Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:32
Tarih:15/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RECEP GÜRKAN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında, devlet üniversitelerinin bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış buluyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce bir açıklama yapmak istiyorum. Yemek arasından önceki oturumda Sayın Başkana Grup Başkan Vekilimiz bir not ileterek Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun konuşmaları bittikten sonra yemek arası verilmesini talep etmişti, Sayın Başkan da kendisi buna "Tamam, öyle yaparız." dedi. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bir konuşmacı kaldığında, Sayın Başkan yemek arası verdi.

Sayın Başkan, Sadık Yakut olarak söylediğiniz sözü, verdiğiniz sözü tutup tutmamanız sizi ilgilendirir, bizi ilgilendirmez ama Meclis Başkan Vekili olarak, gazi Meclisin koltuğunda oturan birisi olarak, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğunda oturan birisi olarak, verdiğiniz sözü tutup tutmamanız bizi ilgilendirir. Bu, çok yanlış bir davranıştı Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, eğitimin bir ömür boyu sürmekte olduğu gerçeğini kabul ettiğimizde, eğitimi bir bütün olarak ele aldığımızda, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin önemini, yükseköğretimde üniversitelerimizin bütçelerinin önemini kavramak mümkün olur. Toplumun tamamını ilgilendiren bir bütçeyi görüşüyoruz. Hata payının sıfır olması gereken bir bütçeyi görüşüyoruz. Atacağımız adımlarla bir neslin kaderini değiştirdiğimiz, değiştireceğimiz bir bütçeyi görüşüyoruz. "Ben yaptım oldu." demenin çok yanlış olduğu, telafisinin mümkün olmadığı gerçeğini hiçbir zaman unutmamamız gereken bir bütçeyi görüşüyoruz. Bütçeyi görüşüyoruz ama Sayın Millî Eğitim Bakanı, komisyon sıralarında yok. Sabahtan beri izliyorum, bu üçüncü bütçe görüşmeleri milletvekili olduğumdan bu yana, ilk kez, Millî Eğitim Komisyonundan hiç kimsenin, ama hiç kimsenin, Millî Eğitim bütçesi görüşülürken komisyon sıralarında oturmadığına şahit oldum, ne Komisyon Başkanı ne de komisyondan herhangi bir üye.

Değerli arkadaşlar, eğer biz Millî Eğitimin bütçesi görüşülürken millî iradenin temsilcisi olan Komisyon Başkanına dahi orada yer bulamıyorsak vay hâlimize! Bir şey daha dikkatimi çekti: Eski Millî Eğitim bakanlarından, eski YÖK başkanlarından Sayın Mehmet Sağlam'a da beş dakika söz verilmiş usulen. Şunu merak ettim: Acaba Sayın Mehmet Sağlam'a aykırı fikirlerinden ötürü mü bu kadar az söz verildi, kısa söz verildi, yoksa 28 Şubatın Millî Eğitim Bakanı olduğu için mi bu kadar az söz verildi?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okullaşma oranı, atanamayan öğretmenler, bölgeler arası yaşanan fırsat eşitsizlikleri, fiziki altyapı yetersizlikleri, barınma sorunu, müfredatın güncellenmesi, nicelik ve nitelik bazında yaşanan problemleri de göz önüne aldığımızda, eğitim alanında yaşadığımız sorunlar gerçekten çok büyük. Yıllardır az da olsa sorunlarla yolunda giden bir taşımalı eğitimimiz var. Bu taşımalı eğitim, devri iktidarınızda taşımasız eğitime dönüştürüldü. Hatta, bazı illerimizde, batı illerimizde, örneğin İzmir'de eşekle taşımalı eğitime dönüştürüldü. Bu kış gününde bu çocuklara yazıktır, günahtır! (CHP sıralarından alkışlar)

Bütçe rakamlarını objektif olarak ele aldığımızda, maalesef, ihtiyaçlarımızı giderecek artışların bütçe rakamları içerisinde olduğunu göremiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu yıl üniversitelere 673 bin öğrenci kayıt yaptırdı, 370 bin öğrenci de yurt başvurusunda bulundu, bunlardan ancak 87 bini yurtlara yerleşebildi. Yetkililere sormak istiyorum: Bu sene, çok azı dışında, yurt yedek listelerini neden açıklamadınız? Sadece benim istediğim, benim uygun gördüğüm öğrenciler mi yurtlara yerleşsin. dediniz? Peki, yurda yerleşemeyen yaklaşık 283 bin öğrenciye ne dedi Sayın Başbakan biliyor musunuz? "Başının çaresine bak kardeşim, başının çaresine bak!" dedi. Üniversiteleri nicelik olarak artırdınız, kontenjanları artırdınız ama yurtları aynı oranda artıramadınız. Şimdi "100 bin kişilik yer arıyoruz." reklamlarına çıktınız, bunlarla sorunu çözmeye çalışıyorsunuz.

Yaşam mücadelesi veren, çok zor koşullarda eğitimlerini sürdürmeye çalışan bu öğrencilerin başına ahlak zabıtası kesildi Sayın Başbakan. Ona göre, kimse masum olamazdı; gençlere güvenmiyordu. Sebebini anlamak tabii ki mümkün değil. Ve demokrasi adına ibretlik bir manzara ortaya çıktı, Sayın Başbakan şu açıklamada bulundu, diyor ki: "Denizli ilinde şahit olduk. Yurtların yetersizliği beraberinde çeşitli sıkıntılar doğuruyor; üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenciyle aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakâr demokrat yapımıza bu ters. Vali Bey'e bunun talimatını verdik, bunun bir şekilde denetimi yapılacak."

Değerli arkadaşlar, kızlarla erkeklerin birlikte kalmasını eleştirenlere şunu sormak istiyorum: Bu durum hukuken yasa dışı mı? Kendi yetiştirdiğimiz -kız olsun, erkek olsun- evlatlarımıza güvenmiyor muyuz ya da güvenmeyecek miyiz? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Zinayı Türk Ceza Kanunu'ndan hangi hükûmet kaldırdı, sormak istiyorum sizlere. Hangi hükûmet kaldırdı, bunu biliyor muyuz acaba?

On bir yıllık AKP iktidarındaki bazı göstergeleri sizlerle paylaşmak istiyorum; TÜİK, Adalet Bakanlığı gibi resmî kurumlarımızın rakamlarıdır bunlar: Boşanma sayısı yüzde 29 artmış, intihar sayısı yüzde 40 artmış, kasten adam öldürme sayısı 2,2 kat artmış, cinsel saldırı suç sayısı yüzde 63 artmış, çocuk cinsel istismarı suç sayısı 3,8 artmış ve cinsel taciz suç sayısı 4,3 oranında artmış arkadaşlar, hanehalkının yani vatandaşın ödediği faizler de tam 12 kat artmış. O nedenle, artık, bu millete, bu aziz, bu büyük millete muhafazakârlık ve dindarlık üzerinden siyaset yapmayın. İcraatlarınız ortada, önce bunları düzeltin.

Sayın Başbakan türban üzerinden yaratmak istediği kutuplaşmayı yaratamayınca, başarısız olunca çıkmaza girdi. Bundan sonra her konuda ama her konuda bir kutuplaşma politikasını ortaya koyduğuna şahit olacağız.

Gezi olaylarından sonra öğrencilere taktı kafayı ama Gezi olaylarındaki -hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun- o öğrenciler, o "kudretli dünya lideri" denilen Başbakanın karizmasını çizdi arkadaşlar, o gencecik çocuklar onun karizmasını yerlere düşürdü.

Sayın Başbakan, geçen hafta, benim seçim bölgem olan Edirne'deydi. Edirne'deki konuşmasında, Balkan savaşlarının, 1912-1913'teki Balkan savaşlarının 100'üncü yılına atfen aynen şu ifadeleri kullandı: "Yüz yıl önce Osmanlı ordusu Edirne'yi düşmandan kurtarmak için ilerlerken birileri ne diyordu, biliyor musunuz? Gençler, bunu iyi dinleyin, gideceğiniz her yerde bunu anlatmanız lazım. Edirne'de o zaman yaşayanlar 'Edirne'ye Enver gireceğine Bulgar girsin.' diyorlardı. Yüz yıl önce bu densizliği yapanlar, işte bugün de aynısını yapıyorlar, Türkiye o eski Türkiye olsun istiyorlar." diye devam etti konuşmasına.

Değerli arkadaşlar, 1912-1913 Balkan savaşları gerçekten Türk tarihinin trajik bir safhasıdır, sayfasıdır. Bakınız, bu söz doğru mudur? Doğrudur. Birileri "Edirne'ye Enver gireceğine Bulgar girsin." demiş midir? Demiştir. Kim demiştir? Size açıklayayım: O dönemde İttihat ve Terakkinin rakibi olan, düşmanı olan, bugünkü torunlarının dedesi, atası olan o dönemin Hürriyet ve İtilaf Partisi, o dönemin liberal ve muhafazakâr partisinin mensupları demiştir. Kimdir bunlar? Damat Ferit Paşa, İsmail Bey, Rıza Tevfik, Rıza Nur. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakana şunu hatırlatmak istiyorum: Edirne öyle bir şehirdir ki Sayın Başbakan, memleketini seven, toprağını seven, vatana ihaneti sözcüğünden çıkarmış insanlarla doludur Edirne; Edirne öyle bir şehirdir ki yüzyıllarca Balkanlardan, Avrupa'dan gelen saldırılara karşı Anadolu'yu korumuş bir şehirdir Edirne; öyle bir şehirdir ki Edirne, cumhuriyete, Atatürk'e, Atatürk ilke ve devrimlerine sonuna kadar bağlı bir şehirdir Edirne. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan, hiçbir Edirnelinin dedesi, atası, babası savaşlarda kümeslere kaçıp saklanmamıştır; canını vermiştir, kanını vermiştir, bugün de vermeye devam edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)