Konu:Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:4
Birleşim:100
Tarih:10/06/2014


BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün önemli bir gün ama değişik bir konuşma yapacağım ben. Daha önce bu kürsüde bu konuşmaya benzer bir konuşma yaptım ama gündeme uyduğunu düşünüyorum.

18'inci yüzyılda Prusya İmparatoru II. Frederick bir gezi yapıyor Potsdam ormanlarında ve muhteşem bir arazi görüyor. Araziyi gördüğü zaman beğeniyor, "Orada bir saray yapayım." diyor, adamlarını gönderiyor. Ama, orada bir yel değirmeni sahibi olan bir köylüyü görüyor. Ona "Al parayı, çek git buradan." diyor. Köylü direniyor. O kadar direniyor ki "Ben buradan bir yere gitmem." diyor. Bir daha gönderiyor adamlarını, buradan göndereyim diye "Ücretini vereyim, ne istiyorsan vereyim." diyor. Köylü "Burası dedemden babama, babamdan bana kaldı. O nedenle burayı terk etmiyorum. " diyor. Prusya Kralı "Burayı illa terk et." diye ısrar edince o ünlü sözü söylüyor -bütün hukukçular bilir- diyor ki: "Berlin'de hâkimler vardır." Aradan yüzyıl geçiyor. Yüzyıl sonra Osmanlı Devleti kendi subaylarını oraya gönderiyor eğitim için. Bir akşamüzeri o subaylara bu anıyı anlatıyorlar, diyorlar ki: "Bakın, bu saray yapılmıştır, sarayın yanında bir tane yel değirmeni var -onun ben fotoğrafını da göstereyim- o yel değirmeni adaleti simgeliyor." ve bunu Osmanlı subaylarına, Osmanlı zabitlerine anlatıyorlar. Bir gece vakti bunları yataktan kaldırıyorlar burayı görmeleri için ve bunlardan 2-3 tanesi böyle yatak çarşaflarını birbirlerine dolayarak yurttan iniyorlar, 2-3 tanesi eğlenmeye gidiyor, 1 tanesi bir gece karanlığında, bir ay ışığında gidiyor bu muhteşem yapıyı görüyor. O kim biliyor musunuz? Cumhuriyetin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk değerli arkadaşlarım. Ve ülkesine dönüyor, ülkesine döndükten sonra ilk hukuk mektebini açıyor. 5 Kasım 1925'te hukuk fakültesinin açılışında şunu diyor: "Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu müessesenin açılışında duyduğum saadeti hiçbir teşebbüste duymadım." Hemen onun arkasından, bazılarının ırkçı olarak nitelendirdiği o minik Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt cumhuriyet savcılarına diyor ki: "Cumhuriyet savcıları Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz."

Şimdi, değerli arkadaşlarım, o beğenmediğiniz Atatürk döneminde, 9 Eylülde bu şanlı bayrağımız İzmir'de göndere çekiliyordu, ne yazık ki sizin döneminizde gönderden indiriliyor, aradaki fark bu değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi size başka bir şey daha anlatacağım. Yargılama teknikleri açısından geçenlerde İstanbul'da 15. Asliye Ceza Mahkemesinde bir VIP sanık, çok önemli bir sanık, asliye ceza mahkemesine görevi kötüye kullanmadan dolayı geliyor. Hâkim bu VIP sanığı içeriye alıyor, sanık sandalyesine oturuyor sanık. Hâkim diyor ki: "Hayır, oraya oturma. Lütfen oradan kalkar mısınız? Size orası yakışmıyor, sizi buraya alalım, avukatların yanına." Avukatların yanına oturuyor. Biraz sonra Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 147'nci maddesi kapsamında sorgu yapılıyor. Sorguda hâkimin sorması gerekiyor. "İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu sorulur." deniliyor, emredici bir hüküm olarak bunlar öngörülüyor ama hâkim ne yapıyor biliyor musunuz? Sorular sorulduğu zaman "Onlara hiç gerek yok, oralara girmeyelim. Ekonomik durumuna filan hiç gerek yok, onları da kapatalım." filan diyor. Şimdi, bu hâkim bu kişi hakkında ne yapıyor değerli arkadaşlarım biliyor musunuz? Bir yandan da karar vermeden evvel ihsasıreyde bulunuyor. Diyor ki: "Bu kişi hakkında ben beraat kararı verdim." O önemli kişi de kapıya çıkıyor diyor ki: "Evet, mahkeme benim hakkımda beraat kararı verdi. Bu şekilde de herhangi bir problem yoktur."

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yirmi dört yıl avukatlık yaptım. Ben bir sanığın duruşma salonundan içeriye girildiği zaman, hâkim tarafından, hiç "Orada oturma, bu tarafa geçin, istirham ederim, size yakışıyor mu?" dediğini görmedim değerli arkadaşlarım. Hukukçu olanlar gördü mü bilmiyorum? Ben avukat olarak görmedim. Böyle bir VIP sanığın avukatlığını da yapmadım ama bu tablo karşısında arkasından bunun beraat etmesi, hemen onun arkasından da hiç ona ekonomik durumunun sorulmaması, gelir durumunun sorulmaması çok ilginç. Bu soruları sormayan, hâkimlik görevini yapmayan kişinin adı ne biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? İstanbul 15. Asliye Ceza Hâkimi, Mustafa Erdoğan. Yaşadığım müddetçe bu adamın nereye geleceğini takip edeceğim. Tahmin ediyorum ki -bir not alın- Mustafa Erdoğan çok yakın bir zaman içerisinde muhtemelen Yargıtay üyesi olabilir, önemli bir ağır ceza mahkemesinin başkanı olabilir, önemli bir komisyon başkanı olabilir. Mustafa Erdoğan'ı buradan kutluyorum yapmış olduğu adil yargılamadan dolayı. Hani Berlin'de hâkimler vardı ya, İstanbul'da da hâkimler varmış bizlere bunu gösterdi. Yani aradan iki yüz yıl geçtikten sonra İstanbul'da da hâkimlerin olduğunu Mustafa Erdoğan bize gösterdi. Ama bu Mustafa Erdoğan'ın yapmış olduğu muhteşem yargılamanın şüphelisi kim sizce? Kim olabilir? Kim olabilir sayın başkanlar? Ne yazık ki hemşehrim Kadir Topbaş. İstanbul Büyükşehir Başkanı ancak bu şekilde VIP yargılanabilir. Hâkimi de kutluyorum, savcıyı da kutluyorum, şüpheliyi de içten kutluyorum, başka ne diyeyim?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)