Konu:2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:28
Tarih:11/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi bir kere daha saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşımızın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmem Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellenmiştir. Sözlerime bu durumu protesto ederek başlıyorum.

Sayın milletvekilleri, kamu harcamalarının amacına ve yasalara uygun yapılıp yapılmadığının halkın temsilcileri adına Sayıştayca denetlenmesi modern demokrasilerin en belirleyici özelliklerinden bir tanesidir. Sayın Başbakan Yardımcısı burada, birinci bölüm üzerine yapmış olduğu konuşmada -bu sözleri bir kere daha tekrarlamak istiyorum Sayın Arınç- dedi ki: "Bakın, Mevlüt Bey, burada mı bilmiyorum. Ben Plan ve Bütçe Komisyonunda kendi bütçelerimi sunarken bana 4 sayfalık veya 6 sayfalık şeyleri gösterdiler. Gerçekten Sayıştay raporları üzerinde bir tartışma vardı. 'Bu, rapor mu size göre?' dediler. Çok açık söyledim, 'Bu, bana göre içinde rapor kelimesi geçen bir yazıdır.' dedim, daha ne diyeyim." Bu anlamda Sayın Arınç'ı kutluyorum. Demek ki, bugün, burada denetleme raporları diye Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen, Anayasa'nın ilgili maddelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yetkisini kullanan Sayıştayın denetim raporları Meclise gelmemiştir, gelmeyen raporlar üzerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşme yapmaktadır. Bu ne demektir? Demek ki anayasal yetkilerini aşan, Anayasa'ya karşı suç işlenmiş olan bir fiilî durum, bir defakto durumla karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım. Öncelikle bunu vurgulamak istiyorum. Arkasından, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ilişkin ayrıntılı beyanlarımı da ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Mustafa Kemal'in mabedinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Mart 1922 tarihli açılışında, Mustafa Kemal Atatürk, Meclisin açılısında aynen şu sözleri diyor, diyor ki: "Bilinmektedir ki vakıflar memleketimizin mühim bir servetini teşkil etmektedir." Bunu cumhuriyetimizin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın önderi cumhuriyet kurulmadan önce ifade ediyor. Vakıfların ne derecede önemli bir kuruluş olduğunu göstermesi açısından en çarpıcı sözlerdir diye anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bin yıldır bu topraklarda vakıflar var. Ta, belediyelerin bugün yapmış olduğu görevleri ifa eden kültürümüzde, tarihimizde bir gerçeklik olarak kabul edilen vakıflar var. Evkaf Bakanlığı kaldırıldıktan sonra modern cumhuriyetin, Atatürk'ün cumhuriyetinin kabul etmiş olduğu Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruluyor. Vakıfların kurulmasındaki temel amaç nedir? Esas saik yardım saikidir. Geriye doğru baktığınız zaman Türk milletinin yardım amacını fakirlere, ihtiyaçlılara yardım amacını güden, aynı zamanda da imaretlerle, diğer sosyal yardımlarla bu gerçeği sağlayan bir kurumla karşı karşıyayız.

Gelinen noktada Osmanlı İmparatorlu'ğuna baktığınız zaman, geçmişe baktığınız zaman Osmanlı İmparatorluğu'nda bazı padişahların neredeyse hayvanlara yardım amacıyla bile vakıflar kurduğu gerçeği var. Tarihe baktığımız zaman bu gerçekleri görürsünüz. Ama bir başka gerçek de var; Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde o dönemin düzenbazlarının vergi kaçırmak amacıyla vakıflar kurdukları, vakıflara para aktardıkları gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Onları bugünle karşılaştırdığımız zaman tarihî gerçeklerin bugünün gerçekleriyle karşı karşıya geldiğini göstermesi açısından ilginç bir örnektir diye görüyorum.

Bakın değerli arkadaşlarım, bugün gazetelerdeki bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum. "Camiye sığınmak suç mu?" diye bir haber yayımlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Valide Sultan Bezmi Alem Camisi'ne Gezi olayları sırasında 255 sanığın... Bazı suçlar da işlemişlerdi o iddianamenin içinde onlar da var, 6136 var, diğer suçlar var, bunların içerisinde camiye sığınmayı da bir suç olarak iddianamenin içerisine tanzim ettiler değerli arkadaşlarım. Bu suçun gerekçesini de "İbadethaneleri kirletmek suretiyle kamu malına zarar vermek." diye... Bakın, Sayın Başbakan Yardımcısı sanıyorum dikkatle dinler. Evet, şimdi, gelinen noktada ben cumhuriyet savcısının bu suç tarifini görünce bir hukukçu olarak güldüm Sayın Başbakan Yardımcım. Neden? Bakın, bundan uzun bir süre önce Sayın Maliye Bakanına bir soru sordum -basında bazı haberler çıktı- bu sorularım şunlar, dedim ki: "Son günlerde ulusal basına yansıyan haberlerde belediyelerin borçlarına karşılık camilerimizi Hazineye devrettiklerine ilişkin iddialar kamuoyunu yaygın bir şekilde meşgul etmektedir. Basına yansıtıldığı gibi belediyelerin borçlarına karşılık camileri Hazineye devrettiği iddiaları doğru mudur?" Hemen arkasından "2002 ve 2013 tarihleri arasında hangi belediyeler borçlarına karşılık camileri Hazineye devretmiştir?" diye sordum. "Sayıları kaçtır, bu belediyeler hangi partilere aittir, bunları yıllarıyla birlikte açıklar mısınız?" diye sordum. Uzun bir zaman geçtikten sonra Sayın Bakan lütfettiler ve bana vermiş oldukları cevaplarda -ki tesadüflere bakın, bu belediyelerin içerisinde Güngören var, Üsküdar var, Hatay Reyhanlı var, Nevşehir var, Düzce var, Afyon Çay belediyeleri var- tahmin edin hangi belediyeler, hangi partili belediyeler? Sayın Bakan bana vermiş olduğu cevapta partilerin adlarını yazmamışlar. CHP Grubuna soruyorum: Hangi partili belediyeler? (CHP sıralarından "AKP'li belediyeler" sesleri) Öyle mi? Nasıl bildiniz, tebrik ediyorum. Şimdi, gelinen noktada, bakın, şimdi, burada cumhuriyet savcısının iddianamesine göre camilere sığınmak suç ama camileri borçları karşılığında Hazineye satmak suç değil. Öyle değil mi yani? Bu suç değil, değil mi değerli arkadaşlarım? Yani Sayın Bakanın vermiş olduğu cevabı bir ironi olarak algılıyorum ama salonda da kendisine göre de bir açıklama yapmış, bu açıklamada da aynen şöyle söylüyor, diyor ki: "Biz vergi borcuna karşılık bu camileri aldık ama camileri muhdesat kabul ettik, bir mütemmim cüz olarak kabul etmedik. Muhdesatların parasını vermedik, sadece taşınmazların paralarını verdik." Yani gelinen noktada bu çarpıcı örneğin bir tanesini cumhuriyet savcısına göndereceğim, belki hukuk kuralları açısından suç teşkil etmeyebilir ama etik kuralları da vardır, ahlak kuralları da vardır. Ben Hükûmetin dikkatini çekmesi açısından ilginç bir örnek olarak buna sizlerin dikkatini çekiyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, biraz önce Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki o ahlaksızca yapılan, vergi kaçırma amacıyla yapılan örnekleri verdim. Ben avukatlık yıllarımda Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünün bin metrekare yere ilişkin nasıl davayı takip ettiğini, yirmi yıl boyunca o taşınmazlara ilişkin gayrimenkul davalarında keşiflere nasıl dikkat gösterdiğini, nasıl ihtimam gösterdiğini takdirle izlemiş bir arkadaşınızım. Ama gelinen noktada, özellikle vakıf malı olan camilerin restorasyonlarına ilişkin çıkılan ihalelerdeki sorunların, kokuların ne olduğunu bütün Türkiye duydu. Burada ayrıntılarına girmek istemiyorum. Hangi illerde hangi camilere ilişkin, kutsal yerlerimize ilişkin ödemelerde, o restorasyonlarda fazla ödemelerin yapılmış olduğu, hangi istihkakların kimlere ödendiği, hangi haksız ödemelerin yapıldığına ilişkin örnekler bende var. İsterseniz, Sayın Bakan, size takdim ederim.

O nedenle, geçmişle bugünü karşılaştırdığımız zaman değişmeyen bir şeyin olumsuzluk olduğunu görüyorum. Yıllarca avukatlık yaptım, sanıklar adliyenin önüne geldiği zaman şunu sordular: Herkese annesini, babasını sordular ama hırsıza hangi siyasal partiden olduğunu sormadılar. Hırsızlık o kadar evrensel bir kavram. O anlamda, gelinen noktada, bardağın dolu olduğuna mı, boş olduğuna mı; iyi tarafından bakmamız gerekiyor.

Bir de ayrıca bir şey daha var: Biliyorsunuz, vakıfların iki tür geliri var. İki tür gelirlerinden bir tanesi hayrat bir tanesi akar değerli arkadaşlarım.

Din görevlilerimize ilişkin olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü -Sayın Başbakan Yardımcımız bunu iyi bilir- ecrimisil talep ediyorlar değerli arkadaşlarım. İş yerlerine ilişkin olarak bu talepleri kabul edebilirim. Vakıfların kiraya vermiş olduğu iş yerleri olabilir, diğer yerler olabilir, bunlara ilişkin olarak elde etmiş oldukları gelirleri yani "akar geliri" adı altında talep etmesini doğal karşılayabilirim. Ama, bu camilerde din görevlisi olarak görev yapan, 80 bine yakın camide görev yapan din görevlileri var değerli arkadaşlarım; bunlardan da, ne yazık ki, Vakıflar Genel Müdürlüğü onların kalmış olduğu lojmanlara ilişkin olarak, sadece orada ibadet görevini yerine getiren bu görevlilere ilişkin olarak da ne yazık ki bunları da bir akar olarak kabul etmekte, hayrat olarak kabul etmemekte, din görevlilerine, oradaki kişilere ecrimisil göndermektedir. Çok ufak bir ayrıntı olarak gözükmesine rağmen, Yargıtayın bu konuda olumlu görüşü olmasına rağmen, bugün orada bulunan görevlilere ecrimisil talep etmeyi, "işgal tazminatı" adı altında, "fuzuli işgal tazminatı" adı altında onları bir şagil olarak kabul etmeyi ne hukuk anlayışıyla, ne demokrasi anlayışıyla, ne de adalet anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.

O nedenle, gelinen noktada, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bütün bütçeyle beraber "hayır" oyu kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)