Konu:Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleriyle İlgili Sorunların Tespiti Ve Ülkemizin Gelişimine Katkı Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla Bir Meclis Araştırması Komisyonu Kurulmasına İlişkin Önergeler Ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu
Yasama Yılı:4
Birleşim:93
Tarih:27/05/2014


ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN KEŞFİ, EĞİTİMLERİYLE İLGİLİ SORUNLARIN TESPİTİ VE ÜLKEMİZİN GELİŞİMİNE KATKI SAĞLAYACAK ETKİN İSTİHDAMLARININ SAĞLANMASI AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU KURULMASINA İLİŞKİN ÖNERGELER VE MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Üstün yetenekli çocukların tespiti, eğitimi, sorunlarıyla ilgili hazırlanmış olan komisyon raporunu görüşüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi arz ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 11 milyon çocuğumuz ilkokul ve ortaokulda okumaktadır. Yüzde 3'ü üstün zekâlıdır bu çocukların; Alman uzmanların tespiti, dünya literatürü de böyle. Yani yaklaşık 330 bin üstün zekâlı, üstün yetenekli çocuğumuz var. Sistem bunların içerisinde sadece 15 binini tespit etmiş, 15 binini eğitim altına almış, diğerleri... Bir bıçak neşter olur, bir doktorun elinde can kurtarır; bir bıçak bir katilin eline geçer, hayat yok eder, insan öldürür. Bu çocuklar çok özel çocuklar. Yani bizim zenginliğimiz, altınımız, madenimiz petrolümüz değil; emin olun, en büyük zenginliğimiz bu çocuklar. Bunun farkına varılmış olması, farkına varılsın diye bu çalışmanın yapılmış olması, bu Komisyonun kurulması çok büyük bir ilerleme, büyük bir başarı.

Yaş nedeniyle Komisyona ilk ben Başkanlık yaptım fakat oy sayımıyla Sayın İncekara Komisyon Başkanı oldu; iyi ki de oldu, tanıdığım -o vesileyle kendisini tanımış oldum- çalışkan, nezaketli, başarılı, herkesi işin içerisine katan yapısıyla, davranış biçimiyle Komisyonda bir ahenk meydana getirdi. Ben de huzurlarınızda Sayın İncekara'ya, Komisyon Başkanımıza teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, zekâ kader değildir. Evet, bu çocuklara Allah zekâ vermiş. Bizim çocuğumuz olabilir, bir başkasının çocuğu olabilir; bu çocukların bu zekâsı zengin, fakir, şu dilde, bu dilde değil; Allah vermiş. Biz bunları tespit edemiyoruz ama bilimin geldiği bir nokta var ki zekâ kader değil, biz istersek bilimsel yollarla bir çocuğun zekâ seviyesini yükseltebiliriz. Parası olanlar özel okullarda, özel kurslarda çocuklarına bunu sağlıyorlar. Benim devletim elindekinin kıymetini bilemiyor; hantal yapısı içerisinde, bu 330 bin çocuğumuz bu Millî Eğitim Bakanlığının bünyesi içerisinde, onun karanlık dehlizleri içerisinde, kör gözlerin görmediği, fark edemediği; okulda öğretmenin verdiğini kabullenmeyen, az gelen, o yüzden dersle ilgilenmediği için öğretmen tarafından azarlanıp dışarıya atılan, dışarıda çete reisi olan, dışarıda örgütler kuran, polisle, devletle, kanunla alay eden -kendilerine göre- dâhiler oluyor.

Dünyanın bütün ülkeleri bu insanlara, bu değerli varlıklara önem veriyor, farkındalar. Bakın, dağılmış, bitmiş diye dünyanın baktığı Sovyetler, Başkanı Putin, Başbakanı Medvedev vasıtasıyla son yıllarda gözle görülür, fark edilir bir birleşme, bir toparlanma hâlinde. Bu ikisi de çok küçük yaşlarda sistemin tespit edip eğitime aldığı üstün yetenekli insanlar. Önemli liderlerin çıkabileceği, bilim adamlarının çıkacağı bu değerlerin mutlak surette iyi, planlı, programlı tespit edilerek sisteme, devreye sokulması lazım.

Millî Eğitim Bakanlığımızda bu çocuklarımızla ilgilenen özel bir genel müdürlük yok. Bu çocuklar, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesi içerisinde özürlü çocuklarımızla hemen hemen aynı şekilde değerlendirilmekteler. Bunlara, özürlü çocuklara ayrılan bütçenin dörtte 1'i ayrılmakta. İsrail'de üstün yetenekli bir çocuk için aylık 800 euro ödenek ayrılmakta. Biz bunları istemiyoruz. Özürlü çocukları taşıyan taşımacılara, özürlü çocukları okula getiren vasıtalara devlet katkıda bulunuyor. Ancak bu üstün yetenekli çocuklar -birçoğu fakir aile çocukları- okullara gelmekte güçlük çekiyorlar. Anne babaları zaten panik hâlinde; çocuk 2 yaşında başlamış sorular sormaya, 3 yaşında okuma yazmayı öğrenmiş, 4 yaşında bir başka ülkenin devlet başkanıyla "chat"leşen çocuğunu görmüş, şaşkınlık içerisinde.

Şimdi, böylesine değerlerin, böylesine üstün zekâlı çocukların var olduğu ülkemizde önce bunların bir değerlendirmesi, tespiti gerekiyor. Kim yapacak tespiti? Tabii, anne babalar, farkında olanlar, bu konuda ilgili olan insanlar bunun takibindeler. Kime anlatacaklarını bilemiyorlar, çocuk 3 yaşında, sorular soruyor, şaşkına dönüyor anne baba. Çocuk okula gelecek, 1'inci, 2'inci, 3'üncü sınıfları geçecek, 4'üncü sınıfta bu konuyla alakalı, bu konuyla ilgili, bu konuyla bilgili, eğitim almış bir öğretmen varsa diyecek ki: "Bu çocuk böyle." Sınava alacak ve bu çocuk bilim ve sanat merkezleri dediğimiz, ülkemizde 64 ilimizde, 72 bilim ve sanat merkezi bünyesinde eğitim görecek.

Değerli milletvekilimizin demin de ifade ettiği gibi, yönetim zafiyeti ortada. 200 kişiyi bulacak ki okul müdürü ve müdür yardımcısı bir ekip hâline gelebilsin. Her branşta bir öğretmen... 2007 yılına kadar bu okullara sınavla öğretmen alınırdı yani bu okullara seçilen öğretmenler özellikli öğretmenlerdi. Kendileri bu özelliğin farkındaydılar, mesai falan gözetmeksizin bu çocuklarla iyi ilgilenmek adına kendilerini yetiştirme gayret ve çabası içerisindeydiler, seçilmiş öğretmendiler. Belirli kişilerin tavsiyesiyle gelen kişiler değildiler, sınavla gelmişlerdi.

2007 yılından sonra, bu öğretmenlerin sınavları kaldırıldı. Artık falancanın gelini, falancanın hanımı, filanca arkadaşımızın yakını, köyden şehre getirebilmek adına bu okullar birer onları getirme yani işe adam değil de adama yer bulma noktasında kullanılan merkezler hâline getirildi. Tabii ki verim, Millî Eğitim Bakanlığında olduğu gibi, diğer normal okullarda olduğu gibi buralarda da giderek düşmekte. Bunların takibi, eksikliklerinin tespiti, bu konuda ciddi uzmanlık gerektiren eğitim almış insanlar marifetiyle olacaktır. İstanbul'da, bir üniversitede, bu okullarda öğretmenlik yapacak öğretmenlerin yetiştirildiği bir bölüm var.

Türkiye'de mantar gibi üniversiteler bitiyor. Burada, gelip kaldırıyoruz parmakları, üniversiteleri kuruyoruz. Eğitim fakültesi hepsinde ana fakülte ama bunlar içerisinde bu tarz uzmanlık gerektiren bölümlerin açılması konusunda hassasiyet göstermiyoruz. Bunu getiren milletvekilleri, milletvekillerine getiren kişiler bunu belki bir zahmet, bir zor, bir masraf gibi değerlendiriyorlar. Bir müdür, bir mühür, al sana üniversite. Çıkan çocuklar, 300 bin öğretmen adayı "Bizi öğretmen yapın." diye kapılarımızda. Oysaki, Türkiye'de, maalesef öğretmen yetiştiren bir kurum bırakmadık.

Bir köy enstitüleri örneği vardı, Türk modeliydi; Türkiye'nin kaynaklarını değerlendiren, bilen, Anadolu'nun her tarafından yoksul çocukların, her sınıftan insanın gelip orada eğitim alabildiği yerlerdi. Öğretmen okulları vardı, onları aynı şekilde öğretmen liselerine çevirdik. Şimdi "eğitim fakülteleri" adı altında, birçoğunun da branşları itibarıyla mezun olduktan sonra pedagojik formasyon almadığı takdirde atanamadığı, bir resim öğretmenine İngilizce, matematik sorularının sorularak KPSS puanlarında diğerlerini aşmak zorunda kaldığı, üniversiteyi bitirmek için bir çaba sarf edip, ondan sonra bir de KPSS üniversitesini bitirmek gibi bir mecburiyetin içerisine girdiği, insanların morallerinin bozulduğu, çaresizlik girdabına girdikleri bir sürece biz zemin hazırlıyoruz, bunlara bizler sebep oluyoruz değerli milletvekilleri.

İşte bu 330 bin çocuğun -350 bin de, 400 bin de olabilir- içerisinden sadece 15 binine biz el uzatabilmiş, onları bir çatının altına, BİLSEM merkezlerine koyabilmiş, onlara eğitim vermeye çalışıyoruz. Bu çocukların bu merkezlere gelebilmelerindeki masrafların devlet tarafından mutlaka karşılanması... Bu çocuklar artık ailelerinden de öte bu milletin çocukları, devletin çocukları. Bu çocukları özel bir korumaya almak, bu çocukların eğitimine, görgüsüne, giyimine, yaşantısına, devlet fuzuli birçok yerlere yaptığı masraftan kısarak kaynak ayırdığı takdirde, ülkemizin geleceğinde çok parlak dâhilerin çıkacağı noktasında emin olmamız gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu gençlerin, BİLSEM'deki çocukların tabii ki birçok sorunları da var. Bursluluk sınavlarına, gelir durumlarına bakılmaksızın bu çocuklar girebilmeliler. Bursluluk sınavı oluyor, çocuğun babası, annesi öğretmen, gelir durumu yüksek görünüyor; öbür taraftaki, farklı bir şekilde burs alamıyor bu çocuk. Bu çocuklara burs verilmesi lazım sınava falan girmeksizin, sınavla zaten seçilmiş, seçilmiş insanlar. Bunda da adaleti elden bırakmamak gerekir.

Fen liseleri kuruldu, çok önemli okullardı, ülkede bilimin artmasına, büyümesine çok önemli katkısı vardı. Falan bakanın çocuğunu, filan milletvekilinin çocuğunu, filan genel müdürün çocuğunu alabilmek adına katakullilerle oraların giriş şeklini bozduk, kalitesini düşürdük, Anadolu liseleri gibi normal liseler hâline getirdik. Ülkede seçkin okulların olması lazım, bu seçkin okullarda seçkin öğretmenlerin olması lazım. Bu öğretmenlerin iyi eğitilmesi, dünyada, değişik ülkelerdeki uygulamaları görüp bu özel çocuklara özel mesai harcamaları gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu okullarda çocuklara projeler yaptırılıyor. Kimi zaman öyle eften püften projeler oluyor ki, mesela Fransa'ya bir gezi tertipliyorlar, velilerden 200 euro para alıyorlar, Fransa'da sadece bir barajı gezdiriyorlar. Oradaki bu tarz okulları, böyle eğitim merkezlerini görmek, göstermekten çok uzak, öğretmenler kendilerine gezi olsun diye, velileri de zora sokacak böyle bir masrafın içerisine giriyorlar.

Farklı bakanlıklarda çalışan öğretmenlerin çocukları farklı muamele görüyor. Yani, Millî Eğitim Bakanlığında çalışan bir öğretmenin çocuğu öğretmen çocuğu olması hasebiyle kontenjandan faydalanıyor ama Çocuk Esirgeme Kurumunda görev yapan bir öğretmene bu hak tanınmıyor. Bu konuyla ilgili dernekler kuruluyor, üstün yetenekli çocuklarla ilgili dernekler kuruluyor. Bu dernekler bu çocukların iyi eğitilmesi adına mı? Hangi amaca hizmet ediyor? Fark edemediğimiz, birçoğumuzun haberdar olmadığı, keşfetmediğimiz ama gelecekte çok önemli birer kaynak olacak bu değerlerin devlet kontrolünde olması, bu derneklerin gelişigüzel kurulamaması, mutlaka devletin denetim ve gözetimi içerisinde... Gerçekten, bu kıymetlerimizin heba edilmemesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, eğitimde sürekli yönetim ve program değişikliği yapılıyor. Yani, bakın, on bir yıllık AKP iktidarları döneminde Sayın Bakanım 5'inci bakan. Her gelen bakan kendi kafasına göre bir sistem ortaya koyuyor. Bakın, 4+4+4 sistemi getirdik, oy verildi burada. Bu kanun gereği ilkokula altmış aylık iken girebilme yolunu açtık. Burada "Tıp diyor ki, bir çocuğun el kasları yetmiş iki ayda gelişir. Zekâ gelişimini tamamlamadan bu çocukları buralara göndermeyin, bu yanlış." dedik. Ne oldu biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Buralara giden çocuklarımızın yüzde 82'si okuma yazmayı öğrenemedi, altmış aylıkken bu okullara giden çocuklarımızın yüzde 82'si okumayı sökemedi. Çocuklar, deney faresi gibi iktidar laboratuvarlarında kullanılan kişiler hâline getirildi. Bu, eğitimden anlamayan, eğitimle alakası olmayan, Bakanlıkta kadroları oluşturan, buralara tasarıları getirirken uzmanlara danışmayan, "Ben bilirim, verdiğim oylarla kabul ettiririm." anlayışı içerisinde eğitime yanlış bir bakışın neticesinde bu kaynaklarımızın, bu değerlerimizin heba edildiğinin bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, benim danışmanım Balıkesir'de oturuyor, eşi Polatlı'da. Bir yıldır eşinin tayinini kocasının yanına yaptıramıyorum. Kendi personelinin moral ve motivasyonunu gerçekleştiremeyen, öğretmenini hakir, hor gören bir bakanlığın normal öğrenciyi bırak, bu çocuklara nasıl bakacağı konusunu sizin takdirlerinize arz ediyorum.

Bu noktadaki mağduriyetler birçok konuda had safhadadır. İnsanlar kendi kurumunda, ayakların baş, başların ayak yapıldığı, atama yapılırken bir hakkaniyete değer verilmediği, atamayla belirli bir puan çerçevesinde olması gereken, atanması gereken kişiler yerine vekâleten "Senin adamın, benim adamım." diye eğitim kurumlarının, başlarına getirilen zihniyetin Türkiye'de eğitimi getirdiği nokta, maalesef Dünya Ekonomik Forumu 2014 Global Bilgi ve Teknolojileri Raporu'na göre eğitim kalitesinde 91'inci sıradayız sayın milletvekilleri.

148 ülke içerisinde okullarda İnternet erişimi konusunda 63'üncü sıradayız. Kısa adı OECD olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının PISA 2012 Öğrenci Performans Raporu'nda ülkemiz matematik alanında 65 ülke içerisinde 42'nci sırada; okumada 471 puanla 41'inci sırada; fen bilimlerinde ise 463 puanla 45'inci sırada yer alıyor.

Değerli milletvekilleri, 29 Martta yapılan -yaklaşık 2 milyon öğrencinin katıldığı- YGS'de 900 bin öğrenci fen testinde bir tane doğru cevap yapmamıştır; 420 bin öğrenci matematik sorularında tek bir soruya doğru cevap vermemiştir. Böyle bir yapı içerisinde Türkçede 4.500, sosyal bilimlerde 83 bin şeklinde gidiyor bunlar.

Hata kimde? Mutlak surette Sayın Bakan durumunuzu gözden geçirin. Millî Eğitim Bakanlığını iktidarlarınız kötü yönetti. İktidarın bir eğitim politikası yok.

Bu rapora emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)