Konu:Manisa'nın Soma İlçesinde Başta 13 Mayıs 2014 Tarihinde Olmak Üzere Meydana Gelen Maden Kazalarının Araştırılarak Bu Sektörde Alınması Gereken İş Sağlığı Ve İş Güvenliği Tedbirlerinin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:91
Tarih:21/05/2014


MANİSA'NIN SOMA İLÇESİNDE BAŞTA 13 MAYIS 2014 TARİHİNDE OLMAK ÜZERE MEYDANA GELEN MADEN KAZALARININ ARAŞTIRILARAK BU SEKTÖRDE ALINMASI GEREKEN İŞ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ TEDBİRLERİNİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİN ÖN GÖRÜŞMELERİ MÜNASEBETİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2 Balıkesirli hemşehrim, milletvekili arkadaşlarımdan sonra, ben de bu bölgenin bir milletvekili olarak Soma'da yüreklere düşen közün, ateşin dağladığı, yüzlerce yuvayı söndürdüğü, çocukları yetim, anne babaları evlatsız, kadınları kocasız bırakan bu acıyı, buna sebep olanları, bunun sebeplerini araştırmak adına getirilen araştırma önergesi hakkında görüşlerimi ifade ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insan merkezli değil, kazanç merkezli bir bakış var ortada. Soma, insanlığın, insan merkezli olmanın değil; kazancın, para kazanmanın, hırsın, ihtirasın, açgözlülüğün bir simgesi hâline gelmiştir. Olaya baktığımızda, daha önceki olayları da incelediğimizde görmekteyiz ki insanlar bile bile ölüme gidiyorlar. Daha önceden, gördükleri tehlikeleri ifade ettikleri hâlde yöneticilerin dikkate almadığı, tedbir almadığı, insanların bile bile o mezara girdikleri bir sektör maden.

Geçtiğimiz yıllarda Balıkesir'in Dursunbey ilçesinde 17 canımız gitti. Yine orada bir kazada 17 insanımızı kaybettik. Olay yerine aynı gün giderken bir televizyon kanalı beni arayarak konu hakkında görüşlerimi almak istediğinde; yolda olduğumu, olay yerine gidip incelemelerde bulunacağımı, vatandaşların yarasının sarılması için elimizden gelen gayreti göstereceğimi ifade ettim. İşletme sahibi, işçilere "MHP Milletvekili Ahmet Duran Bulut ocağın kapanmasını istiyor." diye ifade ediyor. Ben gittiğimde Dursunbey'deki köylüler, işçiler bana tepki gösterdiler. "Sen ne karışıyorsun, neden ocağı kapattırmaya çalışıyorsun?" dediler. Dedim kardeşim: Ben sizin için buradayım, sizin hakkınızda ocakta tedbir alınmış mı, koruma tedbirleri alınmış mı, iş güvenliği sağlanmış mı, bunların sağlanması için buradayım. "Biz açız vekilim, aç. Dışarıda aç ölmektense içeride tok ölmek istiyoruz." dediler. Emin olun bunu arkadaşlarıma anlattım, çevreme anlattım, üzüldüm, utandım.

Bugün, Manisa'da, Soma'da orada çalışan işçilerin borçlarının, kredi kartları borçlarının, kazançlarının bilançoları ortada, meydanda, gazetelerde sayfa sayfa ifade ediliyor. İnsanlar emekli olmuş ama çalışmak zorunda; insanlar emekli olmuş çocuğu üniversitede okuyor, okutmak zorunda, paraya ihtiyaçları var. Ama öyle bir yönetim, öyle bir şirket, öyle acımasız, insanları Sayın Başbakanın ifade ettiği 1800'lerdeki örnekler gibi 2014 yılındaki bu hayatı yaşatan, neredeyse -değerli vekillerin ifade ettiği gibi- işçileri köle gibi gören bir anlayışla ne kadar çok çalışırsan "Hadi bakalım, hadi bakalım." diyerek gözü doymayan, gökleri delen gökdelenleri yaparken buradan giden, bu devletten maaş alan o teftiş, o müfettişlerin talimli olarak oraya giderek, ocağa bile çoğu girmeyerek raporlar yazdıklarını... Gittiğim Soma'daki işçilerin bana ifadesi. Allah rızası için, şu bu parti ayrımı yapmaksızın herkes işini düzgün yapmalı. Siyasiler de işini düzgün yapmalı, bürokrat da işini düzgün yapmalı, işçi de işini düzgün yapmalı ama Türkiye'de sapla saman karıştı, "seninki, benimki" ayrımı başladı.

Türkiye'de güvenliği sağlamakla görevli güvenlik güçlerini, polisi devletin polisi olmayı bıraktırdınız, siyasi partinizin, iktidarın polisi hâline getirdiniz. 13 yaşındaki çocuğu yaka paça tutup çeken bir polisin, babasını kurtarmak için gayret sarf ettiği, çocuğun altına işediği böyle bir manzarada bu çocuktan ne beklersiniz? Böyle bir uygulama olur mu değerli milletvekilleri? İçişleri Bakanı devletin bakanı olduğu, o polisler devletin polisi olduğu gerçeğini unutmamalılar. Bugün ona, yarın size ama bir çocuğa, tepki gösteren insanlara... Burası krallık değil, burası monarşiyle idare edilmiyor, demokratik bir ülke Türkiye, insanlar tabii ki tepkilerini gösterecek, tabii ki çocuğunu alıp tepkisini gösterecek, eylem yapacak. Sokmuyorsunuz Soma'ya. Soma'ya ben gittim, her taraf polis, kaynıyor polis, yüzlerce otobüsle polis gelmiş. Kimi kimden koruyorsunuz? Orada canlar gitmiş, gelenler o acıları paylaşmak istiyorlar, onların derdine derman olmak istiyorlar. Polisler her tarafa dikilmiş. Devleti bir ceberut devlet hâline çevirdiniz.

Devleti yönetenler, Sayın Başbakan, bakanlar; bu iş böyle olmaz, iyi yönetemiyorsunuz bu ülkeyi, hesap vermiyorsunuz, vermekten kaçıyorsunuz. Bir hafta önce Türkiye'nin gündemi neydi, bugünkü gündem ne? Peş peşe gelen belalarla karşı karşıyayız. Allah bunlardan bizi korusun diyorum ben ancak Allah akıl vermiş, fikir vermiş "Tedbir alın." diye.

Bugün, 301 ifade ediliyor değerli milletvekilleri. Bir ocakta, Türkiye Kömür İşletmelerine ait bir ocakta giren işçinin numaratörü olması lazım, oraya giren basıp içeri girdiğini ifade etmesi lazım. Böyle bir alet yok. Giren belli değil. Çıkan insanların kimliği DNA testiyle tespit ediliyor. Böyle bir işletme olur mu? Çıkan insanların üzerindeki elbiseye göre kimlikleri tespit ediliyor. Zaten, ölenler baştan gönderildi. Ellerindeki 301, bu bile muğlak, bu bile net değil, bu bile kesin değil ancak biz tabii ki devletin, Hükûmetin, Bakanın açıkladıklarını dikkate alarak "301" diyoruz. Orada Suriyeli işçiden bahsediliyor, kaçak işçiden bahsediliyor. Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Bunların belirgin, şeffaf olması lazım, bunların dürüstçe ifade edilmesi lazım, devletin görevlilerinin açıklamalarına inanmam lazım. Hangi görüşten olursa olsun, böyle bir anlayışı mutlak surette devlette hâkim kılmamız lazım.

Şimdi yürekler kanıyor, bölgede acılar çok taze, insanlar yaraların sarılmasını istiyorlar, bu yaraların bir an önce kapanmasını istiyorlar. O çocukların gelecekleri ne olacak? Borçlanmış, ev almış; borç içerisine girmiş olan insanlar, bankalara borcu olan insanlar, bunların borçlarının kapatılması, en azından borçlarının ertelenmesi, birtakım çözümlerin bulunması noktasında çözümlerin getirilmesi gerekmektedir.

Bu kazaların önlenmesi için, Türkiye'de teftiş mekanizmasında Bakanlığa bağlı müfettiş ve müfettiş yardımcısı toplam sayısı 500 küsur, Almanya'da 3 bin. Zaten bu 500 müfettiş ve müfettiş yardımcısının çoğu iyi eğitilememiş. Getirilen raporlardaki tespitleri görüyorsunuz. Orada kazayla çok alakası olmayan bir iki konuyu tespit etmişler. Bunu bulduk diyerek, boş gitmeyelim, hadi şunu da yazalım kabilinden yazdıkları raporları, işte geliyorum diyerek bağırdığı, gaz sıkışmasının alenen ortada olduğu, mazotla çalışan motorların ocağın içerisinde çalıştığı böylesine bir kaptıkaçtı ocak; bu ülkenin yetkilileri tarafından çok düzenli, çok tedbirli, gerekli incelemeler yapılmış, olumlu olarak raporlar verilmiş bir ocak. Vay hâlimize! Şimdi gidin, Türkiye'deki diğer ocakları bir denetleyin; gidin, Balıkesir'in Dursunbey'inde, Kütahya'da, başka yerlerdeki ocakların hâlini, lütfen Sayın Bakan, bakanlar, müfettişlerinizi görevlendirin... Allah'tan Sayın Cumhurbaşkanı Teftiş Kurulunu devreye soktu -çünkü sizinkilere de güvenmiyor demek ki- öbür tarafı soktu.

Değerli milletvekilleri, bir ocağın ruhsatını kim verir, ocağa çalışma ruhsatını kim verir? İlgili müdürlük verir, ilgili bağlı bakanlık verir. Başbakan neden ruhsat veriyor ocağa? Başbakan maden araştırma adına, çıkarma adına, ruhsat verme yetkisini neden kendinde topluyor? Bunu lütfen kendinize bir sorun. Bir maden çıkarmanın ruhsatını Başbakan kendi üzerine alıyorsa, bakanına güvenmiyorsa, bürokratına güvenmiyorsa bir yerde arıza var demektir.

Bu arızaların giderilmesi, yüreklerdeki sesin dillendirilmesi, bu yaraların sarılması adına şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Balıkesir'den, İvrindi'den, Balya'dan, Savaştepe'den, Dursunbey'den, ülkemizin her tarafından gelip orada ekmeğinin peşinde koşan, toprağa verdiğimiz şehitlerimizi rahmetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)