Konu:Milli Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Yasama Yılı:4
Birleşim:68
Tarih:26/02/2014


MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 562 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerine şahsi görüşlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu anda çıkmakta olan veya çıkarılmak istenen yasa, dershanelerin kapatılması, orada çalışan elemanların bir eğitim kurumunda istihdamı, Millî Eğitim Bakanlığı bürokratlarının bir şekilde görev değişimi ve özel okullara destek verilmesi şeklinde özetlenmektedir.

Öncelikle size şunu arz etmek isterim ki, "İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah. Doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah." der Ziya Paşa. Durup dururken, on bir sene hiçbir tehdit ve tehlike oluşturmadığı beyanıyla, son dönemlerde bir tehdit algısının sonucu olarak kapatılmak istenen dershanelerin kapatılması konusundaki iradeniz samimi mi, yoksa bir defakto durumun gereği olarak şu anda bunu tartışıyor mu görünüyorsunuz?

İkinci bir soruyu arz etmek istiyorum: Sayın Bakanımız ve sizler, bu yasayı daha önceden tasarlıyor, üzerinde düşünüyor, tartışıyor, araştırıyor, sonra da ülkemizin ve millî eğitimimizin ali menfaatleri uğruna böyle bir yasa çıkarılmasına karar mı veriyorsunuz, yoksa dışişlerinde uzman, maliyede kompetan, tarımda her şeyi bilen, millî eğitimde daha daha fazlalarını bilen bir Sayın Başbakanın "Ben falan bakanıma şöyle yap dedim, filan bakanıma şunu ifade ettim, filan bakanımdan şunu istedim." ifadeleriyle allameicihan kesilen konumundan kaynaklanan bir talimat algısının Sayın Bakanımıza veya Bakanlık görevlilerine bir dayatmasının ürünü müdür? Burada bugüne kadar birtakım yasalar çıkarılıyor ama ben, siz sayın milletvekillerimizin, hatta ve hatta komisyon üyelerimizin bile hangi yasayı niçin çıkardıkları konusunda kaygıları olduğunu, şüpheleri olduğunu ve bilgi sahibi olmadıklarını üzülerek görüyorum.

Şimdi, bir yasa çıkarılıyor, ertesi gün bu yasayla ilgili olarak bir kaygı gündeme geliyor: "Efendim, yanlış anlaşılmış, olmaması lazımdı." Sayın Komisyon Başkanımız buyuruyorlar ki: "Efendim, yanlışları, mahzurları görülürse tekrar düzeltilir." Değerli milletvekilleri, on bir yıllık iktidar döneminde 5 tane Millî Eğitim Bakanının değiştiğinde hangi istikrardan söz edeceğiz, hangi eğitimden söz edeceğiz ve bu ülkenin geleceğini kimlere, nasıl teslim edeceğiz? (MHP sıralarından alkışlar) Öncelikle süreklilik lazım geliyorsa ve devlet kurumu olarak buna ihtiyacımız varsa, AKP iktidarı olarak nasıl bir eğitim planladığınızı ve bu yavrularımız size emanetse bu emanete nasıl sahip çıkmamız gerektiğini önce bir düşünelim. Bunun üzerine imal-i fikirde bulunalım ve gelin, o zaman sizinle birlikte oturup kafa yoralım. 40 tane profesörün olduğu söylenilen bir grupta, Allah için bana söyler misiniz, hangi profesörümüz buna müdahil oldu da bu eğitim yasasının çıkarılmasına katkıda bulundu?

Beyler, sayın milletvekilleri, dün bu yasanın çıkma ihtiyacı yokken eğer birilerini terbiye, birilerini tedip, birilerini tecziye veya birilerinden intikam alınması için böyle bir yasaya ihtiyaç çıkıyorsa o zaman bu, baştan ahlaki değildir. Ahlaki olmayan bir yasanın çıkarılmasıyla da bu milletin milyonlarca evladının geleceği mağdur edilemez.

Burada dikkatinizi çekmek isteğim husus şu: Bir kurum, bir şekilde, bütünüyle nasıl iptal edilebilir? Bizim millî eğitim olarak ülkenin geleceğini gençlerimize emanet etmemiz gerekiyorsa, soruyorum size: Hangi ülküyü, hangi ideali, hangi hedefi bu öğrencilere öğrettik de, hangi doğruyu bu öğrencilere öğrettik de şimdi sadece ve sadece -hiçbir gündem yok- ülkenin tek derdi dershanelerin kapatılması, "Gelin, şu dershaneleri bir kapatalım, çözelim..." Peki, soruyorum sizlere: O zaman, on bir yıl neredeydiniz? On bir yıl bu dershaneler bizim başımıza belaysa, niye bunları kaldırma noktasında bir gayretiniz olmadı da 17 Aralık öncesi birtakım vehimlerin ürünü olarak böyle bir şeyi uygulamaya kalktık?

Değerli vekiller, burası yapboz tahtası değildir. Eğitim bu ülkenin kaderini, hatta mukadderatını belirleyen bir kurumdur. Dolayısıyla, biz, bu konuda biraz fikir yürütmeye kalkarsak o zaman yapmamız gereken şeylerin ne olduğunu düşünürüz.

Size buradan samimi olarak söylüyorum, Sayın Komisyon Başkanı da az önce ifade etti: Dün, sizler değil miydiniz dershanelerin bütün toplantılarına davet edildiği zaman protokolde oturan? Onlarla birlikte resim çektirme yarışına giren, medyaya el sallayıp bir şekilde gülücük dağıtan, siz değil miydiniz? Şimdi, nasıl oldu da dershaneler birdenbire kötülendi, tu kaka denildi ve yuhalandı. Burada, dershanenin elbette kapatılması veya bir şekilde onun alternatif üretimlerinin yapılması lazım gelebilir. O zaman, önce siz, dershaneye ihtiyaç olmayacak bir eğitim düzeyi hazırlar ve insanlar bu dershanelere çocuklarını göndermeme konusunda bir irade ortaya koyar, o zaman zaten dershaneler kendiliğinden kalkar.

Sayın Komisyon Başkanımız ifade ettiler: "Ben dershaneye gitmedim." Biz de dershaneye gitmedik. "Ama baban açlıktan öldü." demişler, "Zavallı buldu da yemedi mi?" demiş. Şimdi, ben soruyorum size: O zaman dershane mi vardı? Ama o zaman eğitim eğitim gibiydi ve herkes eğitimi eğitim olarak görüyordu. Fakat, bugün, ikisi arasındaki paydaşlık, ikisi arasındaki paralellik, dershaneyi eğitime, eğitimi de dershaneye muhtaç hâle getirdi. O zaman, biz, bu ülkenin sorumluları olarak, Millî Eğitim Bakanlığı sıfatını taşıdığımız sürece, bu eğitim kurumlarının niçin başarısız olduğunu, bunun başarılı hâle getirilebilmesi için nelerin yapılması gerektiği hususunu ortaya koyalım ve ondan sonra, zaten dershaneler nereye gidecekse gider ve bu konuda hiç kimse kimseyi suçlamaz.

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum: "Dershanelerin eğiticileri sözlü sınavla sınava alınacak..." Şimdi, elinizi vicdanınıza mı koyarsınız, şakağınıza mı dayarsınız, yapmak istediğiniz tayinlerde bugüne kadar menşe arama, ideoloji arama gibi bir duygusallıktan kendinizi kurtarabildiniz mi, kurtaramadınız mı? Eğer buna doğru cevap verecek biriniz varsa gelsin, burada açıkça söylesin. Ben bu ülkenin bir vekili, bu Meclisin bir mensubu olarak liyakat sahibi, ehliyet ve irade sahibi, bilgi sahibi olduğuna inandığım ve bulunduğu kademede şerefiyle, namusuyla o makamı temsil edeceğine inandığım kimseleri içinizden bazı dostlara önerdiğim zaman "Efendim, ideolojik yönü çok belliyse, bir siyasi görüşe mensup olduğu alenen ifade ediliyorsa, lütfen, bize bunu söylemeyin; bizim onu savunma şansımız yok..." Soruyorum size, bunlar uzaydan mı geldi? Bunlar bu milletin çocukları değil mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sakin, sakin!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Onlar bu eğitim kurumlarında yetişmedi mi? Onlar sizin önerdiklerinizden daha mı geri zekâlı? Onlar bu milletin çocuğu olarak bu devlete ihanet mi ediyor? O zaman siz, elinizi vicdanınıza koyun, yapmış olduğunuz atamalarda nelere dikkat ettiğinizi düşünürseniz, haklı olarak bir kuşkuya sahip olmamız gerektiğini de unutmayın. "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Görünür rütbei aklı eserinde." diyorlar. Biz bugüne kadar yapılan atamalardan bundan dolayı rahatsızlık duyuyoruz ve bunun, gelecekte, eşit kriterlerde yapılmış bir sınav olmaması hâlinde, hakkaniyet, adalet ve liyakat ilkelerine uymayacağını, bundan dolayı da insanların, bu konuda, eşit bir şekilde değerlendirilemeyeceğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, şu anda, Millî Eğitim Bakanlığımız olarak, bu ülkenin geleceğinde hepimizin sorumluluğu vardır ama bir şeye dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi, bakınız, Bakanlık, bu yasayla bütün kadroları değiştiriyor. Niye? Çünkü daha önce değiştirdiğimiz kanun hükmündeki yasalarla, elde ettiğimiz sözüm ona siyasi yapılanma iradesini bir şekilde büyük bir kazanım olarak kabul ettik. Diyanet İşleri Başkanlığında böyle olmadı mı? Tarım Bakanlığında böyle olmadı mı? Eğitim, Ekonomi, Bilim bakanlıklarında benzerleri olmadı mı? Soruyorum size, o insanların hak zayilerini nasıl telafi ettiniz? Üç günlük dünyada, bunların kendinizi tatmin eden birtakım çözümlerini düşünebilirsiniz ama yarın ebedî olduğuna inandığınız bir âlemde Allah'ın huzuruna çıktığınızda sizi koruyacak ne Başbakanınız çıkar ne bakanınız çıkar ne de bir yanınızda kimse bulabilirsiniz diyor hepinizi Allah'a emanet ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)