Konu:2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Nedeniyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:28
Tarih:11/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesiyle alakalı olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Yalnız bir hususa dikkatlerinizi çekmek isterim: Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Millet Meclisinde Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten kurumların bütçeleri oylanıyor, onunla ilgili olarak değerlendirmelerde bulunuluyor ve Türkiye Cumhuriyeti'nde siyasi erki elinde bulunduran iktidar partisinin koltuklarına bakarsanız, şu anda boş olmanın verdiği ıstırabı yaşatmaya yetiyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan insanların yüzde 99'u Müslüman. Burada seçilmiş olan vekiller de bu oylarla burayı şereflendirdiler. Dolayısıyla, bazı referanslarımın İslam tarihi, İslam kültürü ve dinî değerlerimizden olmasından daha doğal hiçbir şey yoktur diye düşünüyorum.

Şunu ifade etmek isterim ki: Sevgili Peygamberimiz "Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa onu alır." buyurur. Yine, Sevgili Peygamberimiz buyururlar ki: "İlim Çin'de de olsa gidip onu alınız." Şimdi, bir gayrimüslime bile gönderen bir Peygamber'in ümmeti olduğunu iddia edenlerin Müslüman Türk milletinin oylarıyla bu Meclise gelmiş ama farklı partilerden temsil yetkisini haiz olanları dinleme gibi bir zahmete katlanamamaları kendilerinin bulunduğu durumu değerlendirme açısından bir referanstır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir başka hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Doğru, herkes için doğrudur. Doğruyu kim söylerse, duyanlar ona itibar eder. Yüce Kur'an buyurur ki: "Müslümanlar sözü dinlerler fakat onun doğru olanına tabi olurlar."

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Güzel olanına...

MUSTAFA ERDEM (Devamla) - Burada "İktidar doğru konuşuyor, muhalefet eğri konuşuyor." gibi bir saplantıya girmek veya "İktidarın önde gelenleri doğru konuşur, sadece ona tabi olmaktan başka seçeneğimiz yok." gibi algılamak herhâlde bu temel değerimiz ve yüce Kitabımızla bir çelişki olsa gerektir diye düşünüyorum.

Şimdi, gelelim vakıflarla ilgili değerlendirmelere. Yine, burada referanslarımız dinî olacak. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki insan ölümlü bir varlıktır, fânidir. Elbet bir gün bu âlemden gidecek ama gittikten sonra bir kısmı hayırla, bir kısmı da kötülükleriyle anılacaktır. Dolayısıyla, baki kalan bu kubbede hoş bir seda bırakmak isteyen, kendisinin hayırla anılmasına vesile olacak güzel eserler bırakmak ve onunla hayra vesile olmak gibi bir sorumluluğu da yerine getirir. Bizim kültürümüzde "İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır." buyurulur. Bunu referans alan bir Müslüman Kur'an'ın emrine uyarak hayırda yarışan, hayrı işleyen, infak eden, yardıma koşan, başkalarının sıkıntılarını paylaşan insanlar olarak ifade edilir. Bundan dolayıdır ki, bizim kültürümüz vakıf müessesini infak kurumunun olmazsa olmaz şartı, insanlığa faydalı olmanın olmazsa olmaz şartı, öldükten sonra bu kubbede hoş bir seda bırakmanın olmazsa olmaz şartı olarak görmüştür. Eğer bugün bir medeniyetten, bir sanattan, bir estetikten söz ediyorsak, bu ulvi duyguların tesiriyle bu dünyada güzel eser bırakmış olan ecdadın hatıralarıyla teselli buluyoruz demektir. Bu anlamda vakıflar dünle bugün arasında, geçmişle günümüz arasında, zenginle fakir arasında, dünyayla ahiret arasında bir köprüdür. Bu köprü herkesin niyetine ve herkesin ameline göre bir anlam ifade etmekte, farklı iki kutbu bir araya getirerek insanın tatmin olma duygusunu temine vesile olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, vakıflar bir emanet kurumudur. Dünden bugüne kendi duygularını tatminden öte insanlığa yararlı olmak isteyenlerin gelecek nesillere emanet bıraktığı güzide kurumlardır. Unutulmaması gereken husus, emanetin bir miras olmadığıdır. Ama gelin görün ki, tarihi, vatanı, devleti, milleti ve üzerinde yaşadığımız kutsal değerleri bir emanet değil de miras gibi algılayanların onu tüketim zorunda kaldıkları hissi bugün bizi içinden çıkılmaz bir sürü belayla karşı karşıya bırakmıştır. Vatanı, dini ve devleti emanet görmeyenlerin o değerlerin olmazsa olmaz bir vasfı niteliğinde olan vakıfları da bir emanet gibi görmeme olgusu ecdadın onlar üzerinde titreyen duygusallığını sömürmek ve üç günlük dünya hayatının süfli emellerine bunları alet etmekten başka bir şey olmasa gerektir. Değerli milletvekilleri, bugün vakıflarımız ecdat yadigârı bir kurum olarak geçmişte Evkaf ve Şer'iye Vekâleti'nin bugünkü kalıntısı Vakıflar Genel Müdürlüğümüz aracılığıyla icra edilmekte ve onların emanetleri değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. O zaman bu vakıf kurumlarını, öncelikle vakıf çalışanları sahiplenmeli ve üzerine titremeli, onları kendilerine emanet bir çocuk edasıyla sahiplenmelidir. Böyle bir duygusallığın içerisinde bulunanların, bu vakıf kurumuna sahip çıkanların hakları da korunmalı ve vakıf kurumunun nimetleri şayet öncelikle birilerine verilecek, birilerine bundan bir hisse düşecek ise vakıf çalışanlarına da bundan bir pay ayrılmalıdır. Ama unutulmaması gereken husus, vakıf çalışanları arasında ayrımcılık yapılmamalı; birileri vasıflı, diğerleri vasıfsız gibi algılanarak adalet ilkesi ihlal edilmemelidir. Yine, aynı şekilde, orada çalışan personelimiz vardır, işçi statüsünde bulunanlar vardır. Devletin diğer kurumlarında işçi statülerine uygulanan gerekler ne ise Vakıflar Genel Müdürlüğünde çalışanlarımız için de aynı şekilde devlet kadrosuna geçirilmeli ve bir şekilde hak ihlallerinin önüne geçilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Vakıflarla ilgili olarak restorasyon çalışmalarının yapıldığı hepimizin malumudur. Ancak bu hususa özen gösterilmeli, en öncelikle vakfın yapılış amacına, ruhuna, sanat anlayışına ve o günün estetiğine riayet edilmelidir. Ayrımcılık, yandaşlık, kayırma gibi veya birilerine dünyevi menfaat temini gibi hususlar vakıf eserlerine özenin gösterilmemesi ve bu tarihî mirasın hâk ile yeksan olması anlamına gelir. Bu anlamda illa hizmet alımı şeklinde veya birilerinin bu alana dahlini temin edecek şekilde olması yerine Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışması gereken veya şu anda fiilen bulunan personelin bilgi, birikim ve tecrübesinden öncelikle yararlanılmalı, şayet onların yetersiz kalmaları söz konusu ise o zaman dışarıdan başka bilgilere ihtiyaç duyulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, vakıflarla alakalı hususta bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Vakıflar, Türkiye'de hangi dinin mensubu, hangi ırktan gelenlerin emaneti olursa olsun sahip çıkılmalıdır. Ancak bunlara sahip çıkılırken birine özel ilgi, diğerine kayrımcılık şeklinde olmamalıdır. Ama yaşanagelen hadiselere bakıldığında, ülkemizde vakıflarla ilgili olarak ciddi bir kayrımcılık veya ayrımcılık söz konusu olmaktadır. Unutmayınız ki, bin yıllık bir Türkiye Cumhuriyeti devletinden ve milletinden söz ediyoruz. Şu veya bu şekilde bu millete emanet olmuş her değerin sahibi yüce Türk milletidir. O zaman bu sorumluluğu uhdesinde bulunduranların, birilerinin gönlünü kazanmak, birilerinin gönlüne girmek veya birilerinin rızasına ermek için birtakım tasarruflarda bulunmaları ecdat emanetleri veya devletin bekasıyla alakalı hususlarda sıkıntı vermektedir.

Şimdi burada bir belgeyi sizlere göstermek istiyorum. 2012 yılı İlerleme Raporu, yapılan çalışmalar ve kaydedilen ilerlemeler. Kim yapıyor bunu? Türkiye tarafından hazırlanmış, Avrupa Birliğine giriş ve ondan sorumlu müzakereci Sayın Bakanın bize verdiği defter, kitap. Şimdi çok fazla bir şey uzatmaya gerek yok. 2002 yılından bu yana Avrupa Birliği müktesebatına uyum içeren yaklaşık 2 bin adet mevzuat çıkarılarak gerçekleştirdiğimiz reformlar sessiz bir devrim olarak Türkiye'nin çehresini değiştirmiştir. Şuradan sormak istiyorum: Hangi milletin vekili, hangi milletin bakanı, hangi hükûmetin sözcüsüsünüz? Hangi milletten gizlice bir şeyler yapıyor ve sonuç itibarıyla bunları birilerine iltifat olsun diye aktarıyorsunuz?

Buradan şunu ilan etmek istiyorum ki, ne yaparsanız yapın, neyi peşkeş çekerseniz çekin, neyi teslim ederseniz edin, neyi inkâr ederseniz edin Avrupa Birliği sizi almayacak ama Avrupa Birliği sizi almak adına bütün değerlerinizi ayaklar altına aldırma konusunda da üzerine düşeni yapacaktır.

Bir bilgi olsun diye söylüyorum. Dünün Papası XVI. Benedict henüz kardinalken, yani adı Joseph Ratzinger'ken dediği şudur: "Biz, Türklerin Avrupa Birliğine girmesini istemiyoruz. Hangi birliğe girerse girsin..." Gerçi onlar Arap, Kürt, Laz, Gürcü, Çingen vesaire ayırt etmiyor. "Türklerin Avrupa Birliğine girmesini istemiyoruz. İster Türk birliğine girsinler ister Müslüman birliği kursunlar bizi ilgilendirmiyor ama biz, Türklerin Balkanlarda yaptığı savaşları ve Viyana önüne kadar geldiklerini unutmuş değiliz."

O zaman şunu hatırlatmak istiyorum: Bu uğraş birilerine ya Avrupa Birliğine girmek ya da ona giriyor görüntüsüyle kendi değerlerimizi başkasına peşkeş çekmekten başka ne anlam ifade eder?

Değerli milletvekilleri, bazı hususları buradan size okumak istiyorum. Mülkiyet haklarına ilişkin olarak 2008 yılında yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu'nun 7'nci maddesi uyarınca 181 taşınmaz, başvuruları üzerine azınlık vakıflarına iade ediliyor. Öncelikle 1936 şartları, 1974 uygulamaları ve daha sonra ortaya çıkan 2008 hükmü.

Öncelikle şunu da hatırlatalım: 2008 yılındaki kanun hükmünde kararnameyle kimin malını kime veriyorsunuz? Sayın Bakanım buradalar, ben geçen sene söylediklerimi tekrar etmek istemiyorum ama şunu vurgulamakta da fayda var: Eğer siz "Daha önce gasbettiklerimizi iade ediyoruz." ifadesini kullanırsanız yarın birisi "Siz Anadolu'yu da gasbetmiştiniz." diyecek ve o zaman "Buyurun Türk milleti, uyanın Türk milleti, nereye gidecekseniz gidin." deme hakkı doğacak mı, doğmayacak mı? (MHP sıralarından alkışlar) Libya'da yaşanan hadisenin Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşananlara yarın terör konusunda örnek olacağı düşünülürse o zaman başka şeylerin başımıza geleceğini unutmamamız lazım.

Bakınız, bir uygulamadan söz etmek istiyorum, bir zihniyet değişimi yaşanıyor. 1997 senesinde Türkiye'nin büyük bir iş adamı Yunanistan'dan bir gemiye 400 Rum'u yani Yunan'ı doldurdu ve Trabzon'a getirdi. Trabzon'a gelirken Trabzon'un seçilmesi, geminin adı ve yapılan programın adı çok önemli: Karadeniz'i kurtarma ve çevre kirliliğini giderme programı, bir panel ama o günün Trabzon insanı, tarihten gelen gelenekçi tavrıyla vatanına, milletine, din ve devletine sahip çıkma şuuruyla sahaya indi, sahile geldi ve Yunan gemisini geldiği yere gönderdi. Ama aradan on küsur sene geçti, AKP iktidara geldi ve AKP iktidara geldikten sonra bu milletin paralarıyla Sümela Manastırı'nı restore etti. Dün sokmadığımız Yunanlıları devlet davetlisi olarak oraya getirdik ve Bartholomeos hazretleri de -ünlem içerisinde söylüyorum, parantez içerisinde çünkü birileri hayranlıktan hep "hazret" ifadesini kullanıyor- içerisinde, getirdiler oraya, ayin yaptılar. Dün tepki gösteren Trabzonlu gönül dostlarım, bugün AKP bunu yaptı diye bunu sinesine çekti. Türkiye'de bir zihniyet değişimi yaşanıyor. Darüşşafakanın adı Türk ve Müslüman çocuğundan çıkartıldı ve bugün oraya başkalarının çocuklarının girmesine izin verildi. Ya "Türk" kelimesi 36 parçadan birisiyle sınırlı kaldı veya azınlıklara gösterilen kapsamın içerisine girmediği için bu uygulama yapıldı.

Değerli milletvekilleri, şu duayı okumak istiyorum: Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun. Ebediyen cehennemde kalsınlar, onların cezaları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse vebali ve günahı onu değiştirenlere olacaktır.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)