Konu:Chp Grubunun, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu Ve 37 Milletvekili Tarafından Adalet Çalışanlarının Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla 13/12/2012 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin Genel Kurulun Bilgisine Sunulmak Üzere Bekleyen Diğer Önergelerin Önüne Alınarak 5 Şubat 2014 Çarşamba Günkü Birleşiminde Sunuşlarda Okunmasına Ve Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:57
Tarih:05/02/2014


CHP GRUBUNUN, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU VE 37 MİLLETVEKİLİ TARAFINDAN ADALET ÇALIŞANLARININ SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 13/12/2012 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN GENEL KURULUN BİLGİSİNE SUNULMAK ÜZERE BEKLEYEN DİĞER ÖNERGELERİN ÖNÜNE ALINARAK 5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sözlerimin başında, bizleri dinleyen yüce Meclisin sayın milletvekillerini, televizyonları başındaki yurttaşlarımızı ve özellikle adalet çalışanlarını, 50 bin adalet çalışanını ve kendi seçim bölgem Artvin'deki adalet çalışanlarını saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bir teşekkürüm var, bu adalet çalışanlarının sorunlarına ilişkin, TÜRK BÜRO-SEN genel merkez yönetimine ve ayrıca Artvin'deki temsilcimiz Uğur Özer'e de bu çalışmadaki katkılarından dolayı, sözlerimin başında içtenlikle teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: 1924 Anayasası, modern Türkiye'nin ilk anayasası, cumhuriyetin temel nitelikleri konusunda kuvvetler ayrılığını bir temel argüman olarak benimsemiştir. Biliyorsunuz yasama, yürütme ve yargı olarak üç ayrı ilke altında toplanan kuvvetler ayrılığı; yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, yargı yetkisinin bağımsız mahkemeler tarafından, yürütme yetkisinin ise cumhuriyet hükûmeti tarafından kullanılacağını belirtmiştir. Anayasa'nın 9'uncu maddesinde, yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır; 138'inci maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığı ifade edilmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, üçüncü ayağı yani sacayağının üçüncü ayağını teşkil eden yargı yetkisini kullanan yargı erki, şunun iyi bilinmesi gerekir ki, sadece hâkimlerden ve savcılardan oluşmamaktadır. Yargı yetkisinin içerisinde, bu üçlü sacayağının yargı yetkisi içerisinde, yargıda çalışan, Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan kâtipler vardır, mübaşirler vardır, yazı işleri müdürleri vardır, teknisyenler vardır, şoförler vardır ve her türlü teknik kadro vardır. Yani bunları göz ardı etmememiz gerektiğini düşünüyorum. Bundan önceki Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2013 yılında Plan ve Bütçe Komisyonunda yapmış olduğu konuşmada aynen şöyle demektedir değerli arkadaşlarım, -yargının işlerliğini de hâkim ve cumhuriyet savcılarının yanı sıra yargıda emekçi olan adalet çalışanları tesis etmektedir- diyor ki: "Ülkemizde hâkim ve savcılar, dosyaların başlangıcından sonlandırılmasına kadar bütün işlemlerini yaparlar. Duruşma hazırlığı, duruşmanın yapılması, ara kararlarının yerine getirilmesi, kararların yazılması, kesinleştirilmesi, kalemin idaresi gibi bütün işler hâkimler ve savcılar tarafından yapılmaktadır."

Yani Adalet Bakanı şöyle görmektedir, adalet ayağında -adalet çalışanlarına ilişkin- sanki hâkimler, savcılardan başka bir şey yokmuş gibi, bu ayağın sadece hâkimler, savcılardan oluştuğu gibi bir tarihî yanılgı içerisinde kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, buradan bir kere daha ifade etmek istiyorum. Bakın, adalet çalışanları kocaman bir örgüttür, 50 bin kişiyi aşan muhteşem bir emek örgütü vardır karşımızda.

Şimdi, bunlara ilişkin olarak bir araştırma önergesi, bir grup önerisi verdik. Bunların sorunlarına ilişkin bir problem var mıdır yok mudur, bunları tartışacağız.

Bunların mali haklarına ilişkin sorunlar vardır, özlük haklarına ilişkin sorunlar vardır. Adalet çalışanları bir anlamda isyan etmektedir.

Adalet binalarını yapmakla, adalet saraylarını inşa etmekle, o şatafatlı binaların içerisinde insan olmadığı bir kurumu ifa etmekle, adaletin sorunlarını çözmeniz mümkün değildir. Bu kurumlar sadece bir beton yığını hâline gelebilir. Eğer adalet kurumu kendi çalışanlarının problemlerini çözmezse, mali ve özlük haklarına ilişkin herhangi bir iyileştirme yapmazsa, dediğimiz gibi adalet sarayları sadece beton yığınıdır. O nedenle, bu hususları dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, kısaca adalet çalışanlarının sorunları nelerdir? Bakın, bunlardan bir tanesi, Adalet Bakanlığı fazla mesai çalışma ücretlerine ilişkin olarak Maliye Bakanlığı ve Bakanlar Kuruluna topu atmıştır, Maliye Bakanlığı daha önce fazla mesaiye ilişkin ücretleri ne yazık ki adalet çalışanlarından esirgemiştir değerli arkadaşlarım. Önceden fazla mesai alıyorlardı, hafta sonunda ve mesai saatleri dışında çalışan adalet çalışanlarının ücretleri bir anda göz ardı edilmiştir ki bu, ortalama, bir adalet çalışanı başına 200 TL'lik bir ücreti kapsamaktadır değerli arkadaşlarım. Bunun haricinde, yine 1 Ağustos 2010 tarihi itibarıyla "havuz parası" olarak tabir edilen yol tazminatları da bir anlamda kırpılmış, onlar da adalet çalışanlarından esirgenmiştir, bu da bir adalet çalışanı için ortalama 150 TL aylık bedel ifade etmektedir.

Yine bunların haricinde en önemli kalemi teşkil eden suçüstü nöbetlerine ilişkin ödenekler de adalet çalışanlarından alınmış, burada da her bir çalışana ortalama 350 TL civarında miktar düşmektedir, bu konudaki mali hakları da geri plana itilmiş bulunmaktadır. Yani bunu eğer bir global rakam, bir total rakam olarak alırsak, 700 TL'lik bir şey göz ardı edilmiş bulunmaktadır

Değerli arkadaşlarım, adalet çalışanları diyorlar ki: "Suriye'deki mültecilere gösterilen ilginin yüzde 1'ini bize gösterirseniz adalet çalışanlarının sorunu diye bir şey kalmaz." "Adalet çalışanlarının fazla mesai ücretlerinden kesilen şeylerle IMF'ye olan borçlar mı ödeniyor?" diyorlar, bunu Parlamentoda bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütün kamu kurumlarındaki promosyonlarda olay şudur: Hepsi eşittir. Eşitlik ilkesi göz önüne alınmıştır ama sadece Adalet Bakanlığındaki çalışanlara yönelik olarak fazla ücret alana fazla promosyon ödenmiştir, az ücret alana az promosyon ödenmiştir. O da şu demektir: Hâkim ve savcıların ücretleri yüksek olmasına rağmen artı yüzde 10 -onların maaşlarının yüzde 10'u senelik- artı 125 lira bedel ödenmiştir. Şimdi, hâkim savcılarla adalet çalışanlarını yan yana koyduğunuz zaman, promosyonlardaki düşük ve fazla ücretler arasındaki farkı karşılaştırdığınız zaman sorunun ne kadar büyük olduğunu görürsünüz değerli arkadaşlarım.

Suçüstü nöbetlerinden sonra hâkim savcıların istirahat izni vardır ama adalet çalışanlarının istirahat izni yoktur. Buradan soruyorum: Adalet çalışanları Superman midir değerli arkadaşlarım? Hâkim savcılara vardır da adalet çalışanlarına niye yoktur? Bu çifte standardı buradan söylemek gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, iş güvencelerine ilişkin de problemler vardır. Bakın, bugüne kadar olmayan bir garabet sergilenmiş bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü ve bölge idaresi başkanlıklarına göndermiş olduğu yazılarda ilginç bir uygulamaya tabi tutmuştur. Buradaki olay da nedir? "Klavye uygulama sınavı" diye o kurumda çalışan -hukuki güvenlik ilkesini ihlal eden bir şekilde- zabıt kâtipleri klavye uygulama sınavına tabii tutulmuş, bu sınavda başarılı olamayanlar üç ay sonra tekrar sınava tabi tutulmuş, eğer bunda da başarılı olamazsa Devlet Memurları Kanunu'nun 98'inci maddesine göre iş akitlerinin feshedileceğine yani devlet memurluğunu kazanma şartlarının daha sonra kaybedildiğinden hareketle adliye çalışanlarının görevlerine son verileceğine ilişkin bir tehdit algılaması ortaya konulmuş ama iyi ki bu ülkede sendikalar var. Onlar dik durunca bu yanlış uygulamadan, bu subjektif uygulamadan vazgeçilmiş bulunmaktadır değerli arkadaşlarım.

Bir başka olay daha vardır: Mobbing yani iş yerindeki psikolojik taciz. Adalet çalışanları ne yazık ki hâkim savcıların, adliyeye iş yapmak için gelen kişilerin yapmış olduğu uygulamalara, davası olan davacıların, davalıların, sanıkların psikolojik taciziyle de karşı karşıya kalmakta, bulunmuş oldukları yerdeki çalışma barışını, çalışma hayatının koşullarını bir anlamda yitirmiş bulunmaktadırlar. Buna da özellikle dikkat çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Kamuda 4483 sayılı Yasa'nın koruma zırhına dayanan memurlara ilişkin yapılacak olan soruşturmalarda kocaman bir koruma zırhı olmasına rağmen, bugün, bir adalet çalışanını, iki satır dilekçeyle hakkında her türlü adli kavuşturmanın, adli soruşturmanın yapılacağı bir konuma sokuyoruz değerli arkadaşlarım. Bunların günahı nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisinden bunları haykırmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yargı teşkilatı dışında başka hiçbir teşkilatta olmayan mübaşir kadroları ne yazık ki yardımcı hizmetler sınıfına dâhil edilmiştir. Bunlar, yıllardan beri, genel hizmetler sınıfına alınmaları için mücadele etmektedirler. Yine, adalet teşkilatı içerisinde birçok meslek dalına ilişkin yardımcı sınıflar vardır, bunların da genel hizmetler sınıfına alınması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, başka bir garabet daha vardır, 4/C. Artvin Adliyesinde de karşılaşıyorum, inanıyorum ki bütün seçim bölgelerimizde bu garabet vardır. 4/C diye bir uygulama var değerli arkadaşlarım. 4/C çağdaş köleliktir. Bugün kamu kurumlarından çıkartılan işçiler, 4/C adı altında adliyede istihdam edilmektedir. Böyle bir çağdaş köleliği kabul etmiyoruz, reddediyoruz değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Adliyelerde, Türkiye'ye, dünyaya adalet dağıttığını iddia eden bir kurumda 4/C uygulaması bizim için bir utanç kaynağıdır, rezalettir. Bunu buradan bir kere daha ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Adalet Bakanlığının yapmış olduğu bu uygulamalarda çifte standart vardır, subjektiflik vardır.

Bakın, adalet çalışanları ne istiyorlar? Diyorlar ki:

"1) Kaldırılan nöbet ücreti, fazla mesai, ulaşım yardımı ücretlerinin yeniden hayata geçirilmesi gerekir.

2) Maaşlara karşılık bankalarla yapılan protokol gereği elde edilen promosyon ücretlerinin çalışanlara eşit oranda dağıtılması gerekir.

3) Özellikle idari personele adalet sarayları iş yerlerinde uygulanan mobbingden vazgeçilmesi yönünde caydırıcı tedbirler alınmalıdır.

4) Bağımsız yargının uygulanabilmesinin koşullarından biri olan adli kolluk yasası acilen çıkartılmalıdır.

5) Adalet Bakanlığı Görevde Yükselme Yönetmeliği'nde değişiklik yapılarak yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan personelin de görevde yükselme sınavlarına girebilmeleri hususunda önlerinin açılması gerekmektedir.

6) Nöbet hizmetlerde görevli olan personelin çalışma koşullarının ve nöbet karşılığında istirahatlerinin temini ve uygulama bilirliğinin sağlanması için hakkaniyet gözetilerek bir nöbet genelgesi düzenlenmelidir.

7) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının siyasi müdahalelere karşı bir hâle getirilmesi gerekmektedir.

8) Adalet komisyonlarının teşekkülünde iş yerinde yetkili olan sendikaların belirleyeceği, adalet çalışanları adına oy hakkı bulunan bir temsilcinin bulundurulması şarttır." diyor.

Kısaca değerli arkadaşlarım, adalet çalışanlarının sorunları bir aysberg gibidir, ciddi sorunlar vardır, mali haklarına ilişkin sorunlar vardır, özlük haklarına ilişkin sorunlar vardır, çalışma hayatlarına ilişkin sorunlar vardır, liyakate ilişkin sorunlar vardır, sadakat ile liyakat arasında gidip gelmektedirler. Bu sorunları Mustafa Kemal Atatürk'ün parlamentosunda konuşmak istiyoruz, araştırma önergemize kabul oyu vermenizi istiyoruz, bu sorunları Türkiye'ye anlatmak istiyoruz.

Ben 50 bin adalet çalışanı adına, onların ailesi adına Mustafa Kemal'in parlamentosundan haykırıyor, hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)