Konu:Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç Ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
Yasama Yılı:4
Birleşim:52
Tarih:24/01/2014


BARTIN MİLLETVEKİLİ YILMAZ TUNÇ VE 77 MİLLETVEKİLİNİN; BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde konuşma yapıyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet Komisyonunda da yapmış olduğum konuşmada bir öyküyü anlatmıştım, burada, yüce Genel Kurulda da bir kere daha anlatmak istiyorum. Orada anlatmış olduğum olay şuydu, bütün hukuk fakültelerinde anlatılmış olan bir öyküdür bu: 18'inci yüzyılda geçer. 18'inci yüzyılda, Prusya Kralı Frederick, Potsdam ormanlarında geziyorken muhteşem bir arazi beğenir. Araziyi geziyorken "Burada ben bir saray yaptırayım." der ama -sarayın olmuş olduğu- beğenmiş olduğu arazinin içerisinde bir tane de yel değirmenli fırın vardır. Fırıncıya der ki: "Ben burayı alacağım, bedelini vereceğim." Fırıncı o araziyi terk etsin diye. Fırıncıyı kalkar çağırır, fırıncı gelir. Adamlarını gönderir der ki: "Sana bu arazinin bedelini vereceğim, bu araziyi terk et." Fırıncı der ki: "Hayır." Bu sefer, fırıncıya der ki: "Benim kim olduğumu biliyor musun? Ben, kudretli Prusya Kralıyım." Fırıncı da ona der ki: "Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben de bu fırının sahibiyim. Bu fırın bana büyükbabamdan, büyükbabamdan babama, ondan da bana kaldı, benden de çocuklarıma kalacaktır." Bu sefer Kral "Öyle mi? O zaman ben burayı zorla alacağım." der. "Gel, zorla al." der. O ihtişamıyla Kralın lafına karşı direnir, zorla alamaz, o zaman da fırıncı buna şöyle der: "Ey haşmetli Kral, Berlin'de hâkimler vardır." O, önemli bir sözdür. Bu söz hukuk tarihine yerleşmiştir değerli arkadaşlarım.

Bakın, o "Berlin'de hâkimler vardır." sözünde geçen o Kralın yaptırmış olduğu saray buradadır, hemen arkasında da adaleti simgeleyen yel değirmeni vardır değerli arkadaşlarım.

Aradan iki yüzyıl geçer, Osmanlı İmparatorluğu, subaylarını bir diplomatik ilişki için Berlin'e, Almanya'ya gönderirler. Bu hikâye o subaylara da anlatılır değerli arkadaşlarım. O subaylar derler ki bu olay anlatılınca "Akşamüzeri gidip o Kralın yaptırmış olduğu sarayı ve sarayın yanındaki yel değirmenini görelim." Bir gece vakti, bu subaylar kalmış oldukları yerlerden aşağı inerler, üç dört tanesi der ki: "Hayır, biz orayı görmek istemiyoruz." Ama bir tanesi, o dolunayın olduğu gecede kalkar, bu sarayın ve yel değirmeninin olduğu o yere, o adaletin simgesi olan yere gider. O, kimdir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? O, cumhuriyetin banisi Mustafa Kemal Atatürk'tür değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Gider, o sarayı görür ve o dolunay vakti adaletin ne olduğunu hisseder, ülkesine döner. 5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Mektebi'nin açılışında der ki: "Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu müessesenin küşadında duyduğum saadeti hiçbir teşebbüste duymadım." Onun Adalet Bakanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Adalet Bakanı, sizin beğenmediğiniz Mahmut Esat Bozkurt, cumhuriyet savcılarına aynen şöyle der: "Cumhuriyet savcıları, Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz." Şimdi, ben Sayın Bakana soruyorum... Atatürk'ün Adalet Bakanı böyle diyor, şimdiki Adalet Bakanı da diyor ki: "Suçluyu ve suçluları korumaktan siz sorumlusunuz." Değerli arkadaşlarım, iki adalet bakanı arasındaki fark budur.

Bakın, gelinen noktada, iktidar partisi sözcüleri buraya çıkıyorlar, ifade ediyorlar, diyorlar ki: "Masumiyet karinesi." Sizler açısından sevindirici bir olay vardır, Adalet Komisyonunda da söyledim, değerli arkadaşlarım: Para sayma makineleri ele geçirilmiştir, dolarlar ele geçirilmiştir, eurolar ele geçirilmiştir ama para nakil araçları ele geçirilmemiştir! Bu anlamda, masumiyet karinesini doğrulayan bir maddi delildir, bunu bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Yine, Adalet Komisyonunda söyledim, değerli arkadaşlarım, bakın, Bolu'da yargı kararına rağmen, idare kararına rağmen, ne yazık ki, AKP'nin il özel idaresine asmış olduğu pankart indirilememiştir. Orada da söyledim, burada da söylüyorum, bez parçasını indiremeyenlerin, cam parçalarını yargıya teslim etmek gibi bir sorumlulukları olamaz. Bunu bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Değerli Bakan, Sayın Bakan, bakın, biz size Adalet Komisyonunda yaptığımız görüşmelerde diyorduk ki: "Adalet Bakanı, ilgili bakanların müzekkeresini Türkiye Büyük Millet Meclisine gönder." Bugün bir şey daha öğrendik, meğerse yanılmışız, asıl fezleke sizinmiş, biz yanlış adresleri gösteriyormuşuz meğerse, siz kendi fezlekenizi göndermemişsiniz, başkalarının fezlekesini göndermek gibi bir iyi niyet içerisinde olmanızı beklemek safdillik olur.

Değerli arkadaşlarım, deminki o adalet öyküsünü niye anlattım? Bakın, içinizden bir değerli milletvekili arkadaşınız ayrılıyorken istifa dilekçesinde dedi ki: "Kalkınma Partisinden istifa ediyorum." Kendisini saygıyla selamlıyorum. "Adalet" kavramını yok ettiğinizin, adaleti bir anlamda keenlemyekûn saydığınızın en önemli gerçeklerinden birisinin de bu olduğunu ileri sürmek istiyorum. Şunu asla unutmayalım: Hukuk herkese bir gün lazım olabilir. Gelinen noktada, bir kere daha ifade ediyorum, et kokarsa tuz var, tuz kokarsa ne var? Gelinen noktada, ne yazık ki, tuz kokmuştur, bugünler geçecektir, Türkiye'de umudun ve özgürlüğün ülkesini mutlaka kuracağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)