Konu:Chp Grubunun, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka Ve Arkadaşları Tarafından, Kayıp Çocuk Sorununun Çözülmesi, Çocuk Kaçırılma Olaylarının Önüne Geçilmesi, Çocukların Ekonomik Sömürüye Ve Cinsel İstismara Karşı Korunması İçin Alınacak Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla 7/1/2013 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin, Genel Kurulun 13 Mayıs 2014 Salı Günkü Birleşiminde Sunuşlarda Okunmasına Ve Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:88
Tarih:13/05/2014


CHP GRUBUNUN, ANKARA MİLLETVEKİLİ AYLİN NAZLIAKA VE ARKADAŞLARI TARAFINDAN, KAYIP ÇOCUK SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ, ÇOCUK KAÇIRILMA OLAYLARININ ÖNÜNE GEÇİLMESİ, ÇOCUKLARIN EKONOMİK SÖMÜRÜYE VE CİNSEL İSTİSMARA KARŞI KORUNMASI İÇİN ALINACAK TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 7/1/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 13 MAYIS 2014 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AYLİN NAZLIAKA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'deki kayıp çocuklar ve çocuklarımızın yaşam koşullarına yönelik olarak vermiş olduğum araştırma önergesine yönelik olarak söz almış bulunuyorum, yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de göçler nedeniyle, işsizlik nedeniyle, ekonomideki dengesizlikler nedeniyle, çarpık kentleşme nedeniyle ve yoksulluk, yoksunluk gibi birçok başka sebeplerle kayıp çocuklar ve çocuklarımızın sokakta yaşaması gibi bir sorunla karşı karşıya kaldığımız bir süreçten geçiyoruz ama özellikle son yıllarda Türkiye'de bu konuda müthiş bir artış olduğunu hepimiz gözlemliyoruz. Bakın, son yıllarda, özellikle de son günlerde kadına yönelik cinsel istismar, taciz, tecavüz, cinayet gibi haberlerin yanında çocuklara yönelik olan haberler de gazete manşetlerinde yer almaya başladı maalesef. İşte bu nedenle diyoruz ki çocuğun cinsel sömürüsü, kız çocuklar için erken yaşta evlilik, namus ve töre adı altında işlenen cinayetler, intihara zorlama, uyuşturucu bağımlılığı ve kayıp çocuklar problemi günden güne artan bir sorun hâline dönüşmüştür Türkiye'de.

Elbette, "ölüm" ve "çocuk" kelimelerini aynı cümle içerisinde kullanabilmek çok çok zor, çok çok ağır. Bakın, Şair Haydar Ergülen ne diyor: "Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir, başka çocukların da ölümüdür, onun ölümüne neden olanların çocuklarının da ölümüdür. Bir çocuğun ölümü ağırdır, uzundur, yazması zordur." İşte bugün biz de çok ağır bir konuyla ilgili olarak konuşacağız değerli milletvekilleri.

Türkiye'de 2012 yılında en az 609 çocuk yaşam hakkı ihlaline uğradı, 2013 yılında 633 çocuk önlenebilir sebeplerden dolayı yaşamını yitirdi. Çocukların başına gelenleri örtmeye çalıştıkça ve sorumlular yeteri kadar cezalandırılmadıkça tabii ki bu sorunlar giderek artıyor; yeni ölümler, yeni vakalarla karşı karşıya kalıyoruz.

Sizlere sadece 2013 yılında yaşanan bazı olayları birtakım verilerle birlikte hatırlatacağım, hepiniz bu bahsettiğim olayları hatırlayacaksınız.

Bir tanesi 6 yaşındaki bir evladımız Efe Boz. Onunki gibi sağlık, bakım, eğitim gibi kamu hizmetleri alırken en az 21 çocuk yaşamını kaybetti geçtiğimiz yıl. 13 yaşındaki Uğur Kaymaz gibi yargısız infaz sebebiyle en az 4 çocuk yaşamını kaybetti 2013'te. 14 yaşındaki Ceylan Önkol gibi kara mayınları ve askerî mühimmat sebebiyle en az 5 çocuk öldü 2013'te. 15 yaşındaki sevgili Berkin Elvan gibi hastaneye yattıktan sonra giderek eriyip 14 kiloya kadar düşen Berkin Elvan gibi toplumsal olaylar sırasında en az 3 çocuk yaşamını kaybetti geçtiğimiz sene. 9 yaşındaki Mert Aydın gibi şiddet sebebiyle en az 41 çocuk; 13 yaşındaki Ahmet Yıldız gibi iş cinayetleri sebebiyle en az 89 çocuk ve 3,5 yaşındaki Pamir gibi kentsel ve kırsal alanda en az 101 çocuk yaşamını kaybetti. Elbette bir de tabii 6,5 yaşındaki Gizem Akdeniz'i anmadan edemeyeceğim. Sevgili Gizem kapısının önünde arkadaşlarıyla birlikte güvende olduğunu zannederek oyun oynarken, bir akrabası tarafından vahşice, canice öldürüldü.

İşte, bütün bu cinayetler insanın aklına aslında bir soruyu getirmiyor mu, sizlerin de aklına şu soru gelmiyor mu: Eğer bu katiller, bu tacizciler, bu tecavüzcüler, zamanında, doğru şekilde cezalandırılmış olsaydı bugün bu çocuklarımız bizlerle birlikte olmayacak mıydı, hayatta olmayacak mıydı? Bu soruyu bizler soruyoruz, ümit ediyorum sizler de soruyorsunuzdur değerli milletvekilleri.

Elbette bu çocuklarımız sadece sayıdan ibaret değil. Ama, elbette AKP iktidarı döneminde sayılarla ilgili olarak da değişik bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Bakın, rakamlarla nasıl oynanıldığını size iki örnekle hatırlatayım:

Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'e kayıp çocuklarla, sokakta yaşayan çocuklarla ilgili olarak bir soru önergesi vermiştim. Kendisi bu önergeye verdiği yanıtta 2007 yılında sokaklarda 775 çocuk olduğunu söylerken, 2012 yılında 24 çocuk olduğundan bahsetti. Keşke bu rakamlar doğru olsaydı, keşke gerçekten Türkiye genelinde sokakta yaşayan sadece ve sadece 24 çocuğumuz olsaydı. Peki, ne oldu o zaman? Bu çocuklarımız buharlaştı mı ya da bizim görmediğimiz süper bir ekonomik reform gerçekleşti de gelir düzeyinde bir artış oldu ve sokakta yaşamak zorunda kalan çocuklarımız sıcacık bir yuva mı buldular ya da devrimsel bir sosyal reform oldu da bizim mi haberimiz yok? Elbette bunların hiçbirisi olmadı, elbette yine rakamlarla bir aldatmaca söz konusu oldu. Oysaki ben sivil toplum örgütleriyle görüşüyorum. Onların verdiği rakamlara göre Türkiye'de en az 2 bin çocuk hâlen sokakta yaşıyor, 99 bin çocuğumuz madde bağımlılığı olan çocuklar niteliğinde maalesef.

Bir başka sorunumuz da sokak çocuklarının yanı sıra kayıp çocuklar sorunu. Bu konuyu ileride daha derin bir şekilde de ele alıyor olacağız. Bakın, burada da yine devletin iki ayrı kurumundan verilen iki farklı rakamla karşı karşıyayız. Bir tanesi Kalkınma Bakanlığına bağlı olan TÜİK'ten verilen veriler, diğeri ise İçişleri Bakanlığı. TÜİK verilerine bakıyorsunuz, Türkiye İstatistik Kurumunun "Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar" adlı raporuna göre 2008-2011 yılları arasında kaybolan çocuk sayısı 27 bini geçiyor. Kayıp çocukların 16.289'unu kız çocukları oluşturuyor. Aynı yıl bulunan çocuk sayısı ise 6.941. Yani hâlen, TÜİK verilerine göre 21 binden fazla çocuğumuz kayıp.

Dönüyoruz, bakıyoruz İçişleri Bakanlığının verilerine. Orada ise bu 21 bin küsur olan rakam, nasılsa 15.900'e inmiş. Oysaki birtakım sivil toplum örgütleriyle de sürekli temas hâlindeyiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Örneğin, Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği ile görüşüyoruz. Bu derneğin verdiği verilere göre Türkiye'de kayıp çocuk sayısı en az 30 bin, en az 30 bin. Bakın, ben bu ailelerle de görüşüyorum. Bu aileler içerisinde çocuğu peynir sevdiği için, çocuğunu kaybettiğinden bu yana peynir yemeyenler, çocuğunun soğukta olması nedeniyle soba yakmayanlar, geceleri çocuğunun gömleğini koklayarak uyuyan analar babalar var, "Çocuklarımın kemiklerine bile razıyım." diyen analar babalar var, "Sadece bizim çocuklarımızın geleceği çalınmadı, aynı zamanda, kayıp çocuklarımızı ararken tüm aile bireylerinin ve ailedeki diğer çocukların geleceği de çalındı." diyen birçok aile var. Lütfen, bugün bu ailelere kulak verin ve bir kez olsun vicdanınızla bu oylamada, lütfen, dirayet gösterin. Boşuna sizin kendi milletvekiliniz de bakanlara "Ağlamasınlar." diye isyan etmiyor, doğru söylüyor milletvekiliniz elbette.

Bakın değerli milletvekilleri, popülist söylemlerle ve çocuğa yönelik samimi olmayan politikalarla kendi ideolojik amaçlarınızı topluma dayatmaya çalışıyorsunuz. İşte, sırf bu nedenle, çocuklarımızın eğitim sistemi içerisinde var olmasını bile bozacak şekilde yeni sistemler getiriyor, eğitimi âdeta yapboz tahtasına çeviriyorsunuz. Ama şaşırmıyoruz, neden şaşırmıyoruz biliyor musunuz? Çünkü "Çocuk evlilikleri masumane." diye değerlendiren, çocuk tacizcilerine, tecavüzcülerine karşı çocukları korumak adına devlet sorumluluğu almak yerine ailelere sorumluluk yükleyip "Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin." diyen bir Bakan var. Böyle bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından zaten çocuk hakları ihlallerine yönelik olarak herhangi bir çözüm beklemek pek de gerçekçi olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, çocuk istismarcıları, çocuk katilleri, çocuk tacizcileri sırf mahkeme esnasında takım elbise giydi diye, efendi durdu diye ya da "Çocuğun kendi rızası vardı, para almıştı." gibi uyduruk nedenlerle cezai indirimlere giderken elbette bu cezalarda bir düşüş olmasını beklemek fazlaca iyimserlik olur.

Bakın, eğer siz gerçekten de çocuk hakları ihlalleri konusunda samimi olsaydınız, AKP'nin Kazlıçeşme mitinginde 5-6 yaşlarındaki bir kız çocuğunun "Ayyaş, çapulcu koca istemiyorum; dindar, Allah'tan korkan koca istiyorum." diye bir pankart taşımasına isyan ederdiniz, bu kişiyle ilgili olarak gerekli işlemleri başlatırdınız, bunu haber yapan gazeteyle ilgili, ana sayfadan haber yapan gazeteyle ilgili olarak bir işlem yapardınız. Ama samimi değilsiniz. Şimdi diyorsunuz ki: "Biz Genel Kurula bir kanun teklifi getiriyoruz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - O zaman diyorum ki: Samimiyseniz korkmayın, bu oylamada da parmaklarınızı kaldırın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)