Konu:Chp Grubunun, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka Ve Arkadaşları Tarafından, Kayıp Çocuk Sorununun Çözülmesi, Çocuk Kaçırılma Olaylarının Önüne Geçilmesi, Çocukların Ekonomik Sömürüye Ve Cinsel İstismara Karşı Korunması İçin Alınacak Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla 7/1/2013 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin, Genel Kurulun 13 Mayıs 2014 Salı Günkü Birleşiminde Sunuşlarda Okunmasına Ve Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:88
Tarih:13/05/2014


CHP GRUBUNUN, ANKARA MİLLETVEKİLİ AYLİN NAZLIAKA VE ARKADAŞLARI TARAFINDAN, KAYIP ÇOCUK SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ, ÇOCUK KAÇIRILMA OLAYLARININ ÖNÜNE GEÇİLMESİ, ÇOCUKLARIN EKONOMİK SÖMÜRÜYE VE CİNSEL İSTİSMARA KARŞI KORUNMASI İÇİN ALINACAK TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 7/1/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 13 MAYIS 2014 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergenin aleyhinde grubum adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, öncelikle Engelliler Haftası dolayısıyla bütün engelli kardeşlerimin Engelliler Haftası'nı kutluyorum, engelsiz bir dünya ve engelsiz bir Türkiye umuduyla diyorum. Hemşireler Günü'müzü kutluyorum ve 14 Mayıs Eczacılar Günü, tüm meslektaşlarımın da Eczacılar Günü'nü kutluyorum.

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; bildiğiniz üzere kayıp çocuk sorunlarının çözülmesi, kaçırılma olaylarının önüne geçilmesi, çocukların ekonomik ve cinsel istismara karşı korunması gibi amaçlarla Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan milletvekillerim bu konunun araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istemiş bulunmaktalar. Fakat şunu hatırlatmak isterim ki biz 2010 yılında, bu Meclis çatısı altında verilen 25 ayrı araştırma önergesini birleştirdik ve Meclis araştırma komisyonu kurduk ve o günden bugüne bu kurulan araştırma komisyonu da çok önemli bir misyon üstlendi, her daim önleyici kararlarda, yapılacak işlerde üstüne düşen vazifeyi yerine getirdi.

Ülkemizin sahip olduğu genç nüfusun kalkınmanın en önemli dinamikleri arasında olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye'de yaklaşık 25 milyon çocuğun bulunduğunu ve bu sayının pek çok Avrupa ülkesi nüfusundan fazla olduğunu da hepimiz biliyoruz. Çocuk ve gençler ülkelerin güvencesi, geleceğin mimarlarıdır. Ülkemizde hâlen yaşayan her 10 kişiden 5'i 29 yaşından küçük iken 3'ü 0-14 yaş grubundadır. Biz biliyoruz ki bu genç ve dinamik potansiyel için uygun ortamlar sağlanır, çocuklarımızın fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı gelişmeleri desteklenirse ülkemizin ilerlemesi, gelişmesi ve toplumsal refahın artması daha hızlı ve daha kolay olacaktır. Çocuğa ve gence yapılan her türlü yatırım geleceğin şekillenmesine doğrudan katkıda bulunacaktır. Toplumda pozitif rol modellerin sayısı arttıkça takip eden genç kuşaktaki olumlu davranışlar başarı ve huzur katlanarak artacaktır. Çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişmelerinin sağlanmasında ebeveyn, aile ve okul başta olmak üzere, tüm kişi ve kurumların önemli rolleri vardır. Geleneksel aile yapısındaki değişiklikler, hızlı kentleşme, artan göç hızı, zorlu çalışma yaşamı, ekonomik sorunlar, küreselleşmenin ve kitle iletişim araçlarının kontrolsüz yaygınlaşması gibi durumlar, gelişme çağındaki çocukların ruhsal ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek çok sayıdaki faktörün tür, yaygınlık ve etkisini hızla artırmakta, çocukların ilgili mağduriyetini de beraberinde getirmektedir.

Ülkemizin de taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, 1995 yılında iç hukuk kuralına dönüşmüş olup çocuğun ekonomik istismardan, tehlikeli işlerde çalıştırılmasından, eğitiminin, sağlığının, fiziksel, ruhsal, moral ve sosyal gelişiminin zarar görmekten korunması ile ilgili her türlü cinsel sömürüye ve suistimale karşı korunmasını yasal bir zorunluluk olarak tanımlamaktadır. İster yasal ister sosyal ve etik bir zorunluluk olarak toplumun her bireyi, çocuklarımız ve gençlerin korunması konusunda hepimiz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz gerekir; "çocuk" denince ve "bebek" denince ve "genç" denince siyaseti tamamen bunlardan uzak tutmamız gerekir. Biz ancak bu şekilde başarılı olur, birlikte Türkiye'deki çocukların cinsel istismarının ya da kaybolmasının önüne hep beraber geçeriz.

Hangi ortamda kaybolursa kaybolsun, nerede olduğu ebeveynleri veya yasal temsilcileri tarafından bilinmeyen ve hakkında kayıp ihbarı yapılmış çocuklar "kayıp çocuk" olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde, sosyal hizmet kurumlarından izinsiz ayrılan veya izinli ayrıldığı hâlde yasal süresi sonunda kuruluşa dönmeyen çocuklar da kayıp olarak kabul edilmektedir.

Arkadaşlarımızın vermiş olduğu bilgileri doğrulamak adına söylüyorum: İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala'nın... Son beş yıl içerisinde 14.412 çocuğun kayıp olduğunu ve bu çocuklardan 13.528'inin bulunduğunu ve 834 çocuğun da hâlâ arandığını bilgilerinize arz etmek isterim ve kaybolan çocuklarımızın yüzde 97'sinin de jandarma ve polis tarafından bulunduğunu bir kez daha bilgilerinize sunarım.

Cinsel istismardan bahsedilirken de şu anda cinsel istismarı yapan, bu süreci başlatanlarla ilgili çok önemli bir yasal süreç başlatmış bulunmaktayız ve kanun tasarısı Meclise geldi, komisyonda görüşülmeye başlanacak.

Bizim, çocuklarımızın, geleceğimizin, çiçeklerimizin solmaması, kaybolmaması için, elimizden kayıp gitmemesi için hep beraber mücadele etmemiz gerekir. Bizim bu mücadeleleri yaparken geçmiş dönemlerde yapılan devlet politikaları gibi, çocukları ailelerinden alarak başkalarına evlatlık vermememiz gerekir, hepimizin üzerine düşen görevleri yerine getirmemiz gerekir.

Sizlere bir şey hatırlatmak isterim: 1937 ve 1938 yılları arasında -okursanız bileceksiniz- Dersim'de, o dönemde, devlet tarafından ailesinden, köyünden koparılarak evlatlık verilmiş onlarca çocuğun bugünkü öykülerini hepinizin dinlemesini isterim ve Nezahat Gündoğan'ın Dersim'in Kayıp Kızları'nı hepinizin bir kez daha okumasını isterim.

Biz devlet politikası olarak çocuklarımızı ailenin yanında tutmanın yol ve yöntemlerini aradık. Hükûmet olarak çocuklarımız için yetiştirme yurtlarından ziyade aile yanında bakım modelini tercih ettik. Evden uzaklaşan çocukların ailelerinin yanına dönüşünü sağladık. Ailesiyle yaşayıp himayeye muhtaç durumda bulunan çocukların bakımını sağladık. Çocukların güvenli, şefkatli ve sevgi dolu bir ortamda, aile sıcaklığında daha sağlıklı gelişebilmeleri için koruyucu aile hizmetlerini geliştirdik. Aile yanında bakımın mümkün olmadığı durumlarda ise yuva ve yurtlarda gerçekleştirilen hizmet dönüşümüyle toplu bakım yerine her çocuğa özel bakım ve koruma hizmeti verilen çocuk evlerini yaygınlaştırdık. Bunları yaparken tüm bakanlıklarımız, Adalet Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız, Aile Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığımız konuyu çok yakın takip etmekte. Başta Sayın Başbakanım olmak üzere, en hassas noktamız çocuklarımız, bebeklerimiz ve gençlerimiz.

Değerli milletvekillerim, çocuğun yaşından cinsiyetine kadar kaçıran kişiye göre nedenler farklılaşıyor. Özellikle hedeftekilerin küçük yaştaki çocuklar olması ve bu yaş döneminde daha çok duygusal gereksinimlerle kaçırma olayları görülürken, özellikle 6-14 yaşlarındaki kaçırılan çocukların büyük çoğunluğu suç kurbanı olmaktalar. Okul dönemi kız çocuklarının erkeklere oranla 3 kat daha fazla risk altında olduğunu hepimiz biliyoruz. Aile içi geçimsizlik, şiddet, çevre, iletişimsizlik gibi her türlü konunun çocukların kaybolması ve kaçırılmasına yol açtığını hepimiz görüyoruz. Töre, namus cinayetleri, erken yaştaki evlilikler, uyuşturucu ve madde bağımlılığı, çocukları sokağa düşüren nedenlerin araştırılması, çocuklarda artan şiddetin azaltılması, kayıp çocukların sorununun çözümünde öncelikle anne babalara yönelik aile içi iletişim, anne ve babalık sorunu, sorun çözme ve empati geliştirme eğitimlerini belediyelerimiz, STK'larımız, Bakanlığımız vermekte.

Çocuklarımızın evden ayrılış nedeni olarak duygusal ve psikolojik gelgitler, aile içi iletişim sorunları, şiddetli geçimsizlik gibi sayacağımız birçok olumsuzluğun ortadan kalkmasının temelinde aile sevgisinin, şefkatinin, ilginin eksikliğinden kaynaklandığını bir kez daha vurgulamak isterim.

Evlerimizi âdeta modern hapishanelere döndürdük. Her odada ayrı bir televizyon ve teknolojiye bağımlılık âdeta yaygınlaştı. Şefkati, sevgiyi çocuklarımızdan asla esirgemememiz gerektiğini düşünüyorum. Kayıp çocuklarımızla alakalı olarak ailelerimize, toplumumuza, çocuklarımıza, devletimize düşen görevler bulunmakta, bunları biz Hükûmet olarak dün yaptık, bugün de yapmaya devam ediyoruz. Öncelikle ailelerimizin üzerine düşen görevler: Çocuklarına sahip çıkmaları, şefkati, sevgiyi onlardan eksik etmemelerini, aile, akran ilişkileri, okul ilişkileri, aile içindeki ilişkilerin gözden geçirilerek evi izinsiz terk etmelerin önüne geçmemiz gerekir.

Çocuklarımıza düşen görevler ise: Ailelerinin ve öğretmenlerinin uyarılarını ve söylemlerini mutlaka dikkate almalılar. Toplumumuza, bize düşen görevler var, bunlar ise: Kayıp çocuk vakalarına hepimizin çok daha fazla duyarlı olması gerekmekte. Devletimize düşen görevler içerisinde de: Biz Hükûmet olarak son on iki yılda çok önemli çalışmalar yaptık, onların kaybolmamasıyla ilgili koruyucu ve önleyici tedbirler aldık. Ailelerin, çocukların ve toplumun bilinçlendirilmesine yönelik eğitim faaliyetleri yaptık, televizyonların kamu spotları yapmasını sağladık ve kayıp çocuklarla ilgili olarak kolluk aracılığıyla acil bulunmasını sağladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Bu vesileyle, Türkiye'nin yarınları, geleceğin teminatı olan çocuklarımızla ilgili sürekli yapacağımız iyileştirme çalışmaları yapıldığından dolayı Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergeye katılmadığımızı bir kez daha ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)