Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:28
Tarih:11/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle kızgın bir ortamda konuşmak kolay değil tabii.

Dün Mustafa Balbay yemin etti. Bu, çok önemli bir gündü bu Parlamento için çünkü millet iradesinden çok sıklıkla söz ettiğimiz bu günlerde millet iradesine düşen bir gölge öylelikle kaldırılmış oldu bu yeminle. Bu, tabii, mutluluk verici bir olay. Fakat şu soruyu sormak lazım: Mustafa Balbay neden cezaevindeydi? Bunu sadece Mustafa Balbay için değil, Mustafa Balbay'la aynı statüde olan diğer milletvekilleri, milletvekili olmayan diğer Balyoz, Ergenekon, KCK hükümlüleri, tutukluları için de sormak lazım. Bu sorunun cevabı 20'nci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan Kafka'nın "Duruşma" adlı kitabında var, orada bulabiliriz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - O labirentlere hiç girme.

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Orada şöyle bir şey var: Bir adam üzerinde "hukuk" yazılı kapıdan içeri girmek istiyor. Bekçi diyor ki: "Dur bakalım, giremezsin şimdi, daha sonra." Ve adam beklemeye başlıyor. Bekliyor, yıllar geçiyor, devamlı girmek için teşebbüste bulunuyor, bekçi devamlı engelliyor. Sonunda adam yaşlanıyor, artık ölüm döşeğine düşüyor ve ölmeden önce bir soru soruyor bekçiye: "Nasıl oluyor da ben bu kadar yıldır burada bekliyorum ve benden başka hiçbir kimse bu kapıdan içeri girmek istemedi. Bu nasıl oluyor?" diyor. Bekçi ona doğru eğiliyor, diyor ki: "Bu kapı sadece senin içindi." Öldükten sonra da kapıyı kapatıp gidiyor zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, Türkiye'de de "hukuk, adalet" yazılı kapıdan geçmek için bekleyen ve bir türlü geçemeyen çok çok kişi var, bizim hukuk adalet sistemimizin sonucunda. Tabii, Mustafa Balbay'ın serbest bırakılması Anayasa Mahkemesinin kararıyla oldu. Bu, iyi bir gelişme.

AHMET YENİ (Samsun) - Referandumla oldu, referandumla. "Hayır" dediğiniz referandumla oldu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - "Hayır" demediler, onlar dışarı çıktılar.

BAŞKAN - Sayın Yeni, lütfen... Sayın hatibe müdahale etmeyelim.

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Güzel bir şey söyledi ama, çok güzel bir şey söyledi. "Referandum sayesinde oldu" dedi, ne diyorsunuz?

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Tabii, herkesle birlikte konuşamıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, yanlış söyleniyor, onlar "hayır" demediler ki, dışarıya çıktılar.

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Referandum sayesinde oldu mu, olmadı mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - "Hayır" demediler efendim, dışarı çıktılar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Referandumla oldu biliyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Sana kalsa yüz yıl çıkmazdı.

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Şimdi, efendim, bireysel başvuru hakkının tanınması Anayasa Mahkemesinde tabii iyi bir gelişme olabilir de, nasıl sonuç vereceğine bağlı. Yalnız şunu söylemek lazım: Anayasa Mahkemesinde şu anda 10 binden fazla bireysel başvuru var, insan hakkı ihlali nedeniyle. Bu bireysel başvurular giderek artacak. Niçin artacak? Çünkü Türkiye'de çok geniş ölçüde insan hakkı ihlalleri oluyor. İnsan hakkı ihlallerini ortadan kaldırmak için ihlal olduktan sonra başvuru yolunu getirmek yeterli değil. Yapılması gereken şey, insan hakkı ihlali olmamasını sağlamak, insan hakkı ihlalinin nedenlerini ortadan kaldırmak. Oysa, bu nedenler ortadan kaldırılmadığı gibi, kitlesel bir nitelik kazanıyor. Türkiye'de insan hakları ihlalleri 1990'ların başında güneydoğu davalarında kitlesel nitelikteydi. Ondan sonra bu değişti ama bugün, günümüzde bu ihlaller yeniden kitlesel nitelik kazanmaktadır.

Bu hafta İnsan Hakları Haftası. Onun için, bu İnsan Hakları Haftası'nda neler görüyoruz, buna bir bakmak lazım. Şunları görüyoruz: Gezi sonrası başlatılan cadı avı büyük bir hızla devam etmektedir. Gezi'ye katılan 255 kişi için iddianame hazırlanmıştı. Gezi'ye katılan 13 yaşındaki çocuk için iki yıl hapis cezası talebiyle soruşturma açılmıştır, yargılanmaktadır bu çocuk. Adalet Bakanı şöyle demiş... Efendim, işte, Gezi'de tutuklu olanların, gözaltına alınanların çıplak aranması problemi var. Adalet Bakanı "Utandırmadan soyuyoruz." gibi çok garip bir deyim kullanmıştır. Utandırmadan soyuyoruz ne demek arkadaşlar? Yani aşağılayıcı muamele çok büyük bir insan hakkı ihlalidir. Aşağılayıcı muamelenin ne olduğuna Adalet Bakanı karar vermez, aşağılayıcı muamelenin ne olduğuna o muameleye tabi tutulan kişi karar verir, eğer kendisini aşağılanmış hissediyorsa bu aşağılanmış muameledir. Adalet Bakanının çıkıp da "Biz utandırmadan soyuyoruz." gibi garip bir laf söylemesi insan haklarından ne kadar uzak olduğunu gösteren bir göstergedir.

Toplantı, gösteri yürüyüşleri Türkiye'de çok büyük bir problem hâline gelmiştir. Demokratikleşme paketine konulan toplantı, gösteri yürüyüşleriyle ilgili değişiklik hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü toplantı, gösteri yürüyüşleri özgürlüğüyle ilgili şunları valilerin ve yetkililerin öğrenmesi lazım: Bir, toplantı ve gösteri yürüyüşü izne tabi değildir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü için bildiri yapılmamış olması barışçı bir gösteriyi dağıtmak için neden değildir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün nerede yapılacağı, ne zaman yapılacağı o gösteriyi düzenleyen kişilere ait bir haktır. Buna vali karar vermez. Yani bunları düzeltmeden, böyle birtakım kozmetik değişikliklerle... Efendim, "Bir saat daha fazla uzattık." işte, efendim, "Hükûmet komiserini ortadan kaldırdık." filan, bunlar aslında kozmetik değişiklikler fakat buradaki esas insan hakkı ihlalini ortadan kaldırmayacaktır.

Tabii, polisin orantısız güç kullanması çok büyük bir mesele hâline gelmiştir Türkiye'de. Polis gücü bugün artık suçluyu yakalamak, suçluyu cezalandırmak için kullanılmamaktadır. Polis gücü, kamu düzenini değil, iktidarı korumaktadır bugün; iktidarın iktidarda kalmasının bir aracı hâline gelmiştir, Türkiye'deki otoriter rejimin kurulmasının bir aracı hâline gelmiştir. O nedenledir ki polis gücü Avrupa'daki en geniş polis gücü hâline getirilmiştir, o nedenledir ki polis gücü, insan haklarını ihlal eden polisler mükâfatlandırılmaktadır. 6 insan öldürülmüştür, bilmem ne kadar insan yaralanmıştır, 1.500 insan yaralanmıştır; bunlarla ilgili, polise büyük bir koruma sağlanmaktadır. Bütün bunlar giderilmeden Türkiye'de insan haklarından bahsetmek söz konusu olamayacaktır.

Çok teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)