Konu:2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:18/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA ERCAN CENGİZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 14'üncü maddesi üzerinde grubum adına söz almış buluyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hukuk devleti ilkesi, devletin her türlü işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlılığının sağlanması yoluyla devletin hukuk çerçevesine alınmasını, hukukla bağlanmasını ve yönetimde keyfîliğin yerine, kuralların ve adaletin hâkim olmasını, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunmasını gerekli kılar. Kısaca, hukuk devleti, bireyler gibi devletin bütün organlarıyla işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uyması ve kendisini bu kurallara bağlı sayması demektir. Burada, hukuk devleti kavramıyla kanun devleti kavramları farklı şeyleri ifade etmektedir. Hukuk devleti kavramı, sadece pozitif hukuku olan bir devlet değil, hukukun hâkim kılındığı bir devlettir. Bir iktidarın gerçekleştirdiği bütün eylemler biçimsel olarak kanuni olsa bile, gerçekleştirilen eylemlerin hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılabilmesi için kanunun varlığı tek başına yeterli değildir. Mutlak monarşilerde ya da diktatörlüklerde de kanun vardır ama bunlara hukuk devleti denemez. Hukuk devleti, çağdaş hukuk normlarıyla nihai amacı adalet olan temel hak ve özgürlükleri ve demokrasiyi güvence altına alan devlettir. Hukuk devletinin oluşmasında etken olacak en önemli unsur ise kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı bir hukuk devletinin en temel unsurudur. Kuşkusuz bu bağımsızlık, yargı mensuplarına verilmiş bir imtiyaz da değildir.

Bu genel tespitler ışığında baktığımızda, ülkemizi on bir yıldır tek başına yönetmekte olan AKP iktidarının hukukla ve bağımsız yargı ile ciddi sorunlar yaşadığını, en azından bu ilkelerle kafasının karışık olduğunu söyleyebiliriz. AKP zihniyetinin demokrasi anlayışı kendi yapısından farklı olmayan bir anlayıştır. Eğer, işlerine gelirse "yargı yücedir, bağımsızdır"; işlerine gelmezse "yargı diktadır ve siyasidir." Onların bu tavırlarını pek çok Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve mahkeme kararlarında gördük, yaşadık; bu konuda ilkeli hiçbir tavırlarını görmüş değiliz. Yargıdan bunların istediği kararlar çıkıyorsa "yargı bağımsızdır, süperdir, hatta harikadır" ama bunların istemediği karar var ise yargının ne diktası ne Ergenekon'u ne CHP'lisi kalıyor. Bugüne kadar ortaya çıkan pek çok olayda AKP'nin bu çelişkili tavırlarına tanık olduk. Ergenekon için bir davayı yürüten savcılar süper, "yargı bağımsız"; Balyoz isimli davayı yürüten savcılar çok iyi "yargı bağımsız"; cemaate ilişkin davayı yürüten savcı Ergenekoncu, "Derin yapılanma ürünü". Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar "derin devletçi , Ergenekoncu, hukuk dışı ilişkileri var." MİT soruşturmasını yürüten savcılar "derin devlet, hukuk dışı ilişki içerisinde." Milletvekillerinin tutukluluk durumlarıyla ilgili verilen kararlar için "siyasi, derin devlet işi" gibi yaptıkları değerlendirmeleri hatırlıyoruz. Görüyoruz ki AKP, hukuku, pragmatist bir araç olarak görmektedir. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda hukuk onlar için vazgeçilmezdir, tersi bir durumda ise kararı veren kişiler darbecidir, Ergenekoncudur. Hukuksal kararların hepsine saygı duymazsak nasıl hukuk devleti olabiliriz? Kuşkusuz, yargı bağımsızlığı tek başına bir imtiyaz sayılmaz. Bu kural, bireylerin doğru ve adil yargılanma haklarının teminatı olarak tanınmıştır. Bu teminat ancak iyi eğitimli, bilgili, donanımlı, maddi ve manevi yönden tatmin edilmiş yargıç ve savcılar eliyle sağlanabilir.

Sayın milletvekilleri, Adalet Bakanlığı bütçesi, birlikte görüşülen kurumlar da dâhil edildiğinde genel bütçenin yüzde 2'sini bile bulmamaktadır; 480 milyarda 9,5 milyarı bulmuyor adalet bütçesi.

Türkiye'de 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla hâkim ve savcı sayısı 12.767, mahkemelerde çalışan adalet personeli sayısı ise 43 bindir. Gerek personel gerekse hâkim sayısı Avrupa Birliği üye ülkelerinin ortalamasının çok altındadır. Ağır iş yükü, cazip olmayan ücret politikası yargının en önemli sorunudur. Bu ucuz politika, yargıda ciddi anlamda nitelik sorununu da ortaya çıkarmaktadır. Bu politikanın ısrarla sürdürülmesi ve buna AKP dönemindeki siyasallaşmanın eklenmesi, nitelikli hâkim ve savcıların meslekten ayrılması sonucunu doğurmuştur. Bir hukuk devleti iddiasında olan Türkiye'de yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına olan inanç maalesef günden güne azalmış, pek çok olay ve uygulamalarla siyasal iktidarın kontrol ettiği bir yargı kurumu algısı topluma yerleşmiştir.

Nitekim, OECD ülkeleri arasında yargıya güvenin en az olduğu ülkenin Türkiye olduğu geçtiğimiz günlerde medyaya yansıdı. Bugün yüksek mahkemeler dâhil Türk yargısı büyük bir çöküşün içerisindedir. Maalesef, bugün hiç kimse için yargı ve yargıç güvencesi kalmamış durumdadır.

Anayasa'nın 160 ve 164'üncü maddelerinde, yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi olarak düzenlenen Sayıştay da AKP iktidarında etkisizleştirilmiş, âdeta bir tabela kurumuna dönüştürülmüştür. Sayıştay denetimleri, kamu mali yönetiminde şeffaflığın sağlanması, kamu kaynaklarının etkin, verimli ve idareli bir şekilde kullanılmasını temin ve yolsuzlukların önlenmesi açısından son derece önemli olmasına rağmen bu denetim organı gerek yapılan yasal düzenlemelerle gerekse uygulamadaki lakayıt tavırlarla etkisizleştirilmiş, pasivize edilmiştir. Görülüyor ki kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının tespiti ve bunların raporlar aracılığıyla bütçe hakkının sahibi Parlamentoya sunulması AKP'yi rahatsız etmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ilk defa 1961 Anayasası'yla yargıç güvencesi sağlanmış ancak yargı bağımsızlığı tam anlamıyla bir türlü gerçekleştirilememiştir. 1982 Anayasası'nda ise yargıçlar ve savcılar birlikte düşünülmüş, bir yandan savcılar yargıç gibi düşünülmeye başlanmış, diğer yandan hâkimler savcılar kanalıyla kontrol altına alınıp memurlaştırılmıştır. Bugünkü sistem, memurlaştırılmış yargıçlar sistemidir ve bu sistemin yargı bağımsızlığı ve kavramıyla bir ilgisi yoktur. Böyle bir yapıdaki yargı, kişilere güvence olabilir mi? Siyasi bir görüş temsilcisi olan ya da kendini o şekilde tanımlayan bir yargı mensubu kendisi dâhil hiç kimseye güvence olamaz.

Değerli arkadaşlar, yargı bağımsızlığı konusu öncelikle bir kültür işidir. Devletlerin, halkların, kurumların, bireylerin, bağımsız yargı ve bağımsız yargıç kültürünü benimsemeleri hâlinde o toplumda bağımsız bir yargı bilinci oluşabilir. Bu kültürden uzak toplumların, bireylerin, hatta yargıçların bağımsız yargıyı gerçekleştirebilmeleri hiçbir şekilde mümkün olamaz.

Biz bugün HSYK yapısı nasıl olmalı diye tartışıyoruz, "Gelişmiş ülkelerde, başka ülkelerde şöyle ya da böyle." diye. Unutulmamalı ki gelişmişlik, bağımsız yargı kültürüne ve bilincine sahip olmak demektir. O ülkelerde toplum, bireyler, devlet, herkes bağımsız yargı kültürünü benimsemiştir. En azından, baskın görüş öyledir, davranışları da böyledir. Dolayısıyla, bu tür ülkelerde hangi sistem olursa olsun o sistem doğruya, ideale yakın çalışır, yargıda ve yargılamada sorunlar olmaz, o ülkelerde hâkimlerle ilgili kararları veren kurulun, hükûmet ya da adalet bakanı tarafından oluşturulması hâlinde dahi çok fazla sorunlar yaşanmaz.

Bugün, AKP iktidarı kendi yargısını oluşturmaya çalışmış, bütün hukuk dışı, yanlış, çelişkili kararlarıyla, tutarsız hukuk yorumlarıyla kendine yakışır bir yargı. Ne yazık ki Türk yargısı bugün bir grubun hâkimiyetine ve tercihlerine teslim edilmiştir.

Bakınız, değerli arkadaşlar, iş o hâle geldi ki bir gün önce çok önemli bir soruşturma başlatılıyor ve bugün sabah İstanbul'da bazı emniyet müdürleri jet hızıyla görevden alınıyor. Henüz soruşturma ve yargı aşamasında olan bu durumla ilgili çok konuşmak istemiyorum ancak birkaç kelime etmeden de geçmek doğru olmaz. Şu an toplumdaki herkeste, her yerde, her kesimde, kafalarda aynı soru var: "Bu olay bir cemaat-Hükûmet kavgası mı, yoksa böyle bir hava mı yaratılıyor?" Bence bunun arkasına sığınmak operasyonun boyutunu hafife almaktır. Ortada bir yolsuzluk iddiasıyla başlatılan büyük bir soruşturma var ve bu soruşturma Hükûmetin 4 bakanına yönelik iddialar içermektedir. Hükûmete düşen görev, soruşturmayı yürüten savcıları ve emniyet görevlilerini rahat bırakmak, hatta onlara destek olmaktır. Oysa, aksine girişim iddialarını duymaktayız, bunun gerçek olmadığını düşünmek istiyoruz. Bazı delillerin karartılması iddiası dahi vahim sonuçlar doğurur. Evet, bir siyasal, dinî hizmet, adı her neyse, bir hareketin yargıda kadrolaşmasına göz yumar, destek verir, onların size muhalif olanlarına yaptıkları hukuk dışılıkları alkışlarsanız; iş, güç kavgasına dönüştüğünde siz de hedef olursunuz, bu sefer siz feryat eder, bağırırsınız. Yargının, yargılamanın çok hassas bir konu olduğunu her fırsatta söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Güven veren, güçlü, bağımsız, teminatlı bir yargı örgütü oluşturmanın zamanı çoktan gelmiştir.

Arkadaşlar, toplumun en büyük arzusu adaletin eşit dağıtılmasıdır ve toplumların en büyük derdi de adaletsizliktir. Unutulmamalıdır ki adaletin olmadığı yerde yaşam değersizdir. Topluma ve insanlara mutluluk yolunu açan adaletli günler diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)