Konu:AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:4
Birleşim:57
Tarih:05/02/2014


AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

524 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin beşinci bölümünün geneli üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önümüzde yeni bir torba yasa var. Bir torba yasanın bir bölümünün geneli üzerinde konuşmak bile son derece zor çünkü sistematik bir bütünlüğü yok. Birbiriyle tutarlı, bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmış olmadığı için ve sistematik bir bütünlüğü olmadığı için onun geneli üzerinde konuşmak da çok kolay olmuyor ama bunun içinden seçtiğim ve özellikle önemli gördüğüm birkaç tane maddeyle ilgili düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi 110'uncu madde yani otoyolların özelleştirmesiyle ilgili, kara yollarının özelleştirmesiyle ilgili madde. Diğeriyse, vaktim kalırsa, 122'nci madde yani Türkiye Diyanet Vakfı hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle ilgili madde.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de özelleştirme furyası 1985 yılında başladı. Özelleştirme İdaresi rakamlarına göre, 1985 yılı ile 2013 yılları arasında Türkiye'de tam 58,6 milyar dolar özelleştirme yapılmış durumda. Hisse satışları, varlık satışları, halka arz, İMKB'de satışlar biçiminde toplam 58,6 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı.

1980'lerin ortasında Türkiye'nin o günkü koşullarında rasyonel ve akılcı sayılabilecek bu özelleştirme çalışmalarının, aradan zaman geçtikçe, bugün varmış olduğumuz noktada başlangıçtaki hedefinden, başlangıçtaki felsefesinden ve başlangıçta kurgulandığı noktanın çok ötesine ve çok farklı noktalara doğru sürüklendiğini görüyoruz. Ben bununla ilgili birkaç tane kriter üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Özelleştirme niçin yapılır? En önemli unsurlarından biri, piyasanın etkinlik kazandırıcı unsurlarından faydalanmaktır yani rekabeti artırmaktır. Şimdi, Türkiye'de öyle özelleştirmeler yapıldı ki, örneğin TÜRK TELEKOM özelleştirmesinde olduğu gibi, bunun hiçbir yerinde piyasanın verimliliği söz konusu değildir. Biz ne yaptık? Kamu tekelini bir özel tekel hâline çevirdik. Dolayısıyla, bugün TÜRK TELEKOM özelleştirildi diye telekomünikasyon sektöründe rekabet arttı, verimlilik arttı diye kimse diyemez, söyleyemez.

Bir başka mesele, özelleştirmenin en önemli gerekçelerinden biri neydi? Finansal sorunlardı. Bunlar ciddi şekilde zarar eden firmalardı, buralara ciddi miktarlarda yatırım yapılması gerekiyordu. O yüzden "Kamunun bu yükü taşıması mümkün değil." diye söyleniyordu. Ama mesela bugün Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesinin bu mantığın neresinde olduğunu bize kimse söyleyemez.

Stratejik sektörler dünyanın her yerinde özelleştirme konusu açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken sektörlerdir. Dolayısıyla, bu bağlamda, limanların, otoyolların, enerji ve madenlerin özelleştirmesini nereye koyacağımızı, bunun mantığının ne olduğunu yine bugün kimse söyleyemez.

Özelleştirme yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlardan birinin uygun fiyat olduğunu ve piyasaya uygun bir biçimde, kamunun zarara uğratılmayacak şekilde özelleştirme yapılması gerektiğini biliyoruz, en önemli gerekçelerinden birinin bu olduğunu biliyoruz. Ama örneğin, TEKEL'in içki bölümünün Mey İçkiye 200 küsur milyon dolara satıldıktan kısa bir süre sonra aynı şirketin 900 milyon dolara, üzerine hiç yatırım yapmadan, kuruş koymadan nasıl satılabildiğini bugün bize kimse söyleyemez.

Yine, özelleştirmelerle ilgili, üretim, üretimin seviyesinin düşmemesi, istihdama ilişkin kaygıların olması yine kamu tarafından mutlaka dikkat edilmesi gereken hususlardan olmalıdır. Bu anlamda, Et ve Balık Kurumunun ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin bunun neresinde yer aldığını yine bize kimse söyleyemez.

Şimdi, bu genel açıklamalardan sonra bu maddenin içinde, bu beşinci bölümün içinde en önemli maddelerden biri olan özelleştirmeyle ilgili 110'uncu madde son derece önemli; burada da birtakım kaygılarımız var, muhalefet olarak bunları da sizlerle paylaşmak istiyoruz.

110'uncu madde "Otoyolların ve tesislerin değerlendirilmesi" başlığındadır. Türkiye'deki bütün otoyolların, Karayolları Genel Müdürlüğünün uhdesinde bulunan bütün otoyolların Özelleştirme İdaresi kapsamında yüzde 100 kamuya ait olan bir şirket kurularak o şirketin içine bunların haklarının devredilmesi ve daha sonra da hisse satışı dâhil olmak üzere, İMKB'de varlıkların ve hisselerin satılması dâhil olmak üzere yirmi beş yıllığına satılması ve özelleştirilmesi planlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bundan kısa bir süre önce, hepinizin bildiği üzere, yaklaşık 1.975 kilometre, içinde 2 köprünün ve 8 tane otoyolun da olduğu bir özelleştirme ihalesi yapılmıştı. Yaklaşık yirmi beş yıl süreyle Koç ve Ülker Grubuna 5 milyar 720 milyon dolara ihale edilen bu söz konusu ihale süreci, kısa bir süre sonra Sayın Başbakanın "Bu fiyat aslında bizim beklediğimizden çok daha düşük bir fiyattır. Bu fiyattan bunların özelleştirilmesi vatana ihanettir." demesiyle iptal edilmişti. Ancak, bugün bu yasada özelleştirme portföyünün içine sokulan, daha doğrusu Özelleştirme İdaresi tarafından kurulacak bir şirketin içine aktarılacak olan gelirlerin, yirmi beş yıl boyunca elde edilecek gelirlerin ne kadar olduğuna ilişkin bizim Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduğumuz sorulara, yaptığımız sorgulamalara net bir cevap verilememiştir.

En babasından, önümüze taslak olarak getirilen metinlerde, 2012 yılında, bu şekilde, bakım ve onarım giderleri, gerekli vergiler düşüldükten sonra kabaca, yaklaşık 300 milyon dolarlık bir gelirden söz ettiğimiz anlaşılmaktadır. Bunu ben yirmi beş yılla çarptığımda, yirmi beş yıl sonra yani bugünden yirmi beş yıl sonraya kadar bu şirketin, bu şirkete aktarılan değerin kabaca 7,5 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Şimdi, ben buradan soruyorum: Yirmi beş yıl boyunca kabaca 7,5 milyar dolarlık bir değerin aktarılacağı bir şirketin özelleştirilmesi vatana ihanet olmuyor da, mevcut olan gelirlerin, bunun yeterli olduğunu düşünüyoruz da 5,7 milyara ihale edilen ve üstelik yirmi beş yıl boyunca ve beklemenize gerek olmayan, daha kısa bir süre içerisinde nakit akışının sağlanabileceği bir ihaleyi neden iptal ediyoruz? Eğer bu ihaleyi iptal ediyorsak, bu fiyattan bu ihalenin gerçekleştirilmesini vatana ihanet olarak belirtiyorsak, o zaman, Özelleştirme İdaresi portföyünde yer alan bu kuruluşların bu değerinin çok üzerinde olması gerekir. Burada çok ciddi bir tutarsızlık vardır, bu tutarsızlığı, bize, birilerinin burada, bu kürsüden, halkın kürsüsünden aktarması gerekir.

Bir başka önemli husus burada 122'nci maddededir. Bakınız, Diyanet Vakfı, Türkiye'de Diyanet Vakfı, özel hukuk tüzel kişisi çerçevesinde oluşan bir vakıf olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişiliği çerçevesinde bir vakıf olduğu hâlde, âdeta, diğer vakıflardan, aynı statüde bulunan diğer vakıflardan farklı olarak korunmaktadır, kollanmaktadır. Bugün, burada, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak iki buçuk yıllık milletvekilliği dönemim boyunca Diyanet İşleri Vakfının bütçesinin ne kadar olduğunu öğrenebilmiş değilim. En son görüşmelerimizde Plan ve Bütçe Komisyonunun Sayın Başkanı Diyanet İşleri Vakfının bütçesinin ne kadar olduğunu Diyanet İşleri Vakfıyla ilgili yasa görüşülürken bize bildirileceğini söylemişlerdi ama bugün buraya geldik ve burada hâlâ bunu bilmiyoruz. Defalarca soru önergesi verdiğimiz hâlde, ilgili kuruluşlara bunu anlatmaya çalıştığımız hâlde, sorduğumuz hâlde bunu öğrenme şansımız olmadı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Berber söz verdi.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parlamenteri olarak, bir Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak Diyanet İşleri Başkanlığının ne kadar kaynak kullandığını bilemiyoruz, bunu öğrenemiyoruz, bütün çabalarımıza rağmen öğrenemiyoruz ve Komisyon Başkanı söz verdiği hâlde...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Hah!

MÜSLİM SARI (Devamla) - ...bütün komisyonun huzurunda -kendisi de salondadır, en arkada oturmaktadır- bütün komisyonunun önünde söz verdiği hâlde bu sözümüzü karşılayamamıştır. Diyanet Vakfı bir koruma altındadır, Diyanet Vakfı içerisinde yapılan harcamalar gizlenmektedir, örtülmektedir. Milletvekilleri olarak, seçilmiş milletvekilleri olarak bunu öğrenmeye hakkımız vardır.

Şimdi, Diyanet İşleri Vakfına ait iki tane hastane burada Sağlık Bakanlığına devredilmektedir. Biz komisyonda soruyoruz: Bunların hesapları nedir? Bunların zararları nedir? Neye uygun, hangi kritere uygun olarak bunları devralıyorsunuz? Bununla ilgili bilgiler nedir? Bu bilgileri öğrenemiyoruz. Diyanet Vakfının sayın temsilcisi diyor ki: "Biz o zaman bu alana girmek istedik, şimdi kâr edemiyoruz, işletemiyoruz, devrediyoruz." Bize ne, kamuya ne? Diyanet Vakfının adının başında "Diyanet" olması onu ayrıcalıklı mı yapıyor? Bu yol açıldığında, Türkiye'deki bütün vakıflar bu yola başvurduğunda Sağlık Bakanlığı bunu kabul edecek midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Vakıf üniversiteleri...

MÜSLİM SARI (Devamla) - Bu soruların cevaplarının burada, halkın huzurunda yanıtlanması gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)