Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:28
Tarih:11/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Vallahi söyleyeceğim artık. Yani, bu saate kadar her şey söylendi, biz de bir ekleme yapacağız yani, kusura bakmayın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile ilgili, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, Veysi İşbilir, Reşit İşbilir, Bermal Topçu... Yüksekova'da polis saldırısı sonucu yaşamanı yitiren bu kardeşlerimize Allah'tan rahmet, Kürt halkına da başsağlığı diliyorum.

Aslında, bu bütçe, halkımızın sorunlarına cevap olacak bir bütçe değildir. Burada, işçilerin, köylülerin, emekçilerin, dar gelirlilerin sorunlarına cevap olacak kapasitede bir bütçe olmadığından dolayı bu bütçeye "Evet." demek mümkün değildir.

Vahşi kapitalizmin, kapitalist modernitenin Orta Doğu'da Batı emperyalizmiyle birlikte halkları birbirine katarak boğazlaması sonucunda 20'nci yüzyılın yıkımları, savaşları kadar kördüğümleri çözümlenememiş ve bunlar 21'inci yüzyıla miras kalmıştır. Hâlen bu problemler, bölgede birçok ülkedeki geçmiş yüzyıldan kalma çelişkiler, Kürdistan'ın bölünüp parçalanması bu çelişkilerin bir sonucudur. Dinsel, mezhepsel, ulusal taleplerden kaynaklanan sorunlar, güncel olarak da ekolojik işsizlik, dengesiz nüfus artışları, bölgesel, eşitsiz sömürü, talan, göç ve ırkçılık, özellikle ulusal ve dinsel karakterli sorunlar birçok alanda çatışmalı durumların sürmesine bugün de neden olmuştur.

1920'li yıllarda, Anadolu halkıyla birlikte yürüttüğümüz Türkiye'nin kurtuluş mücadelesinin sonucunda kazanılan bağımsızlığın ardından ilan edilen cumhuriyetin aradan geçen doksan yıla rağmen demokratik bir niteliğe kavuşmadığı ortadadır. Daha çok, katı merkeziyetçi ulus devlet sistemi, kültürel farklılıkları zenginlik olarak kabul etmeyip yok sayan bu anlayışın sonucuna yol açmıştır. Bu açıdan, Türkiye'de yaşayan tüm toplumsal kesimlerin özgürlük, eşitlik taleplerini; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel sorunlarını çözümsüz bırakan büyük bir eşitsizliği ortaya çıkarmıştır. Bu topraklarda yaşayan -başta Kürtler ve Kürt halkı olmak üzere- bütün farklılıkları yok sayarak bunun da ötesinde asimile ederek, bir insanlık suçu işleyerek kültürlerini ortadan kaldırmayı resmî bir ideoloji olarak benimseyen yönetim anlayışı, hiçbir toplumsal soruna çözüm olmadığı gibi, tekçi bir devlet yönetimi anlayışıyla, toplumu tek tipleştirmeyi uygun bulmuştur. Bu temelde, toplumsal ihtiyaçlara cevap olmak yerine, krizlere ve bunalımlara neden olmuştur. Katı merkeziyetçi ulus devlet olarak örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, demokratik bir cumhuriyet yaratmaktan çok oligarşik bir yapılanmayı yaratmıştır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, toplumu yok etmenin, halkları yok etmenin birinci derece tarihlerini ve dillerini yasaklayarak silmektir. Bu birinci dil yani işgal edilen yerlerin... Biz bunu Hindistan'da gördük, İngilizler ilk girdiklerinde onların dilini yasakladılar, kültürlerini yasakladılar, akabinde tarihlerini sildiler. Bu temelde, Türkiye Cumhuriyeti'nin daha kurulduğu ilk günlerinden beri dil kurumları üzerinde örgütlenen tekçi devlet anlayışı, günümüzün demokratik, çoğulcu siyasal yaşamıyla taban tabana zıt bir karakter kazanmış ve tarihsel olarak geçerliliğini yitirmiştir. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, özünde bütün farklı dillere hizmet eden kuruma dönüşmesi gerekirken... Aksi takdirde bu kurumun hiçbir kıymetiharbiyesi olmayacaktır. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, egemen siyasal kültür hâline getirerek tek ulus, tek dil anlayışı bir ürün olarak ortaya çıkmıştır. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Anadolu ve Mezopotamya'yı boydan boya Türkleştirmek için, Kürtlerin, Ermenilerin, Lazların, Gürcülerin, Çerkezlerin, Rumların, Süryanilerin ve diğer tüm halkların kültürlerini ve dillerini yok saymıştır. Bu dillerle ilgili tüm çalışmaların sonucunu tarihten silmeye kalkışmıştır. Örnek olarak, Kürt dilinde yaratılan bütün eserleri yasaklamıştır. Bu anlayış bir kültür düşmanlığıdır. Ahmedi Hani'den Melaye Bate'ye kadar, Melaye Cizirî, Cigerxwin, Osman Sabri, Fekiye Teyran'a kadar hâlen bunların eserleri yasaklanan eserler arasındadır.

İnsanların dilini yasaklamak, asimilasyona tabi tutmak bir insanlık suçudur. Bu suç, Türkiye'de bütün halklara karşı doksan yıldır yaşatılmaktadır. Özellikle bu suç, başta Kürt halkının kültürünü çalmış, çırpmış, soymuş, hâlen talan etmeye devam etmektedir.

Cumhuriyet tarihinde Kürdistan'la ilgili hazırlanan Kürt raporları doğrultusunda, Kürt halkına ait birçok ezgi, şarkı, şiir Türkçeye çevrilerek bu topluma Türk kültürü olarak sunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz Türkiye'sinde konuşulan 34 dilin 18'i kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Meclis kürsüsünde İngilizce konuşmak serbest, ama Kürtçe "Bilinmeyen bir dil" olarak zabıtlara geçmektedir.

Bundan böyle önerimizdir, Kürtçe bilen bir stenografın buraya atanması, daha doğrusu resmî kurumlarda bundan böyle Kürtçe bilenlerin istihdam edilmesi talebimizdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Bizimkiler ne olacak?

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Oysaki bu dünyada birçok ülkede birden fazla dil konuşulmaktadır ve o dil hiçbir zaman o ülkeyi bölmemiştir. Her ne hikmetse, bu Meclis, kaç günden beri Türk sopasıyla Kürtleri terbiye etmeye çalışıyor, inkâr etmeye çalışıyor, "Kürdistan var mı, yok mu?" tartışmasını açıyor. Ben bir Kürt'üm, Kürdistanlıyım, coğrafyam açık. Bir insan ana rahmine düştükten sonra, o beş ay sonra anası hangi duygularla, hangi düşüncelerle, hangi dili kullanıyorsa çocuk onunla öyle büyüyüp gelişiyor ve doğduğunda Türk ise Türkçe konuşuyor, İngiliz ise İngilizce konuşuyor. E, Kürtçe... Kürt ise Kürtçe konuşacaktır ve gözünü açtığı o topraklarda ayaklarını bastığı yer onun mekânı olacaktır. Bunun mekânına ne diyoruz? Kürdistan diyoruz. Türkistan var, Suudi Arabistan var, Belucistan var, bunları söylerken insanlar o coğrafyadan tecrit mi ediliyor? Böyle boş tartışmalarla zamanımızı geçiriyoruz.

Bir tarihçi şöyle diyor: "Biz bu topraklarda yıllarca yaşamışız ama siz Türkler Orta Asya'da bütün kitaplarda var, siz kendiniz yazdınız, biz de okuduk ilkokulda, Orta Asya'dan geldiğinizi, sonradan Anadolu'ya geldiğinizi..." 1071 yılında Bizans İmparatorluğu'na karşı mücadele birlikte verildi, ilk stratejik ittifak o gün kurulmuştur. Kürtler ve Türklerin tarihteki stratejik ittifakları 1071'den sonra, 1514'te yapılmıştır, 1920'lerde yapılmıştır, onun için 1920'nin ruhundan söz ediyoruz, 1921 Anayasası'ndan söz ediyoruz. İşte bu 1921 Anayasası'nın birçok maddesinde Kürtlerden söz etmektedir ve bu devletin Kürtlerin ve Türklerin devleti olduğundan söz etmektedir. Bu konuyu Mustafa Kemal İzmir konuşmasında, basın toplantısında söylemektedir, 17 Ocak 1923. Ama, Lozan bu ülkeyi parçalamıştır. Lozan'a gönderilen, yanıltan milletvekilleri gidip orada onay vermiştir, demişlerdir ki: "Bu devlet hem Kürtlerin hem Türklerin devletidir." Ama sonradan tabii ki çark edilmiştir. Bu nedenle, Türk Dil Kurumunun amacı sadece Türk dilini geliştirme olmamalıdır, Türk tarihini yazma olmamalıdır. Burada, Türkiye'de yaşayan tüm halkaların tarihine ve diline dikkat etmelidir. Eğer bu temelde yaklaşmıyorsa bu bir inkârdır. Hâlen inkara devam edilmektedir. Eğer siz o ülkenin insanlarına, diline, kültürüne saygı duymuyorsanız inkârın dışında herhangi bir anlamı var mıdır, herhangi bir anlam çıkarılıyor mu? Modern demokrasi ve evrensel insan haklarına tamamıyla ters olan bu anlayışı reddediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak, eğitimde Türkçe dışında dilleri yasaklayan Anayasa'nın 42'nci maddesiyle vatandaşlığı düzenleyen Anayasa'nın 66'ncı maddesinin behemehâl değiştirilmesini talep ediyoruz. Üniversitede kurulan Kürdoloji bölümlerinin yanında diğer tüm Anadolu ve Mezopotamya'da konuşulan dillerle ilgili bölümlerin açılmasını talep ediyoruz. Yerel ve ulusal kanallarda Kürtçe ve diğer dillerde yayın yapmayı öneriyoruz. Okullarda Kürtçe eğitim verilmesi... Bunu seçmeli ders ya da ek ders olarak değil, normal bir eğitim müfredatına dönüştürmek gerekmektedir. Allah'tan korkun ya! Şöyle diyor: "İşte, kolejlerde gitsinler, okusunlar; özel okullarda gitsinler, okusunlar." Peki, bu fakir fukara halkın -nasıl gidip- o okullarda okuma imkânı vardır sizce? Nasıl okusun? Akşam ekmeği evine zor götüren bir baba çocuğunu nasıl o kolejlerde okutacak, nasıl özel okullarda okutacak? Bu ülkede Kürtler vergi veriyorsa, askerlik yapıyorsa bir Türk hangi hakları haizse bir Kürt'ün de o hakları haiz olması gerekir. Bunun dışında yapılanların hiçbiri önemli değildir ve önem arz etmesi de mümkün değildir. Okullarda Kürtçe eğitim verilmesi... Bu seçmeli dersi nereden çıkardınız, buna da bir anlam biçemiyorum?

Cezaevlerinde görüyoruz, cezaevlerinde insanların kendi dilleriyle okumaları bile engellenmektedir. Düşünebiliyor musunuz, gönderilen mektuplar, bu mektuplar bir ay sonra ailelerin eline geçiyor ve bir ay sonra bu insanlar bu mektupları ancak okuyabiliyor? Bu temelde, birçok insan gerçekten profesör olmuş, akademisyen olmuş ama sıra Kürtlere gelince, Kürtler olunca Kürtler yoktur.

"Kürt" sözcüğü bu kadar ürkütücü müdür? Kürtler bu medeniyet seviyesinden daha mı aşağıdır? Oysaki Kürtler Orta Doğu'da, Mezopotamya havzasında en üst düzeyde medeniyetleri yaratan bir topluluktur, bir halktır, şu anda da 40 milyon, bu halk buradadır. 1639 yılında Kasrı Şirin Antlaşması'yla ikiye bölünen bu halkı Lozan Antlaşması'yla da dörde bölmüşsünüz.

Peki, şimdi, böyle bir şey yok. Bir günde Kürtler nasıl ortaya çıktı, bir günde nasıl bir coğrafya çizildi, bir günde nasıl bu topluluk yaratıldı? Buna baktığımızda ne kadar bu inkârın ters olduğu, bu inkârın insanlıkla bağdaşmadığı ortadadır. Bir şair şöyle söylüyor, diyor ki: "..."(x) Bunu söyleyen binlerce şairimiz var, binlerce, kültür yaratan insanlarımız var ama maalesef siz bunları yasaklayarak bugüne kadar geldiniz ama bundan böyle bu yasaklara karşı en demokratik haklarımızı kullanarak bunun doğru olmadığını bütün halka deklare edeceğiz ve 76 milyon şu anda bizi dinliyorsa bir Kürt olarak şunu söylüyorum: Artık inkâra, imhaya gerek yok. (BDP sıralarından alkışlar)