Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:20/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı ile 2014 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında Hükûmetimiz adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Sayın Bakan, açıklama bekliyoruz. Sayın Bakan, Sayın Babacan açıklama bekliyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Açıklama bekliyoruz açıklama! Hükûmet olarak ne düşünüyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Buldan bir dakika.

BAŞKAN - Lütfen dinleyin, belki bir şey söyleyecektir canım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - 2014 yılı bütçemizin milletimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanlığımız olmak üzere tüm ekonomi birimlerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Bir saat konuşacak, bir saat konuşacak. Ne diyeceğini önceden bilemezsiniz, ben bilemem. Lütfen rica edeceğim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Hem Komisyon aşamasında hem de Genel Kurul aşamasında bütçede çok emeği olan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve üyelerine de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Burada, Genel Kurul salonunda gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde çok sayıda konuşmacıyı dinledik, takip ettik. Bu kürsüde dile getirilen tüm yapıcı görüş ve düşünceler için de teşekkürlerimi sunmak ve biraz sonra da Hükûmetimizin değerlendirmelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarı döneminde bugüne kadar 11 bütçe hazırladık ve bunları başarıyla uyguladık. Bugün, 12'nci bütçemizin görüşmelerinin son günündeyiz. Böylesine uzun bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından bizlere tevdi edilmiş olması hiç kuşkusuz büyük bir onurdur. Ancak bu onurun çok büyük bir sorumluluk anlamına geldiğinin de biz gayet iyi bilincindeyiz. On bir yıl boyunca bu sorumluluğun gereğini yerine getirmenin gayreti içerisinde olduk.

Hazırladığımız tüm bütçelerde, belirlediğimiz hedeflere titizlikle bağlı kaldık. Tüm dünyada, ekonomik ve finansal krizin yoğun olarak hissedildiği 2009 yılında, Hükûmetimiz zamanlı ve çok iyi tespit edilmiş önlemleri yürürlüğe koydu ve böylece, birçok ülkede görülen istihdam kayıplarının ve ekonomik daralmanın önüne geçilmiş oldu. Maliye politikamızda bu temel duruş, siyasi istikrarla birlikte ekonomimizdeki tüm aktörlerin üretim ve yatırım kararlarını sağlıklı bir biçimde alabilmesini sağladı. Diğer taraftan, başta özelleştirme olmak üzere, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi alanlarda, 2002 yılından beri uyguladığımız yapısal reformlar neticesinde ekonomimizdeki verimlilik, üretkenlik arttı.

Dünya Bankası tarafından 1987 yılından bu yana yapılan sınıflandırmaya göre, Türkiye uzun süre düşük orta gelir grubunda yer almıştı. Ancak, 2004 yılında kalıcı olarak üst orta gelir grubuna Türkiye yükseldi ve inşallah, 2014-2016 Orta Vadeli Program'ımızın döneminin sonunda Türkiye artık Dünya Bankası sınıflandırılmasına göre yüksek gelirli ülke grubuna giriyor.

Ayrıca, diğer bir gösterge olarak, Avrupa Birliğinin satın alma gücüne göre hesaplanmış kişi başına ortalama gelir seviyesini 100 olarak kabul ettiğinizde yani 27 ülkenin ortalamasına 100 dediğinizde, 2002 yılında Türkiye'nin kişi başına düşen millî geliri 36'ydı yani Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 36'sı kadar bir millî gelirimiz vardı, hamdolsun, 2012'de bu oran yüzde 54'e çıktı. Hemen yanı başımızda ve dünyanın en ileri ekonomilerinin olduğu bu gruba Türkiye hızla yaklaşmakta.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar hazırladığımız tüm bütçelerimizi hep insan odaklı bir hizmet bütçesi olarak hazırladık. Bütçelerde temel önceliklerimiz, bir taraftan fiziki ve sosyal altyapıyı güçlendirmek olurken, diğer taraftan toplumun dezavantajlı gruplarına sosyal yardımları artırmak olmuştur. Bütçe disiplini ve bütçe hedeflerimizden taviz vermeden sağladığımız bu artışları, özellikle enflasyon ve faizlerin düşmesiyle bütçede sağladığımız tasarruflardan oluşturduk. Nitekim, faiz harcamalarının bütçe harcamaları içindeki payı son on bir yıllık dönemde yaklaşık 30 puan düştü. 2013 yılında faiz harcamalarının bütçedeki payı 2002 yılındaki yüzde 44,8 seviyesinde olsaydı, faiz harcamalarına 50 milyar lira değil, bu yıl bütçesinde tam 182 milyar lira ödenek koymak durumunda kalacaktık. Genel olarak üst gelir grubuna transfer niteliği taşıyan bu faiz ödemelerindeki tasarruf, işte bize, altyapı yatırımları ve sosyal harcamalar için çok geniş bir alan oluşturdu.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin kalkınma ve büyüme potansiyeli, fiziki ve sosyal altyapısının gelişmesine bağlıdır. Hükûmetlerimiz döneminde temel önceliğimiz, bütçemizde oluşan her türlü alanı bu altyapı konularına yönlendirmek olmuştur. Nitekim, geçmiş on yılda beşerî sermayeyi güçlendirmek, daha donanımlı ve daha nitelikli insan gücüne ulaşmak amacıyla bütçemizden en büyük payı her zaman eğitime ayırdık. Bu kaynaklarımızı, eğitime erişimi kolaylaştırmak, eğitimin kalitesini artırmak ve eğitim hizmetlerinin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla kullandık çünkü biliyoruz ki eğitimimizin kalitesi ne kadar artarsa ekonomimizde oluşturulan katma değer de o kadar yükselecektir. Bir ekonominin büyüklüğü pek çok farklı şekilde hesaplanabilir ama bu hesaplardan birisi de o ülkedeki insanların oluşturduğu katma değerlerin toplamıdır. Daha yüksek eğitim, daha iyi eğitim, daha büyük bir ekonomi anlamına gelecektir.

İşte bu çerçevede 2002 yılında bütçemizin yüzde 9,4'lük kısmı eğitime harcanırken 2014 bütçesinde tam yüzde 18'i artık eğitime harcanmakta. Toplam 100 lira harcama varsa bütçemizde, bunun 9,4'ü 2002'de eğitimmiş, şu anda bakıyoruz, tam yüzde 18 bu 2014 bütçemizde.

Benzer şekilde sağlıkta kapsamlı bir dönüşüm hamlesi de başlattık. Bu dönemde hem sağlık hizmetlerine erişimi hem de sağlık hizmetlerinin kalitesini artırdık. 2002'de toplam harcamaların sadece yüzde 11,5'u sağlık iken 2014'te yüzde 17,2'si sağlık olmuş oldu. Dolayısıyla, biz faizlerden elde ettiğimiz tasarrufu eğitim için, sağlık için ve pek çok sosyal harcamalarda kullanmış olduk.

Değerli milletvekilleri, iktidara geldiğimiz 2002 yılı sonundan bu yana kamu görevlilerimizi ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik, ücret ve maaşlarda enflasyonun üzerinde artışlar yaptık. 2002-2013 döneminde enflasyon oranı yüzde 159 oranında artarken -bu dönemin kümülatif enflasyonunu söylüyorum- aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşındaki artış yüzde 381 oldu, net asgari ücretteki artış yüzde 336 oldu, en düşük memur emekli aylığındaki artış yüzde 208 oldu, en düşük SSK emekli aylığındaki artış yüzde 273 oldu, en düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığındaki artış yüzde 423 oldu, en düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığındaki artış yüzde 782, 65 yaş aylığındaki artış yüzde 433 oldu. Enflasyonun çok çok üzerinde gelir artışı sağladı pek çok gelir grubumuz.

Yoksulluk göstergeleri de gelir dağılımındaki olumlu seyre paralel olarak iyileşmekte. TÜİK verilerine göre, 1 doların altında günlük geliri olan bir vatandaşımız artık kalmadı, bunu sıfırladık. 2,15 dolara bakıyoruz, 2,15 doların altında yaşayan vatandaşımız da hemen hemen sıfırlanmış durumda. 4,3 baremine baktığımızda dahi 2002 yılında vatandaşlarımızın yüzde 30,3'ü bu baremin altındayken bugün yüzde 2,27'si bu baremin altında. Dolayısıyla, uluslararası standartlarda Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler ölçütlerinde nereden bakarsak bakalım çok şükür Türkiye'deki ekonomik büyüme, kalkınma yoksulluktaki düşüşe yansımış oldu.

OECD tarafından en son 2013 yılında yayınlanan gelir dağılımı raporuna göre yine Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımının en hızlı düzeldiği ülke. Şu anda OECD'de sadece 5 ülkede gelir dağılımı düzeliyor, diğerlerinin hepsinde gelir dağılımı bozulmakta. Türkiye sadece o 5 ülkeden biri değil, aynı zamanda gelir dağılımını en hızlı düzelten OECD üyesi şu anda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçemiz, bundan önceki bütçelerimiz gibi KOBİ'lerimizi, esnafımızı ve çiftçimizi önemli bir miktarda yine destekleyen bir bütçe. Bu çerçevede, Hazine Müsteşarlığı bütçemizden çiftçilere, tarımsal üreticilere, esnafımıza ve KOBİ'lere önemli finansman destekleri yine sağlamaya devam etmekteyiz. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilerimize ve tarımsal üreticilere konularına göre hâlen yüzde sıfır ile yüzde 8,25 arasında değişen faiz oranlarıyla sübvansiyonlu kredi kullandırılmakta. Bu kapsamda, Ziraat Bankasınca kullandırılan düşük faizli kredilerin bakiyesi şu anda 16 milyar Türk lirası. 1 milyar da tarım kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan benzer krediler söz konusu ve şu ana kadar toplam 817 bin üreticimiz bu kredi desteklerinden yararlandı. Öte yandan, ülke genelinde meydana gelen muhtelif afetlerden etkilenen üreticilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan düşük faizli tarımsal kredi borçlarının da dönem dönem birer yıllık ertelemesini gerçekleştirmekteyiz. Çiftçilerimize düşük faizli kredi kullandırma nedeniyle oluşan gelir kayıplarının karşılanması amacıyla 2013 bütçemizde ve 2014 bütçemizde yaklaşık 1,5 milyarlık ödenek koymuş durumdayız. Bu ödenek, kredilerin sübvansiyonunda kullanılan ödenek.

Esnaf ve sanatkârlarımızın desteklenmesi amacıyla Halk Bankası tarafından hâlen yüzde 4 ile yüzde 5 arasında değişen faiz oranlarıyla yine sübvansiyonlu kredi kullandırılmakta. Bu kredilerin bakiyesi de 9,5 milyara ulaşmış durumda ve 280 bin esnafımız şu anda bu kredilerden yararlanmakta.

Bütçe görüşmelerinin açılış gününde Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı esnaf kredileriyle ilgili şöyle bir ifade kullandı: "Türkiye'de şu anda 280 bin esnaf borcunu ödeyemiyor." dedi. Burada herhâlde kendisine verilen notlarda ciddi bir rakam yanlışlığı var ki bu 280 bin, Halk Bankasından kredi kullanan esnafların toplam sayısı. Peki, ödeyemeyen kaç kişi var diye baktığımızda, bu sayı şu anda 1.612 yani 280 bin değil, sadece 1.612 esnafımız şu anda çektiği krediyi ödeyememekte ve bu oran yüzde 0,57. 2002'de rakamlar nasılmış? Toplam 63 bin esnafımız kredi kullanıyormuş, bunlardan 24.500'ü kredisini ödeyemeyecek durumdaymış, oran yüzde 38. Yani, yüzde 38 oranında ödeyemeyen bir esnaftan yüzde 0,57 oranında ödeyemeyen bir esnafa doğru bir trend öyle sanıyorum ki son derece olumlu bir tabloyu bize göstermekte.

Öte yandan, kamu bankalarımızın toplamına bakacak olursak, kamu bankalarımızın takipteki kredileri yani ödenmekte güçlük çekilen kredilerinin toplamı, toplam krediler içerisinde yüzde 37'lik bir paya sahipmiş 2002 yılında. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbankı topladığımızda, takipteki alacaklar toplam alacakların yüzde 37'si. Bugün ise, bu 3 bankanın toplamında sadece yüzde 3'lük bir takipte olan alacak söz konusu.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Kaç defa yeniden yapılandırdınız ya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ki, bu, sektör ortalamalarına aşağı yukarı yakın bir rakam.

Bir zamanlar görev zararıyla boğuşan bu kamu bankalarımız, artık, hazinemize ciddi miktarda kaynak aktarmakta. Sadece, son on yıllık dönemde, kârdan elde edilen temettü artı gelir vergisi olarak topladığımızda tam 31,5 milyar liralık nakit kaynağı kamu bankaları hazinemize aktarmış durumda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle, küresel krizin başladığı 2008 yılından itibaren; aktif, etkin ve bütüncül bir istihdam politikası üzerinde çalıştık ve bunu başarıyla uyguladık. Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre baktığımızda, 2009 yılının başından 2013 yılının ortasına kadarki dönemde, Türkiye'deki istihdam toplam 4 milyon 714 bin kişi artmış durumda. Yine, aynı dönemde, Avrupa Birliğindeki istihdam rakamlarına baktığımızda, yaklaşık 4 milyon istihdam kaybı var, istihdamda düşüş var Avrupa Birliğinde. Yani, Türkiye tek başına, 27 Avrupa Birliği ülkesindeki kayıp istihdamı aynı dönemde oluşturmuş durumda. Bu da, yine, uygulamış olduğumuz özgün ve Türkiye için doğru politikaların güzel bir sonucu.

Başta kadınlarımız olmak üzere, iş gücüne katılım oranları Türkiye'de hızla artmakta. 2008'de yüzde 46,9'ken iş gücüne katılım oranı, bugün itibarıyla yüzde 50,8'e; tam 4 puan artmış durumda. Bu, gerçekten, istihdam istatistiklerini incelediğinizde pek çok ülkede görülmeyen hızda elde edilmiş bir başarı. Yine, benzer şekilde, 2008 yılında, istihdam oranı Türkiye'de, yüzde 41,7'yken, 2013 Eylül'de bu yüzde 45,6'ya çıkmış durumda.

İş gücüne katılım oranlarındaki bu artış, işsizlik oranlarının daha hızlı düşmesini sınırlandıran bir etki de kuşkusuz oluşturuyor ama öte yandan, yıllar itibarıyla artırdığımız sosyal yardım harcamalarımıza baktığımızda, 2014 yılında 30,4 milyar lira seviyesine çıktı. Düşünün ki, bütçemizden sadece sosyal desteklere, yardımlara artık 30 milyar lira ayırabiliyoruz; 2014 bütçesi. Bu, başta engelli vatandaşlarımız olmak üzere, pek çok toplum kesimine yaygın bir şekilde ulaşan kaynak. Yine, nereden sağlıyoruz bu kaynağı? O yüksek faiz ödemelerinden elde ettiğimiz tasarruflardan sağlıyoruz. Bunların içerisinde engellilerin evde bakımı, engelli ve engelli yakını aylıkları, 65 yaş üstüne verilen aylıklar, engellilerin istihdamı, koruyucu aile programları, kadın konukevleri gibi çok geniş bir alan söz konusu.

Değerli milletvekilleri, tüm bölgelerimizin kalkınma hızlarının artması ve birbirine yakınsaması için ulaştırma altyapısının geliştirilmesine çok önem veriyoruz. Bu nedenle, kamu yatırımları içerisinde en yüksek payı ulaştırma alıyor ve 2014 yılında da yine bütçemizde bu dengeyi koruyoruz. Kamu altyapı yatırımlarını gerçekleştirirken bütçe disiplininden taviz vermeksizin, özel sektörün finansal ve teknik tecrübesinden yararlanarak kamu-özel iş birliği modellerine de ağırlık veriyoruz. Bu çerçevede, İstanbul'a üçüncü havaalanı, üçüncü köprü ve İzmir-İstanbul Otoyolu gibi büyük projeleri bu modelle gerçekleştiriyoruz. Özellikle İzmir-İstanbul Otoyolu Projesi'nin tamamlanmasıyla birlikte bu iki büyük ilimiz arasındaki mesafe kara yoluyla üç buçuk saate inşallah iniyor. Böylece, Ege Bölgesi'nin üretim potansiyeli ile İstanbul'un finansal ve ticari kapasitesi birleşmiş oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son iki yıllık dönem bizim yapısal reformlarımızın çok hızlandığı bir dönem oldu. Bakın, bu dönemde ekonomi dışındaki alanlara baktığımızda, dörd'üncü yargı reformu paketimizi yasalaştırdık, Sayın Başbakanımız yepyeni bir demokratikleşme paketi açıkladı, ciddi bir eğitim reformu yaptık, Türkiye'de zorunlu eğitim süresini sekiz yıldan on iki yıla çıkardık, eğitim sistemimize yeni esneklikler getirdik.

Ekonomi alanına dönüp baktığımız zaman, 1 Temmuz 2012'de yepyeni bir Türk Ticaret Kanunu'nu uygulaya başladık, yeni bir Borçlar Kanunu'nu uygulamaya başladık, bankacılık dışı finans sektörü için yepyeni bir yasa düzenleme yaptık, yeni bir afet sigortası kanunu çıkardık. Türkiye'de, on dört ay gibi çok kısa bir süre içerisinde deprem sigortası olan evlerin sayısı hızla artarak 6 milyonu buldu. 6 milyon hane, şu anda doğal afetlere, depremlere karşı Türkiye'de sigortalanmış durumda bu yeni yasal düzenleme sonrası. Bireysel emeklilik sisteminde yepyeni bir kanunu yürürlüğe soktuk. Şu anda, tam 4 milyon vatandaşımız gönüllü olarak devlet destekli bireysel emeklilik sistemi içinde yerini aldı ve sayı hızla artmakta. Yeni bir Sermaye Piyasası Kanunu'nu 1 Ocak 2013'te yürürlüğe koyduk, bu kanunu yeniden yazdık. Borsa İstanbul'u oluşturduk. Pek çok farklı kurumumuzu, VOBAŞ'tan tutun da Altın Borsasına kadar hepsini Borsa İstanbul'un altında topladık. Yeni bir Elektrik Piyasası Kanunu çıkarttık, şu anda EPİAŞ'ı kuruyoruz. Elektriğe dayalı menkul kıymetlerin işlemlerini Borsa İstanbul'un çatısı altında gerçekleştireceğiz.

Finans mahkemelerinin kurulması için yasal düzenlememizi yaptık, Adalet Bakanlığımız çalışmalarını HSYK kapsamında sürdürüyor. Bankacılık için, sigortacılık için ihtisas mahkemeleri... Ki, oradaki hâkimlerimiz, savcılarımız bu konuda ihtisaslaşmış olacak ve önlerine gelen davaları daha hızlı, daha güvenilir, daha tutarlı sonuçlara bağlamak için uygun bir ortamda görebilecekler. Zaten, bizim, yargı sistemimizden beklediğimiz en önemli unsurlar nedir? Tutarlılık, güvenilirlik ve makul bir zaman içerisinde işlemlerin tamamlanması, kararların verilmesi. Bu, tüm dosyalar için geçerli temel ilkeler, temel prensipler.

İstanbul tahkim merkeziyle ilgili yasa tasarımız şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisimizin gündeminde. Yani, özel sektörün yönetiminin ağırlıklı olduğu bir yapıyla, özel sektörün kendi aralarındaki uyuşmazlığın mahkemeye gitmeden önce hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasıyla ilgili yeni bir yapı kuruyoruz. Tabii ki, nihayetinde mahkeme yolu açık -tabii, bu da Anayasa'mızın gereği- ama özel sektörümüz çoğu zaman, çok kısa süre içerisinde ihtilaflarını çözmesi için bu yeni mekanizmayı kullanacaktır diye inanıyoruz.

Türkiye'de girişimciliğin desteklenmesi, araştırma - geliştirmenin desteklenmesi, inovasyonun desteklenmesi önemli konular. Yepyeni bir yasa çıkarttık, bireysel katılım sermayesi, bu yıl çıkarttık ve uygulamaya başladık. Diğer adıyla "melek yatırımcılarla ilgili yasa" yani parası, tecrübesi olan vatandaşlarımızla, maddi birikimi olmayan ama heyecanı ve fikri olan gençlerimizi buluşturacak yepyeni ve güzel bir mekanizma. Girişim sermayesiyle ilgili yeni düzenlemeler yaptık, yeni teşvikler getirdik.

Şu, son on dakikadır sıraladığım bütün bu adımları 2012 ve 2013 yılları gibi kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleştirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Vadeli Program hedeflerimiz ve 2014 yılı bütçemiz hakkında görüşmelere geçmeden önce, dünya ekonomisindeki gelişmelere ve beklentilere kısaca değinmek istiyorum.

Gelişmiş ülkeler içinde, Amerika Birleşik Devletleri'nde belirgin bir toparlanma gözlenirken Avrupa Birliğinde güçlü bir büyüme eğilimini hâlâ görememekteyiz. Özellikle Avrupa Birliğindeki bu durum, Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme hızına ulaşmasında da önemli bir engel teşkil etmekte. Biz, sadece ihracatımızın hâlâ en büyük bir bölümünü Avrupa Birliğine yapmakla kalmıyoruz ama aynı zamanda, Avrupa Birliği bizim doğrudan sermaye akışı ve diğer finansman akışı açısından en önemli finansman kaynağımız. İşte, Avrupa Birliği ekonomisiyle ilgili her türlü sorun, problem, durgunluk, kuşkusuz bizi de bir miktar da olsa etkileyen unsurlar.

2013 ve 2014 yıllarına ilişkin küresel büyüme tahminleri geçtiğimiz yıla göre ciddi oranda aşağı yönde revize edildi. Geçen sene, 2013 yılında dünya ekonomisinin yüzde 3,6 oranında büyümesi bekleniyor, hâlbuki, bakıyoruz ki, bu sene ancak yüzde 2,9'da kalacak dünya ekonomisinin büyümesi. Yine, geçen sene, "2014'te dünya ekonomisi 4,1 büyüyecek." denilirken şu anda bu oran yüzde 3,6'ya çekilmiş durumda. Gelişmiş ülkelerde yine, beklentiler yüzde 1,5'tan 1,2'ye; yüzde 2,3'ten yüzde 2'ye çekilmiş durumda.

Gelişmekte olan ülkelere yani Türkiye'nin de içinde bulunduğu ülke grubuna baktığımızda, 2013 için yüzde 5,6'lık bir büyüme öngörülüyordu ortalama, tüm gelişmekte olan ülkeler için ama bakıyoruz, bu sene ancak 4,5 gerçekleşebilecek, bunun içerisine Çin de dâhil. 2014 yılında yüzde 5,9 beklenirken şimdi bu beklentiler yüzde 5,1'e aşağı doğru revize edilmiş durumda. Öte yandan, Amerikan Merkez Bankasının 22 Mayıs 2013 tarihinde varlık alım programlarından çıkış sinyalleri vermesi sonrasında küresel piyasalarda oynaklık arttı. Yine, son yapılan toplantıda, varlık alım programının aylık 10 milyar dolar azaltılmasına karar verildi. Gelecek döneme ilişkinse ekonomik verilere bağlı olarak bu program gözden geçirilebilecek. Bu süreçte, her zaman olduğu gibi, biz gelişmeleri çok yakından takip edeceğiz ve temkinli duruşumuzu koruyacağız.

Değerli milletvekilleri, dünya ekonomisiyle ilgili büyüme tahminleri aşağı doğru revize edilirken, önümüzdeki dönem için beklenen ılımlı toparlanmanın, büyümenin ne kadar sürdürülebilir olduğunun ayrıca irdelenmesi gerekmekte. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde büyümenin kalitesi pek çok ülke için çok çok önemli olacak. "Büyümenin kalitesi"yle neyi ifade ediyoruz? İki ülke düşünün ki, her ikisi de yüzde 3 oranında büyümüş, bu iki ülkeye aynı oranda başarılı diyebilir miyiz, diyemez miyiz? İşte, orada iyi bir analiz gerekmekte.

"Büyümenin kalitesi" dediğimiz konu için üç önemli unsur var; bunlardan birincisi finansal sürdürülebilirlik, ikincisi sosyal sürdürülebilirlik, üçüncüsü de çevresel sürdürülebilirlik.

Finansal sürdürülebilirlikle neyi kastediyoruz? Büyüme sağlandı, ama o ülkenin hazinesinin borcu arttı mı yoksa makul bir seviyede devam ediyor mu, düştü mü? Büyüme sağlandı, ama o ülkenin Merkez Bankası karşılıksız olarak olağanüstü miktarlarda parayı basarak mı bunu sağladı yoksa Merkez Bankası makul politikalarla mı devam etti? Büyüme sağlandı, ama o ülkenin vatandaşlarının borcu hangi noktaya geldi, o ülkenin şirketlerinin borcu hangi noktaya geldi? Bütün bunlar çok kritik konular. Eğer büyümeyle bu finansal unsurlar beraber değerlendirilmezse ve dikkat edilmezse, bir sonraki aşamada büyüme için önemli engel teşkil edebiliyor.

İkinci konu sosyal sürdürülebilirlik. Yine, iki ülke düşünün, ikisi de yüzde 3 büyümüş olsun. Bu büyüme istihdam oluşturmuş mu? Büyüme zengin ve fakir arasındaki uçurumun kapatılmasına faydalı olmuş mu? Yoksa büyüme sonucunda zengin daha zengin, fakir daha fakir mi olmuş? Büyümeden doğan refah adil bir şekilde paylaşılıyor mu, yoksa büyüme demek gelir uçurumunun aynı zamanda artması mı demek? Bunlara da kuşkusuz bakmak gerekiyor.

Büyüme var, ama büyüme o ülkenin eğitim sistemine faydalı oluyor mu, o ülkenin sağlık sistemini ileri götürüyor mu yoksa büyümeden elde edilen rant sadece belli bir kesimin elinde daha fazla israf, daha fazla tüketim ve daha fazla lüks mü oluyor? Ülkelerin büyümelerine bakarken sadece rakamlara değil, o büyümenin getirdiği sosyal sonuçlara da mutlaka dikkat etmek gerekiyor.

Üçüncü önemli konu, büyümenin çevresel sürdürülebilirliği. Düşünün ki bir ülke yüzde 5-6 büyüyor, ama bu büyüme korkunç bir çevre tahribatıyla beraber mi oluyor? Karbonmonoksit salımı, ormanların hızla yok oluşu, temiz su kaynaklarının hızla ortadan kalkması sonuçlarını mı bu büyüme beraberinde getiriyor? Büyümeyi siz belki böyle sağlıyorsunuz, bugün büyüyorsunuz ama gelecek nesillerin refahından ve yaşam kalitesinden çalarak büyüyorsunuz. İşte, bütün bunlar, önümüzdeki dönemde dünyanın çok daha fazla kafa yorması gereken konular.

Tabii, bu finansal kriz, 2008, 2009 ve bugüne kadar yaşadıklarımız pek çok ülkede hükûmetleri öylesine sarstı, öylesine korkuttu ki "Şu anda büyüme olsun da artık nereden, nasıl geliyor, buna bakmayalım." gibi yüzeysel bir yaklaşım söz konusu. Aslında iş dönüyor dolaşıyor, "ekonomi" dediğimiz alan, insan odaklı, insandan kaynaklanan ve yine hedefi insan olan bir alan. İnsandan kaynaklanıp insanı odağına koymayan hiçbir ekonomi politikası uzun vadede başarıya ulaşamıyor.

Üçüncü konudan bahsettim, çevresel sürdürülebilirlik. Tüm resme baktığımızda bu üç unsuru, işin finansal boyutunu, sosyal boyutunu ve çevre boyutunu beraberce entegre bir şekilde ele alan bir ekonomi politikasıyla bir ülke ancak sürdürülebilir, sıhhatli bir şekilde büyümeye devam edebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kabul ettiği Onuncu Kalkınma Planı'mızı, 2014-2016 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ımızı ve 2014 yılı bütçemizi işte biz bu dış konjonktürü dikkate alarak hazırladık ve uygulamaya başladık. Orta Vadeli Program'ımız cari işlemler açığını azaltmayı, enflasyonu düşürmeyi, işsizlik oranını düşen bir patikaya oturtmayı ve yurt içi tasarruf oranını artan bir eğilime kavuşturmayı hedeflemekte. Mali disiplinin kalitesini koruyacak, tasarruf açığını azaltacak, kaynakları üretken alanlara yönlendirecek, iş ve yatırım ortamını daha da geliştirecek ve kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandıracak bir Orta Vadeli Program hazırlamış bulunmaktayız. Bu program önümüzdeki üç yıllık dönem için bize oldukça sağlam bir zemin oluşturmakta.

Orta Vadeli Program'ımızda 2014 yılı için büyüme hızını dünyadaki bütün belirsizliklere rağmen yüzde 4 olarak öngördük, belirledik. 2015 ve 2016 yıllarında da yüzde 5'lik büyüme hedefleri koyduk. 2014-2016 döneminde 1 milyon 833 bin yeni istihdam oluşturmayı ve program döneminin sonucunda işsizlik oranını 8,9'a düşürmeyi planlıyoruz. Program döneminde enflasyonun düşüş eğilimini sürdürmesini, 2014 yılında yüzde 5,3; 2015 ve 2016 yıllarında ise yüzde 5'lik seviyede gerçekleşmesini bekliyoruz. Cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının Orta Vadeli Program dönemi boyuncu iyileşmesiyle 2016 yılı sonunda yüzde 5,5 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz.

Değerli milletvekilleri, ihtiyatlı maliye politikası uygulamamız önümüzdeki dönemde de devam edecek. Orta Vadeli Program dönemi sonunda merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 1,1'e, Avrupa Birliği tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını da yüzde 30 seviyesine düşürmeyi hedeflemekteyiz.

Birçok ülkenin kamu açıklarının yüksek seyrettiği, faiz dışı dengelerin açık verdiği bir dönemde Türkiye'nin mali disiplini koruması ülkemizi diğer ülkelerden pozitif yönde ayrıştırmakta, geleceğe olan güvenin korunmasında önemli rol oynamakta ve sağlam bir çıpa görevi üstlenmektedir. Kamu maliyesindeki disiplinli duruşumuz para politikasının etkinliğini ve esnekliğini artırmakta, makroekonomik ve finansal istikrarı desteklemekte, cari açığın kontrol altında tutulmasına önemli bir katkı sağlamaktadır.

Güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme yapısına ulaşmak açısından, aşırı borçlanmaya dayalı bir tüketim eğiliminin kontrol altında tutulması ve tasarruf oranının artırılması büyük önem arz etmektedir. Bu amaca yönelik olarak 2010 yılından bu yana alınan tedbirlere ilave olarak yakın zamanda kredi kartı ve tüketici kredilerine ilişkin bir dizi makro ihtiyati tedbirleri de hayata geçirmiş bulunmaktayız. Tüketime yönelik kredileri dikkatle takip ederken üretim ve ihracatın desteklenmesine yönelik krediler üzerindeki yükleri de azaltıyoruz. Böylece, büyüme ve istihdam üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmaksızın cari işlemler açığını kontrol altında tutmayı hedefliyoruz. Krediler yatırım içinse evet, krediler üretim içinse evet, krediler ihracat içinse evet, bunların önü açık ama tüketim içinse o noktada dikkatli olmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, maliye, para ve makro ihtiyati politikalar alanında attığımız bu adımları yapısal reformlarla destekliyor ve elde edilen kazanımları çok daha güçlü ve kalıcı hâle getiriyoruz. Yapısal reformlarımızı tasarlarken ve hayata geçirirken enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasına, rekabet gücünün artırılmasına, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesine, özel tasarruf oranlarının artırılmasına ve finansman kalitesinin iyileşmesine odaklanıyoruz.

Yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarına sağladığımız destekler, enerji verimliliğini artırmaya yönelik attığımız adımlar, nükleer enerji yatırımlarımız, yurt içinde ve yurt dışında petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerimiz ve kaya gazı gibi kaynaklara ilişkin araştırma çalışmalarımız ülkemizin enerjide dışa bağımlılığının azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır.

Ülkemizin rekabet gücünü yükseltme ve önemli ölçüde açık verdiğimiz alanlarda yatırımları artırma hedefi doğrultusunda yeni ve kapsamlı bir teşvik programını hayata geçirdik. AR-GE harcamalarının millî gelire oranını yaklaşık 2 katına çıkardık.

İhracat pazarlarımızı çeşitlendirdik. 2002 yılında yüzde 10'lar civarında olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin toplam ihracatımız içerisindeki payını yaklaşık 3 katına yükselttik. Ülkemizin ihracat kapasitesini artırmak amacıyla ana ihracat sektörlerindeki rekabet gücünü destekleyecek lojistik merkezler oluşturmaya, büyük ölçekli liman kapasitelerini kurmaya ve bu limanların demir yollarıyla, kara yollarıyla geri bağlantılarını sağlamaya, Girdi Tedarik Stratejisi kapsamındaki eylemlere devam edeceğiz.

Başta özel sektör olmak üzere, AR-GE tabanlı, yenilikçi ve yüksek katma değerli üretimi destekleyecek ürünlerin ticarileşmesini veya markalaşmasını hızlandıracağız. Üretimde ve istihdamda büyük payı olan KOBİ'lerimizin yüksek katma değerli üretim yapma kabiliyetlerini geliştirmek için destekler vermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş ve yatırım ortamının iyileşmesine yönelik çalışmalara daha kapsayıcı bir biçimde devam edeceğiz. Piyasaların ve rekabet ortamının iyi işlemesini, fikrî mülkiyet haklarının korunmasını, bürokratik ve hukuki süreçlerin kolaylaştırılmasını, yatırımcıların yatırım yeri ihtiyaçlarının etkin ve adil bir şekilde karşılanmasını ve yatırım ortamına ilişkin uygulamaların bölgesel olarak yaygınlaştırılmasını sağlayacağız.

Kayıt dışılık ile mücadeleyi iş ortamının iyileştirilmesi ve adil bir rekabet ortamının oluşturulması bakımından çok önemli buluyoruz. Kayıt dışı ekonomik faaliyet, istihdam ve ücretle etkin mücadele çerçevesinde denetim kapasitesini artıracağız, mevzuatı iyileştireceğiz, ilgili birimlerin uygulama kapasitesini ve teknolojik altyapısını geliştireceğiz.

Kurumlar arası iş birliği ve bilgi paylaşımını artıracak, bu konuda toplumsal farkındalığı yükseltecek ve vatandaşımızın gönüllü uyumunu artıracak politikalar uygulayacağız.

2014 yılı bütçemizin de orta vadeli maliye politikası hedeflerimiz doğrultusunda yurt içi tasarrufların artırılmasına, mevcut kaynakların üretken alanlara yönlendirilmesine, ekonomimizin verimlilik düzeyinin yükseltilmesine, istihdamın artırılmasına, enflasyonun düşürülmesine ve kamu maliyesinde güçlü duruşun sürdürülmesine katkı sağlayacağına inanmaktayız çünkü 2014 yılı bütçemiz bir seçim bütçesi olarak değil, sağlam gelir kaynaklarına dayalı ve giderlerin kontrol altında tutulmasına yönelik bir bütçe olarak hazırlanmıştır. 2014 yılı bütçemiz ihtiyatlı gelir tahminlerine dayanmaktadır. 2014 yılına ilişkin gelir tahminlerimiz küresel ekonomideki aşağı yönlü riskler de dikkate alınarak yapılmıştır. 2014 yılında bütçe giderlerindeki artışın gayrisafi yurt içi hasıladaki nominal artışın altında gerçekleşmesi öngörülmüştür. Bu çerçevede, bütçemiz eğitim, sağlık ve altyapıyı önceliklendiren; ülkemizin dört bir yanına, ihtiyaç duyduğu yatırımlar için kaynak ayıran; çalışanları ve emeklileri gözeten; girişimciliği, AR-GE'yi ve yenilikçiliği teşvik eden; çiftçimizi, esnafımızı destekleyen; sürdürülebilir büyüme ve istihdamı artıran ve Türkiye'yi 2023 hedeflerine yaklaştıran bir bütçedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, Türkiye olarak son derece zorlu, son derece çalkantılı bir coğrafyada yer alıyoruz. Türkiye Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu gibi henüz değişim süreçlerini tamamlayamamış, henüz tam olarak istikrara kavuşamamış bir bölgenin ortasında bulunmakta. Hiç kuşkusuz, yakın çevremizde yaşanan çalkantılar Türkiye için de bir risk unsuru. Hemen doğumuzda ve güneyimizdeki siyasi istikrarsızlık, öte yandan hemen batımızdaki, Avrupa gibi çok büyük ve önemli bir ekonomik bölgenin ekonomik ve finansal olarak içinde bulunduğu zor durum gerçekten Türkiye'nin işini kolaylaştırmıyor, Türkiye'nin zorluklarını artırıyor. Ancak, var olan bu risklere rağmen Türkiye doğru politikalar izlediğinde bu çalkantılı coğrafyada öne çıkmak için de gerçekten önemli bir avantaja sahip. İstikrarlı bir Türkiye, güven telkin eden bir Türkiye, güvenlik içinde ve demokratik bir Türkiye bu coğrafyada çok farklı bir çizgi izleyip kendisini ayrıştırabiliyor ve işte bu son on bir yıl içerisinde doğru politikalar uygulayarak bölgede bir istikrar adası, dünyada dikkat çeken, takdirle izlenen bir konuma yükseldi Türkiye. Devlet ile millet arasında güven tesis edildi, devletin milletinden milletin devletine geçiş yapıldı.

Şeyh Edebali'nin öğüdü doğrultusunda, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." ilkesi, her alanda ve her anlamda hayata geçirildi. Milletimizle kurduğumuz irtibat ve gönül bağı sayesinde milletimizin refah düzeyi artarken devletimiz daha da güçlendi, devletimiz itibar kazandı, bölgesinde ve dünyada daha etkin bir konuma yükseldi.

Milletin tamamını kucaklayan, tamamının sesine kulak veren, 76 milyonu eşit, beraber ve kardeş gören bir anlayışla devlet, milletin hizmetkârı hâline geldi. On bir yıl içinde her alanda çok büyük reformlar gerçekleştirdik. Demokratikleşmede çok önemli adımlar attık. Ekonomide kararlı şekilde reformlar gerçekleştirdik. Demokrasiyle ekonomiyi beraberce yükseltmek için büyük bir gayret içinde olduk. Biliyoruz ki, ileri bir demokrasi olmadan ileri, gelişmiş bir ekonomi olamaz ama ekonomi, gelişmiş, hızla kalkınan bir tablo sunmuyorsa o ülkedeki demokrasinin ilerlemesi konusunda da sorunlar ortaya çıkabilir. Her iki alanda da eş zamanlı ve paralel bir yükseliş yaşadı Türkiye. Ekonomik başarılarımız demokrasimizi destekledi, demokratik adımlarımız ekonomimizi yükseltti. Başta Avrupa Birliği üyeliği olmak üzere dış politikadaki aktif tutumumuzla hem Türkiye'yi büyüttük hem dünyada hakkı savunan bir ülke olarak takdirleri topladık. On bir yıl boyunca demokratikleşme alanında, ekonomide, sosyal yaşamda ve dış politikada gerçekleştirdiğimiz adımlar, âdeta hayal gibi görünen, gerçekleşmesine imkân ve ihtimal tanınmayan reformlardı. Bazen dış politikada ilkeler ve prensiplerle kısa vadeli çıkarlar arasında ikilem oluşabiliyor; biz hep tercihimizi prensipten, ilkelerden yana koyduk, tercihimizi hep haktan yana koyduk. Biz Hükûmet olarak kararlı şekilde kendimizden, milletimizden ve ülkemizden emin şekilde her türlü tehlikeyi ve her türlü tehdidi göze alarak tüm bu reformları ve önemli adımları tek tek hayata geçirdik. Şunu burada tüm samimiyetimle ifade etmek durumundayım ki: On bir yıl boyunca yaptığımız her reform ülkemizi büyüttüğü kadar, milletimizi rahatlattığı kadar birilerini de tedirgin etti, rahatsız etti. Birilerinin çıkarlarını ciddi şekilde zedeledi. Türkiye ekonomisi büyüdükçe haksız kazanç sağlayanların çıkarları zedelendi.

Burada sadece tek bir örnek vermek istiyorum: "2002 yılı sonundan itibaren bizim hükûmetlerimiz döneminde faiz oranlarının düşmesi ülkemize ne kazandırdı?" diye bir hesap yaptık. Hazine Müsteşarlığımız devlet borcunu yöneten ve ana parasıyla, faiziyle bu borcu ödeyen ve yeniden borçlanan kurum olarak bu hesapları çıkardı. 2002 sonundan itibaren eğer faizler hiç düşmese idi o günden bugüne Türkiye tam 642 milyar TL daha fazla faiz ödeyecek idi yani on bir yıl içerisinde faiz oranlarının düşmesi Türkiye'ye 642 milyar lira, eski parayla 642 katrilyon kazandırdı. İşte birileri bu 642 milyarı kaybetti. Faizlerin yüksek olmasından istifade edenler şimdi sıkıntı içinde, gelişmelerden hoşnut değiller, memnun değiller, "O eski günlere acaba nasıl döneriz?"in gayreti içindeler. Bu rakamlar büyük rakamlar; gerçekten Türkiye için, halkımız için, milletimiz için büyük bir kazanç ama küçük bir kesim için de bir kayıp. İşte yaşadığımızı, şu son bir yılda gördüklerimizi, bütün bunları biraz da bu gelişmelere bağlamakta ben fayda var diye düşünüyorum.

Türkiye'nin kazançlı çıktığı, milletimizin kazançlı çıktığı ama belli çevrelerin kaybettiği tek alan tabii bu faiz meselesi değil. Şu anda Türkiye terör meselesini çözerken sadece gençleri yaşatmakla, annelerin gözyaşını dindirmekle kalmıyor, ekonomik anlamda da çok büyük bir kaynağı Türkiye'ye, milletimize yeniden kazandırmaktayız. Türkiye çözüm süreciyle millet olarak topyekûn kazanmaya çalışırken birileri de terörün devam etmesi ve büyük bir kaynağın ceplerinde kalması için mücadele ediyor.

Türkiye istikrara kavuştukça Türkiye'de faizden kazananlar kaybediyor. Türkiye terör meselesini çözdükçe ölenlerin ve öldürülenlerin sırtından kazananlar kaybediyor. Türkiye'nin dünyada etkinliği arttıkça birileri oyun sahalarını, alanlarını kaybediyor. Türkiye güvene ve güvenliğe kavuştukça kaostan rant sağlayanlar ciddi şekilde rant kaybına uğruyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir hususu gerek sizlere gerekse aziz milletimize bir kez daha açık açık ve altını çizerek vurgulamak istiyorum. Yolsuzluklar konusunda, Hükûmetimiz, göreve başladığı ilk günlerden itibaren çok ciddi bir hassasiyet içinde olmuştur. Şeffaflık ve hesap verebilirlik temel ilkelerimiz olmuştur. AK PARTİ iktidarı, yolsuzlukla mücadeleyi, yasaklarla mücadeleyi, yoksullukla mücadeleyi en temel ve en acil hedefleri olarak belirlemiş ve bu 3Y'nin üzerine kararlılıkla gitmiştir. On bir yıl boyunca yolsuzluk konusunda hiçbir şekilde hiç kimseye müsamaha gösterilmemiştir. Bugüne kadar hiçbir yolsuzluğun üzeri örtülmemiştir. Her kim olursa olsun derhâl hukuka teslim edilmiş, derhâl gereği yapılmıştır. Amacımız her zaman bu ülkede yolsuzluğun kökünü kazımak olmuştur.

Uluslararası Şeffaflık Örgütünün araştırmalarına göre, Uluslararası Yolsuzluk Algısı Endeksi'nde Türkiye 2002'de 102 ülke arasında 65'inci sıradaydı. Bu ne demek? Yani sondaki üçte 1'lik grup içerisindeydi. En son yayınlanan araştırmada 177 ülke arasında 53'üncü sıraya yükseldik yani en iyi üçte 1 grubun içerisinde çıktık, en kötü üçte 1 gruba yakınken en iyi üçte 1'lik grup içerisine girdik.

AK PARTİ hükûmetlerinin en belirgin vasfı, hiç kuşkusuz, güven olmuştur, hizmet olmuştur. Eğer Hükûmetimiz yolsuzluklara karşı gerçekten büyük bir hassasiyet içinde olmasaydı Türkiye'de refahın bu kadar artması kesinlikle mümkün olmazdı. Eğer AK PARTİ iktidarı yolsuzluklara karşı son derece dikkatli olmasaydı var olan 347 bin adet dersliğe on bir yılda 205 bin adet derslik eklenemezdi. Yolsuzluklara müsamahanın olduğu bir Türkiye'de Marmaray yapılamazdı, hızlı tren hatları inşa edilemezdi; hem ülkemizde hem ta Somali'de, ta Myanmar'da, Filistin'de, Suriye'de, Afganistan'da, Afrika'da yoksulların elinden tutulamazdı. Yolsuzlukların üstü örtülseydi Merkez Bankası rezervleri 28 milyar dolardan 135 milyar dolara, tarihî yüksek seviyeye çıkamazdı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Çok ürkek bir alkış oldu, çekingen bir alkış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - 23 milyar dolar olan IMF borcu sıfıra inemezdi. Hazinenin borçlanma faizi, eğer yolsuzlukların üstü örtülseydi yüzde 63'ten yüzde 9'a inmezdi. Eğer yolsuzlukların üstü kapatılsaydı kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 74'ten yüzde 36'ya inmezdi, inemezdi. Eğer Türkiye'de yolsuzluklara göz yumulsaydı AK PARTİ bugüne kadar girdiği 7 seçimden zaferle çıkamaz, milletin güvenini kazanamaz, milletin bu kadar yoğunlukta teveccühüne mazhar olamazdı.

Değerli arkadaşlar, burada çok temel bir hukuk ilkesini tekrar, hep beraber hatırlamak durumundayız: Aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Bu, sadece Türkiye'nin değil, sadece Türkiye'de kanunlarda bu şekilde yazdığı için değil ama aynı zamanda bir evrensel hukuk kaidesidir. Kalbinde adalet duygusu olan, vicdanı olan her insan aksi ispat edilinceye kadar zanlının masum olduğunu kabul etmek durumundadır. Hele hele kanun yapıcı olan -ki biliyorsunuz dünyada meclislerin bir başka ismi de kanun yapıcılığıdır- bu yüce Meclis çatısı altında kanunların ruhunu, esasını yaşatmak, uygulamak hepimizin görevidir. Bir insanın suçlu olduğuna karar verecek olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız mahkemeleridir. Zanlıları yargılayıp suçluyu suçsuzdan ayıracak, ak ile karayı belli edecek olan gazeteler, televizyonlar, sosyal medya değil, sadece ve sadece yargıdır. Gizli belge ve bilgileri ortaya saçmak, bunlar üzerinden kesin bir yargıya varmak, anında infaza gitmek adalet değildir. Bu şekilde adalet tecelli etmez. Bu şekilde hak yerini bulmaz. Bu şekilde ak ile kara birbirinden ayrılmaz. Yolsuzluk ne kadar çirkinse ne kadar kötüyse ne kadar büyük bir hak yemeyse daha yargı süreci tamamlanmadan karar vermek, ceza vermek, infaz etmek de o kadar kötü, o kadar çirkin ve o kadar büyük bir haksızlıktır. Türkiye, özellikle de Türkiye medyası yargı süreçlerine ve yargı kararına saygı gösterme kültürünü de artık öğrenmek zorundadır. Bugün aksi ispat edilene kadar masum olan insanlara yapılan haksızlığa karşı ilkeli bir duruş sergilenmezse yarın aynı şey başkasının başına geldiğinde hiç kimse itiraz edecek hakkı kendinde göremez. Hukukun bu en temel ilkesine riayet etmek Meclisimizin de medyamızın da temel sorumluluğudur. Tekrar ediyorum, bu konular yargıdadır.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yargıyı hatırladınız yani, yargıyı hatırladınız. İyi, güzel.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Yargı süreci başlamıştır herkes bu süreci sağduyuyla ve sorumlulukla takip etmekle mükelleftir ancak yargımıza düşen de itinayla ve mümkün olan en kısa zamanda görevini yerine getirmektir. Aksi ispat edilene kadar masum olan insanlara karşı infaza girişen herkes itibar ve siyaset suikastlarının tetikçisi olur. Ancak burada şunu da milletimizin özellikle bilmesini istiyorum: Seçimlere sadece üç buçuk ay kala bu olaylar gerçekleşti. Ancak şöyle bir zamanlamasına baktığınızda, muhtevasına baktığınızda, yöntemine baktığınızda medyada işleniş ve servis tarzına baktığınızda burada, maalesef bir siyaset mühendisliği görüntüsü vardır ve eğer böyleyse bu oyun yeni Türkiye'ye, büyük Türkiye'ye yönelik bir oyundur. Bu oyun doğrudan doğruya Türkiye'yi, doğrudan doğruya Türkiye siyasetini, doğrudan doğruya Türkiye'nin büyük ideallerini hedef almaktadır.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Faiz lobisi...

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bu oyun millî iradeye kastetmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, iktidardan ve muhalefetten beklenen, bu olanlar karşısında ilkeli, prensipli bir tutum sergilemektir. Milletin aleyhine olan hiç kimsenin, hiçbir örgütün, hiçbir siyasi partinin lehine olamaz, millet esastır. Biz hiçbir yolsuzluğu örtmeyiz, hiçbir yolsuzluğa duyarsız kalmayız ama büyüyen Türkiye'ye yönelik hiçbir girişim, hiçbir oyun karşısında da seyirci kalmayız, kalamayız. Biz on bir yıl boyunca her türlü çeteyle, her türlü illegal örgütle, her türlü yolsuzuyla mücadele ettik ve bu mücadelemizi cesaretle verdik. Bundan sonra da mücadelemiz devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, bu ülke üzerinde ameliyat yapılmasına izin vermeyiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Organ nakli yapmışlar, ne ameliyatı, organ nakli. Haberin yok senin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Türkiye artık eski Türkiye değildir, Türkiye çıkarları zedelenenlerin kirli senaryolarla istikamet çizecekleri bir ülke de değildir.

Bakın, iktidarımız döneminde mali suçlarla mücadele kapsamında yani yolsuzluk, sahtecilik ve ekonomik suçlarda on bir yılda toplam 91.687 tane operasyon düzenlenmiş. Şöyle bunu on bir yıla bölün, şöyle bir her yıldaki gün sayısına bölün ve her gün bu konularda kaç tane operasyon düzenlendiğini siz hesap edin. 91.687 operasyon sadece yolsuzluk, sahtecilik ve ekonomik suçlarla alakalı. Kaçakçılık suçlarında bu dönemde 113.545 tane operasyon gerçekleştirdik 214.615 kişi yakalandı bu operasyonlarda, 113.545 operasyon sadece kaçakçılıkta... Organize suçlarda 2.234 operasyon, 30.570 tane yakalanan kişi; narkotik suçlarda 123.018 operasyon, 259.102 kişi... Sadece bu rakamlar dahi bizim mali suçlarla, kaçakçılıkla, organize suçlarla, narkotik suçlarıyla ne kadar yoğun bir mücadele içinde olduğumuzu herhâlde ispat eden, gösteren, çok önemli rakamlar bunlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bakanlar Kurulunda da mücadele ederseniz...

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millet, ferasetiyle en büyük hakemdir. Milletimiz sergilenen oyunları çok net bir şekilde görüyor, izliyor. Milletimizin gönül penceresi açık ve milletimiz, gerçekten, pek çok olay karşısında çok sıhhatli analiz yapabiliyor, doğruyu, eğriyi çok iyi ayırt edebiliyor. Bu olanlar ve bir siyasi mühendislik görüntüsü veren bu olaylar eğer böyleyse, bu, milletimizin, gerçekten, takdirinden, milletimizin değerlendirmesinden kaçmaz, kaçamaz ve 30 Martta milletimiz, Türkiye üzerinde operasyon yapmaya çalışan çevrelere, onların uzantılarına, onlarla birlikte hareket eden fırsatçılara, kuşkusuz, gereken cevabı sandıkta en güzel şekilde verecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hesaplaşma günü, inşallah, yakın. Bütün bunların değerlendirmesini, halkımızın vicdanı, kanaati, hep beraber göreceğiz, 30 Martta net ve açık bir şekilde ortaya çıkacak, kim ne derse desin.

Sizlerin ve milletimizin şunu bilmesini istiyoruz ki: Her türlü saldırıya göğüs gererek Türkiye'yi büyütmeye devam edeceğiz. Çocuklarımıza, gençlerimize artık üzerinde operasyon yapılamayan bir Türkiye emanet etmek için aynı heyecanla, aynı gayretle çalışmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Faizlerin düşmesinin birilerini rahatsız ettiğini biliyoruz, o birilerini daha da rahatsız etmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çözüm süreçlerinin birilerini çok ciddi şekilde rahatsız ettiğini biliyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Ayakkabı kutularına da parayı faiz lobisi koydu!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ölümlerden, kandan ve gözyaşından beslenenleri rahatsız etmeye, gençleri yaşatmak için çırpınmaya da devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İstikrar, güven ve kardeşlik ortamının birilerine rahatsızlık verdiğini biliyoruz. İstikrarla, güvenle, daha güçlü bir kardeşlikle Türkiye'yi yüceltmeye de devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Demokrasinin bazı çevreleri çok rahatsız ettiğini de biliyoruz. Biz o çevrelere de rahatsızlık vermeye, demokrasiyi daha da büyütmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aktif dış politikanın, itibarı artan bir Türkiye'nin, kirli çıkarları zedelenen çevrelere rahatsızlık verdiğini biliyoruz. Türkiye'nin güçlenmesinden, büyümesinden, tüm dünyada sözü dinlenen, itibarlı bir ülke olmasından rahatsızlık duyanlar olduğunu biliyoruz. Onları da rahatsız etmeye, dünya genelinde hakkı, doğruyu savunmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bol miktarda para sayma makinesi alacak mısınız, helal para sayma makinesi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Türkiye üzerinden çıkar hesabı yapan kaos lobisinin ayağına basmaya barış lobisinin bir üyesi olarak barış mücadelesi vermeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2023'e, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100'uncü yıl dönümüne şurada artık sadece on yıl kaldı. On yıl içinde daha çok çalışarak 2 trilyon dolarlık millî gelire, 25 bin dolarlık kişi başı millî gelire ve 500 milyar dolarlık ihracat hedefine, inşallah, hep beraber ulaşacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bizim, kendi denizaltısını üreten, kendi savaş uçaklarını imal eden, kendi ürettiği uyduları kendisi uzaya fırlatabilen bir Türkiye inşası hayalimiz var. Bu hayali gerçekleştirmeye başladık, somut adımlar attık, atıyoruz.

Kardeşliği daha da güçlendirecek, 76 milyonun aynı ortak hedefe odaklandığı bir atmosferde aydınlık yarınlara hep beraber ilerleyeceğiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) - Savaş uçağıyla barış nasıl olacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Yatırımların önündeki engelleri tek tek kaldırıyoruz. Türkiye'yi yatırım için daha da uygun hâle getirip, cazip hâle getirip küresel bir yatırım üssü yapacağız.

Son on bir yıllık icraatımız, son on bir yılda ortaya koyduklarımız bu gelecek hayallerimizin aslında iddialı ama gerçekçi hedefler olduğunu gösteriyor. Hayal güzeldir. Hayal, ulaşılamayanı da düşünmek demektir, ulaşılamazı da dikkate almak demektir ama biz, çok şükür bugüne kadar Türkiye için hayal ettiklerimizi tek tek, tek tek gerçekleştirdik ve bundan sonraki dönemde de hedeflerimize inşallah hep beraber ulaşacağız. Türkiye'yi bu hedeflerinden, bu hayallerinden uzaklaştırmaya çalışanlar oldu, olacak. Türkiye'nin gerçekten toplumuyla, ekonomisiyle, dünyadaki görünürlüğüyle ve etkinliğiyle hangi noktadan hangi noktaya geldiğini hepimiz çok açık bir şekilde görüyoruz.

Bugün artık, Türkiye'nin kendi iç gündemi denilen bir şey neredeyse kalmadı. Bugün Türkiye'de yaşadığımız her olay, artık anında Avrupa gündemi, anında dünya gündemi. Bu, dünyada artık ne kadar yakından izlenen ve etki alanı ne kadar genişleyen bir ülke olduğumuzu bize çok çok yakından göstermekte.

Bugün dünyanın her ülkesine ihracat yapan bir ülke konumundayız.

Bugün Türk Hava Yolları 104 ülkeyle dünyada en çok ülkeye uçuş yapan hava yolu şirketi statüsünü kazanmış durumda. Dünyada hiçbir hava yolu şirketi bu kadar çok ülkeye uçuş yapmıyor.

Bugün artık Türkiye, dünyanın tarımda 7'nci büyük ülkesi, turizmde 6'ncı büyük ülkesi; tabii bunlara bazen gıptayla bakılıyor, bazen imreniliyor ama bazen de çekilemiyor, kıskanılıyor. İşte o çekemeyenleri, kıskananları daha da çok kıskandırmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yedi coğrafi bölgenin refah içinde eşit oranda büyüdüğü, şehirlerimizin daha da güzelleştiği, altyapı sorunlarının çözüldüğü, sosyal politikaların daha da güçlenip yaygınlaştığı bir Türkiye'ye doğru hızla ilerlemekteyiz. Geçmiş on bir yıllık dönem, önümüzdeki on yıllık, 2023'e kadarki dönemin teminatı. Geçmişte yaptıklarımız gelecekteki başarılarımızın teminatı.

Türkiye her şeyin en iyisini hak ediyor. Türkiye en iyiye, en güzele ulaşmak için her türlü imkâna sahip. Bizim kaynaklarımız, başta insan kaynakları olmak üzere gelişmemizin ve büyümemizin, ilerlememizin en önemli sebebi. Türkiye genç nüfusuyla ve daha iyi, daha iyi her sene daha iyi olan eğitimli nüfusuyla gerçekten dünyada çok önemli bir ekonomik güç oluyor. Bir olarak, beraber olarak Türkiye'yi dünyanın en büyük ekonomilerinden birisi konumuna yükselteceğiz. Milletimizin güveni bizimle, milletimizin duası bizimle, bu yolda milletimizle yürümeye devam edeceğiz.

Ben sözlerime son verirken tekrar 2014 bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Burada 17 Ekim tarihinden bu yana bütçe çalışmalarına çok yoğun bir şekilde katılan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Başkanına ve tüm üyelerine özellikle emeklerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum. Genel Kurulda başlangıç ve bitiş günlerini de sayarsak tam on bir gün boyunca geceli gündüzlü çalışarak, sabah akşam demeden ve pek çok gün hafta sonundan, uykularından fedakârlık ederek burada çalışmalara katılan, destek veren, yapıcı eleştirileriyle, yapıcı görüşleriyle bütçe çalışmalarına ışık tutan tüm milletvekillerimize de tekrar hepinizin huzurunda teşekkürlerimi sunuyorum. Emekleriniz, katkılarınız için tekrar teşekkür ediyorum ve 2014 yılı bütçemizin ülkemize, memleketimize, devletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)