok. Peki, dış güçler burayı düzeltmeye çalıştıkları zaman, yeni baştan burada koalisyonlar kurulup da bu sefer terörle mücadele edildiği zaman Hükûmet hangi pozisyona girecek, ne yapacak, nasıl bir tavır takınacak? Bunların bize süratle anlatılması lazım. Bizlerin, hepimizin bunları birlikte düşünmemiz, konuşmamız ve kararlaştırmamız lazım. Sayın Cumhurbaşkanının, belki, Anayasa'nın kendisine vermiş olduğu ve Sayın Başbakanın kendisi Cumhurbaşkanı olduğu takdirde her zaman kullanacağını söylediği yetkiyi kullanıp Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırması lazım. Uzun müddet Dışişleri Bakanlığı yapmış, uluslararası tecrübesi bulunan, konulara daha sükûnetle bakan, duygusal davranmayan, vaktiyle iyi bir Dışişleri Bakanı olan Cumhurbaşkanının, bugün Hükûmeti toplayıp Hükûmeti doğru yola doğru sevk etmesi lazım. Dışişleri Bakanının da bugüne kadar sürdürdüğü hayalci ve maceracı politikaların bizi nereye getirdiğini görüp artık bir daha "istifa" keyfiyetini düşünmesi lazım.

Türkiye'nin, hayalle, macerayla, heyecanla, olmayacak senaryoların peşinde yola çıkmaması lazım. Çıktığımız zaman, bakın, geldiğimiz nokta burası. Bugün Musul Başkonsolosluğunun işgal edildiğini bildiriyor uluslararası haber ajansları. Daha vahim bir haber aldım eğer o doğruysa hakikaten çok üzücü ama o haberi Dışişleri Bakanlığının İnternet sitesinden doğrulatamadım. Dışişleri Bakanlığı diyormuş ki: "Durumu inceliyoruz, ne olduğunu tetkik ediyoruz." Hâlbuki Dışişleri Bakanı, "Tweetter"a dün iki tane "tweet" atmış. Birinci "tweet"te diyor ki: "Bağdat Büyükelçiliğimiz, Halep Başkonsolosluğumuz ve Musul Başkonsolosluğumuzla sürekli temas hâlindeyiz." Bunun için niye "tweet" atılır anlamış değilim. Gayet tabii ki temas hâlinde olacaksın. Senin yurt dışındaki konsolosluklarınla, başkonsolosluklarınla temas hâlinde olduğuna dair "tweet" atma durumun olabilir mi? İkinci "tweet"te -devam ediyor çünkü arkasında artı koymuş, "tweet"in gerisi geliyor- diyor ki: "Musul Başkonsolosluğumuzun ve personelinin korunması için her türlü önlem alınmıştır." Hangi önlem alınmış, ne önlemi alınmış; onları bizim bilmemiz lazım. Önlem alındıysa bugün o Konsolosluk nasıl işgal edilmiş, Konsolosluk personeli nasıl rehin alınmış; onu bilmemiz lazım.

Kuzey Irak'ta Türkiye'nin 3 tane tank taburu var. O tank taburları Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nin de rızasıyla ve bilgisiyle orada duruyor. O tank taburlarının kullanım alanında bir değişiklik yapmak düşünülüyor mu, düşünülmüyor mu?

Yani, demek istediğim, burada, bu konuda bir özel gündemle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanması lazım. Demokratik parlamenter bir rejimde bunlar gizli yapılacak işler değil. Gizli yapıldığı zaman, bakın geldiğimiz noktalar buralar oluyor. Bugün Musul, yarın Kerkük gidecektir. Peki, sonu ne olacak?

Esad'ın bir sözü vardı -o söze biz de zamanında kızmıştık çünkü böyle bir kehanet gibi- "Eğer Suriye giderse Orta Doğu da gider." diyordu. İşte, Suriye'nin dengesi bozulduktan sonra Suriye'den Irak'a doğru kaymalar oldu; şimdi Irak'ın da dengesi bozuluyor, Irak'ın da toprak bütünlüğü bozuluyor. Bunlar bizim sınırlarımızda çok ciddi çatışma olayları çıkarmak üzere.

Bizim hâlâ New York'ta falan olmayacak oyların peşinde dolaşacağımıza gelip burada bunları tartışmamız lazım. Hükûmetin süratle bu konuda tedbir alması lazım. Bu tedbirleri ittifak içerisinde, beraber olduğumuz ülkelerle konuşup, istemediğimiz gelişmelerin bizim dışımızda alınacak kararlarla bu bölgeye getirilmesini engellememiz lazım. Ne yapılıyor, ne ediliyor; bütün milletvekillerinin, halkı temsil eden, her biri -her partiye mensup milletvekilleri için söylüyorum- halkımız tarafından seçilmiş olan milletvekillerimizin bu seçim keyfiyetine uygun olarak bilgilendirilmesi lazım. Oradaki vatandaşlarımızın -28'den başladı, 32'ye çıktı kamyon şoförü sayısı- bir şekilde emniyet altına alınması lazım. Bu "Irak-Şam İslam Devleti" adı verilen kuruluş El Kaide'yle bağlantılı. El Kaide'nin bu bölgeye hâkim olması, Türkiye sınırlarının da içerisine doğru uzanmasına yol açacaktır. Bunlara karşı bütün bu tedbirleri almamız lazım.

Onun için, arkadaşlar, burada böyle oturup, eksik kadroyla konuşmaları dinleyip ondan sonra da başka konulara geçmeyelim; bu konu çok önemli bir konu. Bu, Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasıyla ilgili bir konu. Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasının dışında, Türkiye'nin taşıdığı ve çok yakın zamana kadar, bundan beş altı sene öncesine kadar büyük bir başarıyla üstlendiği bölge güvenliğine katkıda bulunma sorumluluğunun da bir gereği, bunları yerine getirmemiz lazım.

Musul'daki durum gerçekten son derece vahim bir durum. Musul'daki durumu, bu "Irak-Şam İslam Devleti" denilen radikal terör örgütü iki yıldır Musul'un varoşlarında örgütlenmek suretiyle, oralardan yukarıya doğru hareketini geliştirmek suretiyle yapıyor ama bu iki yıldır devam eden faaliyetinin başlarında -ben hatırlıyorum- Uluslararası Af Örgütü Türkiye'ye de çağrıda bulunuyordu "Terör örgütlerine, Irak-Şam İslam Devleti'ne, El Nusra'ya yardım etmekten vazgeçin, bu konuları artık bir şekilde durdurun, bunların ne olduğunu görün." diye. Bakın, o günden bugüne kadar nerelere geldik.

Ben sizlere yeniden bu konuyu çok ciddi düşünmenizi telkin ve tavsiye ediyorum. Sizin, özellikle Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın Hükûmete mutlaka çağrıda bulunup, kendi Hükûmetleriyle aralarındaki kanal neyse o kanaldan çağrıda bulunup süratle Hükûmetin işe el koymasını, Dışişleri Bakanının boş işler peşinde dolaştığı New York'tan buraya gelip bu işin başına geçmesini ve başına geçtikten sonra da iş düzeldikten sonra artık bu görevi ehline bırakmasını sağlamalarını istiyorum. Sizlerin bunu yapabilecek gücünüz var. Bunu hep beraber konuşalım, görüşelim ve bu perişan vaziyete Türkiye'yi daha fazla sürüklemeyelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)