Konu:Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:4
Birleşim:54
Tarih:29/01/2014


AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 17'nci maddesinde verilen önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun metni iyi incelendiği zaman, burada 2828 sayılı Kanun'un 22'nci maddesinde bir düzenleme yapılıyor. Bu düzenlemeye göre de ilk baştaki ibarede bir problem yok, bizim açımızdan da bir problem yok. Neden? Görev ve yetkili mahkeme tanımı yapılırken bu görev ve yetkili mahkeme tanımıyla yeni getirilen düzenlemeyle Çocuk Koruma Kanunu'na göre yeni bir düzenleme yapılıyor, o çerçeve içerisinde tarif ediliyor. Buradaki eksiklik de şundan kaynaklanıyor: Tabii, o tarihte ilk yapıldığı zaman kanun -1983 tarihli bir kanun- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kanunu; daha sonra, 2005 yılında Çocuk Koruma Kanunu'nun özellikle 9'uncu maddesinde ne tarif edildiği, gayet açık bir şekilde "mahkeme"den ne anlaşıldığı... Kanun koyucu açıkça ibareyi koymuş ve 9'uncu maddesinde "mahkeme" tanımı altında bu mahkemenin "çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemeleri" olduğu ibaresini koymuştur. O nedenle, bu konuda yasal boşluğu giderme açısından bu şekildeki bir düzenleme... Bizim açımızdan da bir problem yok ama bu maddeye eklenen -Sayın Bakan dikkatle dinlerse, burada ilginç bir olay var Sayın Bakanım- ikinci bir fıkra var, bu fıkrada da aynen şöyle diyor: "Sosyal hizmet kuruluşlarının kendisine teslim edilen çocuk hakkında yapacağı inceleme sonucunda hazırlayacağı raporda, 5395 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi uyarınca çocuğun derhâl gözetim altına alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ve ailesine teslim edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı hâllerde mülki idare amirinin onayı ile çocuk ailesine teslim edilebilir." şeklinde bir ibare var. Şimdi ben buradaki yasaya baktım. Yasanın da 9'uncu maddesinde yani acil koruma kararı alınmasına ilişkin ibarede ise aynen yasa hükmü şu, diyor ki: "Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir." şeklinde ibare var. Burada, acil koruma kararının alınmasında mahkemeye yetkiyi veriyoruz ki bu açıdan hani mahkemeler belki ilk demiş olduğumuz getirilen değişiklikte mahkemeler acele karar vermiyor diye, aile mağdur olabilir diye mülki idareye bunu devrediyoruz ama yasanın 9'uncu maddesinde kanun koyucu üç günlük bir süre koyuyor, o açıdan bir problem yok. Yani, burada, acil koruma kararı alınıyorken, koruma kararı veriliyorken 9'uncu maddeye göre bunu mahkemelere veriyoruz, mahkeme tarafından bu ibare konuluyor ama biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi bu konudaki "Gözetim altına alınmasına gerek yoktur." kararını da ne yazık ki bunu yargıdan alıyoruz, mülki idareye veriyoruz. Bu neye benziyor Sayın Bakan? Şimdi, bu, Medenî Kanun'un 32'nci maddesinde gaipliğe ilişkin düzenleme vardır. Gaiplikte de ölümü muhtemel olan bir hadisede kaybolanlar veya kendisinden uzun süreden beri haber alınmayanlara ilişkin gaiplik kararı mahkeme tarafından verilir, iki tane ilan yapılır. Bu doğrudur ama bir de orada ayrıca mülki idare amirleri tarafından istisnai olarak kullanılan bir yetki vardır, o da ölüm karinesidir. Ölüm karinesinde mülki idare amiri yani vali normal ahkâmı şahsiye siciline emir vererek ölüm kaydını düşürebilir. Şimdi onunla karşılaştırdım, acaba dedim kanun koyucu böyle bir şey mi düşünüyor diye ama çok dikkatle incelediğiniz zaman, bir yandan hükmü koyuyorken, bu kısıtlamayı koyuyorken mahkemeden bunu alabiliyorsunuz ama bu hükmü kaldırıyorken bir idari kararla mülki idare amirinin vermiş olduğu kararı yeterli görüyorsunuz. Burada gerekçe, biraz önce de ifade ettiğim gibi, hızlı ve acele karar alınmasına ilişkin bir tereddüt olabilir ama 9'uncu madde mahkemenin üç gün içerisinde karar verebileceğine ilişkin de bir amir hüküm koymuş. Burada ifa etmek istediğim şu: Eğer biz mahkemenin süresine ilişkin bir tahdit koyarsak -düzenlemeye ilişkin- dersek ki "Şu kadar gün içerisinde verebilir." diyebilirsek, bir gün içerisinde -diğerinde üç gün olarak veriliyor- bunu bir gün olarak düzeltebilirsek, kanunun yapılma amacına uygun olarak bu tip tasarruflarda yargı erkinin, mahkeme kararının geçerli olabileceğine ilişkin ibareyi de buraya koyabiliriz. Çünkü, burada şu aşamada iki aşamalı önlem var: Yasak kararını koyuyorken mahkeme kararıyla işlem yapıyorsunuz, eğer bir problem yoksa bunun kaldırılmasına ilişkin olaraksa bu sefer mülki idare amirine yetki veriyorsunuz. Bu, kanunun amacına, ruhuna, lafzına bize göre uygun değildir. Bu konudaki çift başlılığı önleme açısından idari bir makama bu şekilde bir yetkinin verilmesi basit gibi gözükse de çok doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle bunun düzeltilerek gerekirse yine o kişinin bulunmuş olduğu kanunun ilgili maddesinde sayılan görev ve yetki sınırları içerisinde, Çocuk Koruma Kanunu'nun saydığı yetki ve çerçeve içerisinde bu mahkeme tarafından verilebilir, bu düzeltilebilir. Bunu dikkatinize sunmak istedim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)