Konu:Chp Grubu Adına, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay Ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, Bazı Eski Bakanlar Hakkında Hazırlanan Fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine İntikaline Ve Milletvekillerinin Bilgisine Sunulmasına İlişkin İşlemler Konusunda Genel Görüşme Açılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:72
Tarih:19/03/2014


CHP GRUBU ADINA, GRUP BAŞKAN VEKİLLERİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ, SİNOP MİLLETVEKİLİ ENGİN ALTAY VE YALOVA MİLLETVEKİLİ MUHARREM İNCE'NİN, BAZI ESKİ BAKANLAR HAKKINDA HAZIRLANAN FEZLEKELERİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE İNTİKALİNE VE MİLLETVEKİLLERİNİN BİLGİSİNE SUNULMASINA İLİŞKİN İŞLEMLER KONUSUNDA GENEL GÖRÜŞME AÇILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün niye toplandık? Efendim, bizim Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, fezlekelerin okunması -yaklaşık doksan gündür Türkiye'nin, ülkemizin gündemini işgal eden, hatta dünyanın gündeminde olan, tarihin gördüğü en büyük yolsuzluk, rüşvet olayıyla ilgili olarak fezlekelerin okunması- Genel Kurulun bilgisine sunulması için toplandık. Ancak Sayın Meclis Başkanı ne yaptı? Az önce okundu burada tezkere; diyor ki: Efendim "Erdoğan Bayraktar hakkında, Muammer Güler hakkında, Zafer Çağlayan hakkında, Egemen Bağış hakkında kaçakçılık, birden çok kez rüşvet almak, resmî belgede sahtecilik, nüfuz ticareti, görevi kötüye kullanmak suçlarından İstanbul Başsavcılığının fezlekesi gelmiştir, gereğinin tayin ve takdiri yüce heyetin bilgisine sunulur."

Değerli arkadaşlar, bu böyle olmaz. Burada, Anayasa'nın 100'üncü maddesine göre, Meclis Başkanının tek başına bakanlar hakkında Meclis soruşturması açma yetkisi olmadığı için, bu işin, ancak 55 milletvekilinin imzasıyla bu sürecin başlıyor olması gerektiği için "Bu fezlekeler, suçlamalar bunlardır." diyerek savcılığın üst yazısını -daha doğrusu- okuması ve dosyanın milletvekillerinin bilgisine, incelemesine açıldığının belirtilmesi zorunludur. Aksi takdirde milletvekilleri, hangi suçtan hangi bakan hakkında niye soruşturma önergesini verdiğini bilemez, vicdanen kanaat getiremez. Yani, kişinin bu milletvekili hakkındaki iddialar soyut mudur, değil midir, gerçek midir, bunu bilerek vicdanen müsterih olup buna göre soruşturma önergesine imza atması için bu dosyaların mutlaka Genel Kurulun tetkikine açılması zorunludur.

Neyi okutmadınız arkadaşlar İstanbul Başsavcılığından gelen yazıyı. Ne vardı o yazıda? Daha önce -biliyorsunuz- Adalet Bakanlığına geldi bir buçuk sayfalık yazı. Bakan Bey biraz önce burada söyledi, dedi ki: "Bizim görevimiz sadece postacılıktır ama yirmi altı gün inceledik." Daha önce komisyonda da bu konu tartışıldı. Sizin göreviniz postacılıksa bunu hemen intikal ettirin kardeşim Meclis Başkanlığına. "Hayır, intikal ettirmiyorum, üzerine kuluçkaya yatacağım, yirmi altı gün bekleteceğim." Bu yirmi altı günde ne yapacaksın? "Operasyon yapacağım, savcıları görevden alacağım, yeni atadığım başsavcıyı çağıracağım Ankara'ya, talimatlar vereceğim, ondan sonra göndereceğim." Bu arada ne oldu peki? Bu arada ne oldu biliyor musunuz, ben söyleyeyim, sizin bir bakanınız, hakkında defalarca rüşvet almak iddiası olan, isnadı olan Bakan savcılığa bir dilekçe gönderdi, dedi ki: "Efendim, benim oğlumla ilgili konuşmalarım CMK 135/2'ye göre delil olamaz, bunları, bu 'tape'leri çıkarın." Bunu demekle aslında ne yaptı biliyor musunuz? Sizin bütün argümanınızı çökertti. Hani diyordunuz ya "montaj", "dublaj"; e, montaj dublajsa niye çıkarılmasını istiyor? Ha, demek ki gerçek, demek ki gerçek. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bunların çıkarılmasını istedi değerli arkadaşlar. Savcı yeniden gönderdiği üst yazıda bunları da izah etti, niye çıkarmadığını izah etti. Çünkü Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bir kararında diyor ki: "Eğer suç işleme iradesi varsa yani birlikte suç işliyorlarsa o saatten sonra artık tanıklık sıfatı, statüsü sona erer, bu da şüphelidir." Yani, başka bir örnek vereyim: Bakan, oğluyla konuşuyor, diyelim ki bir uyuşturucu ticareti ya da adam öldürme konusunda anlaşıyor. "Efendim, hayır, ben birisini yargılayacağım. Diğerinin görüşmesi, tanıklıktan çekinme statüsünde olan bakandır. Oğluyla görüşmesinden dolayı bunu değerlendiremem. Ben bunu çıkarıyorum." Böyle bir mantık olabilir mi, böyle bir şey düşünebilir misiniz?

Değerli arkadaşlar, bunu da söyleyeyim, dediğim gibi, Bakanınız bunu istedi. Neydi İstanbul Savcılığının gönderdiği yazı? Okuyorum şimdi size, sizin gizlediğiniz yazıyı okuyorum:

"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunca yürütülen 2012/120653 soruşturma numaralı evrakta Rıza Sarraf liderliğindeki suç örgütünün resmî belgede sahtecilik, kaçakçılık, rüşvet alıp vermek ve benzeri suçları işlediği tespit edilmiş, mahkemece verilen kararlar çerçevesinde yapılan iletişimin tespit ve kayda alınması, arama, el koyma, yakalama, gözaltına alma ve benzeri delil toplama faaliyetleri sonrasında şüphelilere yönelik 17/12/2013 tarihinde operasyon düzenlenmiştir. Düzenlenen operasyon sonrası iletişimin tespit ve kayda alınmasına ilişkin kararlar çerçevesinde yapılan dinlemelerle ilgili şüphelilerin yapmış olduğu görüşmelere ilişkin çözüm tutanakları, fiziki takip tutanakları, soruşturma aşamasındaki ifade tutanakları, bunlara ilişkin ses ve görüntüleri içeren CD ve DVD'ler ve soruşturma evrakının bir sureti yazımız ekinde gönderilmiştir. Suçun işlendiği tarih itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde Ekonomi Bakanı olarak görev yapan Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet, resmî belgede sahtecilik, birden çok rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar; İçişleri Bakanı olarak görev yapan Mardin Milletvekili Muammer Güler hakkında, sahte belge düzenlemek, soruşturmanın gizliliğini ihlal, nüfuz suistimali ve birden çok kez rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar; Avrupa Birliği Bakanı olarak görev yapan İstanbul Milletvekili Egemen Bağış hakkında, birden çok kez rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar..." Devam ediyor, devam ediyor, efendim, niye bu "tape"lerin çıkarılmadığını falan izah ediyor -ben az önce size söyledim- soruşturma önergesi ve sonraki işlemlerin yapılması amacıyla Anayasa'nın 100'üncü ve İç Tüzük 107'nci maddeleri gereğince gereğinin takdiri için Meclis Başkanlığına gönderiyor.

Şimdi, usul nedir arkadaşlar? Meclis Başkanlığına geldi, cumhuriyet savcısı bakanlar hakkında soruşturma yapamayacağı için bu evrakı buraya gönderiyor. Burada ne gibi deliller var, bakanlarla ilgili çikolata kutuları, diğerleri gerçek mi değil mi -hani "Bunlar gerçek değil." diyorsunuz ya- gidip bakacağım. Burada mahkeme kararı var mı, iletişimin tespiti doğru mu, efendim bu teknik takip var mı, havaalanından giderken bu şeyler var mı, bunlara bakacağım. Bu paralar doğru mu, paralar doğru mu, efendim, bu kasalar doğru mu, yoksa bunlar uydurma mı; efendim, bu Rıza Sarraf'ın götürdüğü bu rüşvet doğru mu, buna bakacağım. Bu taksi Egemen Bağış'ın evine rüşvet götürüyor mu, buna bakacağım. Buradaki bavulda bu milyon dolarlar gidiyor mu, buna bakacağım. (CHP sıralarından alkışlar) Doğru mu? Bu saat, 700 bin liralık saat verilmiş mi verilmemiş mi, buna bakacağım. Bu saat, kolundaki saat montaj mı değil mi, buna bakacağım. Dolayısıyla, bunlara bakarak vicdanen kanaat getirdiğim zaman da bu kişiler hakkında soruşturma komisyonu kurulması için önerge vereceğim, imza atacağım. Çünkü, Anayasa diyor ki: "Soruşturma komisyonu kurulabilmesi için fiilin, eylemin gerekçelerinin belirtilmesi lazım." Ben, neye göre vereceğim arkadaşlar? Milletvekili neye göre soruşturma komisyonu kurulmasını isteyecek? Bunların incelenmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada, bizim Anayasa'mıza göre, Genel Kurulun bilgisine sunulduktan sonra, bu dosyaların mutlaka sizlerin görüşüne açıklanması lazım ki... Siz, şimdi diyorsunuz ki: "55 kişi imza attık." Ya, neye göre attınız arkadaşlar? Bilmeden... Yani, suçlama hangi bakan hakkında, hangi suçlama, neye göre attınız? E, bilmeden imza atıyorsunuz. Burada, bu komisyon, 15 kişilik komisyon, daha sonra kurulacak soruşturma komisyonu, bir savcı gibi görev yapacak, delileri toplayacak, bakanı çağıracak, ifadesini alacak; sorguya çekecek bakanı. Hani bu, hani bu -bizim, geçmişte- Egemen Bağış'ınız var ya, çikolatacı Egemen Bağış bu, hani Allah'ın ayetiyle, kelamıyla dalga geçen, onu soruya çekeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Diyeceğiz ki: "Sen bu çikolata kutusunu, bu gümüş tabağın değeri, efendim, 500 bin dolar... Hayırdır, nereden geldi? Marina kim, Marina? Bir gelsin bakalım Marina, bir sorgulayalım. Geldi, sana bu paralar verildi mi, verilmedi mi? Bu soruşturma komisyonu bunu yapacak.

Bir başka şey daha söyleyeyim: Siz, geçmişte, bizim Sayın Genel Sekreterimiz Önder Bey'in bir sözü üzerine linç ediyordunuz. Ya, Allah'tan korkun, bu Egemen Bağış'ı mı koruyorsunuz? Yani, Allah'ın kelamıyla alay eden bu adamı mı koruyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Yani, anlayamıyorum. Değerli arkadaşlar, bunları korumayın, lütfen. Ben size güveniyorum, size inanıyorum yani iktidar partisi içindeki milletvekillerinin de gerçekten bu işin ortaya çıkmasını isteyeceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.

Buradaki soruşturma... Bakın, ceza soruşturması, bakanlarla ilgili Meclisin yapacağı soruşturma Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre bir ceza soruşturmasıdır. Ceza soruşturmasının gayesi, amacı gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu çıkarılmalı ki, suç işleyenler Yüce Divana sevk edilmeli ki vatandaşın devlete ve kanunlara güveni olsun yani "Suç işleyen kişi bakan dahi olsa korunmuyor, bu ülkede kanunlar herkese eşit uygulanıyor..." Bu anlayışın yerleşmesi için zorunludur. Bu kişilerin Yüce Divana sevk edilmesi gerekiyor.

Ben başka bir şeyden bahsedeyim değerli arkadaşlar. İşte "Paralel yapı, darbe, yok, efendim, seçimlerle ilgili bu komplo falan..." Değil arkadaşlar. Bakın, seçimlerle ilgili olsaydı 1 Martta başlatılırdı bu soruşturma, 1 Martta başlatılırdı ve 25 Aralıktaki soruşturma daha önce olurdu yani Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlunun adı geçtiği soruşturma. Gidilirdi, evinden alınırdı, 1 milyar dolar da, aynı şu şekilde, kamuoyuna afişe edilirdi; öyle değil. Nedir bu işin kronolojik sıralaması? Size şimdi okuyorum: 12 Şubat 2007'de Kapıkule'den Bulgaristan'a bir tır çıkış yapıyor. Bu tırda 202 kilogram eroin ele geçiriliyor arkadaşlar; başlangıcı bu, bu olayın. Bununla ilgili olarak İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığının 2007/1258 soruşturma sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatılıyor, bununla ilgili olarak iletişimin tespiti kararı alınıyor, Edirne (KOM) Kaçakçılık Organize Suçlar Şube Müdürlüğü, bununla ilgili dinlemeler yapıyor. Burada, bu Rıza Sarraf'ın para transferinde kullandığı döviz firmasıyla -yine Happani ortağı- bununla ilgili bazı delillere ulaşılıyor. Bununla ilgili olarak Maliye Bakanlığına bağlı, sizin bakanlığınıza bağlı MASAK, 10 Haziran 2008 tarihinde 6517 sayılı yazısıyla Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına bir rapor gönderiyor. Bu rapor, Bankalar Yeminli Murakıbı Mehmet Tahir Özsoy tarafından hazırlanan 13 Mayıs 2008 tarih ve R/61 sayılı Atik İşcan rumuzlu aklama, inceleme raporu. Bu geliyor Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına. Bu rapor, şüpheli para hareketlerinin miktarı ve sıklığı dikkate alındığında bu işlemleri gerçekleştiren kişilerin -yani Rıza Sarraf ve ekibinin- polisiye takip ve uygun görülecek diğer usullerle Türkiye çapındaki faaliyetlerinin izlenmesinin uygun olacağını belirtiyor, MASAK raporu dikkatinizi çekiyorum, Maliye Bakanlığına bağlı MASAK raporu.

Sonra, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 7 Mayıs 2010'da 6484 sayılı e-postayla bir ihbar yapılıyor, yine Rıza Sarraf'ın sahibi olduğu, bu soruşturmada sık sık geçen bir döviz firmasının kara para akladığı iddia ediliyor. Bunlarla ilgili olarak sizin İçişleri Bakanınız, tabii Muammer Güler değil, ondan önceki İçişleri Bakanınız, tebrik ediyorum o Bakanınızı, görevden ayrılan önceki Bakanı... Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı -yani İçişleri Bakanlığına, önceki İçişleri Bakanlığına bağlı bu başkanlık- 6 Haziran 2011 tarih 298907 sayılı yazısı ekinde, Happani Grubu Değerlendirme Raporu'nu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğüne gönderiyor arkadaşlar.

Burada, yine, bu meşhur, rüşvet dağıtan, "Bakanlara mama dağıtmak gerekir." diyen Rıza Sarraf'ın sahibi olduğu firmaların para aklama işi olduğu, bu suçtan dolayı şüpheli olduğu dolayısıyla bu konunun tetkik edilmesi gerektiği, deniyor. Bütün bunları topluyor İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğü, 13/9/2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturma dosyasına kaydediyor, 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasına kaydediyor, bu soruşturmayla ilgili olarak şüphelilerin iletişiminin tespiti ve teknik takip kararı alınıyor 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 17 Eylül 2012 tarih ve 2012/561 sayılı kararıyla. Ve bu iletişimin tespiti sırasında yani Rıza Sarraf ve ekibinin teknik takibi ve izlenmesi sırasında bakılıyor ki Rıza Sarraf'ın yanında çalışan İçişleri Bakanı Muammer Güler'in bir yakınının; yine, oğlunun; yine, Zafer Çağlayan'ın oğlunun ve bir kısım bakan çocuklarının, bürokratların, Halk Bankası Genel Müdürünün bu adamla rüşvet ilişkisinin içinde oldukları ve yine, bakanlarınızın da bu rüşvet çarkının içinde olduğu anlaşılıyor. Anlaşıldıktan sonra, İçişleri Bakanının oğlu durumu fark edip de babası Muammer Güler'e bildirince, Muammer Güler, İstihbarat Daire Başkanlığını Mali Suçlar Şube Müdürlüğünü takiple görevlendiriyor. Mali Suçlar Şube Müdürlüğü bu olayı öğrenince "Soruşturmaya müdahale edilir, sekteye uğratılabilir." diyerek 17 Aralık 2013'te operasyon başlatmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla komplo momplo, darbe marbe, paralel yapı... Geçin bunları arkadaşlar. Bunların hepsi zırvadır, hepsi hikâyedir; bunlar, kamuoyunu aldatmaya, manipülasyona yönelik sizlerin savunmasıdır ama geçerli bir savunma değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Türkiye'yi ne yazık ki kara para batağına, çamuruna sapladınız. Yani bu iş, ileride ülkemizi uluslararası camiada ciddi anlamda sıkıntıya sokabilecek bir boyuttadır, uluslararası kuruluşlar bu konuyu incelemektedir. Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşı olarak gerçekten üzülüyorum.

Biz diyoruz ki bu adı yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet olayına batan bakanları, mutlaka, gerçekten, hepimiz elimizi vicdanımıza koyarak, bir savcı gibi eylemlerini tek tek soruşturup, bütün delilleri toplayarak, bu kişileri Yüce Divana gönderelim. Orada aklanır mı paklanır mı... İnşallah aklanırlar yani suçları yoksa elbette ki. Yani durup dururken kimseyi itham etmeyelim, suçları yoksa aklansınlar, ama gitsinler.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ya, suçu var, ne suçu yok!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Masumiyet karinesi falan diyorsunuz ya, işte, masumiyet karinesini eğer istiyorsanız, bu kişileri gönderelim, çünkü yargılama yetkisi Türk milleti adına mahkemelere aitti,. bizde de değil. Bizim buradan göndereceğimiz işlem sadece bir iddianamedir. İddianameyi ne zaman savcı düzenler? Yeterli şüphe, yeterli emare varsa bir kişi hakkında -ki vardır- bizim onu göndermemiz gerekiyor.

Yargılama, efendim, 135'e göre, 135/2'ye göre bu dinlemeler, "tape"ler delil olacak mı olmayacak mı, bu 138'inci madde kapsamında tesadüfen elde edilen bir delil mi değil mi? Değerli arkadaşlar, bunları, bizim, Meclisin araştırması, bunlara karar vermesi mümkün değildir. Çağdaş, demokratik rejimlerde, konumu, görevi, sıfatı ne olursa olsun suç işleyenlerin cezalandırılması esastır, parlamenter rejimlerde de bu görevi, bakanlarla ilgili, suç işlediği iddia olunan bakanlarla ilgili denetim yapmak, onları ilgili yargı mercileri önüne göndermek görevi millet adına bu yüce Meclisindir. Yani Meclis, aslında bir denetim görevi olarak ve yine "Bakanlarla ilgili yerinden kalkan bir cumhuriyet savcısı soruşturma açmasın." diyerek bu yüce Meclis, kendi içinden çıkan yürütme organını denetleyerek, suç isnadı olan kişileri Yüce Divana sevk edecek ve bağımsız mahkemeler önünde bu kişiler hesap vereceklerdir.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu Bakan Zafer Çağlayan'la ilgili saati falan gösterdik. 52 milyon dolar deniliyor 28 seferde. Ben isterseniz tüm ayrıntısını vereyim. Yani 52 milyon dolar bunun toplamı. 30 milyon 53 bin 600 euro. Yaklaşık 43 milyon dolar ediyor. 6 milyon 766 bin 750 dolar, 3 milyon 460 bin TL. Efendim, 300 bin İsviçre Frangı değerinde saat.

Değerli arkadaşlar, başka bir şey daha söyleyeyim. 2 milyon 684 bin lira değerinde, 27 Martta, İstanbul Nuruosmaniye'de bulunan bir mücevheratçıdan mücevher alınıyor, bu bakanınıza teslim ediliyor. Oğlunun düğünün de mi taktı, kime taktı onu bilmiyoruz.

Bir başka şey -37.500, dolar mıdır, TL midir bilmiyoruz- piyano gönderiliyor evine. Şimdi ben merak ediyorum, Zafer Çağlayan o piyanoyu çalarken coşup çağlıyor mu acaba? O saate de bakıyor mu acaba, hakikaten merak ediyorum! Çalma işini öğrenmiş mi, hangi coşkuyla çalıyor, ne kadar çalıyor bunu merak ediyorum değerli arkadaşlar! (CHP sıralarından alkışlar) Yani, hakikaten böyle iddialar... Ya, insanın utanıp yere girmesi, eriyip yere girmesi lazım. Allah başa vermesin, böyle bir şey olursa insan toplum karşısına çıkamaz, ülkede yaşayamaz, erir, yere girer. Birazcık arlanma duygusu varsa, insanın bunu kabul etmesi mümkün değildir.

Son olarak değerli milletvekilleri, özellikle sizin gruba seslenmek istiyorum, iktidar partisine: Siz, geçmişte belediyelerinizde "Rüşvet alan da veren de melundur." diye bir şey yazıyordunuz, bu, hadisi şerif. Şu anda kaldırdınız onu galiba. Yani, sadece belediyelerden kaldırmadınız, galiba vicdanlarınızdan da kaldırdınız değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bu hadis gitti mi, sizin kitabınızda yok mu artık, bunu kaldırdınız mı?

Bakın, bu işin kıstası budur: Peygamber Efendimiz zamanında vergi memuru geliyor, diyor ki: "Bunlar Hazinenin, bu da benim." Peygamberimiz diyor ki: "Söyleyin bana, bu adam evinde otursaydı kendisine verilen hediyeler hediye olarak verilir miydi?" E, demek ki bu rüşvettir. Dolayısıyla, oraya buraya evirmeye, çevirmeye gerek yoktur...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - ...bunun altında kalırsınız. Bunları mutlaka Yüce Divana gönderip gereği yapılmalıdır diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)