Konu:Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış Hakkında Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergenin (9/4) Ön Görüşmesi
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:05/05/2014


AVRUPA BİRLİĞİ ESKİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ HAKKINDA BİR MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGENİN (9/4) ÖN GÖRÜŞMESİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle bu soruşturmaların bir arada yapılıp yapılmayacağı konusuna değinmek istiyorum. Siz, 4 bakan hakkında bir tek soruşturma önergesi verdiniz, biz ayrı ayrı verdik. Niçin? Çünkü bu, şu anda Meclisin yaptığı işlem aslında bir ceza muhakemesi işlemidir yani soruşturma komisyonu cumhuriyet savcısı gibi delilleri toplayacak, dolayısıyla ifadeleri alacak, efendim bu kişilerin suçlu olup olmadıkları hakkında bir kanaat bildirecek, rapor hazırlayacak ve buraya sunacak. Dolayısıyla, ceza usulüne göre yapılan bu soruşturmanın bir arada yürümesi için bağlantı olması lazım yani Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 8'inci maddesinde tarif edilen bağlantı kavramının olması lazım. Bağlantı kavramını nasıl tarif ediyor Ceza Muhakemesi Kanunu? Bir kişi birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçtan her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı varsayılır. Şimdi, burada birden fazla sanık var. Evet, yani şüpheli, daha doğrusu hakkında soruşturma açılması istenen bakan var fakat bunlar arasında, eylemler arasında aslında bağlantı yok. Yani Erdoğan Bayraktar'ın, efendim, usulsüz olarak özel imtiyazlı imar planı hazırlayıp vermesiyle, işte Zafer Çağlayan'ın usulsüz ihracat işlemlerinden menfaat temin etmesi ya da Egemen Bağış'ın, başka bir, işte bu iş adamı, meşhur, "Bakanlara mama vermek lazım, beslemek lazım." diyen iş adamı hakkında çıkacak medyadaki bir haberi engellemek için çıkar sağlaması ya da İçişleri eski Bakanının bu kişiye koruma vermesi ya da -istisnai vatandaşlık- İran vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirilerek çıkar sağlaması eylemleri aslında irtibatlı değil. Dolayısıyla, tek soruşturma olmaması lazım, ayrı ayrı soruşturma... Bu aynı zamanda bu kişilerin savunma hakkını kullanmaları açısından da yerinde olacaktır. Onun için biz diyoruz ki bunların ayrı ayrı görüşülmesi lazım. Ancak az önce yapılan oylamada ne yazık ki Zafer Çağlayan hakkında verdiğimiz önergeyi reddettiniz fakat bu, aslında iyilik değil, onu söyleyeyim. Dediğim gibi, teknik olarak bu kişilerin farklı soruşturma komisyonlarında kendi eylemleriyle ilgili savunma yapmaları, dolayısıyla delillerin toplanması, daha rafine ortamda bir işlem yapılması daha samimi olacaktı.

Şimdi gelelim bu Egemen Bağış'a. Bu Egemen Bağış, Allah'ın kelamıyla dalga geçen... Şimdi, diyor ki savunmasında: "Efendim, benim, işte, on beş yıllık arkadaşım, yirmi yıllık arkadaşım." falan. O "arkadaşım" dediği zaten bundan dolayı özür diledi, dolayısıyla kabul ediyor. Yani bu Egemen Bağış'ı, tabii, Allah bağışlar mı, bağışlamaz mı o Allah'ın bileceği iş. Efendim, Bakara Suresi, yani dalga geçtiği, Allah'ın ayetinde zaten diyor: "Bunlar müminleri aldatmaya çalışırlar oysa sadece kendilerini aldatırlar. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık var. İman edenlerle karşılaştıkları zaman 'inandık' derler fakat şeytanlarıyla, münafık dostlarıyla yalnız kaldıkları zaman 'şüphesiz biz sizinleyiz' derler, gerçekte Allah onlarla alay eder."

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Sizi tarif ediyor, sizi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bu, Allah'ın hikmeti, Allah biliyor. Dolayısıyla, Allah'ın işine karışmayız ama biz bu adamı bu millet adına, Türk milleti adına -bu yüce Meclis affetmeyecektir, bağışlamayacaktır- hak ettiği yere, Yüce Divana göndereceğiz. Dolayısıyla, oraya gitsin, hesabını versin.

Efendim, bu çikolata kutuları, çikolata kutusunda gelen paralar, dolarlar niye geldi, nasıl geldi? Hizmetçisi, işte biliyorsunuz, "Evde değil, Marina'ya teslim et." diyor. -Daha önce de söyledim- "Marina gelecek sana ne teslim edildi, bu çikolata kutusunda ne vardı?" Yine, Avrupa Birliği İstanbul Ofisine, Rıza Sarraf'ın adamına aldırdığı Vakko'dan 52 beden takım elbise, kravat ve yanında bir paket, 500 bin dolar.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Kaç bedendi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bu 500 bin dolar bir kutuda, ayakkabı kutusunda özel olarak hazırlanmış. Tabii, bu bir poşete konmuş Sayın Ağbaba. Giderken zorlanmış, Rıza Sarraf odaya götürüyor, zorlanıyor. Hatta diyor ki: "Ya korktum, bu poşet dağılacak, makama paralar saçılacak, rezil olacağız. O yüzden de çıkarken dedim ki 'Beyefendi, bunu kendiniz taşıyın, korumaya falan vermeyin, böyle bir tehlike var.'" Ondan sonra çıkıp adamını arıyor, diyor ki: "Ya çok ağırdı, dolar mıydı, euro muydu?" "Yok, dolardı." diyor. "Oh, rahatladım." diyor. Çünkü 500 bin euro olsa farklı bir kur. Dolayısıyla, bayramda 500 bin dolar harçlık gönderiliyor, efendim, teslim ediliyor; daha sonra işte vize konusunda yine bir 500 bin dolar; yine bir haberle ilgili bir 500 bin dolar gönderiliyor; 1,5 milyon dolar. Aslında bu, kümülatifte bir anlam ifade etmiyor. Ufakçı. Yani Google Müslümanlığı yapan, işte benim tabirimle "çakma Müslüman", işte oradan Allah'ın ayetlerini sabah sabah salladığını söyleyen bir adam. İşte böyle olur, yani Allah böyle adamı rezil rüsva eder işte, böyle ayağına dolaştırır. Allah'ın sopası olmaz. Tabii, Allah nasıl sopasını gösterir? İşte böyle gösterir, ayağına dolaştırır, ömrünün sonuna kadar rezil rüsva bir hâlde yaşarsın.

Değdi mi yani 1,5 milyon dolara? 1,5 milyon dolara değdi mi hakikaten? Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanısın, ya Allah'tan kork. Takım elbise 52... Ya kaç paradır Vakko takım elbise? Git en iyisini al, ne olacak? Devletin bütün imkânları emrinde, arabalar, araç gereç, telefonlar, sekreterler, maaş, para. Daha ne istiyorsun yani? Ne istiyorsun? Yani kendini böyle satmaya 500 bin dolara, bu kadar ucuzculuk olur mu? Yakışıyor mu Türkiye Cumhuriyeti bir bakanına? Yakışmıyor. Dolayısıyla sizin de bu adama sahip çıkmayacağınıza inanıyorum.

Nitekim kendi önergenizde zaten kabul ettiniz ama dediğim gibi, bence bizim verdiğimiz bu önergeyi özellikle ayrı olarak kabul edin çünkü bunun eylemi başka bir şey, yani diğerleriyle karıştırmayın. Dolayısıyla ayrı ayrı herkes hak ettiğini alsın.

Şimdi, efendim, işte millet görüyor falan filan. Yok, işte düne kadar milletin değerleriyle oynayanlar, bizim imanımızla falan filan... Geçin bunları arkadaşlar. Yani, şimdi, seçim meçim, sandık, bu iş bitmez. Sandık yolsuzluğu kapatmaz.

Geçen gün bir arkadaşım, bir avukat arkadaşım diyor ki: "Bu neye benzer biliyor musunuz? Öğrenci sınıfın başarılı bir öğrencisi, parlak bir öğrenci ama arkadaşlarının çantasından para çalıyor. Hemen velisini çağırıyor. Veli gelir gelmez müdüre diyor ki: 'Hayır, benim oğlum başarılı.'" Böyle bir şey olur mu, böyle bir mantık olur mu? Ya da bu mantıkla giderseniz... İtalya'nın eski başbakanı Berlusconi ne oldu? Seçimden çıktı ama bir suçtan dolayı yargılanıyordu, ona rağmen seçimden çıktı. Ama bir cinsel tacizden dolayı mahkûm edildi ve dolayısıyla milletvekilliği düştü.

Yine bu mantıkla giderseniz, bir terör örgütü yöneticisi yarın aday oldu, hasbelkader seçildi. Ya suçları örtüldü mü? Böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

Yargı, egemenlik hakkını kullanan en önemli unsurlardan bir tanesidir. Yani bizim parlamenter rejime göre, yasama, bu yüce Meclis yasa yapacak ve yürütmeyi denetleyecek. Çünkü yürütmeye görev veriyor "yürütme yetki ve görevi" der Anayasa, yürütmeyi denetleyecek. Sorun olduğu zaman da -şimdi olduğu gibi- birileri hakkında yolsuzluk, hırsızlık iddiaları olduğu zaman da gereği yapılacak. Millet adına yargılama yetkisi olan yargıya gönderecek. Orası da egemenliğin en önemli unsuru olan cezalandırma yetkisini kullanarak Türk milleti adına, yani egemenlik hakkını kullanarak gereken kararı verecektir.

Efendim, olumlu olumsuz... Yargı kararına saygı duyacağız. Yani beğendiğiniz zaman birilerini kahraman ilan edip, ondan sonra beğenmediğiniz, aleyhinize karar çıktığı zaman da hain ilan etmek, dolayısıyla ben bu karara saygı duymuyorum falan filan demek, bu bir demokratik anlayış değildir. Hukuk devletine saygıyla bağdaşmaz, efendim parlamenter rejimle bağdaşmaz.

Dolayısıyla, ben diyorum ki: Özellikle bu Bağış, soyadı Bağış olan ancak bizim açımızdan bağışlanmayacak bu kişiyi, hak ettiği şekilde şeye gönderelim.

Efendim, soruşturma komisyonu elbette ki açılacak. Özellikle orada görev alan arkadaşların vicdanına sesleniyorum: Delilleri iyi toplayın, bu kişiyi yargıya gönderin. Rüşvet mi olur, nüfuz suistimali mi olur, efendim, görevi miydi, değil miydi, görevi kötüye kullanmak mıdır, bunu takdir edecek biz değiliz. Bizim görevimiz, sadece yeterli şüphe, emare olan bir kişi hakkında oraya, yetkili merciye sevk etmektir; oraya gitsin, gereğini yapsın.

Mahzuni Şerif, rahmetli, yıllar önce aslında bugünleri görür gibi ne güzel demiş:

"Yuh, yuh soyanlara,

Soyup kaçıp doyanlara,

İnsanlara kıyanlara,

Yuh nefsine uyanlara."

Evet, yani hâlen insana kıyılıyor, hâlen Gezi'de insanlara kıyıldı, hâlen bu topraklarda, efendim, yolsuzluk, hırsızlık yapılıyor diyorum ve yuh olsun onlara diyorum. Siz de böyle deyin, siz de böyle deyin:

"Yuh, yuh soyanlara,

Soyup kaçıp doyanlara,

İnsanlara kıyanlara,

Yuh nefsine uyanlara." deyip Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)