Konu:Mhp Grubunun, Mhp Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural Tarafından, Vatandaşların Artan Borçları Ve Bunun Yol Açtığı Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla 14/2/2014 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin, Genel Kurulun 3 Haziran 2014 Salı Günkü Birleşiminde Sunuşlarda Okunmasına Ve Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:96
Tarih:03/06/2014


MHP GRUBUNUN, MHP GRUP BAŞKAN VEKİLİ İZMİR MİLLETVEKİLİ OKTAY VURAL TARAFINDAN, VATANDAŞLARIN ARTAN BORÇLARI VE BUNUN YOL AÇTIĞI SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 14/2/2014 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 3 HAZİRAN 2014 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin vatandaşın borcuna ilişkin, araştırılmasına dair vermiş olduğu önergeyle ilgili lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlar, ekonomiye ilişkin algılar var, gerçekler var, bir de yalanlar var. Bazı gerçekleri bazı rakamlardan anlayabiliriz ama bazı rakamların başka yanlarını göstererek birtakım algılar da yaratabiliriz ve bu algıları gerçekmiş gibi sunabiliriz. Bunu hep yapıyor AKP. Biraz önce AKP'den değerli milletvekili ağabeyimiz de buraya geldiğinde benzer şeyler söyledi.

Şimdi, bakın, Sayın Başbakan çıkıyor kürsülere ve televizyonlara, diyor ki: "Nereden nereye!.. Borcumuzun millî gelire oranı buradan başladı, buraya geldi. Biz aldığımızda yüzde 70'lerin ortasındaydı, bugün 30'lara geldik. Maastricht Kriterini tutturduk, IMF'ye borcumuzu ödedik." Bunlar doğru mu? Bir boyutuyla doğru ama bir de meselenin öbür tarafı var. Nedense Sayın Başbakan meselenin öbür tarafıyla hiç ilgilenmiyor, AKP milletvekilleri meselenin öbür tarafıyla hiç ilgilenmiyor, ekonominin toplam borçluluğunun ne olduğuna ilişkin hiçbir şey söylemiyor, sadece kamu borcundan bahsediyor.

Bakınız, siz bir ekonomik model uyguluyorsunuz, bu ekonomik model cari işlemler açığı veriyor ve cari işlemler açığını finanse etmek için de borç yaratmak zorundasınız, borçlanmak zorundasınız; böyle bir ekonomik modelimiz var. Türkiye ekonomisinin borç yaratma dinamikleri azalmıyor çünkü cari işlemler açığının millî gelire oranı artıyor. Bir balon gibi düşünün, kamuyu sıkıyorsunuz bir tarafından ama balonun öbür tarafı şişiyor. Eğer kamu borçlanmayacaksa cari işlemler açığını finanse etmek için kim borçlanacak? İşte burada özel sektör ve hanehalkı devreye giriyor, özellikle özel sektör. Bunları hiç konuşmuyoruz, özel sektör borçluluğundan hiç bahsetmiyoruz, ekonominin toplam borçluluğundan hiç bahsetmiyoruz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Borç kalitesinden bahsetmiyoruz, vadelerden bahsetmiyoruz, faiz oranlarından bahsetmiyoruz.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Bakın, ben size birkaç tane rakam vereyim. AKP iktidara geldiğinde, 2002 yılında Türkiye'de özel sektörün dış borcu 43 milyar dolardı yani 1923'ten 2002'ye kadar stok olarak gelmiş bütün hükûmetlerin biriktirdiği borçların toplamı 43 milyar dolar; millî gelire oranı yüzde 18. AKP iktidarında, 2013'ün sonu itibarıyla bu rakam 267 milyar dolara çıkmıştır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından AKP iktidarına kadar geçen süre içerisinde bütün hükûmetlerin biriktirdiği borcun en az 5 katı kadar AKP Hükûmeti son on yılda reel sektör, özel sektör olarak borç biriktirmiştir. Şimdi bunu göreceğiz, bunları konuşacağız, sadece kamu borcundan bahsetmek olmaz.

Şunu diyebilirsiniz, şunu söyleyebilirsiniz: "Özel sektörün borcundan bize ne?" Türkiye'yi değerlendirenler, Türkiye'ye kaynak aktaranlar, Türkiye'ye ilişkin ekonomik değerlendirme yapanlar ekonominin toplam borçluluğuna bakarlar. Bir sabah kalkarsınız, tıpkı 2001'de olduğu gibi, özel sektörün borçları devletin borcu oluvermiş. Bunu yapabilirsiniz, bu olabilir. Dolayısıyla, özel sektör borcunu göreceğiz. Reel sektörün döviz pozisyon açığı bunun doğal bir sonucu, bunu hiç konuşmuyoruz.

Bakın arkadaşlar, biz 2001 krizine 20 milyar dolar finansal sektör döviz pozisyon açığıyla yakalandık. Şu anda bu rakam 174 milyar dolar. İktidara geldiğinizde bu 6,5 milyar dolardı. Millî gelire oranı artmış değerli arkadaşlar; 2,8'den yüzde 21'e çıkmış.

Türkiye'nin finansman ihtiyacına hiç girmeyeceğim.

Şimdi, bir başka borç göstergesi, araştırmanın asıl konusu olan bir başka borç göstergesi: Hanehalkı borçluluğu. Şimdi, buraya gelen sayın hatip, Sayın Bilgiç, hanehalkı borçluluğuyla ilgili birtakım rakamlar verdi ama şunu görmek gerekiyor: 2002'den 2013'e nereye geldik? Türkiye'de hanehalkının tüketici kredisi ve kredi kartı borcu nereden nereye gelmiş? Şimdi, bakın, devletin resmî rakamları.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Burada da var, burada da var.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Biraz önce Merkez Bankasından verdiniz, ben de Merkez Bankası İstikrar Raporu'ndan veriyorum. Efendim, 2002 yılında devri iktidarınız başladığında 6,6 milyar lira borcu varmış Türkiye'de hanehalkının, tüketici kredisi, kredi kartı borcu toplam 6,6 milyar. Millî gelire oranı kaç? Yüzde 1,9-yüzde 2.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Kim söylüyor 6,6 olduğunu?

MÜSLİM SARI (Devamla) - Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu.

Şimdi kaç? Şimdi kaç? Aradan on iki yıl geçmiş, 2013'e gelmişiz, 318,1 milyar mevduat bankalarına hanehalkının tüketici kredisi ve kredi kartı borcu. Finansman şirketlerini de eklediğinizde bu rakam 326 milyar oluyor yani 6 milyardan 326 milyara. Kaç kat? 48 kat.

Değerli arkadaşlar, son on iki yılda hanehalkı borcu 48 kat artmış. Millî gelire oran olarak yüzde 1,9'dan yüzde 20,4'e çıkmış. Şimdi, bu sorun değil mi? Yani buraya gelip bunu şöyle anlatamazsınız: "Ya, kredi olanakları gelişti, faiz oranları düştü, insanların kredi potansiyelinde önemli gelişmeler var, insanlar tüketiyor, tükettikçe mutlu oluyor." Evet, insanlar tükettikçe mutlu olur ama bu tüketimin karşılığına bir üretim ve gelir koymak zorundasınız; geliriniz büyümezse, geliriniz büyümüyorsa tüketimle bir yere gidemezsiniz.

Bakınız, bu hanehalkının borçlarının harcanabilir gelire oranı ne olmuş? Yüzde 47'ye ulaşmış, son üç yılda yaklaşık 7 puan artmış; son on yılda, on iki yılda 30 puan artmış. Yani hanehalkının harcanabilir gelirinin içinde borçları, stok borçları, tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 30 puan artmış.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Neredesin ama neredesin? G20 ülkeleriyle mukayese ettiğinde Türkiye olarak nerede duruyorsun, onu söyle.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Şimdi, "Bu sorun değil." diyebilirsiniz, burada şöyle rakamlar verebilirsiniz: "Avrupa Birliği ülkelerinde hanehalkının borçları oranı bu kadar, bizde bu kadar." Arkadaşlar, o ülkelerde borç ödeme kapasitesi Türkiye'nin 10 katıdır. Çünkü kişi başına gelir 30 bin dolardır, sizin ülkenizde kişi başına gelir 10 bin dolar. Sizin hanehalkınızın borç edinebilme kapasitesi Avrupa Birliğindeki herhangi bir ülkenin hanehalkının borç ödeme kapasitesinden düşüktür. Bu çok önemli, bunu görmek gerekiyor, bu bir.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Rakama değil orana bakıyorsun. Oranı mukayese ediyorsun Müslim.

MÜSLİM SARI (Devamla) - İkincisi: Bu oranı çok hızlı kapattınız, yüzde 2'lerden yüzde 40'lara geldiniz, çok hızlı kapattınız ve taşınabilirliği yoktur artık. Gelirinizi artırmadığınız sürece hanehalkının borçlarının taşınabilirliği yoktur.

Buradan sesleniyorum Sayın Başbakana ve sayın AKP milletvekillerine. Bakınız Sayın Başbakan bir iktisat dehası gibi demeçlerde bulunuyor, "Faiz oranlarını sert bir biçimde aşağı indirelim." diyor. Üniversite 1'inci sınıf makro öğrencisinin bile öğrendiği şeylerin tersini söylüyor Sayın Başbakan. Bu koşullarda bu kadar büyük kırılganlıklarımız varken, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki bir yılda 225 milyar dolar dış finansmana ihtiyacı varken "Faizleri yükselttiğiniz gibi aynı hızla aşağı indirin." demek Türkiye'ye krizi davet etmek demektir; çok açıktır ve nettir. Bütün yabancı kuruluş raporları, iktisadı bilen herkes bunu söylüyor.

Bu ekonomik model bu süreçte bu şekilde devam ederse Türkiye'yi ciddi şekilde sıkıntıya sokacaktır, özellikle hanehalkını sıkıntıya sokacaktır. Önümüzde büyüme oranlarının düşeceği kesindir, son iki yıl büyüme oranlarımız yüzde 3'lerde. Paranın yönü değişiyor, konjonktür değişiyor, para yeniden güvenli limanlara doğru gidiyor. Para yeniden güvenli limanlara doğru giderken bu kadar yüksek cari işlemler açığını finanse etmekte zorlanacağız, büyüme oranlarımız düşecek. İşte, büyüme oranlarımız düşünce hanehalkı gelirimiz düşecek. Hanehalkı gelirimiz düşünce hanehalkının borç ödeme kapasitesi düşecek ve bu rakamlar, özellikle yüklenilen son on yıldaki rakamlar, hanehalkının borç seviyesinin gelmiş olduğu yere ilişkin rakamlar önümüzdeki dönem ciddi sıkıntıları beraberinde getirebilir.

Bakın, tahsili gecikmiş alacaklarda çok ciddi artışlar gözükmüyor. Bugün, baktığımız zaman, kabaca 10 milyar liralık bir tahsili gecikmiş alacak var ancak büyüme oranları geçmiş dönemden daha düşük olacağı için ya da Türkiye'nin büyüme kapasitesi önümüzdeki dönem düşeceği için ben iddiayla şunu söylüyorum: Önümüzdeki birkaç yıl daha Türkiye 0 ila 3 arası bir büyümeye razı olmak zorundadır. Bu, Türkiye'de işsizliğin artması demek.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - 2,44'ten 2,27'ye geldi on senede. Yapma Allah'ını seversen Müslim!

MÜSLİM SARI (Devamla) - Çünkü biz biliyoruz ki ekonominin yüzde 5'in altında büyüdüğü her dönem Türkiye'de işsizlik artmıştır. Türkiye genç bir ülkedir, her yıl 500 bin, 600 bin insan istihdam havuzuna girmektedir. Dolayısıyla, ekonomik büyümenin düşmesi işsizliğin büyümesiyle ve çoğalmasıyla karşılaşacak. Bu, hanehalkının gelirinde ciddi zafiyetlerin ortaya çıkması anlamına gelir. Ekonomide bir bomba var. Mutlaka ve mutlaka hanehalkı borçları araştırılmalıdır, bununla ilgili bir komisyon kurulmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi buna her türlü desteği vermeye hazırdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)