Konu:Temel Hak Ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:4
Birleşim:71
Tarih:01/03/2014


TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN GELİŞTİRİLMESİ AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, konuya girmeden önce, dün Sincan Cezaevinde MHP'nin İstanbul Milletvekili Engin Alan Paşa'yı ziyaret ettim. Bana bir not iletti, bunu Parlamentoda söylememi ifade etti. Bunu burada okumak istiyorum. Engin Alan Paşa diyor ki: "Hukukun katledildiği bu ülkede Sayın Meclis Başkanının hukukçu kimliği beni hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Ancak aynı durumdaki 2 milletvekiline yapılan iki farklı uygulamayı vicdanen içine nasıl sindirdiğini anlamakta zorlanıyorum. Ama şunu da iyi biliyorum ki bu durum kendisinin değil, başka bir iradenin tasarrufudur. Eğer bu düşüncem doğruysa -ki doğrudur- çok yazık." Kendisini dimdik ayakta gördüm, onu bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, burada bir demokrasi paketini tartışıyoruz. Türkiye'nin, demokrasi paketine ilişkin sınavdan geçip geçmediği, notunun ne olduğu konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki mevcut tabloyu anlatmak istiyorum.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bilindiği üzere, 1959 yılından bu tarafa doğru, hak ihlalleri konusunda yargılama yetkisine sahip bir makam. 1987 yılından itibaren de Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde adil yargılama ve ifade özgürlüğüne ilişkin başvuru hakkını kullanmaktadır. Yani aradan yıllar geçtikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini bir anlamda tanımış bulunmaktayız.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, o tarihten bu ana kadar, özellikle 2012 yılında, yaklaşık 1.093 karar vermiş. Bu 1.093 kararın içerisindeki 903 tane karar, sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en az bir maddesinin ihlaline ilişkin kararlar. Bu 903 kararın içerisinde 122 tane Rusya'nın ihlali var, 117 tane de Türkiye'nin ihlali var yani Türkiye bu açıdan 2'nci sırada. Ama, hemen arkasından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hak ihlalleri bakımından Türkiye'nin hangi pozisyonda olduğu açısından da ilginç bir tablo var. Bakın, şimdi, sadece o tarihten bu ana kadar yani 1987'den bu tarihe gelene kadar Türkiye'nin 2.870 tane hak ihlali var. Türkiye bu konuda şampiyon, 1'inci. Allah'tan -Allah yüzümüze bakmış- 1959'da AİHM'in yargılama yetkisini tanımamışız, aradan yirmi yıldan fazla zaman geçtikten sonra bu yetkiyi tanımışız ve 1'inci durumdayız. 59'dan bu tarafa doğru tanısaydık acaba insan hakları ihlalleri konusundaki dosya sayımızın ne kadar olduğunu merak ederdik.

Şimdi, gelinen noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hangi konularda, hangi durumdayız? Yani gerçek anlamda bir demokratikleşme var mıdır, yok mudur diye bunu tartışmak gerekiyor değerli arkadaşlarım. Bakın, bunlardan en önemlisi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin burada düzenlemeler var. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ihlali konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye 57 dosyayla 1'inci, dikkat edin, 57 dosyayla 1'inci. Değerli Hocam dikkatle dinliyor, teşekkür ediyorum. Adil yargılama hakkının ihlali konusunda Türkiye 755 dosyayla Avrupa 1'incisi, mülkiyet hakkının ihlali konusunda Türkiye 639 dosyayla Avrupa 1'incisi, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye 215 dosyayla Avrupa 1'incisi değerli arkadaşlar. Bakın, şimdi tablo bu.

Şimdi, ben olayın bir başka boyutuna geçiyorum. Şimdi, bir de The Economist'in Türkiye'yle ve bütün dünyayla alakalı bir demokrasi endeksi var. Muhtemelen gazetelerde herkes okumuştur bunu. Bu demokrasi endeksine göre, Türkiye, 165 ülke arasında 88'inci sırada değerli arkadaşlarım, tablo vahim. Şimdi, bu getirmiş olduğunuz tasarıyla bizi 88'inci sıralardan daha aşağılara çekeceğiniz iddiası varsa Sayın Bakan, bunu takdirle karşılarız, bunu buradan alkışlayacağız. Bu 18 madde, sabaha karşı Parlamentodan geçtiği zaman bizi 88'li rakamlardan ne kadar aşağı çekeceksiniz, bunu merak ediyorum.

Şimdi, buradaki demokrasi endeksi uygulanıyorken 5 temel kriter ele alınıyor, 5 temel kritere göre bir siyasi endeks ortaya koyuluyor. Bunlar neler? Bunlardan bir tanesi, diyorlar ki: "Seçim sistemi ve çoğulculuk." En temel kriterlerden bir tanesi bu. İkinci bir temel kriter koyuluyor, diyor ki: "İnsan hakları. İnsan haklarıyla alakalı durumunuz nedir, buna ilişkin tablonuz nedir?" Bunu koyuyorlar. Üçüncüsü: "Hükûmetin icraatı." diyorlar, hükûmetin icraatıyla alakalı bir fiilî durum ortaya koyuyorlar. Bir dördüncü durum daha ortaya koyuyorlar: "Siyasal katılımcılık." Beşinci madde de: "Siyasal kültür."

Bu 5 tane bazı alarak yeni bir tablo ortaya koymaya çalışıyorlar ve ülkelerin demokrasi endekslerini buna göre yorumluyorlar, 4 temel bölüme ayırıyorlar. Bunlardan bir tanesi: Tam demokrasiler. Hangi ülkelerde uygulanıyor? Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Büyük Britanya gibi ülkeler yani dünyada 25 ülkede uygulanıyor değerli arkadaşlar. Onların arkasından kusurlu demokrasiler geliyor, kusurlu demokrasilerin içerisinde de Fransa, Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri var. Hemen onların arkasından melez rejimler geliyor. Melez rejimlerin içerisinde de ne yazık ki Türkiye var. Hemen bizim arkamızdan da otokratik rejimler geliyor.

Şimdi, melez rejimlere ilişkin 6-7 tane ibare var. Ülkemiz açısından ne kadar pratik önemi var, ülkemiz açısından ne kadar önemli, bunları şimdi anlatmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Bakın, melez rejimlerin karakteristik özellikleri nelerdir? Aynen şöyle deniyor:

"1) "Kuralları sık sık ihlal eden, seçimlerin özgür ve adil yapılmasına engel olan rejimler.

2) İktidarın muhalefet üzerindeki baskısının belirgin şekilde artmış olduğu rejimlerdir.

3) Politik kültür, hükûmetin icraatı ve siyasal iktidar konusunda yaşanan aksaklıklar.

4) Yolsuzlukların yaygınlaşma eğilimi, hukuk devletinden süratle uzaklaşma.

5) Gazeteciler üzerinde baskı ve taciz, medyanın bağımsızlığının zedelenmesi.

6) Yargı bağımsızlığının yok olması."

Şimdi, biz, melez rejimlerde Türkiye olarak hangi ülkelerle beraberiz biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Üç tane örnek vereceğim: Tanzanya, Kenya ve Moritanya. Melez rejimlerde, The Economist'in yapmış olduğu demokrasi tanımına göre biz bu ülkelerle yan yanayız ama bana göre The Economist bir haksızlık yapmış değerli arkadaşlarım.

Otokratik rejimlere ilişkin tanımlamaları da şimdi size okuyorum. Bana göre burada bir problem var yani eğer bu tanımlamayı 17 Aralıktan sonra yapmış olsalardı, muhtemelen bizi 4'üncü sıraya koyarlardı. Otokratik rejimlerle alakalı tanımlamaları da aynen şunları içeriyor, diyorlar ki: "Siyasal çoğulculuk yoktur eğer otokratik bir rejim varsa. Bazıları doğrudan diktatörlükle yönetilmektedirler. Demokratik kurumları vardır ama çalışmaz. Seçimler eğer yapılırsa ki özgür ve adil değildir. Temel hak ve özgürlükler göz ardı edilmektedir. Medya hiçbir şekilde bağımsız değildir, yönetime yakın birimlerin kontrolü altındadır. Koyu bir sansür ve eleştiriye tahammülsüzlük vardır. Yargı hiçbir şekilde bağımsız değildir."

Şimdi buradan Sayın Bakana soruyorum: Bu 18 maddelik tasarı hangi koşullarda getirilmiştir? Ne olduğunu biz biliyoruz. Ben açıkça konuşayım; bu sarı öküzdür ama bu sarı öküz yetmeyecektir değerli arkadaşlarım. Bunu, kimin hangi amaçla getirdiğini biliyoruz, nereye kadar gideceğini de biliyoruz ama yetmeyecektir bu sarı öküz, bunu bilin yani.

Şimdi, gelinen noktada, böyle bir demokrasi tanımlamasında -biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi- 165 ülkenin içerisinde 88'inci sıraya koyan hem bu The Economist'in tanımlaması hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin biraz önce ifade etmiş olduğum sayısal rakamları eğer bizi yukarıya çekmiyorsa kamuoyunda "Biz demokratikleşme paketi yapıyoruz." diye manipülasyon yapmanın kime ne yararı vardır değerli arkadaşlar? Bunu sormak bir muhalefet milletvekili olarak bizim hakkımız değil midir? Bunlara siz inanabiliyor musunuz? Yapmış olduğunuz bu düzenlemelerle, işte biraz önce ifade etmiş olduğumuz mali haklardaki düzenlemelerle, dile ilişkin problemleri çözerek daha mı demokratik olacağınızı zannediyorsunuz? Benim yöremde, benim bulunmuş olduğum seçim bölgesinde dile ilişkin bir problem yok, hiçbir tanesi demiyor ki "Lazca, Gürcüce veya Hemşince, bu şekilde düzenleme yapacağız." diye. Bunun hangi ihtiyaçtan olduğunu sizler de biliyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Bakın, biraz önce Bakan burada ifade etti -Sayın Akif Hamzaçebi beni uyardı- beş yıl evvel Bakan bu sözleri söyleseydi kıyamet kopardı, "Evet, terör örgütüyle gerekli görüşmeler MİT tarafından yapılıyor, siyasal uzantılarıyla da bizler konuşuyoruz." dedi. Kayseri meydanında Başbakanın sözü havada duruyor değerli arkadaşlarım, hatırlıyor musunuz? "Terör örgütüyle görüşen şerefsizdir." demişti. Kim haklı çıktı? Bizler haklı çıktık.

Kaygımız şudur: Üniter devlettir, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Ama, unuttuğunuz bir şey var bu topraklarda: Ne olursa olsun, koşullar ne olursa olsun, bu ülkede Mustafa Kemal ölmez, Atatürk yenilmez.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)