Konu:2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:31
Tarih:14/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığının 2014 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Herkesi saygıyla selamlarım.

Her bütçenin bir teması var. Bu bütçenin de ana teması aslında Sayıştay raporları oldu. Dolayısıyla Sayıştay raporlarına ilişkin birkaç tane cümle sarf etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkı dünyadaki bütün siyasal ve anayasal gelişmelerin temelini teşkil eder. Magna Carta'dan başlayan, Fransız Devrimi'ne kadar giden bütün süreç, bütün anayasal gelişmeler, aslında, vatandaşın vergisinin hesabının takibi üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla bu kadar önemlidir ve bütçe hakkı parlamentolara verilmiştir. Parlamentolar da bütçe hakkının doğru bir biçimde yerine getirilip getirilmediğini denetler.

Bizler aslında burada iki şey yapıyoruz, bir yandan 2014 yılı bütçesini görüşüyoruz, diğer yandan da 2012 yılının kesin hesaplarını görüşüyoruz. Dolayısıyla, 2012 yılını ibra ediyoruz. Nasıl ibra edeceğiz? Sayıştayın düzenlediği raporlarla ibra edeceğiz. Sayıştay yüz elli yıllık bir kurum, Türkiye Cumhuriyeti tarihinden daha eski olan bir kurum, dolayısıyla Sayıştayın verdiği raporlar üzerinden hem iktidar partisi milletvekilleri hem de muhalefet partisi milletvekilleri bir değerlendirme yapacaklar ve bu değerlendirme sonucunda hesapları ibra edecekler, tıpkı özel sektördeki yönetim kurulu, denetim kurulu üyeleri gibi.

Ancak, biliyorsunuz, 2003 yılında bir yasal düzenleme yapıldı -Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu- ve bütün muhasebe sistemi temelden değiştirildi. Avrupa Birliği standartlarına uygun, çağdaş, şeffaf ve hesap verebilir bir sistem kurulacağı varsayımıyla hareket edildi. 2006 yılında bu kanun tüm yönleriyle yürürlüğe girdi. Buna uygun olarak 2010 yılında Sayıştay Yasası çıkartıldı. Ancak 2013 yılına geldiğimiz hâlde 2012 yılının, yani yasanın çıkmasının üzerinden dokuz yıl, yürürlüğe girmesinin üzerinden de yaklaşık yedi yıl geçmiş olduğu hâlde biz, kanunlara uygun biçimde, gereğine uygun bir biçimde Sayıştay raporlarını düzenleyemedik ve huzurlarınıza getiremedik.

Şimdi, bunun bir sorumlusunun olması lazım. Çok açık olarak söylüyorum bütçe hakkı ihlal edilmiştir. Bütçe hakkının ihlalinden hem Sayıştay sorumludur hem Hükûmet sorumludur. Bütçe hakkının ihlali darbe suçu kadar önemli bir suçtur. Darbe suçu, nasıl bir sistemi tepeden tırnağa ilga ediyorsa, nasıl bir sistem içindeki en önemli suçsa vatandaşın vergi hakkının ve aldığı vergilerin denetlenemiyor oluşu, Parlamentonun böyle bir denetimi yerine getiremiyor oluşu da bu kadar önemli bir suçtur; bu suç işlenmiştir.

Şimdi bu genel değerlendirmeden sonra, Ekonomi Bakanlığı bütçesi vesilesiyle ekonomiyle ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki konuşmalarda da, Hükûmetten gelen konuşmalarda da ekonomiye ilişkin hep ılımlı, olumlu bir hava, olumlu bir algı anlatılmaya çalışıldı. Ancak bardağın bir de boş tarafı var ama bu boş taraf hiç gündeme getirilmiyor ve konuşulmuyor.

Şimdi ben, biraz bardağın boş tarafını anlatmaya çalışacağım, birinci söyleyeceğim şey şudur: Bir Türk mucizesi söz konusu değildir yani Türkiye çok hızlı büyüdü, çok yüksek büyüdü, dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri, AKP döneminde Türkiye ekonomisi mucize yarattı; böyle bir şey yok.

Bakın, ben size devletin resmî rakamlarını veriyorum: TÜİK rakamlarına göre onar yıllık dönemler itibarıyla Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamaları var burada. AKP hükûmetleri dönemi boyunca 2003-2013 yani orta vadeli hedeflerin tutturulduğunu varsaysak bile Türkiye ekonomisi yüzde 4,9 büyüyecek. Cumhuriyet kurulduğundan AKP iktidara gelene kadar yani 2002 yılına kadar Türkiye ekonomisinin büyüme ortalaması yüzde 5'tir. Dolayısıyla AKP hükûmetleri döneminde, Türkiye ekonomisinin tarihsel ortalamalarının daha altında büyümüştür Türkiye; ancak "potansiyeli kadar" diyorum, onu da çok ihtiyatlı söylüyorum, potansiyelinin de altında büyümüştür.

İkinci nokta, bir Türk mucizesi olup olmadığının karşılaştırılması açısından; bakınız, aynı dönemde gelişmekte olan ülkelerle Türkiye'nin karşılaştırmaları: Şu gördüğünüz barlar gelişmekte olan ülkelerin ortalamaları, yanındaki maviler de Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamaları. İki dönemi aldım, 2003-2007 yani kriz öncesi dönem, 2008-2012 yani kriz sonrası dönem. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 7,6 büyümüş, Türkiye yüzde 6,9 büyümüş yani gelişmekte olan ülkelerin performansının altında.

Krizden sonraya geçiyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansı düşmüş biraz, 5,4'e ama Türkiye'ninki daha fazla düşmüş, Türkiye'nin büyüme ortalaması 3,2. Dolayısıyla, bu, Türkiye'ye ilişkin ayrıksı bir hikâyenin olduğunu, Türkiye'de uygulanan ekonomik modelin tıkandığını ve diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha olumlu bir performans gösteremediğini gösteriyor.

Bakınız, dünyadaki yerimiz, iki tane tablo: Birincisi, satın alma gücü paritesine göre Türkiye'nin dünya ekonomisindeki kişi başına geliri; 2004 yılında 63'üncüymüş, bir ara 58'e kadar düşmüş, 2012 yılında 64, dolayısıyla Türkiye AKP hükûmetleri döneminde gerilemiş dünyadan. "Dünyanın 17'nci büyük ekonomisi." Başlarda da, zaten iktidara geldiğinizde 17'nci büyük ekonomiydi. 1980'li yıllarda, 1990'lı yıllarda daha iyi olduğumuz performanslar var. Dolayısıyla, Türkiye'nin dünyadaki yeri sizin büyüme performansınızda gerilemiş Sayın Bakanım.

Yapamadığınız, çözemediğiniz bir başka konu işsizlik. Bakınız, Komisyon Başkanı Lütfi Ağabey'imiz 1990'lı yılları "kayıp yıllar" olarak ilan etti ve bu karanlık ve kayıp yıllarda Türkiye'nin birçok sorununun 1990'lı yıllara göre daha iyi noktada olduğunu gösterdi.

Bakın, ben size bir grafik göstereceğim. 1980'li yıllarda Türkiye ekonomisindeki işsizlik oranı 8,3, 1990'lı yıllarda, "karanlık yıllar" dediğiniz yıllarda, istikrarsızlığın olduğu yıllarda, hükûmetlerin gittiği geldiği yıllarda Türkiye ekonomisinde işsizlik oranı yüzde 8,2.

Bakınız kriz, cumhuriyet tarihinin en büyük krizi, işsizlik oranı yüzde 10,8, 2009'da yüzde 14'e çıkmış. Şimdi kaç? 2012'de 9,2, şu anda ise 9,8 yani 1980'li yılların ve 1990'lı yılların üzerinde bir işsizlik ortalaması var Türkiye'de ve işsizlik sonbahardan itibaren artış trendine girmiş.

Türkiye ekonomisinin makûs talihi cari açık. Bakınız, cari işlemler açığıyla büyüme arasında ters ilişki var Türkiye'de. Dünyanın her ülkesi cari işlemler açığı verebilir ancak büyümek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan ender ülkelerden biridir Türkiye ve ilginç olan, bir birim büyüme başına vermek zorunda kaldığı cari işlemler açığının da büyüdüğü ve derinleştiği bir dönemi yaşıyor Türkiye. Bu, AKP'nin icat ettiği bir ekonomik modelin sonucu da değil ama AKP elinde derinleşen, giderek büyüyen yapısal sorunlarımızdan birisi ve Hükûmet buraya hiçbir çözüm bulamadı geçtiğimiz on yıl boyunca. Bunun sonucu olarak, Türkiye, cari işlemler açığı açısından dünyanın en yüksek cari işlem açığı veren ülkelerinden biri. Yüzde 10'lardaydık, yüzde 6,2'ye düştük 2012 yılında ancak sadece Güney Afrika ve Ukrayna'dan iyiyiz. Kaldı ki şu anda yüzde 7'lere doğru gidiyoruz, bu yılı yüzde 7'nin üzerinde tamamlayacağız. Dolayısıyla, Türkiye, dünyanın en fazla cari işlemler açığı veren ülkelerinden biri.

Sayın Başbakan borç oranlarımızın azaldığıyla övünerek "Nereden nereye." diyor, "Şuradan aldık, şuraya getirdik." diyor. Evet, kamu borcu azaldı ama cari işlemler açığı borç yaratıcı kalemlerle finanse edildiği için bu borcu birinin finanse etmesi gerekiyordu. Bunu kim yaptı? Özel sektör yaptı.

Bakınız, Türk özel sektörünün dış borç stokları, cumhuriyet kurulduğundan 2002 yılına geldiğimiz döneme kadar, Türkiye'deki bütün özel sektör firmalarının, bütün hükûmetlerin biriktirdiği dış borç 43 milyar. Şu anda kaç? 252 milyar yani son on yılda özel sektörün dış borcu 6 kat artmış. Bu kadar çok cari işlemler açığı verirseniz, bu cari işlemler açığının finansmanını da özel sektöre yüklerseniz işte borç stokları bu noktaya gelir. Bunlardan hiç bahsetmiyor Sayın Başbakan. Bunlar devletin resmî rakamları.

Bakınız, Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor. Size iki tane grafik göstereceğim. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Biri, reel sektörün döviz pozisyon açıkları. Reel sektörün döviz cinsinden borçları ve yükümlülükleri ile döviz cinsinden varlıkları arasındaki fark, AKP iktidara geldiğinde 18 milyarmış, şu anda 164 milyar yani Türk reel sektör firmaları yatırım yapan, istihdam üreten, Türk reel sektörü firmalarının döviz cinsinden borçları döviz cinsinden varlıklarından 165 milyar dolar fazla, dolayısıyla kura karşı kırılgan. Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor.

Bakın, Sayın Başbakan Merkez Bankası rezervleriyle övünüyor, "Şuradan şuraya geldik." Bir ülke niye rezerv biriktirir?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Borcu olduğu için.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Kendi dış yükümlülüklerini karşılayabilmek için, özellikle kısa vadeli yükümlülüklerini karşılamak için. Bir ülkenin kısa vadeli borçları ile rezervleri arasında ilişki kurulur ve bunun 1 olması esastır.

Bakınız, bu, 1 çizgisi; bu da Türkiye Cumhuriyeti rezervlerinin, Merkez Bankası rezervlerinin kısa vadeli borçlara oranı ve bu oran AKP ilk iktidara geldiğinde çok daha yüksekti, giderek aşağı doğru düşüyor. Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor sayın milletvekilleri.

Bakınız, önümüzdeki bir yılda Türkiye ekonomisinin 225 milyar dolar kaynağa ihtiyacı var. 165 milyar dolar borcun vadesi geliyor, 60-65 milyar da cari işlemler açığı vereceğiz, 225 milyar ve dünyada ödünç verilebilir fonlar daralıyor. Bundan iki yıl önce konuşsaydık bunun 2 trilyon dolar olduğunu söylerdik ama bugün 1 trilyon dolar olduğunu söyleyenler var. Yani, giderek daralan bir pastadan, giderek küçülen bir pastadan giderek daha fazla finansmanı karşılamak zorunda Türkiye. Bu, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarının büyüdüğü anlamına geliyor. Önümüzdeki dönem FED'in operasyonlarının tersine dönmesi paranın yönünü tersine çevirecek ve Türkiye ekonomisinin büyümesi daha fazla düşecek, işsizliği daha fazla artacak.

Hiç konuşulmayan konulardan biri enflasyon. Bakınız, 2006 yılında enflasyon hedefleme sistemine geçtik. Yedi yılın hiçbirinde enflasyon hedefini tutturamadık. Sadece iki yıl tutturduk, o da orijinal hedefleri değiştirerek. Şimdi, 2004'ü 100 kabul ederseniz, hedefleri kümülasyon yaparsanız, gerçekleştirmeleri kümülasyon yaparsanız yaklaşık yüzde 40'lık fark görürsünüz. Bu, kredibilite açığıdır. Bu, Hükûmetin ve Merkez Bankasının kredibilite açığıdır. Dolayısıyla, enflasyon hedeflerini hiçbir zaman tutturamamış, 2006 yılından beri tutturamamış bir Merkez Bankası var.

Sonuç olarak, önümüzde paranın yönünün değiştiği bir konjonktürde, büyüme oranlarının düştüğü, işsizliğin yükselmeye başladığı ve yükseleceği, cari işlemler açığının yüksek kaldığı, dolayısıyla ekonominin kırılganlıklarının yükseldiği ve enflasyon hedeflerinin tutmadığı, pahalılığın yüksek kaldığı bir ekonomik patika var. Bu bütçe bu patikanın hiçbirisini görmüyor, bunları öngörmüyor. Bunları öngörerek bunun üzerinden bir hikâyeyle hazırlanmış bütçe değil, daha çok yabancı sermayeye finansman ihtiyacı çerçevesinde sinyal vermek üzere kurgulanmış bir bütçedir.

Ben, yine de bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)