Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:32
Tarih:15/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA SENA KALELİ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Sorgulayan, direnen, eşitlikçi, özgürlükçü, doğa ve barışsever insanları Allah, insan, doğa sevgisi ve gücüyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konumuz çevre olunca, önce Meclis Genel Kurulundaki yarattığımız çevre kirliliğinden başlayalım. Otogarda otuz üç yıl çalıştım. Kadın olarak otogarda çalıştığım sürede böyle küfür ve şiddete tanık olmadım. Tehdit edildim, densiz bir rakibim tarafından otobüslerimiz otogara sokulmadı, yazıhanemiz yıkıldı. Terbiyemizi bozmadan, hukuk ve uzlaşı yoluyla hakkımızı aldık. Hoş, o gün adalete güvenimiz vardı. Otogarda adalet, nesnel tutum sağladığımız için kimse küfre gerek de görmedi. Saygın ortamda çalışmanın huzurunu ve bereketini yaşadık. Ayıplamak, yargılamak, kınamak istemiyorum ama onaylamadığımı, rahatsızlığımı, yakıştırmadığımı ifade ediyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar) Namusta ve küfürde erkeklerin mülkiyetini kabul etmediğimi beyan ediyorum. Bu kutsal çatıya, giydiklerimiz, oyumuz, boyumuz, soyumuzla değil, sözlerimiz, davranışlarımızla ve adaletimizle saygınlık kazandırmak zorundayız. Denetimsiz iktidar, denetimsiz Meclis olamaz.

Gelelim konumuza. Türkiye'de üç ana sorun vardır: Yoksulluk, yolsuzluk, yoksunluk. Bunlar, her alanda var olan şiddetin de nedenleridir. Eksik ahlak algısı, özgürlük ve adalet açığı, hak hukuk ihlalleri, bilgi ve üretim eksikliği, çifte standartlı demokrasi anlayışı yoksunluk sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu yoksunluklar doğanın ve insanın şiddetine de tetikçi olmaktadır. Nüfus artışını destekleyen politikalar da çevresel ve sosyal itici güç olarak her anlamda baskıyı artırmaktadır.

İnsanlık tarihi, hak, emek, eşitlik, özgürlük ve mülkiyet kavramları etrafında verilen mücadelelerin tarihidir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl ve gelecek yüzyılların yeni mücadele alanı ise çevre ve tükenen kaynaklardır. Savaşlar ve şiddet sonucu elde ettiğimiz toprakları, güya insana hizmet adına, yine şiddetle tüketiyoruz. Azalan, soyları tükenen canlı türleri, ısı artışı, hava kirliliği, kuraklık, çölleşme, açlık, susuzluk, tayfunlar, kasırgalar kaçınılmaz sondur.

Dikkat edin, en ölümcül, en şiddetli kasırgaların ismi Katrina, Wilma, Rita gibi kadın isimlerine denk gelmiştir. Şiddet gören doğanın da, kadının da kendilerine tehdit arttıkça mukavemeti de sabrı kadar güçlü olur. Kadınlar da doğa gibi üretken ve besleyicidir, çevre farkındalıkları da gelişmiştir. Bu nedenle, açlık ve susuzluk projelerinin öncüleri hep onlar olmuşlardır. İnsanoğlu, doğanın dengesini bile bile doğaya egemen olmaya çalışmıştır. Tan Oral'ın yazdığı gibi "Gurur ve başarı gözlerimizi kör ettiği için insan doğaya karşı yürüttüğü savaşı kazanmıştır ama 'Doğa kaybetti.' diyememiştir." Aslında, hâkimiyet bir yanılsamadır. Doğa, gücünü ve nimetlerini verirken de öcünü alırken de sınır tanımamakta, insan ayrımı yapmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünya hepimizin ortak yaşam alanıdır. İnsanın insanlığa, çevreye ve doğaya sorumluluğu vardır. İnsan kadar doğanın da hakları vardır, bu bir küresel sorumluluktur. Bu bağlamda, ülkelerin birbirlerinin yaşam hakkına zarar vermemek için tarafı olduğu Rio Sözleşmesi'ne göre Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri ve çevresel sürdürülebilirlik iş birliğine gerek görülmüştür.

Ülkemizde, beğenmediğiniz geçmiş iktidarlar döneminde uluslararası sözleşmelerin tarafı olunması, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevre politikalarının kurumsallaştırılması ve kalkınma planının bir parçası olması gibi önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bugün de çalıştaylar düzenlenmekte, analizler yapılmakta, eylem planları yapılmaktadır ancak izlenen politikalar, oluşturulan kurumlar, eylemler sorun ortaya çıktığında ve uluslararası gerekliliklere göre belirlenmekte, onlar da baypas edilmektedir.

AB İlerleme Raporu'nda sera gazı hedefinin envanterinin olmadığı, veri ve izleme sistemimizin olmadığı, bütçe, AR-GE, insan kaynağı, teşvik yetersizliklerinin olduğu, bütünleşik su ve arazi yönetiminin olmadığı, kurumlar arası yönetsel karmaşa olduğu, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nın AB müktesebatına uygun olmadığı ve birçok uyumsuzluklar ve eksikler yer almaktadır. Yönetmeliklerle Kıyı Yasası imar affı ve ÇED muafiyetleri getirilerek büyük projeler kapsam dışına itilmiştir. Ancak, ne hikmetse, AB İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin çevre politikalarına övgü olduğu şeklinde haberlerle kamuoyu yanıltılmaktadır.

Bütün bu olumsuzlukların en çarpıcı örneklerinin yaşandığı yerlerden biri de seçim bölgem olan Bursa'dır. Evliya Çelebi'nin de "Velhasıl sudan ibarettir Bursa." sözüyle andığı Bursa, artık, velhasıl ocaklardan ibarettir.

11.900 kilometrekaresinin 6.900 kilometrekaresi maalesef altüst edilmiştir ve bu Bursa, birinci derece verimli toprakları olan Kabulbaba, Maksempınarı ve Başköy'ün su kaynaklarını taş, mermer ve maden ocaklarına; kentin akciğeri ve oksijen deposu olan asırlık ağaçlarını yangınlara; yanlış yer seçimlerinden, zemin etütlerinin yapılmamasından ötürü hak sahiplerini mağdur eden TOKİ'ye; dünyaca ünlü kirazın yetiştirildiği Kozağacı Vadisi'ni termik santrale; (CHP sıralarından alkışlar) Yenişehir merasını oto test merkezine; Alaçam'ı BESOB Sanayi Sitesi'ne; içme suyu kalitesindeki Nilüfer, Kulaca, Kalburt, Kirmasti dereleri, Uluabat ve İznik Gölü'nü sanayi ve evsel atıklara kurban etmiştir. Bursa şimdi temiz ve kaliteli havasını da arar olmuştur. Raporlara göre Bursa, hava kirliliği açısından Dilovası'nı da geçmiştir.

Trakya'da Ergene Ovası da çeltik değil, zehir tarlalarına dönüşmüştür. Bu manzara Türkiye'nin geneli için geçerlidir. Samsun'da dere yataklarına TOKİ'ler yapılarak can kaybı olmuştur. İskenderun'da yapılacak 700 metre mesafede 3 termik santral ve kirli oyunlar vahimdir.

Yapılan araştırmalara göre, AB ülkelerinde nükleer ve termik santrallerin üretim zincirinde meydana gelen kaza ve gizli maliyetlerin, sağlık sorunlarının yarattığı maliyetin, çevresel ve toplumsal maliyetin, doğayı yok etme pahasına yapılan tüm projelerin getirisinden fazla olduğu saptanmıştır. Bu konuda duyarlı olanlara terörist muamelesi göstermek, marjinalize etmek, insanlığa yakışmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ister Evrim ister Yaradılış Teorisi'ne inanalım, ekosistemimizi, doğal kaynaklarımızı, kültürel ve tarihî değerlerimizi yok ederek, sorumsuz davranarak, inancımızı da yok sayıyoruz. Cennet gibi dünyayı, cehenneme çeviriyor, kıyamete doğru gidiyoruz. İnsana hizmet sanrısıyla Allah'ın bahşettiği doğayı yok ederek ruhumuz kemale erecek, cennete mi gideceğiz? İnsanlığın hizmet önceliği temiz hava, temiz su, sağlıklı gıdanın sağlanmasıdır. Türkiye, gelişmiş ülkelerin hatalarını tekrarlamadan, farkını ortaya koyarak sürdürülebilir kalkınma planları yapmalıdır, rahat ve çevre bir arada planlanmalıdır.

Önerilerim çok, vaktim yetmeyecek. Doğa yoksa biz de yokuz. Yerkürenin haklarına saygılı olmazsak demokrat da olamayız. Sınır ötesi iş birliği yapmazsak komşularımızın zarara uğramasına neden oluruz.

Bu düşüncelerle bütçenin ülkemize, doğaya ve Bakanlığa hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.