Konu:Genel Kurulun Çalışma Saatlerinin Yeniden Düzenlenmesine; Gündemin "kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmında Bulunan 491, 322, 383, 488, 422 Ve 187 Sıra Sayılı Kanun Tasarılarının Bu Kısmın 4, 5, 6, 7, 8 Ve 9'uncu Sıralarına Alınmasına Ve Diğer İşlerin Sırasının Buna Göre Teselsül Ettirilmesine İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:4
Tarih:08/10/2013


GENEL KURULUN ÇALIŞMA SAATLERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİNE; GÜNDEMİN "KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER" KISMINDA BULUNAN 491, 322, 383, 488, 422 VE 187 SIRA SAYILI KANUN TASARILARININ BU KISMIN 4, 5, 6, 7, 8 VE 9'UNCU SIRALARINA ALINMASINA VE DİĞER İŞLERİN SIRASININ BUNA GÖRE TESELSÜL ETTİRİLMESİNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMER GENÇ (Tunceli) - İnşallah yeni yasama yılında ülkemize, milletimize çok hayırlı işler yapacağız. Evvela bu Meclisteki bu baskıyı kaldıracağız, milletvekillerinin burada özgürce konuşmasını sağlayacağız ve iktidar partisi burada her kürsüye çıktığımızda bize saldırıda bulunmaz ve hakaret etmez.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yeni bir yasama yılına geçiyoruz. Bu yasama yılında ülkemizde çok ciddi sıkıntılar var. Bakın, Meclis Başkanı burada Meclisi açarken dedi ki: "Efendim, milletvekilleri temiz dille konuşsun." Tamam, konuşsun da kendisinin Genel Başkanı ne diyor: "Bu CHP milletvekilleri maşadır." "Bu CHP zihniyeti pisliktir." diyor. "Bu CHP Genel Başkanının kendisi zencidir, beyaza geçmek için her türlü çirkinlikleri yapıyor." diyor.

Şimdi, bu lafları söyleyen bir partinin Genel Başkanı bunları söyledikten sonra, -sonra bizlere, söylenen laflar da ortada- bu laflar söylendikten sonra burada Meclis Başkanlığı makamında oturan zatın çıkıp da "Ya milletvekilleri, siz çok seviyeli konuşun, çok temiz dille konuşun..." Denilebilir mi bunlar arkadaşlar? Daha neler var.

Şimdi, arkadaşlar, Türkiye'de rejim ciddi bir sıkıntı içinde. Şimdi, AKP Hükûmeti bir şeye karar vermek zorundadır. Siz Türkiye Cumhuriyeti devletinin getirdiği laik cumhuriyet ilkeleriyle mi devleti yöneteceksiniz, yoksa din esaslarına göre mi devleti yöneteceksiniz? Buna bir karar verelim, açık olalım. Sizin zamanınızda, maalesef, her getirdiğiniz icraatla laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin temeline dinamit konulmaktadır, cumhuriyet yok edilmektedir, cumhuriyet ilkeleri yok edilmektedir. Bunun yerine dinî esaslara dayalı bir devlet sistemi getirilmektedir. Bu artık her yerde açık.

Şimdi, arkadaşlar, burası hukuk devletiyse, Türkiye Cumhuriyeti eğer hukuk devletiyse hukukun burada geçerli olması lazım, Anayasa'nın geçerli olması lazım, Anayasa Mahkemesi kararlarının geçerli olması lazım.

Şimdi, kamuda türban serbestliğini getirmek ne demektir? Tamamen Anayasa'daki laiklik ilkesini kaldırmak demektir. Ne diyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, din özgürlüğünün sınırları Anayasa'mızın 24'üncü maddesinde belirtilmiş. 24'üncü maddesinde din özgürlüğünü getiriyor, inanç özgürlüğünü getiriyor ama orada, hiçbir kimse ve kuruluş devletin ekonomik, sosyal, siyasi yapılarını din ve dince kutsal sayılan ilkelere dayandıramaz diyor.

Şimdi, birtakım insanlarımız elbette inançlarını yaşayabilirler, biz ona saygı duyuyoruz ama inancın yaşandığı yer özel hayattır, kamuda olamaz bu. Anayasa Mahkemesinin bu konuda kararı vardır, Anayasa'mızın 24'üncü maddesi vardır. Siz 24'üncü maddeyi kaldırmadıktan sonra Türkiye'de kamuda türbanı serbest edemezsiniz.

Yargıyı kendi inhisarınız altına aldınız. Türkiye'de yargı yok, bugün laik Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyan bir yargı yok artık. Zaten yargı olsa... Bu Cumhuriyet Başsavcılığı makamında oturan kişi niye o görevi yapıyor, hani, hangi cumhuriyetin hangi başsavcılık görevini yapıyor? Bu devletin temellerine dinamit konulurken, devlet yok edilirken, laik cumhuriyet ortadan giderken, devlet parçalanırken nerede bu hukuk kurumları? Görüyorsunuz ki herkes kanı donmuş gibi, âdeta herkesin içine bir korku sinmiş gibi bir hâletiruhiye içinde yaşıyorlar.

Şimdi, bunun nasıl demokrasiyle ilgisi var arkadaşlar? Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesi belli, ortada. Şimdi, birtakım insanlar... Bugün bir İran Cumhurbaşkanının karısını siz hiç sahnelerde gördünüz mü? Tamam, başörtüsünü takıyor veya çarşaf da giyiyor; inancını kendi özel hayatında yaşayabilir ama -Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti- Türkiye Büyük Millet Meclisine siz şeriat bayrağıyla gelip oturamazsınız. Bu, tamamen, Atatürk'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti devletine ve kurumlarına meydan okumaktır; bunun başka şekilde anlamı yoktur.

Ayrıca, Andımız'ı kaldırıyorsunuz. Sayın milletvekilleri, her neslin her ülkenin çocuklarının, minik minik çocuklarının hayata başlarken bir millî şuuru bunların ruhunda yaratmak lazım, vatan ve millet sevgisini onlara aşılamak lazım. Şuursuz, millî duyguları olmayan, vatan ve millet sevgisi olmayan bir çocuk yetiştiremezsiniz ki. Dünyanın her tarafında bu var.

Efendim, şimdi bakın, bu devleti kuran Atatürk ne demiş? "Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran ahaliye Türk milleti denir." Orada "Ne mutlu Türk'üm diyene!" cümlesi içinde "Türk" kelimesi bir sentezdir. Bu sentezin içinde Kürt'ü vardır, Laz'ı vardır, Çerkez'i vardır, Arnavut'u vardır. Dolayısıyla "Ne mutlu Türk'üm!" denildiği zaman ne mutlu Kürt'üm de anlaşılır, Laz da anlaşılır, Çerkez de anlaşılır. Dolayısıyla arkadaşlar, bu gerçekleri kavrayalım. Bu ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlayabilmemizin kuralları vardır. Dünyada bunun örnekleri vardır ama birtakım emperyalist güçler Türkiye'yi bölmeye çalışıyorlar. Niye bölmeye çalışıyorlar? Efendim, bu memleketi bölmek için... Zaten birdenbire bölmezler ki, önce onun altyapısını hazırlayacaklar; işte çift dilli sisteme gidecekler, onun millî duygularını yok edecekler, o devleti ayakta tutan millî değerleri yok edecekler. Bu devleti ayakta tutan bu devletin kurucusu Atatürk'ün getirdiği ilkelerdir. Dolayısıyla bu ilkeleri ortadan kaldırdığınız zaman millet bir boşluğa düşer arkadaşlar.

Yine, cemevleri meselesine gelince: Birileri çıkıyor, konuşuyor. Arkadaşlar, Alevi vatandaşın dediği şu: İmar Kanunu'nda ibadet yerleri tarif edilmiştir. Tarif edilen, işte, kilise, cami, havra, sinagog gibi bu kelimelerin içine bir tane cemevi koyacaksınız. Bundan yani birilerinin gocunmasına gerek yok, eğer hakikaten şey edecekseniz.

Ayrıca da devlette çok keyfî yönetimler var arkadaşlar, çok ayrımcı, özellikle inanca dayalı bir ayrım var.

Bugün, ben, bazı şeyleri dile getirmek de yani kelimeleri ağzıma almak da istemiyorum ama bazı gerçekleri de söylemek lazım. AKP iktidarı zamanında bir tek Alevi vatandaş işe alınmamıştır; kaymakamlığa alınmamıştır, doktorluğa alınmamıştır, hâkimliğe alınmamıştır. Bunlar özellikle yapılan şeyler. Ondan sonra çıkıp da "Bizim Alevi kardeşler..." Yahu, biz, Alevi-Sünni ayrımı yapmayalım. Genel Başkanımız "Ben, ne ırk bazında ne mezhep bazında siyaset yaparım." diyor. Çünkü biz insanız, bizim için değerli olan, önemli olan insandır. İnsan, bizim için temel ögedir. Dolayısıyla insan esas olduktan sonra onun mezhebi, ırkı, dili, dini beni ilgilendirmez. Biz, ancak insan bazında birbirimizi severek ülkenin birlik ve bütünlüğünü savunabiliriz, aksi takdirde bu memleketi parçalamaya götürüyoruz.

Şimdi, bugün, arkadaşlar bakın, devlette denetim yok. Sayıştay hiçbir şey denetlemiyor, Sayıştaya hesap verilmiyor. Şimdi bunları zaten zaman zaman buraya getiriyoruz. Bunun günahı AKP'li milletvekillerinin boynunadır. Bu memleketin parasını bugün har vurup harman savuran insanlar, eğer bunun hesabını siz vermezseniz bunun elbette ki şeyini verirsiniz.

Bakın, İstanbul Belediye Başkanı hakkında 2005 ile 2009 yılları arasında 100 küsur davada, bu yol ve kavşak ihalelerinde büyük yolsuzluk yaptığına dair tahkikat İçişleri Bakanı izin vermediği hâlde Danıştaya gitmiş, Danıştay "Soruşturma açılması gerekir." diye karar vermiş. 2010 yılında hâlâ savcı soruşturmayı açmıyor ve soruşturmayı açmamak için de çeşitli bahanelere gidiyor ve ne yapıyor? "Efendim, hele burada bir bilirkişiye havale edelim." diyor. Yani bugün savcılar görevini yapmıyor, Anayasa Mahkemesi görevini yapmıyor, Yargıtay Başsavcısı görevini yapmıyor. Şimdi, Mecliste de muhalefet partisi burada geliyoruz, söylediklerimiz de maalesef bir kulaktan giriyor, bir kulaktan çıkıyor.

Bizim, arkadaşlar, bir noktada birleşmemiz lazım. Bizim hepimizin menfaati Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğündedir, bu memlekete dürüst yönetim gelmesindedir. Eğer bu memleket dürüst yönetilmezse, eğer hukuk olmazsa, eğer adalet olmazsa bu memleketi, bu milleti birlikte tutamayız. Zaten bulunduğumuz coğrafyada birçok yabancı güçlerin, emperyalist güçlerin gözleri var, o hâlde bunların karşısında birlikte hareket etmemiz lazım. Kimsenin kimseyi aşağılamasına ve dışlamasına gerek yok. Getirdiğiniz demokrasi tedbirleri demokrasi değil, ülkeyi bölmek içindir.

Efendim, ikinci dil yapamazsınız. Türkiye'de yalnız Kürtçe, öteki dil yok, Zazacası var, Dersimcesi var, Arnavutçası var, Lazcası var. Yani bir ırka ayrı bir dil getiriyorsunuz; e, peki ötekiler insan değil mi? Onların da ırkı yok mu? Onların da dilinin değeri yok mu? Bunları düşünmeniz lazım. Dolayısıyla, "Güçlü kimse, ben bunu hallederim, gerisine karışmam." demek bence bu milleti parçalamak demektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)